Bol dedikodulu bir iş günü geçiyor bugün, aklım almıyor bu kadarını. Yine o zırt pırt olan değişiklikler, birbirleri ardından konuşmacalar, yanlışlar, vs vs. Ben gerçekten sevmiyorum bu kadarını, kaçtım hemen oradan, döndüm işimin başına.
Dün eve gidince İzmir köfte yaptım dünden kalan pilavın yanına, yedik. Köyden gelen sütü ocağa koydum, pişerken misss gibi kokusunu bile isteye içime çektim vallahi de ruhumun tazelendiğini hissettim, ruhum köylü benim. Yeni yoğurt mayalayacağım için az kalmış da olsa bir kaseden biraz fazla yoğurdu, süzeğime bezimi serip süzdürmeye bıraktım. Bir kâse süzme yoğurt oldu böylece onu da cuma günü gelecek olan küçük kızıma ıspanak ezmeli mi olur, şimdiden ne olur bilemediğim bir şekilde yedirmeyi düşünüyorum.
Dün işten tam çıkarken bir arkadaşım geldi, kitap yazmıştı, yayın evleriyle görüşüyordu. Birine karar vermiş, matbaayla anlaşmış, "kitabımın editörlüğünü yapar mısın?" dedi öle dümdük, öle birden ;-)))
Meğer daha önce -ben yardımcı olurum diye söz vermişim- Aslında heyecanlandım ve "seve seve" dedim tabi.
Akşam yemeğinden sonra başka hiç bir iş yapmadım. Kızımla sohbet ettik biraz ondan sonra o ders çalışmaya, ben arkadaşımın kitabıyla ilgili düzeltme çalışmasına başladık. Oldukça dikkat etmek istediğim için bir yanda bilgisayar, bir yanda kızım, bir yanda annem ve kız kardeşim (onlar öğretmenler) destekli gece 24:00'e kadar çalıştık. Arada kekik içtik, meyve yedik filan.
Motiflerimize bakmadık, dün siparişim olan acı biber reçeli malzemelerine de gereken yakınlığı göstermedik tabi bu arada. Ben bu kadar çok düzeltme yapılabileceğini tahmin etmemiştim o bir tomar kâğıdı elime aldığımda valla.
Kızımla, uyku öncesi çok tatlı sohbet ettik. Sanırım hepimiz aslında zaman zaman birbirimiz için ne kadar önemli olduğumuzu, sevildiğimizi, önemsendiğimizi duymayı istemek gibi bir duyguya sahibiz. Sadece hissetmek yetmiyor yani. Dokunmak, öpmek, okşanmak, duymak hepimize iyi geliyor. Zamanın sürekli devam eden telaşesinde mutlaka ama mutlaka bir yeri olmalı bunun. Dün gece bir kez daha tekrarladım kendime; sevdiklerime, değer verdiklerime, önem verdiklerime bunu söylemekten ve hissettirmekten vazgeçmeyeceğime.
Gece 03:30'da mayaladığım probiyotik yoğurdumu buzdolabına koymam gerekiyordu, saati kurdum yattım ama hiç uyuyamadım o saate kadar... Pek çok şey geldi geçti gönlümden...
Böyle işte sevgili günlük.
Bugün eve dönünce kırmızı biber reçeli yapmak istiyorum. İlk denemem olacak bu yüzden biraz daha meraklanıyorum. Dün akşam 10 küçük yeni kavanoz aldım yaptıklarımı koymak için, özeniyorum yani oldukça ;-) Bayramda Ayvalık'ta tadıp çok ama çok sevmiştim. Alayım dedim, görümcemlerin aldığı yer baya uzakmış, gidememiştik bayram telaşında, bir de 150 gr.'lık reçeli 15 TL'ye aldıklarını duyunca da çok gelmişti zaten bana fiyatı. Bakalım kısmet olacak mı bu akşam yada enerjim... Bakalım tattığım gibi de olacak mı reçelim... "Aşk" gibi demiş satıcı görümceme bu reçel için; "önce tatlı tatlı yiyorsun sonra çıkıyor ceremesi ama yine de hoşlanıyor, bir kaşık daha alıyorsun"demiş...
Reçelden ziyade adamı da merak ettimdi duyunca ;-))) Çatlağın biriydi herhalde benim gibi ;-)))
Hadi güzel akşamlar olsun hepinize, güzel sabahlar...
Dün eve gidince İzmir köfte yaptım dünden kalan pilavın yanına, yedik. Köyden gelen sütü ocağa koydum, pişerken misss gibi kokusunu bile isteye içime çektim vallahi de ruhumun tazelendiğini hissettim, ruhum köylü benim. Yeni yoğurt mayalayacağım için az kalmış da olsa bir kaseden biraz fazla yoğurdu, süzeğime bezimi serip süzdürmeye bıraktım. Bir kâse süzme yoğurt oldu böylece onu da cuma günü gelecek olan küçük kızıma ıspanak ezmeli mi olur, şimdiden ne olur bilemediğim bir şekilde yedirmeyi düşünüyorum.
