31 Ekim 2017 Salı

İz

Dün akşam yine film izledim, amaç örgüyü biraz ilerletmekti biraz da...
Gandhi...Enfesti film olarak; içler acısıydı sömürü...



Boşuna değil Oscar ödülleri, bir kez daha anladım.
Ben Kingsley oynamamış, gerçekten ve % 100 olarak Gandhi'yi ete kemiğe yeniden büründürmüş, öyle de hakketmiş ki, en iyi erkek oyuncu Oscar'ını... Sanırım bir süre filmlerini (hatta bazılarını yeniden) izleyerek kendisine duyduğum şükranı içtenlikle yeniden sunacağım...
Öyle huylarım vardır benim...
Çok takdir ettiğim bir şeyle karşılaştığımda, onu yapan kişiyi -kendisinin tabi ki bilmesi de olanaksız olsa da-  içselleştirir, şükran sunarım kendimce. Bu çeşitli yöntemlerle olabilir, onun için pasta yapabilirim, günlüğüme yazabilirim, üzerinde gördüğüm yada onu hatırlatacak herhangi bir objeyi yapmaya çalışır ve onu artık onunla bağdaştırıp kullanabilir, hediye edebilirim mesela. Biz iz bırakıyorsa hayatımda bu öylece kalmamalı öyle değil mi? ;-)

Hal böyle olunca, film arası verip, onun o yumuşacık, enfes, katıksız ve keskin oyunculuk yeteneğine hürmetle, bu tarife aynen uyduğunu düşündüğüm sünger kek yaptım.
Film sonrası, yedik.



Film izlerken örgü ördüm tabi ;-)) Bu arada kızımcığım selanik örgü bir kazak modeli gösterdi "seninki çok güzel oluyor, bana da bundan örer misin annneeeeğğğ, yüffennnn" diyerek. "Olmaz" dedim valla şimdilik ;-)
Dün akşam mercimek köftesi yaptım, of çok özlemişiz kendisini, patlayıncaya kadar yedik dersem ancak anlatabilmiş olurum.
3 saat 11 dakikalık film ve arada verdiğim yarım saat mola sebebiyle tüm akşam dolmuş oldu zaten.
Ekşi mayamı besledim, ojelerimi değiştirdim, zencefilli çay içtim, yattım.
Hayatlarının baharında, mutlulukların en güzelini hakketmiş halde canlarına kıyan 3 hekim için çok ama çok üzülerek...
Öfkeyi sıcak sanmama rağmen, buz gibi olduğunu hissederek...


30 Ekim 2017 Pazartesi

Bodrum ağırlık devesi, filmler, örgüler, Vitruvius vesaire

Bodrum'da gelinlerin çeyizi develerle gider halâ yeni evine. Adına "ağırlık" denir.
Deve süslenir püslenir güzel olduğu düşünülen aksesuarlarla.
Ben bu geleneğe ve aslında özellikle böyle özel günler için halen korunulan tüm geleneklere bayılıyorum, develere azcık yazık oluyor ama öyle hınca hınç bir yük değil zaten üzerindekiler genellikle.
Burada bahsetmiş miydim bilmiyorum, zaman zaman resim yapmaya çalışıp boyuyorum rengârenk...
Kâğıt üzerine akrilik ve tekstil-art malzemelerden...


Dün ve kısmen cts. bütün gün film izleyip örgü ördüm.
Gri kazağın önü bitti, arkaya başladım.
Kızımcığım battaniyemizin küsmesinden endişelendi, 4-5 motif de ona devam ettim.



The Lady in the Van/ Zoraki komşu: oldukça beğendim.
Fried Green Tomatoes / Kızarmış yeşil domatesler: oldukça beğendim.
Something The Lord Made / Tanrı'yı arayanlar: bayıldım.
Prayers For Bobby / Dualar Bobby için: bayıldım.
The Goodlie / İyi bir yalan: oldukça beğendim.

Farkettim ki; film izlemeden örgü örersem, zırt pırt bir şeyler için kalkıyorum yerimden ve sonra da örgüden çabuk sıkılıyorum. Film izlemek hem kendi başına keyiflendirici hem de benim kıçımı sabitlediği için faydalı...

Ekşi mayamı 3.kez besledim, bu aşamada kokusu hiç de iç açıcı değil ;-)) Ama sabretmek de güzel...

Hafta sonu ciddi yağmur yağdı. Zeytin kırmanın zamanı geliyor böylece; bilirsiniz yağmur yemeyen zeytin lezzetlenmez dalında, sonra ne yapsanız da boş... Zeytinliği olan bir arkadaşıma sipariş verdim, lezzetlendiğine emin olduklarında toplayıp getirecekler köyden... Tabi ki onu da probiyotik besinlerimiz arasına katacağız, inşallah ;-))

Yatmadan önce, NG belgesellerinden, Leonardo da Vinci'nin hayatının kısa özetini izledim. Bilmediğim şeyler varmış, Vitruvius adamı o tanımladı ve çizdi diye biliyordum meğer onun değilmiş aslında. Marcus amca'nınmış ilk çizim, Leonardo müthiş çizim yeteneğiyle onu daha güzel çizmiş tabi, yıllardır bunu bilmediğim için kendime kızdım. Daha da kızımcığımla iddialaşmasam öğreneceğim yoktu, cehalet kötü ama bir de biliyorum iddiasıyla olanı sanırım en utanç vericisi ;-))
İzlediğim Something The Lord Made aynen bu hisse kapıldığım, şahane bir filmdi, bağdaştı. Yani esas başarı, her zaman göz önünde olanın olmayabilir. (Ki bunu ben kendi hayatımda bir çok kez deneyimledim ve devam da ediyor ;-)

Hafta sonu kitabımı azcık okuyabildim, e benim gibi maymun iştahlı olunca böyle işte ;-) 292. sayfanın en sonunda yine Jojo'ya mahsus bir şokla Lottie'yle karşılaşmak, nefesimi kesti. Artık bitmesin bile istiyorum kitap, bu da bi garip. ;-)

29 Ekim 2017 Pazar

Yaşasın Cumhuriyet

cumhuriyet ile ilgili görsel sonucu

Şanlı bayramımız kutlu olsun...
Kula kulluk etmenin esaretinden bizleri kurtaran yiğitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun...
Yaşasın Cumhuriyet...

28 Ekim 2017 Cumartesi

Bugünün demlenenleri...

Her eski şeyi sevmem ama derinden etkilendiğim, el işçilikli antika merakım son zamanlarda depreşmeye başlamıştı. Bunu hiç konuşmadan anlayan dayıcığım geçenlerde bana antika bir demlik hediye etmişti, uçmuştum sevinçten. Şimdi de ona altlık niyetiyle yine el işçilikli bir tabak almış bana. Öyle mutlu oldum ki anlatamam, dün bütün akşamı ona bakarak geçirdim...
Kim bilir ne hatıralar demlenmiştir bu demlikte...
Kim bilir ne hatıralar demlenecektir şimdi artık bizimle...


Dün ekşi mayamın 48 saatlik bekleme süresi doldu, ilk beslemeyi yaptım.
Başta kullandığım 1 Türk Kahvesi fincanı un ve su ile... Bu akşam 2. besleme yapacağım ama besleme yapmadan kavanozdakinin yarısını atıcam zira 10.gün sonunda devasa bir hamur parçasıyla uğraşmamak gerekiyor.






Kapak, ne kapalı ne açık ;-))
Dün balık-salata-brokoli-pıransa kavurması :) menüsü vardı evde.
Menü balık olunca o arada ıslak kek yaptım, küçük kızımcığım çoook sevinsin diye.
Büyücek kızımcığım balık sevmediği için mırın kırın uzandı tabağına. Baktım çocuk aç yatacak, taptazecik körpe ıspanakları doğrayıp, taze soğan, lor ve zeytinyağıyla iç hazırlayıp gül böreği yaptım bi de yemekten sonra.
İstanbullu Gelin'i izledik kızımcığımlarla, babişko film izledi, erken yattı, sabahın köründe tekneyle balığa gidecekti.
Sonra ben biraz çalıştım, yine.
Örgü örmedim ama bugün biraz örüp, film izlemeyi düşünüyorum halâ zira saat 15:45.
Akşama çiğ köfte-ayran menüsü yaptım kafamdan, talep olursa gerçekleşecek. İstemezlerse de mantı menüm var aklımda. Saat saat istekler değişebiliyor bizim evde, bu yüzden alternatifli olmaya özen gösteriyorum.
Dün sizlerden projem için istediğim fikirlere geri dönüşler  çok kıymetliydi hepsini not ediyorum, çok ama çok teşekkür ediyorum. O da neydi diye soranlar olur diye tekrar yazmak istiyorum;
"Konu "yerel yönetimlerde kadın seçmen analizi" biliyorsunuz belki, yazmıştım geçenlerde. Kadınlarla konuşuyorum, beklentilerini anlamaya çalışıyorum, bu konuda beni fikirlerinizle desteklerseniz çok ama çok müteşekkir kalırım. Sorum şu: siz bir kadın seçmen olarak (bireysel yada toplumsal) yerel yönetiminizden neler beklersiniz?"
Bunu bir süre her gün soracağım çünkü bu tür projelerde masa başında değil, birebir görüşlerle, ayağı yere basan fikirlerin çok kıymetli ve sürdürülebilir-uygulanabilir olduğu tezine sahibim. Bu tür yaptığım ve halen uygulanan projeler sunabildim ve bundan çok mutlu oldum hep.
333 kapsül dolap çalışmalarım için kızımcığımlarla da bir değerlendirme yaptık bugün. Ben seçim yapmakta biraz zorlanıyorum çünkü "amaan boşver bunu" dediğim bir giysi, ütülenince bambaşka bir hale dönüşmüş oluyor ama azmettim bunu mutlaka yaşama döndüreceğim.
Kızımcığımların biyoloji bilgileri hem ilgileri hem de biraz da Fen Lisesi eğitimleri sebebiyle oldukça iyi durumda onlarla probiotikler/metabolizma konularında konuştuk bugün kahvaltıda. Beni tamamen desteklediklerini söylediler, bu yöndeki çalışmalarım sebebiyle, iyi geldi be onay almak ;-)) Artık onların da daha bi önem verecek olduklarını hissetmekti aslında iyi olan... Umarım öyle olur...
Kızımcığımların ve aslında herkesin, her konudaki bilgi birikimlerini gündelik hayata adapte edebilmeleri yeteneklerini çok ama çok kıymetli buluyorum, bu benim hayatımdaki en muhteşem şeylerden biri...


