23 Temmuz 2018 Pazartesi

Kudret narı, misafir, deniz filan

Havalar sıcak olmaya sıcak lakin deniz neden bu kadar buzzzz?
25 yıldır Bodrum'da ben böyle soğuk deniz suyu görmedim, hatta Haziran ayında daha ılıktı... Elbette hiç bir zaman Akdeniz gibi değildir ama bu yık Bodrum gibi de değil, sebille yarışa çıksalar deniz kazanır o derece. Her yer böyle mi merak ediyorum...
Geçen perşembe oğluşumun doğumgünü idi, en en en çok sevdiği şeyi yaparak hediyelendirelim istedik ve sabahın 4'ünde tekneyle balığa çıktık. Sözde 12'ye kadar balık avlayacaktık, öğlen bir koyda mangal yapacaktı kaptan bize, denize girecektik, eğlenip gelecektik akşam 5 gibi.
Sayemde ne mümkün...
Gittik gittik gittik gittik 1 saat kadar sonra avlama bölgesine geldik, kaptan motoru durdurur durdurmaz oh my god!!! Anacım beşik halt etmiş, sallan sallan sallan sallan, benim ilk 5 dakikada duracak halim kalmadı ve o malum şey oldu. Attım kendimi bir minderin üstüne, gözümü açık tutsam olmadı, kapalı tutsam olmadı, uyusam dedim olmadı, uyanık durayım dedim olmadı... Dayandım dayandım dayandım dayandım içimden de diyorum ki; "saat 10 filan olmuştur, 2 saat daha dayan hadi lütfen kimsenin keyfini kaçırma" Son bir kuvvet toplayıp, saat kaç dedim, 7 DEDİLER SADECE 7...
5 saat dayanmak için ne yapayım felan derken köpükler çıkmaya başladı içimden, neyse işte o baygınlık arası haldeyken biz 9,5'da eve zor düştük. Akşama kadar parasını da ödemiştik halbuki, babişkoyla oğluşa siz geri dönün dedi kızımcığımlar, onlar geri döndü...İşte o perşembe 9,5'tan sonra gözümü -güya teknede kesmeyi planladığımız- pasta kesmek için 15 dakika aralayıp, cumartesi 3'e kadar pert yattım evde. Bir daha da tekneye adım atan Ecehan'ı n'apsınlar ki n'apsınlar. Bu şekilde iş yapayım derken _iş yaparak geçirdiğim 3 günden sonra da pazar günü denize gittik, şööle kendimi denizin kucağına bırakma hayaliyle. Bu arada teknede gidip, gelirken yediğim rüzgardan boynum ve üst göğüs bölgem nefesimi zor aldıracak kadar da tutulmuş halde, iyi mi? Parmağımı değdirmemle soğuktan ürperen hücrelerimle 15 dakika cebelleştikten sonra accık yüzüp, çıkıverdim... Geçen hafta da böyleydi bu deniz, hakkaten hayret verici...
Telefonum da bana son derece uyumlu zaten bir kaç haftadır günün % 80'inde kilitlenip kalıyor. Telefonun telefon dışındaki diğer özellikleri işlevsel aslında ve tamirciler "eskidi artık bunu değiştir apla yaa" deyip duruyor ona da gıcık oluyorum. Kızımcığımlarında dediğine göre Iphone her güncellemede aslında telefonlarımızın bir takım özelliklerini bozuyormuş ve evet 5 yıl kullanım ömrü için tamam sayılıyormuş. Yok valla değiştirmice desem de bilmiyorum artık. Şimdilik çocuklar yanımda diye çok da takmıyorum ama okul açılıp giderlerse bununla da zor bir birliktelik sürecek gibi... Diğer taraftan telefonsuzluk aslında hiçte fena da değilmiş ;))
Aaa bak bahçemdeki kudret narı büyüdü de meyve bile verdi. Birgün yemyeşil görmüştüm onu ertesi gün kehribar sarısıydı. Şimdilik iki tanesini kopardım, çekirdeklerini temizleyip, ince ince doğradım ve Ayvalık zeytinyağıyla kavanoza koydum. Karanlık yerde 1 ay bekletip, mide hassasiyetlerim için kullanmak istiyorum. Resimlerin ilk iki tanesini fotoğrafçılık merakı olan küçük kızımcığımın  çektiğini hemen fark edeceksiniz bu arada ;))





