28 Nisan 2017 Cuma

İçindeymişik yeşilmişik maviymişik balıkmışık gelincikmişik



Şu ölen çocuklar var ya

Sana bana dünyaya …

İlikleriniz donduğunda kışın

Bir kaşık umut gerektiğinde

O şişe gelecek aklınıza

Pencerenin önünde duran

Güneşte

Gelincik …





Seramik gelinciklerim boyandı... Umut geliyor aklıma... Bir o kadar da zerafet, kırılganlık... İncecik ve en hassas olduğun anlarda bile sıkıca tutunmaya devam etmek hayata...


Bir çift yaprakmış dalında yumuşacık

Tutmuşum, tutmuşum ellerinden senin

Düşmüşüz yavaşça bir sakin derenin

İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık...


Balıklar gibiymiş sessiz ve karanlık,

Yüzermiş saçların, yüzermiş nefesin

Susarmışız öyle, bir sakin derenin

İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık...




Seramik balığım da boyandı... Karanlık sularına neşe ve renk gelsin istedim... Gülsün, oynasın, boncuklarla süslensin hatta... En umutsuz anlarda bile sarılarak devam etmeye yarasın baktıkça diye...


Rahmetle anıyorum Can Yücel'i... Ne güzel bir iz bırakmış hayata her konuda... Gitmiş olsa da yeryüzünden, halâ hayata dair izlerini bulmak ne güzel...





24 Nisan 2017 Pazartesi

Her şeyi ciddiye alma ölçüsü nedir?

Mart neyseydi de Nisan'a ne oluyor bilemedim bu aralar... Bodrum'da bu mevsimde üşür müymüşüz, üşürmüşüz...
Geçen hafta 10 yaşındaki yeğenim uçakla tek başına bize geldi, havalar soğuk ve rüzgârlı da olsa birlikteliğimizin tadını çıkardık. Ben izin aldım ve 5 gün boyunca tatlı tatlı geçirdik...
Örgüler her arada devam etti  şu şallardan bir tane de diğer kızıma öreyim büyüyünce kullansın diye, bu sefer kırık beyaz Nako Saten silk effect ile ördüm, son motif kaldı, bu ipin kendiliğinden olan o ipeksi dokusunu hep sevmiştim zaten...
Yün mağazasının sahibi "sen bilirsin bunun kıymetini" diye 6 tane de % 100 cotton ip aldırdı bana zorla ama ip biraz sertçe, ne yaparım çok da emin olamadım doğrusu. Birşey örsem sertliği sorun çıkarır mı diye bi merak ettim bir de tığ da yün gibi kaygan hareket etmiyor olmasından çok hoşlanmadım da doğrusu, akıl vereniniz çıkarsa çok sevinirim. (Almayaydın ya a salak da diyebilirsiniz ;-)


şöyle bir bluz öresim geldiydi dün akşam ama bugüne baki kalır mı bilmiyorum tabi ;-)


Hayatı ciddiye alma ölçüsü keşke ölçülebilir, çoksa eğer azaltan, azsa olması gereken yere getiren bir ilacı olsaydı keşke...
Bazen ve özellikle ülke gündemine, çevremdeki sorunlara öyle takılıyorum ki, gerçekten midem yada vücudumun bir yerleri acımaya, sancılanmaya başlıyor. Misal bir arkadaşım ayağımın şurasında şöyle bir ağrı var derse, aradan 24 saat geçmeden benim de aynı yerim ağrıyor...
Korkuyorum bu durumdan çünkü şimdiye kadar onlarca kezlerden de fazla karşılaştım bu durumda...
Sürekli bir empati durumu kuşkusuz tedirginlik noktasına geldi ben de, öte yandan aldırış etmeden de yapamıyorum dış dünyamdaki gerçekleşenlere...
Tek ben mi böyleyim acaba? Hani bilsem bi çaresine bakarım galiba...
Büyük kızım üniversite sınavı heyecanı ve stresi yaşıyor tabi kuşkusuz olaarak ben de hissediyorum bunu... Sınavdan çıkarken yada sonuçlar açıklandığında üzülmesini istemiyorum benim tek hedefim bu...
Bugünlerde çok ciddi hastalıklar geçirmeden yaşlanmak konusunda ciddi takıntım var ve tabi bunun için de tanıdığım hiç kimsenin başına bunun gelmemesi lazım, dua ediyorum bunun için... Ama özellikle de hemcinslerime dua ediyorum zira onların gücü kuvveti yerinde olduğu müddetçe muhafaza edilebiliyor ev mutluluğu bana göre...
Neyse işte blogcum öyle böyle geçiyor günler... Bekle beni...








12 Nisan 2017 Çarşamba

Şüphekâr...