27 Ekim 2017 Cuma

Adı;Sevgi Böccüüü olsun, Pıransa olsun ;-*)

Ayıklama, derleme, toplama işleri iyi gidiyor.
333 projesine dev görünüşlü minik adımlarla yürüyorum...
Dün yıkama işlerine giriştiğim için kıyafet belirleyemedim, e malum sayı kısıtlı, yıkayıp, ütüleyip bakıcam gözüme kestirdiklerime, sonra seçicem.
Ayakkabı dolabı da düzenlenmeli bu arada, hafta sonuna denk gelince belki yardım da alabilirim ;-)
Dün eve gidince pırasalarla kaynaştım hemen.
Burada yerliler pırasaya "pıransa" diyor. En çok tercih ettikleri hali ise ya nohutlu, salçalı yemeği (ki tüm düğün yemeklerinin baş tacıdır) yada kavurmasıdır. Pirinçli halini neredeyse hiç yapmazlar, pıransaların ziyan olduğunu düşünürler. Kavurması ve nohutlu, salçalı yemeğini ise aslında mübadele döneminde buraya yerleşen Girit'lilerden öğrenmişler.
İşte ben de kavurmasını yaptım. Soğan, havuç kavrulur, rende domates eklenir biraz daha kavrulur, üstüne pıransaların doğranmış yeşil sapları tabi ki bir dal da kereviz sapı ve yaprağı  (ki burada her demet pıransanın içinde bir dal da kereviz mutlak surette bulunur)ilave edilir, bunlar ölünce de pıransanın doğranmış beyaz ve açık renk kısımları eklenir, kapak kapatılır, pişmeye bırakılır. Accık sulu olsun isterseniz de isteğe bağlı su ekleyebilirsiniz. ocaktan almaya yakın varsa 1 adet turunç suyu çok kıyak yakışır,  ekmeğe dürüm yapılır ve yenir ;-))



Aslında dün akşamın menüsü akşam kahvaltısı idi, pırasa ek oldu.
Şurada anlattığım Soka kavanozunu da açtık bi bakalım diye; çok ama çok güzel bulduk, belirtmeden geçemedim ;-)) Hele de tazecik, zeytinli, çörek otlu, tahıl unlu ekşi maya ekmek ile...


Yemekten sonra 1 saat kadar projem üzerinde çalıştım. Çook okumam lazım, çok bilgi toplamam lazım. Konu "yerel yönetimlerde kadın seçmen analizi" biliyorsunuz belki, yazmıştım geçenlerde. Kadınlarla konuşuyorum, beklentilerini anlamaya çalışıyorum, bu konuda beni fikirlerinizle desteklerseniz çok ama çok müteşekkir kalırım. Sorum şu: siz bir kadın seçmen olarak  (bireysel yada toplumsal) yerel yönetiminizden  neler beklersiniz?

Yasak Meyve'yi okumaya devam ettim, II.Bölüm'ün halen Lottie'ye bağlantı yapmasını bekliyorum ve kendimi zapdedip halâ son sayfalara da bakmadım ;-))

Akşamları uyku bastırması hali daha da artmaya başladı, bunu her akşam içtiğimiz kekik çayına tastamam bağlamış bulunuyorum.

Tabi örgü örmedim yine bu arada ;-)

Mualla dün yine kaçtı, kapı sinekliğini patileriyle kendi açmayı da öğrenmiş bu arada peh peh peh...
Neyse ki, biz yatmadan döndü matmazel... Patileri, tüyleri silindi filan...

Hah bak unutuyordum, yeni ekşi maya yapmaya başladım. Benim  mayam (üstte gördüğünüz ekmeğin mayası olur kendileri) 1 yıllık oldu ve öğrendim ki; tüm mayalar zaman geçtikçe özelliklerinin ve içerdikleri bakterilerin bir kısmını kaybediyorlar. Bu sebeple 2 gün önce yenisini yapmaya niyet etmiştim. İlk gün, bir ölçü un ve suyu (türk kahvesi fincanı ölçüm) kavanoza alıp karıştırdım, bardak dolabına kaldırdım, dün akşam 24 saat olunca üstte biriken suyu ile tekrar 3 dakika kadar karıştırdım ve dolaba kaldırdım. Bu akşamdan itibaren besleme yapmaya başlayacağım. İlgi duyan olursa aşamaları buradan yazmaya devam edebilirim...


Arkada görünen kavanozda da elma sirkesi yapıyorum ;-))

Günün çayı da missss gibi kokusuyla reddedilemeyen türden benim için... Parfümü olsa hemmen alırım.


Bloglarınızı okumak çok zevkli. Bazen yorum yapıyorum cart diye ilk girdiğim bir bloğa umarım cıvıklık gibi algılanmıyordur ;-) İçimden geleni tutmuyorum, engellemiyorum bir süredir, özgür davranıyorum, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan. Yolda gördüğüm bir çiçeğe de usulca yaklaşıp "seni seviyorum, ne güzelsin" demekten de büyük bir haz duyuyorum... (Kızımcığımlar bana yıllardır "sevgi böccüüü" diyor ;-))

Şimdi hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum. Evleriniz yemek koksun, şen sesler yükselsin, misler gibi birer yuva olsun diliyorum...

26 Ekim 2017 Perşembe

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş, valla doğru... 333 project

Dün eve gidince hiiiç kıvırttırmadan kendime söz verdiğim "yarım saat derleme-toplama-katlama" işine giriştim.
Önce 3 yıldır yastık dolabı filan diye kullanmaya başladığımız (sonra elimize her geçeni de attığımız) kapalı balkondaki gardırobun ilgili bölümünü boşalttım. Yazlık-kışlık ayrımındaki giysileri baza altlarına koymak yerine, her an gözümün önünde olabilecek bu dolapla mümkün mertebe yer değiştireceğim.
Sildim, temizledim ve ana dolaptaki yazlıklarımı katlayıp kaldırdım dün. Kendimi tebrik ettim çünkü 31.dakikada çoktan odadan yok olmuştum bile, "e bu da bir nev'i istikrar sayılır" diye.
Bugünkü seansta boşalan raflara bazayı kaldırıp kışlık olanları yerleştirecektim.
Ki...
Ceren'in gönderisi takıldı gözüme.
Var ya, tastamam aradığım şey bu!...
Kapsül gardırop...
Amaç; öncelikle eldeki malzemeyi kullanarak, önümüzdeki 3 ay boyunca ayakkabı, çanta ve paltolar dahil toplam 33 parça kıyafetten oluşan bir gardırop hazırlamak.
"Hazırladığınız 33 parçanın dışında kalan tüm kıyafetlerinizi ortadan kaldırmanız gerekiyor. Bir hurça koyabilir ve gözden uzak bir yere kaldırabilirsiniz. Gardırobunuzdaki o güzel ferahlığı görmek ve ne kadar fazla eşya ile yaşadığınızı fark etmeniz için bu çok önemli!" demiş ki; benim için tastamam doğrudur.
Önerdiği siteye de üye oldum, zaman zaman tüyolar almak ve gaza gelmek üzere.
Yani bugünkü planım bunu yapmaya  başlamak...
Kendisine de mesaj yazdım, "seni karşıma Allah çıkardı, adını Hızır koydum" diye :) Yazının başlığı tam da buradan gelmekte...
Bi bira açtım kendime, yanında da çerez, oh gerginlik filan geçmekte baktım da :) "Kıyamet kopsa bi parçacık da bezim var demeyeceğim" kıvamı yani...
Akşama şinitzel, tereyağlı makarna, (taptazecik marul (pazardan), taze soğan (bahçeden), taze nane (bahçeden), domatesle(pazardan)) salata yaptım, kızımcığım bayılır bu menüye zaten diye de daha bi keyifle yaptım. Valla üşenmeden daha taptaze, yenice çıkan soğanın,maydanoz-nane öbeğinin resmini bile çekmişim :)


