24 Kasım 2021 Çarşamba

Öğretmenler gününü kutlamak

 

Yıl 1923… İlgili kişiler Atatürk’e soruyor: “Paşam, vekil maaşlarını düzenleyeceğiz, ne kadar verelim?” Keşke bugün hayatta olsaydı diye bir kez daha özlemle andığımız Ulu  Önder şöyle diyor:

“Öğretmen maaşlarını geçmesin.”

1923'de bir öğretmen maaşı 24 cumhuriyet altını
2021’de bir öğretmen maaşı 1 cumhuriyet altını alamıyor. Emekliler zaten içler acısı...

Hadi kutlu olsun Öğretmenler Günü!


22 Kasım 2021 Pazartesi

Gönül istesinmiş, her şey mümkünmüş

 Yeni kararlarımı uygulamaya başladım. Yaz-kış demeden her hafta sonu denize giren eşim öğle vakitlerinde eve döner. Ben de erken uyansam bile uyanır uyanmaz bir şey yiyemediğim için bekler, birlikte bir şeyler yerdik. Yanlış oldu beklemezdim, mutlaka bir şeyler yapardım, börektir, kızartmadır, gözlemedir vs vs. Bu hafta yapmadım. Bunun yerine cuma akşamı manifestomu yayınladım, 'ben artık hafta sonları gezeceğim, sabahları da kahvaltı, akşamları da yemek hazırlamayacağım, temizlik de yapmayacağım' dedim. Dedi, 'olabilüüü'. Kaç kereden sonra fire veririz bilinmez ama valla itiraz etmek şöyle dursun çok sevindi bile diyebilirim adamceğiz. Demek ki gerçekten, beklenti bile olmaksızın kendi kendime bi işler çıkarır dururmuşum dedim. Attık arabaya bi küçük tüp bi tava, aldık kasaptan bi kangal sucuk, fırından ekmek, ver elini (Ortakent'e çok gittiğim halde burasını hiç görmemiştim) bir sahil dedik, Ortakent'e gittik. Anlaşılan ve görünür manzara o idi ki sanırsam bi ben bilmiyormuşum ;)) Önceki pikniklerden kalan çer çöp ve mangal  artıkları ile olayı pekiştirdim ;)) Ben sahilde ateş yakmak fikrini, orayı kirletmeyi sevmem hiç. Çünkü piknik alanı olarak düzenlenmiş yer değillerdir ve haklı bir saygı isterler. Bana göre. Neyse işte, uzunca bir süre denize daldırdım gözlerimi, suyla bıcı bıcı oynadım. 




Biz tam sucukları hazırlarken birkaç araç dolusu genç geldi, pata küte derken, kulakların zarını patlatacak kadar açtıkları müzik eşliğinde saniyeler içinde masa sandalyelerini kuruverip mangalı bile yakıverdiler valla. Acaba şu müziğin sesini biraz kıstırsak mı diye düşünürken bi baktım hepsinin ellerinde birer bira -ki ilk şişeleri gibi de durmuyordu- masaya konmuş daha elvan çeşit içecek derken, bulaşmamaya karar verdim. 🙊🙉🙈Alelacele kısmından yiyiverip biz başka yere gitmeye karar verip öyle yaptık. Gün boyu kah arabayla kah yürüyerek dolaştık Sarıyaz'ı yaşayan Bodrum'da. Birer kahve, üçer de çay içtik orda burda. Öyle iyi geldi ki gezmek, anlatamam. Toplamda 1 saati geçmiştir yürüyüşüm ve hiç te aşırı zorlanmadım, azcık zorlandım.  Akşama yemek yiyemeyecek kadar toktuk, meyvedir vesaire ile geçiştirdik. Oksijen mi çarptı nedir sabaha kadar az delikli uyudum ki bu da çok hoştu. Benim için.
Pazar günü de Bitez'e geçtik. Neden bilmem en çok sevdiğim yerlerden biridir Bitez. Evimize de çok yakın. Önce kallavi birer dabıl Türk Kahvemizi içtik, ardından ben ya hiç uyuyamazsam korka korka da olsa iki çay içtim, bir önceki güne efelenerek 😇 Örgü öresim geldi, malum oğluşa bir yelek başladım, sürünüp duruyor günlerdir. Gözümü ne zaman kaldırdımsa bana bakan gözleri de farketmedim değil ama devam ettim, öyle istiyordu canım. Sonra bi kadıncağız geldi yanımıza, 'geldiğimden beri sizi izliyorum, ne örüyorsunuz merak ettim, rahatsız etmeyeceksem bakabilir miyim?' dedi, 'tabi' dedim biraz lafladık, o da örermiş her gün, 'haftaya ben de getireyim bari' dedi. Sonra bir kadın daha geldi, biraz da onunla konuştuk, o da 'haftaya ben de getireyim' dedi. Bitez'de bir çığır açacak olabilirim 😛 Çok hoşlandım ama. Ne o boş boş oturmak, örgü örmesem de kitap okuyorum ben zaten nere gitsem.