Ne kötü biliyor musun blog?
Birileri.... Sana hiç sormadan, hiçbir şey olmamışken, uzmanlığını, yetkinliğini hiçe sayarak pat diye görevini değiştirebiliyor...
Açıklamasız, anlamsız, mantıksız...
Sadece "ben istedim oldu" demek için...
Komik...
Şüphekâr...
Evdeki mobilyalarını bile bu kadar çabucacık ve araştırmadan bilmeden değiştiremiyorlardır emin ol...
Bilgi ucuz, emek kıymetsiz, liyakat sıfır sayılıyor...
Başarılıysan hele bir de hapı yutmuşsundur, mutlak oynanacak listedesindir...
Anlaşıldığı üzere keyifsiz bir durum yaşıyorum ama sadece kendimle ilgili bir durum değil...
Zaten yeni bir durum da değil...
Kaçıncı?...
Ben bile unuttum çoktan, saymasam mı acaba artık...
Herşey olunabilen hayatta en üstün değer insan olabilmek, düşünceli olabilmek, invitmemek, hor görmemek, kıskanmamak, alkışlamak yeri geldiğinde oysa...
Bunlar tecrübe mi, bizi büyütüyor mu bilmem ama ben büyürken içimdeki bir sürü güzel hissin küçülmesine izin vermemeliyim savaşı var sonra da, di mi?...
...
Çok da tın! demeyi ne çok isterdim, bir sürü idealler sönüp giderken bile oysa...
...

Kafayı meşgul etmek için örülmüyor örgü de... Her bir ilmek, balıkçı oltasının ucundaki o çengelli, batınca parçalamadan çıkan iğneye de benzeyebiliyormuş...
Öğrendim yeniden ama olsun...
Evet olsun varsın...
Yansın yanabildiği kadar...
...

Belki bir çay demlerim günün birinde, keyifli dostlarımla sohbetin belini kadayıf tepsisinin başında kırarız...
Belki bir demet kır çiçeğiyle de bir es verebiliriz...
Belki bir toprak kokan bir testiden, cayır cayır yanarken ortalık buzzz gibi bir su içeriz herşeyin üstüne...
Kimbilir...
Belki dans bile ederiz, 40 yıllık hatra binaen...
Hazırlıklı olmak lazım değil mi her zaman umuda?
Hadi öyle olsun...






11 Nisan 2017 Salı

Yol ve istikrar

Geçen yaz girdiğim D&R'da elime bir kitap alıp öylesine çevirip bir cümlesini okumuştum.
"...Beni sakın; okuluma, ırkıma, inancıma yada coğrafyama mal etme!
Dış dünyadaki "normal"i toplumun geneli belirler!
Evrende normal, anormal, doğru, yanlış, simetrik, ideal yoktur!" YOL/Metin Hara/ sayfa 95

Ara sıra böyle yapıyorum, kitabın herhangi bir sayfasını açıp bir cümle okuyorum ve içime işliyorsa hemen alıyorum, meşhur olup olmaması önemli değil kitabın o anda yani... Kolay olmadı okumak çünkü uygulama istiyor ve niyeyse bu kitabı evde okuyup bunları yapamamıştım, yarım kalmıştı...
Bugün bitireyim diye elime aldım ama 95.sayfası kıvrıktı ;-) O sayfa için aldığım kitabı, o sayfaya kadar okuyup bırakmışım iyi mi? ;-)) Bugün yeniden başlamaya karar verdim bakalım ne olacak...

Evrende her ne kadar doğru/yanlış vs olmasa da, benim geçen hafta 1 tane alıp devamını bir türlü bulamadığım ipin üzerindeki bantın yanlış olduğunu keşfettim hafta sonu tesadüfen ;-)) Bu kadar da olmaz ya Hu dedim valla ama sinirlenmedim güldüm. Ya firma ya Ayşe karıştırdı bantı bilmiyorum. Sonuç, ip bulundu ve istikrar hevesim sekteye uğrasa da araya iş girmeden tamamlandı.


Tabi bu ipi ararken bir turkuaz ip göz kırptı, kızlarım da ben de bayılırız turkuaza diye silk effect olan bu pırıl pırıl cotton da alındı ve başlandı ;-))


Umarım istikrarım devam eder ;-))

Her ne kadar istikrar devam ediyordu desem de cumartesiye kadar ki günlerde şu aklımdaki seramik objeleri denedim, kurumaya bıraktım, boya için beklemekteler...








İşte böyle blogcum... Bekle beni...