O arada ekmek makinesine yarı tahıl- yarı tam buğday unuyla, zeyinli ve çörek otlu ekmek malzemelerini sallayıverdim, zira kızımcığım bu akşam "akşam kahvaltısı" yapmak istediğini beyan etmişti ve pazar sabahı yaptığım ekmek bizi 4 gün mutlu ve tatmin etmek suretiyle görevini tamamlamıştı.
Yemek yedikten sonra kızımcığım biraz kestireyim dedi, ben yanıma örgümü aldım ve fekat bundan sonra da bir de tekrar kaldırırken elim değdi kendisine, çünkü Sevgili Jojo'dan utanarak yaklaşık 1 aydır 24 saat yanımda olan "Yasak Meyve"ye gözüm takıldı, devam ettim okumaya, ilk 70-80 sayfa accayip sıktığı için ilerleyemiyormuşum demek, su gibi aktı gitti sonraki yüz küsur sayfa. Şimdi 189.sayfada II.bölüm başladı, yepisyeni başka bir hikâyeye döndü gibi oldu, ben yine sıkılıyorum gibi ama mutlaka bağlantı kuracak elbet Guy ve Lottie'yle diye okumaya devam edicem tabi. Öğle arasında biraz okudum, sonra bu yazı için bıraktım.


Öğle arasında ofis arkadaşımız Mesut, Bitez pazarına gitti, sağ olsun bana da alış-veriş yaptı. Körpecik ıspanak, kereviz (taze yeşil yaprakları salata da olacak, tarif; Mutfağın Hatıra Defteri / sayfa 69) pırasa, brokoli ve yufka almış. Bugünden başlayarak tüketilecekler inşallah...
Ofisteki başka bir arkadaşım Mehmet de köyden (Mumcular-Kemer) süt getirdi sabah, şimdi dolapta bekliyor, akşama yoğurt ve lor yapılacak, lor hafta sonu yapılacak ıspanaklı börek için kullanılacak.
Hani diyorum ya, bazen üstüme yapışan şeyler oluyor, uzun süre sadakatle bağlı kalıyorum diye, hıh işte bu da onlardan biri. Tek ne yazık ki tarafı her markette bulunamayışı, gerisi şahane...


Kendimle bağdaştırabildiğim yepyeni fikirler müthiş bir mutluluk ve heyecan yaratıyor bende.
Belki de adına zaman zaman "maymun iştahlılık" dediğim türlü çeşit arayışlarımın kökeni bu... Mutluluk ve heyecan arayışı... Kim bilir... 333 Project günün muhteşem hediyesi oldu diye mutluyum mesela şimdi... Darısı gelişmesine, istikrarına olsun inşallah der, kaçarım...

25 Ekim 2017 Çarşamba

Mutfağın Hatıra Defteri

Dün bahsettiğim üzere biraz sıkıntılı gittim eve odama çıktım, 3 sepet çamaşır katladım, yerleştirdim kısmen, iyice yazlık olanları ayırdım yine bir köşeye kaldırmak üzere ama insanlık için küçük kendim için büyük bir karar verdim.
Bundan sonra eve girer girmez yarım saat mutlaka katlama, yerleştirme, düzenleme yapacağım üst katta. Kızımcığımların odası için de büyük kızımcığım el atacak kısmen, kısmen de ben yardımcı olacağım ona.
Umarım gerçekleştiririz.
Bizim sorunumuz evde -gereksiz eşya- fazlalığı değil aslında. Şu anda minumum ihtiyaçlarımız kadar eşyamız var. Ama işte o minumum ihtiyaçlarımız kızımcığımların yurt hayatı yaşamalarından kaynaklanan + eşya fazlalığı yaratıyor ki; bunlar da gereksiz yada atılacak satılacak değil. Evde sürekli birlikte yaşasak bazı eşyaları ortak kullanabilirdik ama bizim için böyle değil işte, çamaşırlar günlük değişiyor en basitinden ve hafta sonu geldiklerinde olur da yıkanamaz, kuruyamaz diye yedekli tutuyoruz, 5 yerine 10 tane, bi de çarp bunları 2 ile al sana 20 oluyor bunlar mesela. E daha bunun gibi büssürü şey var ;-))
Bir de burada evler hakikaten çok küçük, bizimki fena diil bile sayılır hatta.
Bir de tabi çeyizimden 3'er tane harbi yün ve harbi pamuk 6 yorganım (sonra biz bir de elyaf deneyelim dedik ve +5 yaptık, yurt, ev derken), 2'şer taneden 4 döşek var. Yazları rağbet gören yerdeyiz malum herhalde 15 yastık vardır evde ki zaten dördümüz de çift yastıkla yatıyoruz. Yani bu döşekleri, yastıkları yazın da kullanıyoruz biz falan filan işte. Bunları anneciğim özene bezene hazırlamıştı ve şu anda çok da sağlıklı olduklarını biliyorum artık, sentetik yorganları sevemedim bi de, e hadi at bakalım atabilirsen misali var tabi böyle oluncada.
Neyse işte çok uzatmayayım da, yeni kararı uygulayabilirsem (ki buraya bunun için yazıyorum, belki yarın yapamadım yazmayayım yaaa diye yaparım bari) yol katedeceğimi zannediyorum.Yaniii;
Bundan sonra eve girer girmez yarım saat mutlaka katlama, yerleştirme, düzenleme yapacağım.
Kızımcığımla babişko geldiler o ara, veeeee sonunda gelen kitabımı getirdiler.
İlk tepkim şu oldu Leylak Dalı'm söylemeden edemeyeceğim; "aaaa çok inceymişşş, daha kalın bekliyordum yaaa, doyamam ki ben bunu okumayaa.."
Önceki günden kalan yemeklerin yanına halis mulis tarhana çorbamdan pişirip, sofraya bi telaş koydum, içine siyah zeytin attık, üstüne de küp küp doğradığım bayat ekmekleri şöööle zeytinyağında kekikle bi kavurur gibi gibi yaptım, çııtır çıtır olunca aldım, attık yedik, şükür dedik ve ben hemmeeen kitabımı alıp çekildim koltuğuma...
Nasıl keyif alarak okudum anlatamam. Okurken o dut ağacının altına yattım, Şakir Zümre sobadan çıt çıt çıkan köz patlamalarının sesini duydum, sucukiçi köfte buram buram koktu ama en çok da anne ile anneannenin atasözlerine bayıldım hatta bugün yanımda getirdim kitabı öğle arası o atasözlerini işaretleyip not alacağım. Bir de; kerevizlerin sadece yaprağını mı doğrayacağız salatası için, kökünü kullanmayacak mıyız, o aklıma takıldı ;-)



Ellerine, yüreğine, aklına, hatıralarına sağlık Nurşen öğretmenim.
Hakka yürüyenlerin mekânı cennet olsun, nur içinde yatsınlar, hatıralarıyla yaşayacaklar bizimle de...
Öyle güzel bir şey yaptın ki!..
Lütfen devam et yazmaya ama daha kalın bir kitap olsun, daha fazla mutlu et bizi...
Bayılıyorum, yaşanmışlığı olan hikâyelere, hatıralara... Çok etkileniyorum...

Normalde biraz da örgü örebilirdim ama istemedim büyü bozulsun...
Kapadım gözlerimi, ille de regülatörle çalıştırdığımız, üstüne rahmetli anneannemim simli floşla ördüğü şal gibi üçgen örtüyü örttüğümüz eski Nordmende televizyonumuz geldi gözümün önüne...
Sonra bir ara rahmetli dedemin sabahın köründe kısık sesle açtığı siyah deri kılıfı olan radyodan "yine bir gülnihal" çalındı kulağıma, sonra "nihansın dideden ey mest'i nazım"... Zeki Müren söylüyordu,ara ara dedem de eşlik ediyordu,
...öylece uyumuşum...