 Neyse işte içme sınırının sonuna geldiğimizde hadi biraz da yürüyelim diye kalktık. 


Aman Allahım... Kesin kanaatim o dur ki bir tek ben evde oturmuşum yıllardır. Kafeler vs tıklım tıklım olmasa da meğer yeni bir akım gelişmiş ben görmeyeli. Minik masa ve katlanabilir sandalyelerini arabaya atan sahile koşuyormuş meğer. Rahatsız etmemek için hepsini fotoğraflayamadım ama temsili bir fotoğraf çektim biraz uzaktan.


Valla mis. Kafası çalışıyor insanların. Hiç bir restorana yada kafeye yada bilmem nereye gitmek zorunda kalınmadan da mükellef bir akşam yemeği yenebiliyormuş meğer. Masalı sandelyeli en az 20 küsur aile vardı, kimisi eşli dostlu, kimisi iki kişilik romantik. Getirmişler yiyeceklerini, içeceklerini, donatmışlar masalarını, kiminin elinde kitap, kim sohbette, kimi gülmekten çatlıyor. Kimi scrable oynuyor, kimi zar atıyor, kimisi olta. Masalarını mesafeleri koruyarak açmışlar, sıkış sıkış bi restoran atmosferinden bin kez daha güvenli. Valla ne yalan söyleyeyim şurda yaşayalı 27 yıl oldu, ben böyle bişey görmedim. Vardı belki de, ben görmedim. Niye görmedim? Niye kafamı bu kadar kuma gömdüm? Bilmiyorum. Daha doğrusu, karavanın olursa böyle şeyler mümkün diye sabitlenmişim. O 20 küsur arabanın içinde sadece 1 tane minicik bir karavan vardı oysa. Gönül istesinmiş, her şey mümkünmüş... Ama değiştim. Demiştim ya bir aydınlanmanın eşiğindeyim sanki diye hissediyorum, tam da buna delalet sanki. 1 saati aşkın yürüdüm oraya buraya baka baka. Çok ama çok hoşlandım. Önümüzdeki hafta sonu için hayaller kurdum ama muhtemelen o hiç yağmayan yağmurlar filan da yağar, o derece de güveniyorum bedeviliğime 😂 Neyse işte. Döndük eve, başladık araştırmaya. Şimdi acilinden masa ve 4 sandalye alaceğük. Araştırıyorum. 
Sıradaki aydınlanmam ne olacak acaba? Ya da buraya kadar mıydı? Yok ya değildir, gel sen, bekliyorum.
Bu arada hep bahsettiğim örgü sisterım Özlem yeniden blog yazmaya karar verdi.https://pusulasizhayat.blogspot.com/ Keyifle okuyacağınızdan eminim, haberiniz olsun istedim.