6 Nisan 2017 Perşembe

2.gün istikrar(!) yarım kalmışlık ;-)

Nasılsa devamını bulurum dediğim ip bana yakın yerlerde tükenmiş maalesef, başka yerlere bakmam lazım ama dün ip bitene kadar yapıp ben yine elbezlerime devam ettim, bir miktarda takı yapmaya çalıştığım işe ;-))



Bu motifler 22x22 cm oluyor ve 100 gr.lık bir ipten bu kadar çıkıyor ;-)
...demişken; yarım kalmışlık kötü müdür her zaman diye bir an çıngı çıktı gözlerimden...
Belki de taaa içimden... Bu kadar densizim bak motiften geldik nerelere? Herkes mi böyle bilmiyorum ki, neden bende hep böyle oluyor bilmiyorum...
...neyse...


Takı'm biraz deli dolu olsun istiyorum, Özellikle açık yakalı üst giyersem bazen kamufle etmek isteği duyuyor ve büyük takı arıyorum, abartıyı da hiç sevmediğimden deli-dolu ama sıra dışı, boynuma oturmayan (2 dakikada sıkılır atarım çünküm ;-))Aralarına boncukcumdan özel aldığım renkli boncuklarla da birer giriş yaparım herhalde diye düşünüyorum şimdilik. Onlar Pandora'nın saksısında bekliyorlar ilham periliçelerimin gelmesini aralarda ;-)
...demişken; o da beklemekten yoruluyor mudur her zaman diye bir an çıngı çıktı içimden... Bilmiyorum, yine bilmiyorum işte...
...neyse...



Bu akşam iş çıkışı fidelerimi ekeceğim, el işlerine ne kadar devam ederim bilemiyorum ama bir de seramik hamurundan gelincikler yapıp, elektrik düğmeleri ve merdiven korkuluklarında birer ikişer göz kırpsınlar istiyorum bittiklerinde ;-)
demişken; o çamur gelincik olmayı ve elektrik pirizlerine yada merdivene süs olmayı istiyorlar mıdır gerçekten dediğimde, çıngılar havai fişek olmuştu artık...
...Bilmiyorum... Kimin ne istediğini bilmiyorum...
...neyse...
Sevgiyle ve umutla bekle beni blogcum...

5 Nisan 2017 Çarşamba

1 günlük istikrar

İstikrarlı bir akşam geçirdim dün ;-)) Bir motif daha yaptım, oldular 2... Başka bir işe sarkmadım, hatta zaman kalsın diye balığı bile yahni yapıverdim.


Eskiden beri bu karamel rengini çook severim, annemin bana ders çalışırken getirdiği sütlü kahveleri hatırlatır hep.  Eckhardt Tolle, Şimdinin Gücü adlı kitabında dese de "geçmiş şimdiki zamanı etkilemekten acizdir" diye ben bu fikre katılmayanlardanım. Geçmiş, hatıralar, yaşanmış ve hatta yaşan/a/mamış anlar beni hep etkilemiştir. Şimdi şu yaptığım şey kimbilir nelere tanık olacak? Kolay kolay eskiyip atılmayacağına göre kimbilir kimlerle gözgöze gelecek? Bakana hangi duyguları anlatabilecek? vesaire vesaire...
Seviyorum her şeyi... Sevmeyi...



4 Nisan 2017 Salı

Spor yapıcam da kısmet olmuyor valla ;-))

Dün iş çıkışı yürüyüş yapmaya çıktım eve bile girmeden, daha 150 metre yürümemiştim ki bizim mahallenin yün de satan tuhafiyelerinden birinin sahibi Ayşe bana seslendi "abla gel bak sana birşey göstericem" diye, e mecburen ;-)) girdim içeri. Sonuç; dün akşam planlanan yürüüyüş yapılamadı, bi koşu eve gidildi veee deee yarım kalmış tamamlanmayı bekleyen işlerime hemen bir yenisi eklenmiş oldu gibime geliyor. Beyazını örmüştüm şal olarak ama bu kez aklımda cotton ipten başka bir proje beliriyordu ne zamandır, karamel renginde... İşin kötüsü ip sadece 1 adetti ama elbet bulurum ben bunun devamını diye korkusuzca alıverdim.


Niye bu örnekle aramda bir bağ oluştu bilmiyorum ama mutluluk veriyor garip bir biçimde...