24 Ekim 2017 Salı

tembelim ben tembelimmm

Bakmayın siz benim yemekti, örgüydü yaptığıma.
Film izlemelerime, kitap okumalarıma filan da.
Ben çok dağınık ve tembelim ev işi konularında. Evde istisnasız 5 sepet katlanmayı, mümkünse yerleştirilmeyi, hani bir miktarda "ütülesen ne güsel olurdu yaaa" diye barım barım bağıran çamaşır var.
Her akşam için niyet edip gündüzden ama asla o niyetin gerçekleşmediği durumlar var.
Dünya kadar evi süsleyecek objem var ama bir türlü yerleşmeleri mümkün olmuyor.
Hele bir de kızımcığımların şifonyerini kendi odamıza aldım da onlara masamı verdimdi talepleri üzere, Alllaaahhh o gün yanmaya başlamış benim çırada haberim yokmuş. Sen bunun üstü siyah gerisi beyaz bir şifonyer, bir toz oluyor bir toz oluyor anlatsam duyar mısın mısralarımda?...
Üstüne örtü örtesim var, var da o örtüyü bulup çıkarıp, ütülemesi de var...
Sonra bizim evimiz küçük, her bahar yazlık-kışlık çıkarma işi de var, kıyafetten tut, ayakkabılara kadar bu böyle...
Yaklaşık 1 aydır nasılsa kaldıracağım ben bunları diye dolaplara yerleştirmeyeyim gibi muhteşem bir fikirle aydınlandığımı düşünmüştüm. Her hafta küçük kızımcığımın getirdiği ve geri götürdüğü valiz sayesinde birazda, daha bir dağıldı her gün, her hafta.
Yazarken bile darlandım yeminnen.
Çok gereksiz bir zaman kaybı gibi geliyor bu işler bana hep, pöfff...
Ne zaman yapacağımı bilmiyorum, bir misafir gelecek diye ödüm patlıyor yine de bu panikle yaşıyorum ve hiç istemezkene.
Ya bu çok düzenli insanlar var ya bayılıyorum onlara. Vazoda her gün çiçek, her şey yerli yerinde, objeler, süsler, şeyler miss gibi resimler filan da koyuyorlar, hastayım onlara hastayım. Ne yapsam o enerjiyi bulabilirim valla bilen varsa söylesin, kulu kölesi olurum. Supradyn bile işe yaramadı ki onu sırf bu amaçla almıştım ;-(
Ve en komiği de ben dağınıklıktan gerçekten nefret ederim. Ofis masalarım, dolaplarım cillop gibidir mesela. Ama evde ııı ıııh... Olmadı da olmadı.
Bir ara yardımcı bir abla bulduk minnet rica, bu durumumuza ilaç olur ümidiyle, onunla da olmadı çünkü her birimizin her bir şeyini karıştırdı doğal olarak, o yerleştirince hiç bir şeyimizi bulamaz olduk.
İş bölümü yaptım, kimse uymadı ben de dahil.
Iyyyygkk yazarken nefret ettim valla kendimden.
Bir yolu olmalı ama ne? Bulamıyorum ama vardır mutlaka.
Neyse işte ohh be içim rahatladı bu itirafla...
Dün akşam eve gittim yemek yaptım yedik, sonra acayip bir uyku bastırdı, azcık uyumadan uzanayım dedim, ohohoooo geçmiş olsun oldu.
Yani dünden anlatacağım hiç bir aktivitem yok.
Bu sabaha karşı accayip bir yağmur başladı, evin kapısından otoparka gidene kadar pantolonum tamamen ıslandı, parkettim inerken de foşş diye bastığım yer öğleye kadar ayağımı dondurdu, maalesef yapacak bir şey yoktu ;-( Hiç anlamadım ben, dün yazlık beyaz ayakkabı giymiştim, sabahın körü partutuş bot çıkardık kendimize, "e kardeşim hani bunun baharı filan olacaktı" dedim de, bir an da "Ekim'in 24'ü olmuş, belanı mı arıyodun, çıkaraydın kışlıkları işte böyle dımdızlak kalmazdın, pis tembel şey" diye höykürmeden de geçmedim kendime tabi.
Her şeye benim el atmam gerekliliğinden hoşlanmıyorum. Herkesin her şeyin yerini bana sormalarından da... Ofiste bile her şeyi bana sorduklarında da daha bir gıcık oluyorummmm ;(
ufff...
Başka da ne yazayım bilemedim, bugün kendime barut fıçısı gibiyim, dua ediyorum bugün bana kimsecikler bulaşmasın diye. Öyle yani...
Durumum aynen şu;




23 Ekim 2017 Pazartesi

23.10.2017 filmler, ekmekler filan

Hafta sonları evden zinhar çıkmak istemiyorum, acayip bir gereklilik yoksa. (Kendimle ilgili bilgi 1) Hafta içi akşamları da gerçi. Emekli olursam durum değişir mi bilmiyorum. Hiç sıkılmam evde, yapacak elvan çeşit iş bulabilirim (ev işi hariç) Kocaman bir dolabı ele geçirdim, hobi dolabı yaptım o bile yetmiyor artık.
Cuma akşamı barbun balık, kalamar, roka-marul salatası yaptık, yedik afiyetle. Mualla balık yemiyor deli ediyor beni, "nasıl kedisin sen yaaa" diye sinir oldum yine ona.  Aslında hiçbir şey yemiyor ev yapımı. Kuru yada yaş mamalarda da marka tercihi var, çok şımarıklık yapıyor. Onun yemediği her şeyi bahçe kedilerimiz kapışa kapışa saniyeler içinde bitiriyor ve bu durum beni her seferinde başka düşüncelere daldırıyor. Neyse, uzatmayayım ama "her canlı mı kolayca ulaşabildiği şeyin değerini bilmemekte ısrarcı acaba?" diye düşünüyorum. Mualla felsefe dünyamızda çığır açıyor.
Cumartesi akşamı hamburger-soğan halkası, turşu partisi yaptık, niye bilmiyorum çok keyifle tükettik. Bu sefer soğanları azcık haşlayarak yaptım, çok daha güzel oldu diyebilirim, tarif için şuraya bakabilirsiniz. Bu menü için yaklaşık 2 saat uğraşmışım, çok zaman ama kızımcığımların yüzlerindeki mutluluk da her şeye değer, çok şükür.
Cumartesi akşam ekşi maya hamur hazırladım, pazar sabahı kalkıp ekmeği pişirdim, her zaman her şartta bayılıyorum ekmek kokusuna.( bilgi 2) Hamurun bir kısmını da ayırıp minik bazlamalar yaptım, çok sevdi bizim hamurlu mamuller aşığı ev halkı ;-)




Bir zaman böyle bir alışkanlık geliyor, bir şeyleri evde yapıyorum. Böyle zaman zaman yapışan alışkanlıklar oluyor üzerime.(bilgi 3) Kafayı takıyorum bir şeye ve bir süre devam ettiriyorum onu. Ekmek (6 yıldır ama geçen yıldan beri ekşi mayalı olmak üzere) ve yoğurt (18 yıldır) en istikrarlı gidenleri. Elde yoğurasım yoksa ekmek makinesi kurtarıcım oluyor, zaman zaman orada yapıyorum.

Cumartesi kızımcığımlar Marina'ya gitmek istediler, kardeş kardeş kahve içmeye. Çok sevindim, kitap siparişimi de alacaklar diye. Nurşen ablanın yazdığı hani, Mutfağın Hatıra Defteri. Gelmemiş, çok sinir oldum. "Salı günü gelin"demişler. Umarım yarın yani, alabilirim. Güya en hızlı olsun diye internetten sipariş etmemiştim. Bekliyorum yani heyecanla.

Örgüyü vakit buldukça elime alabildim, eh işte ön tarafa V yaka kestim, yakanın bi tarafı bitti, diğer tarafa başladım. O son resmi çekmemişim ;-)


Hafta sonları film izlemeye de bayılıyorum. Yalnız şöyle bir ayırdım oluyor çoğu zaman, ben mutlak örgü örerken film izlemek istiyorum dolayısıyla da alt yazılı film değilde Türkçe dublaj olması gerekiyor. (bilgi 4) Çok nadiren hiç bir şey yapmadan film izleyebiliyorum onun da böyle çok ahım şahım olması gerekiyor. Pis bi huy ama böyle işte.
Geçen hafta keşfettiğim harika bir blog Oytunla Hayat ve kızımcığımların tavsiyelerine uyarak filmler izledim. Çok teşekkür ettim hep içimden, tekrar teşekkürler Oytun'un annesi. ;-)
Çekmeceler; çok hoşuma gitti, gerçekten bir kız çocuğunun hayatının içine etmenin filmini çekmişler.
Baby Driver, aşırı hareketli filmlerde bir yorgunluk hissetsemde bünyemde, bunu sevdim.
El Yazısı, epeyce bir anlamadım ne olduğunu, kuvvetli oyuncu kadrosuna rağmen diyaloglar çok boşluklu, sanki daha iyi doldurulabilirdi gibi geldi bana.
İkimizin Yerine, ben severek izledim, Zerrin Tekindor başta olmak üzere, Nejat İşler'i de Serenay'ı da izlemeyi seviyorum çünkü ve basit olmasına rağmen hiçte doğru tahminde bulunmadığım bir son ile bitti, sanki devamı da çekilecek hissi verdi, sevdim ben.
Görümce ile Annemin Yarası'nı izlemek de istedim ama bulamadım bir türlü, oysa geçen hafta linkler açıktı ancak ben adapte olamadığım için hafta sonuna bırakmıştım, şimdi ne oldu da bulamadım bilmiyorum, her link Recep İvedik 5'i açtı (ki onu da hiç sevmem)
Gecenin kapanışını Günden Kalanlar ile yapalım dedik ama ben 2.partinin yarısında uyuyakalmışım, oysa harika gidiyordu. Kalanını bugün tamamlayacağız inşallah ;-) Aman duymasın Anthony amcam ;-))
Öyleyken böyle işte biloğum...
Kendime ait 4 bilgiyle hafta sonu açığını yakaladığımı düşünüyorum ;-)

20 Ekim 2017 Cuma

Evde soğan halkası yapıyoruz, gel bacım gelll ;-)

Kendi doğal akışında yemek biloğuna dönmüş gibi de olsa vaktimin demek ki ne kadar önemli bir bölümünü bu ünük işine harcıyormuşum diye teşhiste bulunmamı da sağladı aslında bu durum.
Hep bu güvensizliklerim yüzünden...
Ne açık ne de ambalajlı ürünleri içime sindirememekten...
Her an "yine kandırılmıyoruz acaba?" sorusundan...
"..olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi..." düsturundan...
Annelikten...
Yani ben kendi kendime böyle olmadım ki, şartlar zorladı. ;-))
Fast food'lara karşı mıyım? Evet.
Buna rağmen yemiyor muyum ara sıra da olsa? Yiyorum.
Yerken de hoşlanmıyor muyum? Hemi de nasıl, whopper de öleyim mesela ;-)
Çocuklar da öyle.
Alışkan boyutunda değiller ama ara sıra hoşlanıyoruz ve favorimiz Burger King. At eti de olsa yicez...
Hal böyle olunca hem hamburgeri hem de soğan halkasını evde yaparak durumu accık masumlaştırıyorum ;-)
Cumartesi akşamı -kısmet ve ömrümüz olursa inşallah- evde fast food partisi yapacağız kızlarla, dolayısıyla ben gününden önce kalite kontrol amaçlı deneme sürümü yaptım ;-) oldukça hoşlanmışken didim, taaam biloğumda da ossun bu tarif...