Büstiyerleri ördüm tamamladım bu arada. Beyaz, sarı ve turuncu. Turuncu olanı pazar günü giydi küçük kızımcığım vee çok beğendi. Onun beğenmesi sebebisiyle de bendeniz çook sevindim. Bi ara resimlerini çekeceğim ;)) Araya giren büstiyer macerasını tamamladığım için artık yine yeğenime başladığım turkuaz şala dönüş yapabileceğim.
Bu haftanın sürpriz yumurtası memleketten amca kızımın gelmesi olacak. Sanki çalıştığımı bilmiyormuş gibi bugün gelip cuma günü dönecekmiş, yaw arkadaş gelene kapım açık, zaten davet eden de benim ama insan bi hafta sonuna denk getirirdi diye hayıflanmadan da edemedim doğrusu. Zaten sürekli binbir sorun masalları yaşadığım işten e maalesef her misafir için izin de alamıyorum. Gelen de gezdirilmek, tozdurulmak istiyor haliyle ve ben bu durumda çok çıkmaza giriyorum. Ve tuhaf olan da, elimden geleni yaptığım halde herkes de bir miktar gücenerek ayrılıyor buradan, kahroluyorum işte buna. Bu zorluğu yıllardır yaşadığım için kendim hiç bir yere gitmez oldum neredeyse. Oysa çözüm basit, çok basit hem de... Bir gramcık empati...Yeter de artardı bile...
Ev kuşu olan benim için bu hafta nasıl geçer gerçekten merak ediyorum. Bugün yetişemeyeceğim için dün gece imam bayıldı yaptım, dolaba kaldırdım, akşam eve gidince -onlar gelmiş olacak- bir de pirinç pilavı ve cacık yaparım diye düşünüyorum.
Bu arada raporlu günlerimde evde yatarken Anne with an E'ye başladık, neredeyse 2.sezonu da bitirmek üzereyiz. Bu da kötü hafta sonunun iyilerindendi.
Böyleyken böyle işte.











17 Temmuz 2018 Salı

Oğlumcuğum geldi, Dimitri, Büstiyer

Hani şu yazıda sizi Dimitri ile tanıştırmıştım, biliyorsunuz evimizin, kızımcığımların çok istedikleri ikinci minik dostumuz. 80 gün olmuş evimize geleli, gelgelelim o gün bugün evde atraksiyon hiç bitmedi, bitmiyor.




Dimitri oldukça büyüdü ve harikulade bir kedi oldu. Çok ama çok oyuncu, hiç Mualla gibi değil be bakımdan. Ve sürekli onunla oynamak isteği var, Mualla sürekli bir hırlama ve mutsuzluk içinde 80 gündür. Yaklaşık 2 aydan beri alt kattaki tuvalet klozetinin üzerinde yaşamak istiyor, salona gelmemek için ve buna rağmen Dimitri onu, orada da yalnız bırakmıyor. Kedi deyip geçilmeyeceğini bir kez daha anladım ki; bebekken bile yapmadığı huysuzluklar yaparak, bize sıkıntısını anlatmaya çalışıyor Mualla... Evin her yerine tuvaletini yapmaya başladı mesela... Ölmeyecek kadar yemek yiyor, iştahını tamamen kaybetti.Klozetten uzak tutmaya çalıştığımızda en kuytu köşeye geçmeye, Dimitri'den mümkün mertebe gizlenmeye çalışıyor, gerçi tüm çabaları da nafile çıkıyor. Ev ahalisi olarak biz bu durumdan oldukça yorulmuş durumdayız. Havalar sıcak olduğu için koku daha bir etkili oluyor ve biz sürekli evin bir yerinde bir kaka parçası var mı aranıp duruyoruz. Ve daha bir sürü şey işte... Evcek Mualla'ya çok üzülüyoruz, en çok da ben sanırım. O çok uslu, onay almadan yanıma bile gelmeyen, hiç rahatsız etmeyen, tertemiz bir kediyken şimdiki haline çok üzülüyorum. Aslında o ilk yazımda da belirttiğim gibi "Mualla ne yapar, nasıl karşılar sorularıyla aklım zaten karışıktı." 
Haklı çıkmanın ne menem birşey olduğunu öğreneli çok oldu ve sevmiyorum ama yine öyle oldu...
Şimdi güzel Dimitri'ye yeni bir yuva bulmak istiyorum ve Mualla'yı eski mutlu günlerine döndürmeyi... Zor bir durum bu... 
Geçen hafta Zeynepçiğimin istediği örgü büstiyer denemesi yaptım. Plajda giymek istedi, beyaz renk seçti, aslında tamamlandı ama resmini çekmemişim ;)) Çok beğendi ve çeşitli renklerde olsun bile istedi. Dün bir de turuncu renge başladım, tamamlanmadı ama şimdilik durum böyle;