18 Kasım 2021 Perşembe

Hadi bakalım 18.11.2021

 Dişçiye gittim, parça kalmış gibi görünmüyor, yandaki 20'lik diş de sağlam görünüyor ama "ağrı geçmezse onu da çekelim" dedi, doğrusu 5.eksikliğe şimdilik evet diyemedim, sağlam görünen dişi niye çektireyim anlamadım, 'bir kaç hafta daha bekleyeyim o zaman' dedim. Toplamda 2 paket antibiyotik de kullandım buna rağmen üst çeneyle alt çene üst üste gelirse aynı ağrı devam ediyor, anlamadım gitti. 'Enfeksiyon oluşmuş olabilir' dedi, '2 pakete rağmen enfeksiyon olsa sadece basınca değil sürekli bir ağrı olmaz mı?' diye sordum o da 'evet orası da öyle' dedi. Ayrıldım, çaresiz. Az daha soru sorsam kovulacağımı hissettim valla ;)) Anlayamadığım şu; doktorun bir teşhis koyması yada ne bileyim teşhisin doğruluğunu güçlendirmesi için hastanın hikâyesini dinlemek diye bir şey var literatürde. Hal böyle iken, doktorların duydukları rahatsızlık ve öfke niye? Üslup da çok önemli ama ben zaten oldukça kibar ve minnettar davranırım sağlık personellerinin tümüne. Yani anlayacağın; kendimi bahtsız bedevi gibi hissediyorum çölde ;))

Havalar çok güzel, bugün öğle aramda uzun zamandır ilk defa toplam yarım saat yürüdüm sahilde. Dizlerimi kırmadan düz adımlar atmaya çalıştım, etrafta yürüyüşe çıkanlar vardı ve hepsi de bana tuhaf tuhaf baktılar. Diyeceğim o ki, etrafınızda birileri normal dışında yürüyorsa -bakmayınız, rahatsız etmiş olabileceğinizi, bir gün sizin de başınıza gelebileceğini düşününüz- lütfen. Bu bakanların bir de yolda durdurup soranları bile var, -sormayınız- lütfen. Hele bir de yanından geçerken o -cık cııık- seslerini de -çıkarmayınız- lütfen. "Kalçadan adım atarak, dizleri mümkün mertebe kırmadan yürümeye çalışmak dizlerdeki sürtünmeyi en aza indirmek içindir ve doktor tavsiyesidir, başkaca bir tuhaflık içermemektedir, kaynınızda da varsa bana sormak yerine kendi doktorundan salık almasına tavsiye ediniz. Lütfen." yazılı bir pankartla dolaşmayı istiyorum. 

Aslında dert anlatmaktan nefret eder oldum, bloğumdan be sebeple uzak kaldığım zamanlar oldu, sürekli karamsarlık peşinde olmamama rağmen yazıya bile dökemedim zaman zaman. O zinciri de şimdi kırmış olayım. Neticede kitap yazmıyorum, kimse para vererek okumuyor, hiç bir borcum yok kimseye, karamsarsa karamsar bazen, n'apim böyle... Yazdıklarımı ben zaman zaman geriye dönüp kendimi merak ettiğim için yazıyorum. Unutuyorum çünkü ve merakım var.

Uzun zamandır beklediğim ve istediğim aydınlanmayı yaşayacağıma inancım yüksek şu günlerde her şeye rağmen. Bu hafta sonu, öbür pazartesi, önümüzdeki bahar vesaire gibi kendime koyduğum zaman engellerini de attım artık. Şimdi. Evet şimdi.

Yazmaya devam ederek bu işi kendi içimde nasıl ne hale getirdiğimi görmek istiyorum. Belki başarırım belki başaramam ama denerim. Deneyeceğim. Aslında şuraya şu satırları yazmak bile müthiş. Benim için. Benim dünyamda. Kendi eksenimde.

Öyle işte. Kendime notum: Hadi bakalım. 

;)



11 Kasım 2021 Perşembe

11.11.2021 ordan burdan

 Aslında 10 Kasım için özel bir yazı hazırlayacaktım, başladım ancak bitiremedim, yarım yamalak da burada olsun istemedim. Ezcümle; vatanımızı kurtaran, ne kadar özlem, minnet, saygı, sevgi ve rahmetle ansak dahi hakkını ödeyemeyeceğimiz büyük Türk Atatürk'ümüze dualar gönderdim şükran duygularımla. Son nefesimi verinceye kadar yolundan ayrılmayacağıma her gün olduğu gibi yine söz verdim kendime.