Tarif Semen Öner'den, aynen uygulayabilirsiniz. Üç ilavem var yalnız;

1- Soğanları halka halka kestikten sonra -hemen yapacak da olsanız-  soğuk suda bekletin ve 3-5 kez mutlaka suyunu değiştirin, böylece soğan acı ise acısını ve sası ise kokusunu bırakacaktır suya. (Ben ısladım çok iyi oldu)
2- Eğer ısırdığınızda kıtır bir soğan (közlenmiş soğan kıtırlığına yakın oluyor) ısırmak istemiyorsanız, 4-5 dakika haşlayın. ( Ben haşlamadan yaptım ama bunu mutlaka deneyeceğim diye not aldım)
3- Sonradan ilave ettiğiniz yumurta akını köpük haline getirip öyle ilave edin karışıma, böylece Semen'inkinden daha da puf puf olduğunu göreceksiniz.(Ben köpürtüp yaptım bknz 2.resim, sonuçtan çok mutlu oldum)

Keyifliydi...






19 Ekim 2017 Perşembe

SOKA, AKÇA KATIK, HATÇA KATIK, SÜTLÜ BİBER TURŞUSU, IZVARKA, KURTMAÇ



Tarif, paylaştığım kişilerce fazlaca rağbet görünce unutmayayım diye burada da olsun istedim. Günlük şalanj bitmiş de olsa artık gerçekten burayı boşlamak istemiyorum.

SOKA, AKÇA KATIK, HATÇA KATIK, SÜTLÜ BİBER TURŞUSU, IZVARKA, KURTMAÇ ve daha bissürü adı var ;-))

Adına ne dersek diyelim aynı mantık iş başında, fayda içeriği aynı...

Birbirlerinden küçük farklarla ayrılıyorlar aslında...

Beyaz peynir, lor peyniri, çökelek, yoğurt yada süt+maya kullanılıyor, ortak amaç; bu ürünlerin maya üretebilmeleri kapasitelerinden faydalanarak biberi doğal yolla fermente etmek...

Benim tarifimdeki (+) şu ki, probiyotik içerikli malzeme kullanarak yararlı bakteri sayısını kat be kat artırmak. Diğer tariflerden bi farkı da, loru ve yoğurdu da (probiyotik içerikli olarak) evde üretmiş olmak.

Evet, internette uzun zamandır sayısını hatırlamadığım kadar tarif okudum.
Bunlardan 3 tanesini de geçmiş yıllarda denedim ve maalesef hepsini döktüm, belki ben belki de tarif ııı ıııh'tı...O yüzden; bilgi fırtınası devrinde de olsam ben illede damdan düşmeyi, damdan düşenden sorar öğrenirim ;-))
Velhasılı, annesi Boşnak kökenli olan, mutfağı da dillere destan arkadaşımı ziyaret edip, tarifi bahsettiğim üzere biraz daha probiyotik içerikli olarak değiştirerek tamamladım.

Merak eden olursa;

-750 gr dolmalık yada etli herhangi bir biber, damarları ve çekirdekleri çıkacak doğranacak( resimde göreceksiniz)
- 2 su bardağı lor peyniri ( sütü kaynatıp, 1 yk tuz ile kestirip ılımaya bırakıyorum, parmağım 5 sn dayanabildiğinde 1 paket doğadan bizim marka probiyotik yoğurt mayası ekliyorum, tencerenin ağzını kapatıyorum, 2 saat sonra kevgirle floklaşmış lorları topluyorum süzgece alıyorum, soğumasın diye biraz etrafını örtüyorum, 2 saat sonra patiska mutfak torbama alıyorum ve asıyorum sapından, suyu iyice süzülüyor, artık suyu kalmayınca kavanoza alıyorum, az tuz ilavesiyle bastırarak yerleştiriyorum, resimlerde bahsettiğim kavanozu göreceksiniz)

- 2 su bardağı probiyotik yoğurt (bu konuda uzmanız artık bi zahmet )

- 2 yk çörek otu

Lor, yoğurt, çörek otunu karıştırın, tuzu yemek tuzundan bi tık fazla olsun, karıştırın bi yerde.
Doğradığımız biberler ve bu karışımı kavanoza kat kat yerleştirin.
En üzerine zeytinyağı koyun, yüzeyi tamamen kaplasın.
Kapatın kapakları, koyun bi serin yere, birkaç gün biberlerin sararmasını kontrol edin gün be gün, baktınız bi arıza yok, unutun 2 hafta.
Sonra muhteşem bu lezzeti ister kahvaltı, ister turşu, isterseniz de meze diye tüketin.








Malzemeler hazır olduğu için yapmam 15 dakikamı aldı, gözünüzde büyütmeyin yani eğer tadını seviyorsanız yada denemek istiyorsanız.

Dün akşam ayrıca soğan halkası da yaptım evde. Aslında cuma akşamı için ev yapımı hamburger ve soğan halkası kızımın siparişiydi, olur mu olmaz mı diye denedim ve çok hoşlandık gerçekten. Yarın onu da anlatayım, boğulmasın burada şimdi ;-)

Aile boyu telefon görüşmeleri yaptım dün akşam. Dayımın şahane çıkan tahlillerine cümle aile olarak çok sevindik. Sonra kuzen vatsap ;) gurubumuzda gece 12'ye doğru açılan konu üzerinde birbirimize sesli mesajlar gönderdik, gülmekten çatladık gece gece. Kıyamet koptuğunda hesap soracak meleklerin hangi kuzenime nasıl davranacağını tahmin ettiğim bir sitendap şova başladımdı, arkası geldi onlardan da. Bebeği uyuyanın bebeği uyandı, uyuyan kocalar uyandı, onların evlerinde, ben bahçede gezinerek yaptım bu işleri kimsecikleri rahatsız etmedim ;-)

Ev dandini. Temizlenecek bugün inşalllaaahhhh.

Örgü örülmedi dün akşam.

Bugün ne pişecek, hiç fikrim yok.

Ben mesai arasındayım yine bu yayın için ;-) Biraz sonra gong vurcek, külkedisi olcem ;-((


18 Ekim 2017 Çarşamba

18.10.2017 / 21.Gün / Final

Sevgili Mari'nin başlattığı 21 günlük "günlük" yazma şalanjı bugün sona eriyor.
Uzun zaman sonra bu disiplini yakalamaktan çok hoşlandım açıkcası, teşekkürler ediyorum hem kendisine hem de bu süre içerisinde günlük yaşamlarının uygun gördükleri kısmını samimiyetle paylaşan blog arkadaşlarıma; sağolun, varolun efenim...
Şalanjın 1.günü aklımdan geçirip, 2.günü başladığım patchwork örtüm bu süre içinde oluştu, şalanjın bize hediyesi oldu, şimdi büyümekte gün be gün... Bazen hüzünleri okşadı birer birer, gizli bir umuda sarıldı bazen de... Şimdiden sonra hiç kasılmadan, keyifli anlarda birer ikişer eklenip büyüyecek inşallah...


