16 Ekim 2017 Pazartesi

15.10.2017 / 18.Gün

Gecikmeli yazıyorum çünkü pazar günü epeyce kırık hissettim kendimi. Ayrıca net bağlantısı olabildiğince kötüydü hafta sonu. Telekom, kotamızı doldurduğumuzu söyledi yine, "sınırsızlığın da sınırı varmış demekki" cümlesini hayatımıza kattığı için telefonu kapatıp, bir güzel andık kendisini. Sürekli sömürülmeye ve semirilmeye alışmış bünyelerimizin bu şekilde de olsa halâ tepki veriyor olması bi gıdımda mutlu etti ama yine bizi. Neyse işte pek halsizdim, Cold ilaçlar alsam da enerjik değildim. Kahvaltıyı ben hazırlayamadım. Mualla gibi miskin miskin bir pazar geçirdim. Yattığım yerden 2,5 film izledim evdeki cd'lerden. (Ghajini, Florence Foster Jenkins, The Little Prince'yi buçuk) Öğleden sonra küçük kızımcığımı yolladık, vardı şükür yurduna.
Bu arada, internetteki mezatların birinden eski bir tepsi almıştım, dolapta onu buldum bir şeyler ararken.


Her şeyi değil ama bazı şeylerin eskisini seviyorum. Muhtemelen 1950'li yıllardan olduğunu söylemişlerdi bu tepsi için, ekranda görür görmez heyecan yapmıştım, gelince de ara sıra çıkarıp bakar oldum.
Kızımcıklarım kazak modeli konusunda kararsızlar, rengi konusunda da. onlar kalın ipli istemiyor, "iri gösterir" diye, ben de incecik öremem bid bid, sıkılırım. Sonra "aman iyi, siz istemiyorsanız ben de kendime örerim" dedim, ikisi birbirine bakıp, gülmeye başladılar. Genellikle kendilerine değil de kendime yaptığım, aldığım şeylere daha fazla ilgi duyuyorlar neden bilmem. Belki de ben onları halâ çocuk görüyorum, onlar da "biz büyüdük annneğğğ" demek istiyorlar ne bileyim. Bak misal önceki sene kış biterken Hotiç'teki son indirimden bir bot almıştım kendime. Fiyatı 400'lerden 100'lülere inmişti, ikisine de ısrar ettim "siz de alın" dedimdi, "iyi indirimde" dedimdi almadılar, "burada bizim tarzımıza uygun bişey yok" dedilerdi. Geçen kış da giyemedim ben bu botu çünkü hafta içi çamur deryasının içindeydim genel olarak, hafta sonları da genellikle spor ayakkabı giymişim. Küçük kızımcığım önceki hafta kışlık botlarını giymek isterken daha kutucuğunda duran botu gördü "aaa anne sen bunu hiç giymemişsinnnn" dedi, ben de "fırsat olmadı" dedim. Bi baktım deniyor, şaşırdım ama ses etmedim, (bu sene ayak numaramız aynı) "annneeee, çoook güzelmiş bu yaaaa" dedi, "e iyi madem bu hafta sen giy, sonra getirirsin" dedimdi. Bu hafta giderken baktım yine bunu giyiyor, "ee o senin tarzın değildi hani, hani alın dediydim de almadıydınız..." dedim, "ya anne ben çok beğendiğim için giymiştim ama hem öğretmenlerim hem de arkadaşlarım da çok beğendiler, senin de fırsatın olmuyordu madem (burada kıs kıs güldü) bence bu artık benim oldu" dedi. Ne diycen, evlat işte. Giymem giydiririm, yemem yediririm hesabı. Üstüne de büyük kızımcığım demez mi; "anne ben de aynısından istiyorum, çok tarz duruyo ya buuu"... Valla anlamıyorum bazen, hakkaten anlamıyorum. ;-)) "Sezon sonunu beklemek durumundasın şeker" dedim, anlasınlar durumu biraz diye.
İşte böyle, akşam ilaçların da etkisiyle erkenden uyumuşum yine, 23:00'e doğru uyandım tekrar ve tabi ki sabaha kadar uyuyamadım, kalktım işe geldim sonra.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder