Dün iş çıkışı sevinçle ve heyecanla gittim eve. Kızıma rica ettim üst kata çıkmaktan üşendiğim için ev kıyafetlerimi aşağı istedim ;-) O arada biberleri suya koydum, TV 8'de Gerçeğin Peşinde'yi açtım hemen. Hani katil arayan program, onu. Kızım çok yadırgıyor olsa da her gün bu -ruh sıkıcı- diye nitelendirdiği programı seyretmemi, ben gerçekten insan profil ve davranışlarını izlemeyi seviyorum galiba; hani bu sevgi sevecenlik sevgisi gibi de değil bir nevi sosyolojik bir takım gerçeklerle farkındalığımın arttığını hissedip buna sevinme sevgisi. (Nasıl ama açıklamam; daha bi karıştı hissim de yok değil şu anda ama olsun silmicem ;-))
Neyse...
Biberleri yıkadım, bir kısmı acı bir kısmı tatlıydı bunlar.
Minnak minnak doğradım, acı biberleri eldivenle tabi, mutfakta eldiven kullanmaktan gıcık olduğumu bir kez daha bünyemin iliklerine kadar hissettirerek hemi de...
Üzerine şekeri koyup 3 saat dinlenmeye bıraktım tencerede. Başlangıç ve 3 saat sonrası şöyleydi;
Sonra malum pişme evresi, ağır ateşte 1 saat kadar pişirdim ben. 1 yemek kaşığı (belki de 1,5) limon sıktım, 5 dakika daha kaynatıım, kavanozlara koydum bitti gitti ;-))
İlk incelemelerimize göre renk, doku tam istediğim gibi yalnız tadı konusuna yarın değineceğim zira bu işlem bittiğinde saat 23:30 sularıydı ve ben de sıcakken tadına bakmadım, bugün iş çıkışı ilk tadımı yapacağım inşallah ;-))
Şimdi de ki; "eee koca akşam bi bununla bitti mi, 3 saat beklerken oturdun mu?"
Yok anacım bitmedi, dinle bak ;-)) Ben doyumsuz, acı ve tatlı olmak üzere 2'şer kg aldırmıştım (hatta bir ara 3'er kg da geçtiydi valla aklımdan) e ne bilim reçel yapcaz ya malum, sonra açtım netten tariflere bakıyorum ki durum şu; 5 adet acı, 5 adet tatlı; 8-10 adet acı, 10 adet tatlı vs vs... Anacım ben aldırmışım 30-40'ar tane. Neyse bu kadar insan böyle yapıyosa vardır bi bildikleri felan dedim ama yine de ben muhtemelen 12-15'şer tane doğramışımdır. ;-))
Eeee hadi doğradık koyduk tencereye sonra şöyle bi Hülya Koçyiğit gibi ani bir dönüş yaptımda tezgâha ne gördüm? Ne görücem bi dolu acı-tatlı yıkanmış biber melül melül bana bakıyo. Aklıma küçük kızımın ne zaman yemeğe gitsek közleme biber siparişi verdiği geldi trink trink trink... N'apıyoruz bu durumda? Balkondaki küçük tüpe közleme tepsisini yerleştiriyoruz, közledikçe poşete alıyoruz, bitince kabuklarını soyuyoruz, soyunca da rulo yapıp sarmısak eşliğinde evde hunharca tüketilen probiyotik turşunun (bak gene yazmadan geçemedim görüyon mu?) kalan suyuna biraz da zeytinyağı ilave ediyor ve dolaba kaldırıyoruz...
Sorumlu blogcu kimliğimle tek tek resimledim;
Eeeee bitti mi?
Onca acı biber nolucak?
Şöyle oldu;
Kurursa kuruyacak işte gerisine sonra bakarız ;-))
Balık sezonu açıldı malum, bu akşam bulabilirsem güzel bir balıkcık, alacağım, köz biber, turşu, yoğurtlama vs, menü geniş olacak bugün cuma ve küçük kızım geliyor bu akşam çünkü...
Allah evlatlarımıza hayırlı tahtlar ve bahtlar versin cümlemizin. Bazen düşünüyorum da, "onlar olmasa bunca şeyi yapar mıydım?" diye.. Şu anda "hayır, kesinlikle yapmazdım" diyorum mesela. Onlar bi lokma yiyecekler diye, bunca sağlıksız şeyin arasında belki minik bir sağlık katkısı olur diye, evlerini sevsinler, fırın kokusuyla mutlu olabilsinler diye, şu üç günlük dünyada birlikte oturulan sofraların kıymetini öğrensinler diye, turşuydu, yemekti, reçeldi vs birlikte üretilen ve geçmişten gelen hiç değilse bazı ananeler unutulmasın diye, bir sürü hıyar gün içinde seni bezdirmiş olsa da demlediğin bir bardak çayla huzur yakalayabilsinler diye...diye...diye...diye...
Değer be...
Sağlığım, gücüm yettiğince sanırım vazgeçmeyeceğim...
Bugünlük bu kadar günlükcüğüm...
Neyse...
Biberleri yıkadım, bir kısmı acı bir kısmı tatlıydı bunlar.
Minnak minnak doğradım, acı biberleri eldivenle tabi, mutfakta eldiven kullanmaktan gıcık olduğumu bir kez daha bünyemin iliklerine kadar hissettirerek hemi de...
Üzerine şekeri koyup 3 saat dinlenmeye bıraktım tencerede. Başlangıç ve 3 saat sonrası şöyleydi;
Sonra malum pişme evresi, ağır ateşte 1 saat kadar pişirdim ben. 1 yemek kaşığı (belki de 1,5) limon sıktım, 5 dakika daha kaynatıım, kavanozlara koydum bitti gitti ;-))
İlk incelemelerimize göre renk, doku tam istediğim gibi yalnız tadı konusuna yarın değineceğim zira bu işlem bittiğinde saat 23:30 sularıydı ve ben de sıcakken tadına bakmadım, bugün iş çıkışı ilk tadımı yapacağım inşallah ;-))
Şimdi de ki; "eee koca akşam bi bununla bitti mi, 3 saat beklerken oturdun mu?"
Yok anacım bitmedi, dinle bak ;-)) Ben doyumsuz, acı ve tatlı olmak üzere 2'şer kg aldırmıştım (hatta bir ara 3'er kg da geçtiydi valla aklımdan) e ne bilim reçel yapcaz ya malum, sonra açtım netten tariflere bakıyorum ki durum şu; 5 adet acı, 5 adet tatlı; 8-10 adet acı, 10 adet tatlı vs vs... Anacım ben aldırmışım 30-40'ar tane. Neyse bu kadar insan böyle yapıyosa vardır bi bildikleri felan dedim ama yine de ben muhtemelen 12-15'şer tane doğramışımdır. ;-))
Eeee hadi doğradık koyduk tencereye sonra şöyle bi Hülya Koçyiğit gibi ani bir dönüş yaptımda tezgâha ne gördüm? Ne görücem bi dolu acı-tatlı yıkanmış biber melül melül bana bakıyo. Aklıma küçük kızımın ne zaman yemeğe gitsek közleme biber siparişi verdiği geldi trink trink trink... N'apıyoruz bu durumda? Balkondaki küçük tüpe közleme tepsisini yerleştiriyoruz, közledikçe poşete alıyoruz, bitince kabuklarını soyuyoruz, soyunca da rulo yapıp sarmısak eşliğinde evde hunharca tüketilen probiyotik turşunun (bak gene yazmadan geçemedim görüyon mu?) kalan suyuna biraz da zeytinyağı ilave ediyor ve dolaba kaldırıyoruz...
Sorumlu blogcu kimliğimle tek tek resimledim;
Eeeee bitti mi?
Onca acı biber nolucak?
Şöyle oldu;
Kurursa kuruyacak işte gerisine sonra bakarız ;-))
Balık sezonu açıldı malum, bu akşam bulabilirsem güzel bir balıkcık, alacağım, köz biber, turşu, yoğurtlama vs, menü geniş olacak bugün cuma ve küçük kızım geliyor bu akşam çünkü...
Allah evlatlarımıza hayırlı tahtlar ve bahtlar versin cümlemizin. Bazen düşünüyorum da, "onlar olmasa bunca şeyi yapar mıydım?" diye.. Şu anda "hayır, kesinlikle yapmazdım" diyorum mesela. Onlar bi lokma yiyecekler diye, bunca sağlıksız şeyin arasında belki minik bir sağlık katkısı olur diye, evlerini sevsinler, fırın kokusuyla mutlu olabilsinler diye, şu üç günlük dünyada birlikte oturulan sofraların kıymetini öğrensinler diye, turşuydu, yemekti, reçeldi vs birlikte üretilen ve geçmişten gelen hiç değilse bazı ananeler unutulmasın diye, bir sürü hıyar gün içinde seni bezdirmiş olsa da demlediğin bir bardak çayla huzur yakalayabilsinler diye...diye...diye...diye...
Değer be...
Sağlığım, gücüm yettiğince sanırım vazgeçmeyeceğim...
Bugünlük bu kadar günlükcüğüm...

Bir ara reçel mi diye baktım. şekerden bahsedilmemişti. Ellerinize sağlık. Afiyet olsun.
YanıtlaSil@parıldayan çiçek; önce hoşlar geldin, sefacıklar getirdin, "..Üzerine şekeri koyup 3 saat dinlenmeye bıraktım tencerede. Başlangıç ve 3 saat sonrası şöyleydi;.. yazdımdı ;-)) Evet evet reçeldi ;-))
YanıtlaSilTeşekkürler ederim...
Elinize sağlık Afiyet olsun, ilk defa gördüm bu reçeli seneye denemek lazım.
YanıtlaSil@Yüreğimin İklimi; evet evet reçel ;-)) Yarın tadını yazarım ;-) tekrar hoşgeldiniz sayfacığıma ;-*)
YanıtlaSilNeee? Biber reçeli mi? Çok merak ettim. Acı biberle karışık yapılan domates reçelini duymuştum. Değişik tadları denemek lazım. Elinize sağlık.
YanıtlaSilKatarsis, bir nevi arınma.Seyreden açısından, bu programların faydası bilnç altında toplananları temizlmesi. Seyretmeyen ama programa maruz kalana ise ıstırap :)
YanıtlaSil@hüznün tadı; zevkler tartışılmaz tabi ama denenmeli bence; her şeyi denemek lazım belki de di mi? ;-)
YanıtlaSil@mumdangemiler; adının bu olduğunu da bilmiyordum tabi teşekkür ederim. Bilinç altımdakileri temizliyor mu bilmiyorum anca sonuçlara olası sebepleri araştırıyorum bugünlerde. Teşekkür ediyorum katkınız için.
YanıtlaSil