Dün 1 saat erken çıktım, kızımla buluştuk, pazara gittik. Ona el işi, kenarları boncuklu saç bantı aldık, ben yerli tezgâhlarda nadiren dokunan ancak pazara getirilmeyen pamuklu ketene benzer diye ümit ettiğim kumaş siparişi verdim, söz vermemekle birlikte geçen hafta da sorduğumu hatırlayıp "sen bu işi biliddurun aplam, çalışcem bulmeğe" dedi sağ olsun biri. Bulursa alcez de bunun için benim her salı sormaya gitmem gerekecek sanırım, o kısmı atlamışım işte ;-)

Çıkışta yüncüme gittik yine. Yaşar battaniyemin turuncu olan ipini bulamıyor hiçbir yerde, duyunca  üzüldüm, elimde kalanlarla anlamlı bir boyutu olamayacak ne yazık ki... Nako'ya da yazdım, aradım kimse iplemedi. Kendime öreceğim kazak için yumuşacık şahane bir yün önerdi Mükerrem abi. Alize Lotus/Unique, % 40 Polyester,  % 33 Akrilik, % 22 Yün, % 5 Alpaka içerikli, 50'şer gr.lık yumaklar. Rengi açık gri, 10 tane kalmış, aldım fekat kötü haber şu Alize bu seriyi 30.yıl özel ürünü diye üretmiş ve artık üretmiyormuş, yani yetmezse yine bulamayacağım. Durum böyle olunca akşam hemen durum tespiti için örmeye başladım, 1 yumaktan ne kadar örebiliyorum diye, bitiremedim tabi, telefondu, çaydı, meyveydi, sohbetti derken. Bakalım bu yolculuğun sonu nereye varır ;-)


İpimin kalınlığı aynı değil biraz daha ince (çünkü Lotus'un hem yün hem de alpaka içerikli olması beni cezbetti ve ben başka yüne bakamadım),yakası da V olsun istiyorum ama kafamdaki model genel olarak şu;


Yüncü çıkışı kitabevime uğradım, (D&R'dan daha üstün bir performansla çalışıyor Bodrum'da Lise kırtasiye/kitabevi, hele hele de sipariş konusunda) tabikisi Nurşen öğretmenimin (o bir nam'ı değer Leylak Dalı) 20 Ekim'de çıkacak kitabını sipariş etmek için. "21'inde gel" deyince Yusuf bey uçtum tabi. Kargolarında aksilik olmazsa cumartesi heyecanlı bir gün olacak benim için. Bi de tembih ettim, "1 tane getirtme çok iste, sen de oku ve öner müşterilerine" diye ;-)) Sabırsızlanıyorum günlerdir zaten, şimdi anladım onun neden erken açıklama yapmak istemediğini, valla anladım.


Akşam örgü örerken İlber Ortaylı videoları izledim. Üsküdar'daki Mimar Sinan yapılarını anlattığı bölümü izlerlerken aklıma hep Lale abla geldi. (Özledim onu da) Etkilendiğim bölüm de, hani güya restorasyon yapacağız deyipte saçmasapan çaktıkları kazıklar yüzünden protesto edilen, Koca Sinan'ın eseri Şemsi Ahmet Paşa Camii'ni (kıyıda bulunması ve rüzgâra açık olması sebebiyle ne minaresine ne de kubbesine kuşlar konarmış. Halk, bu özelliğinden dolayı ‘Kuşkonmaz Camii' demiş buraya.) şahane tarih bilgisiyle anlattığı bölüm. Çok seviyorum hocanın abuk sabuk iş yapıyorum sananlara çemkirişini, helâl olsun, bu devirde korkmadan çekinmeden ne biliyorsa açık açık söylüyor.
Çok mu konuştum ne ;-)))
Yatmadan önce bi gıdım da projem üzerinde çalıştım, farkına varmadan saat 01:35 olmuş, Lansor içip yattım, mis gibi uyumuşum valla çok hoşlandım geç yatmama rağmen deliksiz bir uykudan, candır o can. İşe geldim, fırsat buldukça yazdım, öğle arası da çıkmadım ki bitireyim de yayınlayayım diye.
Birkaç gün önce çektiği, burada yaşayan -benim de müthiş zevkini çok beğendiğim- bir mimar, Murat Artu'nun çok beğendiğim bir Bodrum sabahı resmini de bırakıp kaçayım...


17 Ekim 2017 Salı

17.10.2017 / 20.Gün

Dün yine iş çıkışı yine doğruca eve gittim. Sağa sola uğramıyorum zira bir an önce yemek yapıp kızımın yemek saatini ve düzenini bozmamak istiyorum. Dışarıda yemeyi sevmiyor genel olarak ve "senin yanındayken tüm nimetlerden faydalanmak istiyorum" diyor. Ben de aynı dürtüdeyim, zaten yuvadan uçmuştu ve yine uçacak, birlikte geçirdiğim bu güzel senenin en iyi, en kaliteli, en güzel geçmesini sağlarsak ömrümüzün geri kalan yıllarına da umut vaat eden, kıymetli yatırımlar bırakmış olacağız...
Ha evet, dün akşam tavuk suyuna patates yemeği-pilav-pırasa pişirdim. Yemekleri ocağa koyunca bahçeye çıktım, naneleri, maydanozları, portakal, limon ağacını ve geçen hafta ektiğimiz soğanları suladım, bir tanesi çıkmaya başlamış mutlu oldum. Sanırım son kez yeşil biberlerimizi topladım kahvaltılık, bundan sonra halâ olur mu tam emin değilim.
Yemek yaparken bir tane bira içtim, gayet hoşlandım ;-) Daha bi enerjik oldum sanki.
Yemekten sonraki hazım süresinde benim gözler kapanmaya başladı, uyumamak için direndim çünkü o vakitte uyursam sabaha kadar fink atıyorum evin içinde ve ertesi günü de mal mal dolanıyorum. Uykum açılsın diye kızımın tavsiyesiyle, onun öğle arası molasında aldığı, ojelere ayna efekti veren tozu denedik, ben çok beğendim, çok severim pırlak şeyleri zaten ;-) Ve fekat sanırım bunun  özel bi son kat cilası var ama onu almamış kızım evde parlatıcı var diye, dolayısıyla son cilayı sürünce efektin bir kısmı kayboldu gibi oldu. Bu tozu yıllardır sorardım her yere ama bulamazdım, bu hali de mutlu etmeye yetti bizi.
Uykum açıldı, ojeler kurusun diye bekledim bu sefer adamakıllı çünkü ben genelde sabredemem ve mutlak bir bozulma olur tırnaklarda, onu da sevmem silerim, yenisini de denemem, sıfır noktasına dönerim. Bu sefer bekledim belki de bunda o minnacık kutudaki tozun fiyatı da etkin olmuş olabilir ;-) (Bir de ucundan çıkmış ojeyle dolaşanlardan hiç hazzetmem)
Motif örmedim.
Kitap okumadım.
Annemi bile aramadım.
Kekik içme adetimizi devam ettirdik.
Bu arada ben, kızımın renklerine ve beğenisine göre ayırdığı ojeleri yeni bir kutuya düzledim, bir önceki kutu artık küçük gelmeye başlamıştı. Küçük olanı yine de atmadım çünkü küçük kızım onun kapağına peçete dekopajı yapmıştı, ona da beyaz çeşitlerini koydum. Bizim evde, normal bir kuaför salonunda bulunandan daha fazla oje vardır her zaman. Yıllardan beri böyle bu. Annem çok kızar mesela bu kadar çok almamıza. Aslında haklıymış da, dün farkettim ki mesela siyah 4 tane var, 10'a yakın beyaz-rakı beyazı, matı, parlağı, kadife pigmentlisi, çabuk kuruyanı vesaire filan var.
Bodrum mandalinalarımızdan mahrum kalmadık.
1 dilim de tatlı yedim.(Sonra da o beni yedi)
Nar yesek mi yemesek mi derken unuttuk sonra.
Vakitlice yattık yatmasına da sabaha karşı mandilanalarla bence istemeyerekten tepkimeye giren tatlı, tatsız bir reflü krizi olarak ziyaret etti beni, öyle yaptım olmadı, böyle yaptım olmadı, sabah artık giyinip gideyim dediğimde ise banyoya zor ulaştım. Saatler geçti halâ boğazım yanıyor tahrişten.
Bugün eğer erken çıkmayı başarabilirsem kızımla Bodrum pazarına gideceğiz yine (teklif ondan geldi bu sefer ve ben buna niye çok sevindim bilmiyorum) Geçen hafta sölemesi ayıp ama şahane bir çakma Gucci tişört almıştık, çok beğenmiş bir arkadaşı ona da alcez. Ben de yüncüme uğrayıp, çabuk biten türden ve batmayan cinsten kazaklık yün alırım heralde. Gerçi bugün pinterestte gördüğüm bir hırkaya bayıldım, "resmen sanat eseri bu" demek oldu ilk tepkim. Ama tabi beni çok aşar bu (Bak burada -insanın kendini bilmesi de güzel- teması hoş durdu ama) Aslında bu delikli delikli örülsede, o evler sonradan deliklerin içinden zincir çekerek de yapılabilir ama gene de beni aşar sanırsam ;-) Bunun gibi çok hoşuma giden model ve fikirlerden oluşturduğum bir facebook sayfam var, söylemiştim di mi? İlgi duyanlar bakabilir. Adı Hobbyhome.



Akşama ne yeriz bilmiyorum ama acelece bir çorba yapsam da içsek dünden kalanların yanına, hepimize iyi gelir diye düşünüyorum şayet pazarı abartmazsak.
Keşke bugün cuma olsaydı.