Pazartesi dişçiye gittim ve tekrar 'çekmeden başka bir yolu var mı kurtarmanın' diye çok dil döktüysem de olmadığını söyledi ve bir dişimi daha kaybettim, böylece ağzımın içinde 4 azı diş eksiğiyle rahmetli babaannemden hallice bir duruma geçtim. İmplant öneriyor ve 'başka yolu yok senin boşlukları doldurmanın' diyor amma burada sadece özel kliniklerin bu işi yapması ve fiyatlarının accayip uçuk olması (bana göre, daha doğrusu Bodrum'un zaten her konuda diğer şehirlerden farklı yaşam koşulları ) ve şimdilik buna bütçe ayıramayacağım sebebisiyle benim bu babaanne rolünü biraz daha yürüteceğim kesin. Artıkın öğütme işi değil daha ziyade yutma işi yapmaktayım, neyse buna da şükür ;)) 3 gündür sol tarafımı kullanamıyorum, halen dilimi yandaki son dişe dokundurduğumda aklım uçacak kadar ağrıyor, çekim esnasında kırıldı (ki doktor kırılmadığını söylese de kırıldı) ve umarım o kırık parça içerde kalıp da başıma daha büyük işler açmış olmasın. Bekliyiciiz yani, bakalım.

Geçen hafta sonu kızımcığımlarıma niyetlendiğim ilk boyunluğu bitirdim. Omuzlarda dikiş olsun istemedim tek parça ördüm, yakayı da misinalı şişle. İpim, yumoşluğunu çok sevdiğim Nako Paris'ti. Kaban içi, göğsü, sırtı ve boğazları hatta boğazı katlamazsan burnu bile koruyacak ölçülerde yaptım. Tam tarafi bu olmasa da genel olarak @petiteknit'in sayfasında görmüştüm, çok şahane örgüler ören usta bir tasarımcı kendisi zaten herkes bilir ;) O yapmamıştı ama kaban içinde sağa sola kaymasın diye ben kenarlara bant da ördüm.



İkinciye başlayacakken foto attım, 'ben kullanmam' dedi büyük kızımcığım. Muhtemelen kolumu yormamak için böyle dedi, genelde böyle diyor her şeye. (Sanki o öyle deyince ben örmeyi bırakıyorum da ;)) O yüzden alelacele başlamadım ipini aldığım halde. Oğluşa başladığım yelek bitince bi tane daha örmek istiyorum, istemezse ben de kullanabilirim. Sabahları hava soğuk olsa da öğlen ısınır ya bazen (burada hep), sabah ince giysen üşürsün, sabah kalın giysen öğleden sonra dayanılmaz olur bu sefer. Dolayısıyla bu kurtarıcı bir parça olabilir diye düşünüyorum. 

Örgü arasına ayva peltesi ve reçeli sıkıştırmaya niyetlendiğimi yazmıştım bir önceki gönderimde ya ;))) Maalesef kocaman bir hüsran oldu. Bütün ayvaları yıkadım, misler gibi kuruladım, takımı taklavatı kurdum, aaaaa o da ne???


Herkes ilaçladı ben ilaçlamadım, organik olacaklar diye böbür böbür böbürlenirken ben ;)) Dışlarında hiç bir bere yok zinhar. Çoook dikkatli bakınca iğne deliği kadar kahverengi delikler görebildik, kurt arkadaşlar sağ olsun diyeceğim ama içlerinde tek bir kurda da rastlamadık ilginç şekilde. Yani işte ayvalar artık sadece kompost gübre olacak, üstelik her gün kendi kendine düşese de daha 4-5 kasa kadar da ayva var ağaçta. Küllüm ziyan oldu yazık. Bu sene çok boldu, seneye olmaz zaten ama bu sefer başka çarelerine bakmak farz oldu tabi. İşte büle.

Bir kısım gülleri budadık ama üzerinde tomurcukları bitmeyen çok kıymetli gülüme henüz kıyamadım.


