29 Eylül 2010 Çarşamba

Ah Savarona!

Savarona'nın başına gelenler üzücü mü üzücü.
Peki sorumlusu kim?
Kahraman Sadıkoğlu'mu? Gülerim.
1,5 yıldan beri Sadıkoğlu Savarona'yı satmak istediğini söylüyor, kim ilgilendi?
Araplar mı alacak, Ruslar mı derken biri ortaya çıkıp da, Savarona Atamızın bir çocuğun oyuncağını bekler gibi beklediği özelimiz, onu kimseye düşürmeyiz, alır müze yaparız, Türk Milletine hediye ederiz dedi mi? Demedi.
Kahraman Sadıkoğlu,  28 milyon dolar harcayarak tadil ettirdiği, bildiğimiz kadarıyla satmayı da çok istediği yatı belki bu sayede kolayca çıkaracak elinden. Kimbilir?
İşin içinde neler vardır, neler vardır?
Bilmem kaç senedir bu yatta buna benzer binlerce olay olmamış mıdır? Kim "olmadı" diyebilir?
Dünkü baskın, zurnanın zırt deliğidir sadece.
Ve suçlanması gereken ne Kahraman Sadıkoğludur ne de içindekilerdir!
Asıl suçlular, Atasının mirasına sahip çıkamayan...
Sen, ben, o...
Kral çıplak vesselam.
Ezcümle,
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Kel ve kör; Düş de gör.

Hani, kel ölür sırma saçlı olur,
Kör ölür badem gözlü olur ya.
Bazen en dandik sebeplerle kaldığınız o en dandik durumda, yakın gördüğünüz birinden küçük bir iyilik istersiniz.
İstersiniz çünkü iş lafa gelince "niye benim haberim olmadıydı, aşkolsun, bu da ne ki, ilk bana söylemeniz lazımdı bu durumu.......vs vs." nağmelerini çok duymuşsunuzdur,
Durup dururken bir isteme değildir bu yani öncesinde çokca verilen bir güven vardır bilinmezce.
Öyle ki bu iyilik, karşı tarafa da zerre miktar zarar getirecek falan da değildir.
Kimse aptal değil, kim böyle bir iyilik ister ki zaten en yakınından?
O dandik şeyi, karşı taraf öyle büyütür, öyle büyütür ki, sanırsın dünyaları istedin.
Küçük ve dandik bir istek, olmuştur sanki dünya meselesi.
Duyarsın, karı-koca kavga bile etmiştir bu sebeple.
Üzülürsün, sen ona benzemez ne iyilikler yapmışsındır ona hayatta karşılıksızdırlar yıllar yıllar geçmiştir de beklenmemiştir ona binaen hiçbirşey.
Karşılık değildir ama canın sıkılır, işte.
"...Eeee düşmeyegör, demek ki zamanı geldiğinde ben de ona...............!" gibi dandik dandik cümleler kurmaya başlamışsındır bir de bakmışsın ki, iyi değildir bu hâl, hasta eder kişiyi.
İlişkişleri,
Dostlukları.
Mecbur kalmadıkça görüşmek istemezsin artık, araya uzaklık ve bir soğukluk girmiştir bir kere.
Üzülürsün.
"Temkinli olmak adına dostluğu hiçe sayanları anlamam ben ama herkes "kendi bilir"
Günah benden gitmiştir sadece.
Kel, sırma saçlı,
Kör, badem gözlü olmayacak artık.
Ve bundan sonra herkes verdiğini alacak gönlümden.
Ve dualarımdan."
dersin, BİTER GİDER.

21 Eylül 2010 Salı

Bunun adı ne?

Kendi kendime diyorum ki, ben insanı insan diye sever sayarım, etiketine bakmam filan.

Sanırım kendimi kandırıyorum.
Ya da demek ki, hâlâ farkında olamadığım şeyler de var.
Mesela Özcan Deniz bende hiç hayranlık uyandırmadı ama Asmalı Konak’taki Seymen Ağa çok etkileyici idi.
Mesela Bekir Aksoy kim desen hâlâ beynimde kıvılcımlar yanıp yanıp sönmez ama Doktorlar’daki Dr.Suat çok karizmatikti.
Mesela Mehmet Arslantuğ’un tipi hiç bana göre değildi ama Selim Arhan’ı çok beğenmiştim.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Sordum, birçok kişi de aynı şeyi düşünüyor.
O zaman bizim sevdiğimiz şeyin adı ne?
Oyunculuk falan olamaz çünkü aynı kişinin başka dizilerdeki karakteri de hiç etkilemiyor çoğumuzu.
Güç mü, karizma mı, zenginlik mi diye soruyorum kendime “bunlar bana çok zıt ya, yok o değildir” deyiveriyorum demesine de,
Adını hâlâ koyamıyorum.
Ne bileyim işte, bir de size sorayım dedim.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Düşünerek

Pozitif düşünceye inanıyor muyum, evet inanıyorum.
Lakin ben;
Düşünerek değil düşünmeden mutlu olmak istiyorum be ya!
Derdim bu galiba.

17 Eylül 2010 Cuma

Tatil

Biraz dinlenmek ve ailemle birlikte olmak çok iyi geldi.
Evet, hayat devam ediyor.
Yarın gece evimizde olacağız.
Ama öncesinde 9 saatlik Ankara molamız olacak. Elif ve Zenep'e söz verdiğim üzere Anıtkabir'e gideceğiz.
Görüşürüz blog.

5 Eylül 2010 Pazar

3 Eylül 2010 Cuma

Eski dost

Hiçbir ilke,
Hiçbir sorumluluk,
Hiçbir parti,
Hiçbir siyasi görüş,
Hiçbir düşünce,
Hiçbir bağ,
.
.
.
"Eski bir dosttan" daha değerli değildir.

Ve;

Hiçbir mazaret,
doğru bildiğinden şaşmayı haklı gösteremez.

Benim için.