16 Ekim 2017 Pazartesi

16.10.2017 / 19. Gün / PROBIOTİK TURŞU TARİFİ

Baktım hafta sonu her yaptığımızı -geç yazabildiğim için, bugün- anlatmışım zaten, bu saate kadar da sadece iş mesai var ve daha anlatabilecek şeylerim oluşmadı; Derya kuzusu'm da tarif istemiş, "derhal efenim ;-) günümün konusu da faydalı bir içerik olabilir pekâla" deyiverdim. Bi de e tabi yaklaşık 1 aydır neredeyse her gün andım ya bu turşuları ;-) zevk almaya başladım kaçınılmaz son olarak ;-))
Ama önce hikâyesi ;-)
Yıllar önce (sanırım 22 yıl önce) Turgutreis'te Odak Tatil köyü kurucularından bir beyefendi (ismini unuttum, rahmetli dayımın bir arkadaşı idi) ile tanışmıştım ve yemekte -kendim yaptığım için böbürlenerek takdim ediyorum efenim- diyerek bize turşu ikram etmişti ve ben o yıldan bu yıla her yıl turşu yaparak asla o tadı yakalayamamıştım. Herkes, yaptığım turşulara -harika- dedi ama benim damağım tatmin olmamıştı hiç...

Bir gün onu hatırladım aniden çünkü sirke yada limon kesinlikle kullanmadığını, sadece tuz ile yaptığını söylemişti... İnanılır gibi gelmemişti çünkü biberler ve fasulyeler gayet ekşiydi hatta ben dünya kadar limon tuzu ve limon koyarak kesinlikle öyle bir ekşi yapamıyordum ... Dolayısıyla hakikaten de hiç mi hiç inandırıcı gelmemişti, denememiştim.

Sonra, 2.beynimizin bağırsaklarımız olduğu hakkında pek çok yazı okumaya başlar olmuştum yayınlarda ve bağırsaklarımızın da beynimize doğru komutlar iletmesinin orada yaşayan bakterilerle ilgili olduğunu öğrendim. Bağışıklık sistemimizin güçlülüğünden tutun da (ki pek çok hastalık bildiğiniz üzere bağışıklık sistemi zayıflığında kendini gösteriyor, örneğin kanser, örneğin grip, vs), ishal, kabız, cilt hastalıkları, depresyon, -evet evet doğru duydunuz depresyon- vesaire vesaire...

Sonra da, kızımdaki bir kas yırtılması için aylar önce doktora gittiğimiz bize probiotik şase de yazmıştı ilaç olarak. Aldık tabi. (Devlet karşılamıyor bunları, içinde 20 şase vardı, fiyatı da 50 TL'ye yakındı) Ondan sonra bende bir gaz sancısı başlamıştı, doktora gittim, o da başka bir marka probiotik şase yazdı, onu da aldık tabi. Abim doktordur benim, KBB uzmanı/baş ve boyun cerrahı, onunla da konuştum, çok güzel şeyler duydum probiotikler için ama o "doğal yolla alın bunları" demişti, kendisi bin şükür ki ilaç endüstrisine yenilmemiş nadir doktorlardan, Antalya'da yaşayanlar varsa tanışsın isterim valla ;-) (Reklam gibi oldu ama değil, özel muayenehanesi yok zati ;-)) Dolayısıyla artık ilaç olarak doktorların da yazdığı bu probiotiklere doğal olarak nasıl ulaşabilirim araştırması yapmaya başladım ciddi ciddi. Hem bilimsel hem de mantıksal olarak desteklenemeyen şeyleri sadece kulak dolgunluğuyla hayatımıza sokmuyorum mümkün mertebe. Ama bu konu hakikaten önemli, bence önümüzdeki yıllarda çok daha fazla duyacağız adını.

İşte bu yoğurtlarımın, turşularımın, tatlılarımın, ekşi ekmeklerimin, kreplerimin vs hayatımıza girişi ve çok sevilmesi, güvenilmesi böyle başladı.

Şimdi sadede geleyim artık di mi? ;-))

Probiotik turşunun tarifi;

Aslında "fermente olmuş gıdaların hepsi probiotiktir de diyebiliriz. Bunun kombiotiği var, prebiotiği var, onları da duymuşsunuzdur. Çeşit çeşit yararlı bakterileri çok basitçe mutfağımıza ve hayatımıza sokmuş olacağız bu ürünleri yaparak yani.

Temel tarif şu; 1 lt. iyi kalitede su (kesinlikle ve kesinlikle musluk suyu olmayacak, benim tercihim Erikli)

1 litre iyi suda, 2-2,5 yemek kaşığı kaya tuzunu eritiyorsun bu kadar; bu su, turşu kuracağımız su olmuş oluyor.

Her ne sebze olursa olsun çok iyi yıkamak da diğer bir püf noktası malûm kimyasal ilaç kullanılıp kullanılmadığından emin olamıyoruz çoğu zaman.

Damak tadımıza göre miktarını ayarlayacağımız kadar sarımsak diliyoruz. (Dilmeyip bütün de kullanabilirsiniz ama lezzeti ve içeriği iyice geçsin suya istediğim için ben diliyorum)

Bitti.

Cam kavanozlara sebzeleri, aralarına dilinmiş sarımsak ilave ederek yerleştiriyoruz (Sadece fasulye ve havuç için durum biraz değişiyor, kaynar suya atıp 3-4 dakika haşlayıp, buzlu suya alıyoruz onları) Boşluklara, hazırladığımız turşu suyunu ilave ediyoruz, üstten 3-4 parmak eksik bırakmanızı tavsiye ediyorum, en üste hem sebzeler zamanla suyun yüzeyine çıkmasınlar hem de içeriğindeki "tein" maddesi sebzelere kıtırlık versin diye dalından kopardığınız asma yapraklarını yıkayıp sıkıştırıyoruz. (Bulamam ben şimdi asma yaprağı filan diyorsanız endişelenmeyin, 2 sallama poşet yeşil çay da kullanabilirsiniz, onda da tein var)

Kapaklarını kapatıp, ilk bir iki gün taşma var mı diye kontrol edin, ters çevirin arar ara kavanozları, baktınız asayiş berkemal, sıkılaştırın elledikçe kapakları ve 3 hafta evin mümkün mertebe en serin ve karanlık yerinde bekletin. Kavanozlar bu aşamada kapaklardan hava almıyor olmalı aksi halde küflenir ve turşuları dökmek gerekir. Gözünüz üzerinde olsun yani, zevk de veriyor bu fasıl aslında ;-)

3 hafta sonra açtığımız kavanozları artık buzdolabında saklıyoruz. (Bu sebeple ben dolaba büyük kavanoz sığdıramadığımdan ve de havalar henüz sıcak olduğundan dışarıda bekletemediğim için, litrelik cam kavanozlar kullanmaya başladım, ilk yaptığımda büyük kavanoza yapmışım, olunca onu da litrelik kavanozlara tekrar yerleştirmek zorunda kaldım)

Aslında tamamen fermente olduğu için yeteri kadar probiotik içeriğe sahip oluyor ama "çok daha fazlasını almak isterim" derseniz, marketlerde satılan probiotik turşu yada yoğurt mayası da ilave edebilirsiniz turşu suyunuza. (Ben birkaç tane de öyle yaptım, grip vs olursak onları açacağım, kullanmayı tercih ettiğim probiotik/ kombiotik maya ise "bizim" marka) Hemen bir not: probiotik bakteri fazlası dışkı ile vücuttan kolayca atılıyor dolayısıyla çok mu fazla bakteri oldu, çok mu fazla miktarda tükettim diye pek de endişe etmenize gerek yok.

Ekşiliği mu az zam, tadı harika oluyor gerçekten ama bunu denemeden anlamak mümkün olmuyor maalesef.

Bu arada hemen belirtmem lazım, çoğunuz biliyorsunuzdur gerçi ama şöyle de bir iç ses duymuyor değilim; "sirkeli, limon tuzlu, limonlu turşularımızın suyu mu çıktı da, şimdi de bu moda oldu?" Hayır tabi ki, onlar da tercih edilenlerden olabilir ancak o zaman o turşu da probiotik olmaz, antimikrobiyal olur. Çünkü sirke asetik asit ile farklı bir fermentasyon geliştirir, asetik asit bakterileri artar; bu sefer de turşunun antimikrobiyal etkinliği artmış olur, probiotik bakteriler oluşmaz.

Son zamanlarda yaptığım turşulardan topluda bi resim ekleyeyim zevkle şuraya; (ki bu arada ağzım sulanıyor çok fena ;-))








Denerseniz haber verin olur mu? Sevineyim ;-))
Bende bundan sonra sırada kvas var kırmızı pancarlı ve de sirke...





15.10.2017 / 18.Gün

Gecikmeli yazıyorum çünkü pazar günü epeyce kırık hissettim kendimi. Ayrıca net bağlantısı olabildiğince kötüydü hafta sonu. Telekom, kotamızı doldurduğumuzu söyledi yine, "sınırsızlığın da sınırı varmış demekki" cümlesini hayatımıza kattığı için telefonu kapatıp, bir güzel andık kendisini. Sürekli sömürülmeye ve semirilmeye alışmış bünyelerimizin bu şekilde de olsa halâ tepki veriyor olması bi gıdımda mutlu etti ama yine bizi. Neyse işte pek halsizdim, Cold ilaçlar alsam da enerjik değildim. Kahvaltıyı ben hazırlayamadım. Mualla gibi miskin miskin bir pazar geçirdim. Yattığım yerden 2,5 film izledim evdeki cd'lerden. (Ghajini, Florence Foster Jenkins, The Little Prince'yi buçuk) Öğleden sonra küçük kızımcığımı yolladık, vardı şükür yurduna.
Bu arada, internetteki mezatların birinden eski bir tepsi almıştım, dolapta onu buldum bir şeyler ararken.