Bu yıla kadar hep yapıp hediye etmek yada kullanmak için bu tip işler yapmıştım. Geçenlerde bir akrabam telefonda konuşurken, "vakit habersizce geçip gitmiş, eskiden neler örerdim, herkese hediye ederdim, bir tane de örüp de sandığa atayım da gözüm görmediği zaman kullanırım yada çoluk çocuk büyür de bir gün de onlara lazım olur dememişim biliyor musun?" deyince beynimde şimşekler çaktı.
Yıllar yılı çok kitap okudum lakin son 3 yıldır aşırı stresli ve neredeyse 24 saat teyakkuzda bir işim olduğu için okumalarımın hızı ciddi miktarda düşmüştü, son 6 aydır artık o sıkıcı ve stresli işten ayrıldım bölüm değiştirdim ama yine de o eski kitap hızıma yetişemiyorum. Artık son 2 yıldır gözlük kullanıyorum ve mümkünse her yerde gözlük unutuyorum. Eskiden olduğu gibi evin her yerine serpiştirilmiş kitapları eline aldığın gibi okumaya başlayamıyorum tabi, gözlük bulma seremonisi, ara ara bulamamalar sinir ediyor-du. ;-)) 2 ekstra gözlük daha aldım, birini ofisimde bırakıyorum, biri çantamda, diğeri de evde artık ;-)) Ne azap çekmişim 2 yıldır aklım almadı, niye daha önce aklıma gelmedi diye mesela...
Neyse aslında konu şey; vakit habersizce çekip giderken ve artık gözüm daha az görürse ve de illa da böyle örgü mörgü şeyler için tüh dememek için aklımın bir kenarında olacak bu husus ;-)) Aslında kiminle konuşsam "amannn boş ver, artık her şey her yerde satılıyor, değmez yorulmaya!" vs dese de bu benim için pek öyle değil halen. Bence el emeği bambaşka kıymetli, yıllar geçtikçe daha da kıymetleniyor gözümde. Ve bir yönü de şu ki; ben "bunu ben de yapabilirm" dediğim tür şeyleri satın alamıyorum artık. Çoğu şey hem maliyet açısından daha kârlı olabiliyor. Ondan hariç evde boş boş oturamıyorum ben, mutlaka ama mutlaka bir şeyle meşgul olmam gerekiyor zaten (bu huyumdan aslında artık çok memnun olmasam da böyle) Belki -yapabilme- daha doğrusu -tamamlayabilme- kabiliyetimin azalmasıyla ters orantılı ilerliyorum şimdilik. Bu yüzden de olabilir, el işi üreten hemcinslerime gıpta ediyorum, ne yaparlarsa yapsınlar etrafımdaki kadınların üretmelerinden müthiş bir haz duyuyor ve ilgiyle izliyorum onları. Face'te yada blogda paylaşımının bir yerinde illa gözüm arıyor üretilen, emek verilen bir detay görmeyi...
İnşallah başladığımız herşeyi bitirmeyi de gördüğümüz üretken bol zamanlarımız olsun... Renkler, ipler, keçeler, boyalar, tuvaller, müzik ve resim ve de defterlerimiz eksilmesin hayatlarımızdan...
Sevgiyle kal blogcum...













3 Nisan 2017 Pazartesi

Elbezidir deyip geçemedim valla ;-))

İnsan yaş aldıkça annesine daha mı çok benzemeye başlıyor?
Yoksa hayatın mutlak bir yerinde duyumsanması kaçınılmaz olan geçmişe özlem mi bazı duyu ve duygularını harekete geçiriyor?
Ben henüz çocuk yada genç kız iken şimdiki gibi ıslak mendiller vs yoktu. Her evde de bizim evde de misafirlerimize yapılan ikramlardan sonra ıslak-kuru (hatta annem bazen bir kısmını da sabunlu hazırlardı) el bezleri verilirdi misafirlere. Sonra ıslak mendiller çıktı mertlik bozuldu, belki de gereksiz gördük artık hepimiz. Ben kendi evimde ilk evlendiğim yıllarda çeyizimdeki el bezlerini kullandığımı hatırlıyorum tabi. Ama yıllar var ki aklıma bile gelmemişti bu zamana kadar bu ayrıntı...
Bazen sandıktan bişey çıkarıyorum, ah bu anneciğim örmüştü, ah bunu teyzem işlemişti gibi benzer düşüncelerle o yıllara gidiyorum ve mutlak bir gülümseme oluşuyor ruhumda ve yüzümde. İşte bundan sebep bu hafta sonu "neden ben de kızlarıma bu minik gülümsetmeleri yaşatmayayım ki?" fikrinden çıktım yola, bilmem artık kullanırlar mı kullanmazlar mı ancak minik bohça yapıp içine küçük notlar yazıyorum böyle hazırlıklarımda. "Annen bunu sana şu yıl, şurada, şe sebeple örmüştü yavrum" diye mesela. Yazmazsam valla bilemezler gibi geliyor bunu n'apcaz ayol diye kalakalırlar gibime geliyor bazen.


Uçlarına birer püskül yapıp ekleyeceğim, afilli olsun şöyle diye ;-)


Sevdikleri renkleri seçmeye çalıştım, kullanmaları için minik sebepler misali, kullanmazlarsa bile baktıkça ısınsın ve coşsun diye yürekleri...


Bir minik elbezine bu kadar anlam yüklenirde yazılır mı diye de aklıma gelmedi de değil ama evet be yazılır didim kendim kendime ;-))