Sırada bir de sarı renk olacak. Gayet az zamanda biten ve çok işe yarayacak bir ürün olacağından örerken keyfime diyecek yok. Akşamları yemekten sonra açıyoruz bir film yada belgesel, hem ailecek vakit geçiriyoruz hem de ben örüyorum. Haa bu arada geçen hafta sonu yeğenciğim oğlumcuğum geldi tek başına bize... Tüm yazı bizimle geçirmek istediği için evden kaçarcasına hem de ;)) Çok ama çok akıllı, uyumlu ve özellikle kuantum fiziğine dehşetengiz bir merakı var, tabii haliyle bu beni uçuruyor. Bir de -iştahsız bir çocuk olmasına rağmen- yaptığım yemeklere bayılıyor ve beni tatmin edecek kadar yiyor. Bunun nasıl bir mutluluk olduğunu bilen bilir ;)) Teyzeliğimin zirvesini yaşıyorum resmen.


Dün akşam aramızda şöyle bir diyalog geçti;
O       :Teyzeciğim, ablam ehliyet kursunu bıraksa da olur aslında 
Ben   : Nasıl yani 
O       : E ışınlanmayı bulmak üzereyiz ya, bence ehliyete gerek duymayacak
Ben   : Kim bulmak üzere, biz mi?
O       : Eeeee tabii ki biz teyzeciğim, seninle ikimiz pekçok buluşa imza atacağız, farketmiyor musun yoksa?
Ben   : Haaaa, -hık, mık- öyle mi diyorsun?
O      : Teyzeciğim şüphen yok değil mi?
Ben   : Hee yok çoccuğum yok, buluruz tabi, onu da buluruz ;)))
Diyaloğa sebep şu ki; ikimizde fiziğe ilgi duyuyoruz, özellikle de kuantum fiziğine. (Hatta ben zaman zaman keşke bu isteği lise yıllarımda duyaydım da diyorum) Birbirimize kitap öneriyor ve mutlaka ikimizde okuyoruz aynı kitabı. Ne var ki o daha 11 yaşında. Zorlanır mı acaba, şimdiden başlarsa usanır mı diye de endişelenmiyor değilim ama durdurmuyor zaten o. 2 kişilik whatsap gurubumuz var, o kurdu, adı da Uzay, 51.bölge, EVREN evet tam böyle ;)) Dün eve ayak attığım an geldi yanıma, karda batmadan giden bir taşıt tasarladığını söyledi, çizimini gösterdi ve "prototipini birlikte yapalım mı?" diye sordu. Her ne kadar o benim mühendis olmamı çok fazla abartıyor olsa da "hee tabii, sen malzeme listesi çıkar önce, sonra bakarız" dedim. N'apayım şimdi, efeliğe _ok sürsem olmaz, hevesini kırsam olmaz. İşte böyle her an sürprizli ve bilimsel şeylerle de dolu dolu geçiyor her anımız.
Hafta sonu hep rüzgârlıydı Bodrum. Denize gittik iki gün. Valla su bizim sebille yarışır hatta geçerdi. Tirim tirim titredim, zaten 15 dakika sürüyordu tamamen girmiş olmam, öyle böyle buzz diildi.. Çoluk çocuk hastalanmasın diye dua ettim durdum, şükür iyiler şimdilik... Ama o buzzz gibi su kolumun ağrısına öyle iyi geldi ki, şimdi hemen bir daha hafta sonu gelsin istiyorum herşeye rağmen...
Ehh oldukça uzun yazmışım, şimdilik kadar yetsin ;))





12 Temmuz 2018 Perşembe

sıcak, hasat, ekmek, şerbet, sıcak

Hafta sonu rahmetli kayınpederimin 52 mevlüdü için Ayvalığa gittik, döndük. Aman Allah'ım bir kalabalık bir kalabalıktı ki yollar, anlatılmaz, sinir olunurdu. 6 saatlik yol oldu 10 saat. Üstüne üslük klimaya alışmış bünyeye klimasızlık 1 saat bile uyku uyutmadı iki gün boyunca. Döndüğümüzden itibaren klima altındayım ve hâla sönmedi içimdeki alev topu desem hiç abartmış olmam.
Neyse işte, sıcaktan hiç hoşlanmıyor, kıştan hiç şikayet etmiyor olduğum doğrudur, tescillidir ve bir daha mecbur kalınmadıkça yaz seyahati yapılmayacaktır benim için, hele de klimasız bir yerlere...
İşte içimdeki bu malûm yangın sebebiyle bahçe mahçe de görmediydi gözüm, düne kadar. Sonra bunlar gerçek bir ödül oldu...