Sabah koparıp ofisteki sukulentime eşlikçi yaptım, bakmalara doyamıyorum şuna;


Ağrıdan sızıdan hafta başından beri hiç bir iş yapmadım. Tansiyon, şeker ve demir tedavim devam ediyor. Yediğime içtiğime son derece dikkat etsem de bir gram kilo kaybetmemiş olmak ve beynimdeki ağırlık ve çarpıntım canımı çok sıkıyor. Düşüne düşüne beklenti anksiyetesi denen bir hal hasıl olmaya başladı, bu korkutucu tabi. Kendimi sık sık telkin ediyorum, güzel şeyler düşünmeye çalışıyorum ama o kadar stresli ki iş ortamı, bu pek mümkün olamıyor. Su fakiri Bodrum'da Su İşleri'nde çalışmak, şahsıma olmasa bile kişilerin kendini bilmez hakaretlerine her dakika ofisçe maruz kalmak hepimizin sinir sistemini bozdu. Sadece ben değil epeyce kişi bu haldeyiz. Mesaiden sonra da bitmiyor, telefonlar telefonlar, mesajlar mesajlar vesaire vesaire... Çok eminim ki bu kenti yönetenler bile bunlara maruz kalmıyor zira kimse onlara bağıramaz... Filler tepişir, çimenler ezilir, bu kadar.
Neyse işte şimdilik durum bu. Bütün bu kargaşanın içinde gönlümü ferahlatacak, gözlerime güzel görünecek, kulağıma hoş bir seda bırakacak her şeyi çok daha kıymetliyorum. Bu değerli hayatın, yavrularımın elimden geldiğince kıymetini bilmeye çalışıyorum, bütün çabam bu.

5 Kasım 2021 Cuma

Aziz cuma 05.11.2021

 Sonbahar her türlü olağanüstü güzelliğiyle yaşanıyor, ne güzel isimlendirilmiş, SARIYAZ... Bu renklere bayılıyorum... Doğanın renklerini gördüğüm bu ipleri tesadüfen görünce almadan edemedim.


Küçük oğluşuma ev yeleği diye niyetlendim, bakalım nasıl olacak... 7-8 yaş ölçüleri, hele de biraz uzunca yapayım, kasmasın azcık da geniş olsan derken neredeyse 38 beden bir mamüle denk geliyor, çocuk yeleği deyip geçmemek lazımmış, yeniden aklıma geldi ;)) İlk defa tığ işi lastik denedim, hoşlandım.


Aslında kızımcığımlarıma boyunluk, bir örgü çanta daha, hırkaya dönüştürürüm diye örmeye başladığım motifler vs derken bir sürü yarım işim daha var. Hangisine gönlüm kayarsa bi yarım saat bile olsa onu örüyorum, hep aynı şeyden sıkılıyorum bazen. O yüzden renkli şeyler örmek hep iyi geliyor bana ama bir yandan da açık uçuk renklere de tutkunum. 1.Boyunlukta epeyce ilerledim. Hafta sonu herşey planladığım gibi giderse biraz daha yol alabilirim inşallah ;)) Zira soğuklar iyice bastırmadan yavrulara ulaştırayım istiyorum.


Bahçe bir yandan sürekli temizlik istiyor. Arka bahçeye ektiğimiz soğanlar yenecek kadar olmaya başladılar, naneler budanmalı, ayvalar kısmen toplanmalı. Toplanan ayvaların bir kısmı pestile, reçele dönüşür mü, deneyeceğim ;))


Haftanın en muhteşem günü cuma hatta aziz cuma benim için, cumartesi de öyle, pazar öğleden sonra içimi afakanlar basmaya başlıyor. Ah emeklilik, ah... Gel. ;)))

Mutlu hafta sonlarımız olsun cümleten <3<3<3

1 Kasım 2021 Pazartesi

Cobblestone, pestil, tutamaç

 Bir bakımdan epeyce zor geçti ama geçti de bitiyor bile bir yıl daha. Yeni yılda dilek dilemeyi zaten beceremezdim ve hep sağlık olsun yeter derdim, yine aynı ruh halindeyim ama bu sefer çok daha üstüne basa basa diliyorum, hoş beni de kim takıyosa ;))

Benim cobblestone wrap bitti ;)) Bittiğinden sonra 1 hafta da ütülenmeyi bekledi, öyle uzağım ki şu ütü olayına, çok nadiren sevdim zaten.