Dün işten tam çıkarken bir arkadaşım geldi, kitap yazmıştı, yayın evleriyle görüşüyordu. Birine karar vermiş, matbaayla anlaşmış, "kitabımın editörlüğünü yapar mısın?" dedi öle dümdük, öle birden ;-)))
Meğer daha önce -ben yardımcı olurum diye söz vermişim- Aslında heyecanlandım ve "seve seve" dedim tabi.
Akşam yemeğinden sonra başka hiç bir iş yapmadım. Kızımla sohbet ettik biraz ondan sonra o ders çalışmaya, ben arkadaşımın kitabıyla ilgili düzeltme çalışmasına başladık. Oldukça dikkat etmek istediğim için bir yanda bilgisayar, bir yanda kızım, bir yanda annem ve kız kardeşim (onlar öğretmenler) destekli gece 24:00'e kadar çalıştık. Arada kekik içtik, meyve yedik filan.
Motiflerimize bakmadık, dün siparişim olan acı biber reçeli malzemelerine de gereken yakınlığı göstermedik tabi bu arada. Ben bu kadar çok düzeltme yapılabileceğini tahmin etmemiştim o bir tomar kâğıdı elime aldığımda valla.
Kızımla, uyku öncesi çok tatlı sohbet ettik. Sanırım hepimiz aslında zaman zaman birbirimiz için ne kadar önemli olduğumuzu, sevildiğimizi, önemsendiğimizi duymayı istemek gibi bir duyguya sahibiz. Sadece hissetmek yetmiyor yani. Dokunmak, öpmek, okşanmak, duymak hepimize iyi geliyor. Zamanın sürekli devam eden telaşesinde mutlaka ama mutlaka bir yeri olmalı bunun. Dün gece bir kez daha tekrarladım kendime; sevdiklerime, değer verdiklerime, önem verdiklerime bunu söylemekten ve hissettirmekten vazgeçmeyeceğime.
Gece 03:30'da mayaladığım probiyotik yoğurdumu buzdolabına koymam gerekiyordu, saati kurdum yattım ama hiç uyuyamadım o saate kadar... Pek çok şey geldi geçti gönlümden...
Böyle işte sevgili günlük.
Bugün eve dönünce kırmızı biber reçeli yapmak istiyorum. İlk denemem olacak bu yüzden biraz daha meraklanıyorum. Dün akşam 10 küçük yeni kavanoz aldım yaptıklarımı koymak için, özeniyorum yani oldukça ;-) Bayramda Ayvalık'ta tadıp çok ama çok sevmiştim. Alayım dedim, görümcemlerin aldığı yer baya uzakmış, gidememiştik bayram telaşında, bir de 150 gr.'lık reçeli 15 TL'ye aldıklarını duyunca da çok gelmişti zaten bana fiyatı. Bakalım kısmet olacak mı bu akşam yada enerjim... Bakalım tattığım gibi de olacak mı reçelim... "Aşk" gibi demiş satıcı görümceme bu reçel için; "önce tatlı tatlı yiyorsun sonra çıkıyor ceremesi ama yine de hoşlanıyor, bir kaşık daha alıyorsun"demiş...
Reçelden ziyade adamı da merak ettimdi duyunca ;-))) Çatlağın biriydi herhalde benim gibi ;-)))
Hadi güzel akşamlar olsun hepinize, güzel sabahlar...
Hahaha, reçeli satan adam bombaymış. Almazdım ben duyunca. Eksik olsun derdim. Reçelin de aşkı mı olurmuş. Böyle bir hikayem var benim de. Selçuk'un bir arkadaşı yıllar, yıllar önce karısıyla birlikte Prag'a gitmiş. Selçuk'a anlatırken de şöyle demiş: Karıma bir kez daha aşık oldum.
YanıtlaSilBizde bu düşünceyle Prag'a gittik. Artık nasıl bir beklenti ben de. :))))
Baktım, ben de bir değişiklik yok. Aşkın o eli ayağı dolandıran halini istemem. Zor uğraşmak :)
Aşkı anlatasım varmış meğer. Sen reçel dedin, ben aldım sazı anlatıyorum aşk diye :)
Ne güzel yazmışsın. Ellerine sağlık. Hep yaz. İyi ki yollarımız birleşmiş seninle.
Çok öperim
Özlemciğim ben de seni okumaktan ve tanımaktan çok mutluyum. Reçelci amca daha neler söyleyikti bi bilsen ;-)) Prag'a ben de gittim ama valla bi nane hissetmedim aşka neyin dair ;-)) Sen de hep yaz, sevgilerle öpüyorum...
YanıtlaSil