Her şeyi değil ama bazı şeylerin eskisini seviyorum. Muhtemelen 1950'li yıllardan olduğunu söylemişlerdi bu tepsi için, ekranda görür görmez heyecan yapmıştım, gelince de ara sıra çıkarıp bakar oldum.
Kızımcıklarım kazak modeli konusunda kararsızlar, rengi konusunda da. onlar kalın ipli istemiyor, "iri gösterir" diye, ben de incecik öremem bid bid, sıkılırım. Sonra "aman iyi, siz istemiyorsanız ben de kendime örerim" dedim, ikisi birbirine bakıp, gülmeye başladılar. Genellikle kendilerine değil de kendime yaptığım, aldığım şeylere daha fazla ilgi duyuyorlar neden bilmem. Belki de ben onları halâ çocuk görüyorum, onlar da "biz büyüdük annneğğğ" demek istiyorlar ne bileyim. Bak misal önceki sene kış biterken Hotiç'teki son indirimden bir bot almıştım kendime. Fiyatı 400'lerden 100'lülere inmişti, ikisine de ısrar ettim "siz de alın" dedimdi, "iyi indirimde" dedimdi almadılar, "burada bizim tarzımıza uygun bişey yok" dedilerdi. Geçen kış da giyemedim ben bu botu çünkü hafta içi çamur deryasının içindeydim genel olarak, hafta sonları da genellikle spor ayakkabı giymişim. Küçük kızımcığım önceki hafta kışlık botlarını giymek isterken daha kutucuğunda duran botu gördü "aaa anne sen bunu hiç giymemişsinnnn" dedi, ben de "fırsat olmadı" dedim. Bi baktım deniyor, şaşırdım ama ses etmedim, (bu sene ayak numaramız aynı) "annneeee, çoook güzelmiş bu yaaaa" dedi, "e iyi madem bu hafta sen giy, sonra getirirsin" dedimdi. Bu hafta giderken baktım yine bunu giyiyor, "ee o senin tarzın değildi hani, hani alın dediydim de almadıydınız..." dedim, "ya anne ben çok beğendiğim için giymiştim ama hem öğretmenlerim hem de arkadaşlarım da çok beğendiler, senin de fırsatın olmuyordu madem (burada kıs kıs güldü) bence bu artık benim oldu" dedi. Ne diycen, evlat işte. Giymem giydiririm, yemem yediririm hesabı. Üstüne de büyük kızımcığım demez mi; "anne ben de aynısından istiyorum, çok tarz duruyo ya buuu"... Valla anlamıyorum bazen, hakkaten anlamıyorum. ;-)) "Sezon sonunu beklemek durumundasın şeker" dedim, anlasınlar durumu biraz diye.
İşte böyle, akşam ilaçların da etkisiyle erkenden uyumuşum yine, 23:00'e doğru uyandım tekrar ve tabi ki sabaha kadar uyuyamadım, kalktım işe geldim sonra.


14.10.2017 / 17.Gün

Cuma akşamları kavuşma günümüz malûm, yine güzel ve telâşesi bol bir gündü.
Anacım ben bu bizim Mualla için cuma günü tüm mesai saatinde ölüp ölüp dirilirken meğer neler olmuş da haberim yokmuş a. Babişko benden önce ayrılıyor evden, sabah giderken Mualla kapının önünde bekliyormuş, kapıyı açınca da öööle hiçbişeycikler olmamış gibi kuyruğunu sallaya sallaya içeri girmiş. Babişko da biz endişelenmeyelim görmezsek diye kapının arkasına not yazmış, patilerini, tüylerini silmiş gitmiş. Ben hiç görmedim valla ne not mot ne de kendisini. Cuma akşamı kapıyı bi açtım her zamanki karşılama yerinde "muaaa, muaaa, muaaa" diyor, ŞOK OLDUM. Bi ara hatta ben hayâl mi gördüm filan diye düşündüm. Şaşkın şaşkın kapıyı kapatırken de sabahki notu gördüm; "heyooo, Mualla döndü, telaş etmeyi bırakın ;-) " yazan. Poposuna iki üç dört pışpış yaptım tabi, biraz da söylendim kendisine. Kafayı boynuma gömdü ben hemen cacık tabi;-) Neyse işte, gün boyu yazdığım onlarca kötü senaryonun ardından sonuç mutlu etti, sevdik birbirimiz... Sabaha kadar n'aptıysa artık bütün akşamı ve cumartesi gününü miskinlikle geçirdi kendileri...



Mantımızı pişirdik, afiyetle yedik.

Acil sohbetlerimizi yaptık, valizden kirlileri ayırdık, renklileri yıkadık, astık.
Küçük kızımcığım alış-veriş listesi hazırlamış yurt için, üzerine biz de eklemeler yaptık.
Büyük kızımcığım ders programına bol mola ekledi akşam, çok özlemişler bu hafta birbirlerini, bıdır bıdır bıdır hiç bitmedi konuşmaları, ben de çok mutlu oldum tabi. Onların birbirleriyle sürekli paylaşımda bulunmaları benim için çok önemli ve saygıdeğer. Bilenler biliyor, aralarında 21 ay var sadece ve az yaş farkını çok pozitif yaşayanlardan olduk çok şükür. Bazen az yaş farkının çok negatife döndüğü durumlara da tanık oluyorum çünkü.
Hafif bir boğaz ağrısı hissettim tüm akşam ve gece, hemen Cold Away aldım, şifa umarak.
Lipton büyülü bohça çay paketleri buldum dolapta, eskiden çok içerdim ve aniden unutmuşum sanki onları. Eski bir dosta rastlamış muamelesi yaptım kendisine, o da hoşlandı bence.
Neyse işte yattık uyuduk.
Cumartesi sabah erkencikten 09:30'da kalktım. 4 peynirli yufka böreği böreği yaptım. Yufka böreği yapmak benim kâbuslarımdan biri son 1,5 yıldır, çünkü Bosch marka (hususi yazıyorum marka adını, almayın sakın sakın) lanet yeni fırınım, tepsiyı tabanına yapıştırsam bile bir türlü altını pişirmiyor. Poğaçayı pişiriyor, kurabiye, kek vs tamam ama asla yufkayı pişiremiyor. (Leylak Dalı Nurşen Öğretmenim ile aynı hazün durumu yaşadım yani ben de ;-) Bizim eve girmeyen servis kişisi kalmadı, bu kişilerle beraber pişirimler yaptık, olmadı ne videolar çektim çektim gönderdim teee genel merkezlerine kadan, sonuç: "fırınınız gayet normal" Normal olmadığını görüyorlar ama o biçim testlerine göre hep normal çıkıyor, neyse uzatyalım, el mahkûm duruma razı olduksa da tanıdığım tanımadığım herkese söylüyorum "almayın sakın" diye. Bu yönden vurucam onları ;-) bakarsın satış yapamazda "aaaa ayıp ettik biz bu kadınceğize, vah tüh filan derler, belli mi olur? ) Neyse işte üstü pişen börek dilimleri yenecek miktarda tavaya alındı, altları kızartıldı, bu arada seksen milyon küfür ettim yine boş boş ürün üreten Bosch'a, kurucusu rahmetliye de şikayet ettim, her fasılda olduğu üzere. Kızlar gülüştü durdu, büyük kızımcığım "anneeee, hani bu eve yufka sokmayacaktık, ne gereği vardı da aldın, bak durduk yere sinirlerini bozuyorsun, pöfff!" filan diye söylendiyse de ben "yok yavruşkolarım, topraklanmış gibi oluyor vücudum, tüm sinirimi atıyorum tam tersi, rahat olun siz!" diyerek karşı atağa geçtim.  O değil de, emaye mi pişirmiyor diye, borcamdan tut, her türlü malzemeden tepsi aldım ayol, belki pişer diye, ııı ııııh nafile ;-( ev tepsiden geçilmiyor, dolap tepeme devrilecek kadar yüklü bu aptal şey yüzünden.


(Bakmayın siz onun kibar kibar göründüğüne, altını da çekmiştim ama resmi silmişim ya)
Kahvaltı sonrası küçük kızımcığım bana yardım etti, minnak elleriyle turşu kavanozlarını doldurdu sağolsun, o da aradan çıkmış oldu, rahatladım.



Film izledim netten, biraz da belgesel. Disleksi'ye merak saldım bu aralar ama konusu bu olan pek az film var.
Ben film izlerken motif ördüm, babişko uyukladı, kızlar ders çalıştı. Sonra onlar alış-verişe, kuaföre gittiler, ben evde kalıp -her zamanki gibi ;-)- akşam yemeği hazırlığına giriştim, hazırladım Allah ne verdiyse, yedik o iş de bitti.
Ben yine birkaç motif ördüm, lipton kayısılı form plus çayı içtim, pek güzel kokuyor, rastlarsanız alın, tavsiye ederim.
Gün böylece bitti genel olarak.