Denizli de Uşak da çok soğudu, kızımcığımlarım bir iki haftadır kalorifer yakmaya başladılar ve sabahları da çok keskin soğukmuş, kuru iklim tabi. Benim Bodrum bebeleri dörder yıl da Muğla ayazını yaşadıkları için idmanlılardı gerçi ama 1,5 yıl eve kapanınca unuttular olmalı, çok üşüyorlar. Onlara göğüslerini ve sırtlarını tutacak birer boyunluk örmeye başladım, umarım çabucak biter. Kızkardeşim de ufak oğluşum Erdem için ev yeleği istedi, büyüyor yavru, boyunluklardan sonra da ona örerim, sonrası Allah kerim. 

Hafta sonu babamız annesine gitti, e zaten kızımcığımlarım da yok, kendi kendime 3 yalnız gün geçirdim, bol bol iş yaptım ama ne bileyim sevdim de sessizliği ;)) Sadece bir gece çok çarpıntım oldu korktum biraz o kadar.

Bu sene anjelik erik ağacımız çok bol meyve verdi, dağıt dağıt, ye ye bitmedi, bir kısmını marmelat yapmıştım bir kısmını da pestil yaptım, gayet de sevdim, tüm meyveler ile deneyeceğim gibi görünüyor.



Çocukların evlerini yerleştirirken tutacakları olmadığını hatırlamıştım (ki yanlış hatırlamışım, üstelik ben almışım bi de) onlara ve kendime birer tutacak örüp, pötikare kumaş ile astarladım, makine açmaya üşendiğim için de tüm dikişleri elde yaptım. Bir tane de kendime yaptım, denedim sevdim.


Üzerinden bir zaman geçtikten sonra geriye dönüp yaptıklarıma bakmak hoşuma gidiyor, bazen tekrar ilham geliyor, o yüzden bir gönderide bazen bir bütünlük olmuyor, rahatsız olan okuyucular olabilir affola, dediğim gibi sadece hatırgeç bırakma çabasıdır ;)) Zaten başlığa bakıp yazıyı okumaya devam ettiyseniz beni anlamışsınızdır diye umuyorum. Bir de belki, artık her şeyi anlık yaşamaya karar verdiğimdendir... Canım ne isterse o, kasmadan, yavaş yavaş, ister alakalı ister alakasız. Stres yükümü tamamen atmam gerekiyor, katı kurallarımı gevşetmem, hızımı düşürmem, kendime kıymetli muamelesi yapmam vs..

Taa belime kadar uzayan saçlarımı kısacık kestirdim. Kendi kuaförüm dükkanını kapattı, yeni birine güvenmek kolay olmadı ve nitekim istediğim boydan nerdeyse 10 cm daha kısa kesip, "bu çok kısa oldu" dediğimde,  "hayır hayır gösterdiğiniz foto tam bu boy, dalgalı olduğu için siz öyle görüyorsunuz" diye iddialaşmasıyla yıldırdı beni. Yaw ben zaten saçımın dalgalı olduğunu biliyorum ve yine dalgalı bir model fotoğraf gösteriyorum, anlaşılmayacak nesi var ve niye iddialaşırlar hiç anlamam. Saç benim, istek benim, ne diyosam onu yapsana şapşik diye sürekli vızıldayan iç sesimi bastırıp nasıl kendimi attım bilmiyorum. Neyse işte. Hem haksız olup hem de haklılık iddia eden herkesten çok gıcık oluyorum. Bir daha da gitmem olur biter, hayır arkamda gözüm olsa istediğim gibi ben kesicem netekim makas bile almışlığım ve kesmişliğim de var geçen yıl korkulu zamanlarda.

Öyle işte... ;)