Dün akşam yine film izledim, amaç örgüyü biraz ilerletmekti biraz da...
Gandhi...Enfesti film olarak; içler acısıydı sömürü...
Boşuna değil Oscar ödülleri, bir kez daha anladım.
Ben Kingsley oynamamış, gerçekten ve % 100 olarak Gandhi'yi ete kemiğe yeniden büründürmüş, öyle de hakketmiş ki, en iyi erkek oyuncu Oscar'ını... Sanırım bir süre filmlerini (hatta bazılarını yeniden) izleyerek kendisine duyduğum şükranı içtenlikle yeniden sunacağım...
Öyle huylarım vardır benim...
Çok takdir ettiğim bir şeyle karşılaştığımda, onu yapan kişiyi -kendisinin tabi ki bilmesi de olanaksız olsa da- içselleştirir, şükran sunarım kendimce. Bu çeşitli yöntemlerle olabilir, onun için pasta yapabilirim, günlüğüme yazabilirim, üzerinde gördüğüm yada onu hatırlatacak herhangi bir objeyi yapmaya çalışır ve onu artık onunla bağdaştırıp kullanabilir, hediye edebilirim mesela. Biz iz bırakıyorsa hayatımda bu öylece kalmamalı öyle değil mi? ;-)
Hal böyle olunca, film arası verip, onun o yumuşacık, enfes, katıksız ve keskin oyunculuk yeteneğine hürmetle, bu tarife aynen uyduğunu düşündüğüm sünger kek yaptım.
Film sonrası, yedik.
Film izlerken örgü ördüm tabi ;-)) Bu arada kızımcığım selanik örgü bir kazak modeli gösterdi "seninki çok güzel oluyor, bana da bundan örer misin annneeeeğğğ, yüffennnn" diyerek. "Olmaz" dedim valla şimdilik ;-)
Dün akşam mercimek köftesi yaptım, of çok özlemişiz kendisini, patlayıncaya kadar yedik dersem ancak anlatabilmiş olurum.
3 saat 11 dakikalık film ve arada verdiğim yarım saat mola sebebiyle tüm akşam dolmuş oldu zaten.
Ekşi mayamı besledim, ojelerimi değiştirdim, zencefilli çay içtim, yattım.
Hayatlarının baharında, mutlulukların en güzelini hakketmiş halde canlarına kıyan 3 hekim için çok ama çok üzülerek...
Öfkeyi sıcak sanmama rağmen, buz gibi olduğunu hissederek...
Gandhi...Enfesti film olarak; içler acısıydı sömürü...
Boşuna değil Oscar ödülleri, bir kez daha anladım.
Ben Kingsley oynamamış, gerçekten ve % 100 olarak Gandhi'yi ete kemiğe yeniden büründürmüş, öyle de hakketmiş ki, en iyi erkek oyuncu Oscar'ını... Sanırım bir süre filmlerini (hatta bazılarını yeniden) izleyerek kendisine duyduğum şükranı içtenlikle yeniden sunacağım...
Öyle huylarım vardır benim...
Çok takdir ettiğim bir şeyle karşılaştığımda, onu yapan kişiyi -kendisinin tabi ki bilmesi de olanaksız olsa da- içselleştirir, şükran sunarım kendimce. Bu çeşitli yöntemlerle olabilir, onun için pasta yapabilirim, günlüğüme yazabilirim, üzerinde gördüğüm yada onu hatırlatacak herhangi bir objeyi yapmaya çalışır ve onu artık onunla bağdaştırıp kullanabilir, hediye edebilirim mesela. Biz iz bırakıyorsa hayatımda bu öylece kalmamalı öyle değil mi? ;-)
Hal böyle olunca, film arası verip, onun o yumuşacık, enfes, katıksız ve keskin oyunculuk yeteneğine hürmetle, bu tarife aynen uyduğunu düşündüğüm sünger kek yaptım.
Film sonrası, yedik.
Film izlerken örgü ördüm tabi ;-)) Bu arada kızımcığım selanik örgü bir kazak modeli gösterdi "seninki çok güzel oluyor, bana da bundan örer misin annneeeeğğğ, yüffennnn" diyerek. "Olmaz" dedim valla şimdilik ;-)
Dün akşam mercimek köftesi yaptım, of çok özlemişiz kendisini, patlayıncaya kadar yedik dersem ancak anlatabilmiş olurum.
3 saat 11 dakikalık film ve arada verdiğim yarım saat mola sebebiyle tüm akşam dolmuş oldu zaten.
Ekşi mayamı besledim, ojelerimi değiştirdim, zencefilli çay içtim, yattım.
Hayatlarının baharında, mutlulukların en güzelini hakketmiş halde canlarına kıyan 3 hekim için çok ama çok üzülerek...
Öfkeyi sıcak sanmama rağmen, buz gibi olduğunu hissederek...

