Bir gün önce yenilediğim ekşi maya ekmeğimizin yanına, zeytinyağıyla pek güzel bi katık oldular...


Her zamanki gibi iki ekmek, biri bizim için, biri hep hediye... Mayacığım keyifli, Allah nazarlardan sakınsın ;))
Ayvalık'ta uğradığımız aktarda lohusa şekeri görünce dayanamadım, aldım. Az şekerli, tarçın, karanfil ve zencefilli bu içecek yaz günleri için mutluluk verici birşey bence...

Şerbetin tarifi;
3 lt.su
300 gr.lohusa şekeri
1 sb esmer şeker
6 çubuk tarçın (parçalara ayırdım)
10 adet karanfil
Dilim zencefil damak tadınıza göre miktarlandırılarak...

Her ne kadar, her akşam hava durumunda buralar 34 derece civarı verilse de bence 78 derece, belki de 100, bilmiyorum ama dışarısı kaynıyor, acayip bir nem var bu sene... Ne kadar yanmışım anla blog, sıcakla başladım, sıcakla bitirdim...
Keyifle ve serin serin kalın...













10 Temmuz 2018 Salı

İdam...mı?

İdam; son günlerde özellikle sosyal medyada yeri yerinden oynatıyor...
Oysa bana göre...
Konu ile ilgili yazalacak, konuşacak öyle çok anektod var ki... Ama en en en kısa haliyle şöyle düşünüyorum;
İdam; cezai şartları uygulayabilme yetisinden yoksun, devletinin adalet ve yargı kurumlarına güvenemeyen, gelişmemiş toplumların uygulamaya çalıştığı ilkel bir yöntemdir.
Kaldı ki; idam uygulaması geçerli olduğunda, şu anda hassaslaştığımız sapık ve aşağılık dediğimiz sınıfı kapsamaz. Yıllar öncesini düşünün... İdam edilen insanlarımız için yıllar sonra anıt mezarlar yapmış bir ülkeyiz biz...
Evet, ben bir hukukçu değilim ama eğer yasalaşırsa nasıl istismara açık olabileceğini görebiliyorum...
Adaletine, yargısına güvenmediğiniz ve gereken daha doğrusu hak ettiği şekliyle cezai şartların uygulanamaması sebebiyle istediğiniz idam için yine o güvenmediğiniz ve belki yıllar sonra adına "bunlar da kandırmış bizi, bunlar da bilmem şuymuş" diyeceğiniz karar verici kişilere nasıl güveneceksiniz peki?
Ben, o hassas ailelerin içini, idamın soğutacağına zaten inanamam zira anneyim...
Bu yaklaşım tarzının ne gibi felaketler yaşatabileceğini düşünmek bile istemiyorum çünkü içimizden hâlâ temizlenememiş gurupların üst yönetimlerde var olduğu neredeyse her gün açıklanıyorken...
Diri diri yanmalarını istediğim sapkınlar için idamın ödül olduğunu ve içinde yaşadığım toplumun algısının biraz daha kapsamlı değişeceğine inanmayı, adaletine ve yargısına hangi şart altında olursa olsun şeksiz şüphesiz inanıyor olmayı seçiyor ve istiyorum...
Bu bir algı operasyonu olabilir... Son aylarda özellikle çocuk ve hayvanlara yapılan dehşet verici haberlerin çok sıklaşmış olduğunu ve nedenini merak etmem için gazeteci olmam da gerekmiyor...
Hassas yerimizden vurarak, ilkelliği ve yetmezliği kabul etmemiz, feveranla ayrışmamız bekleniyor gibi geliyor bana...
Yani aslında yönetsel güç olmak isteyenlerin tuttukları, para verdikleri toplum mühendisleri(!) gol üstüne gol atıyor...
Dikkatli olmamız lazım zira Türkiye Cumhuriyeti akıllı ve zeki insanlarla var olacaktır diye düşünüyorum...

Çocuk ve hayvanlar üzerine odaklaştırılan bu çok tehlikeli haykırışların ardını arkasına iyi düşünmez isek, daha da yazık olacak ülkemize...





5 Temmuz 2018 Perşembe

konser filan

Teee ne zaman olmuş yazalı valla elim değmedi n'apim çok yoğun geçiyor zaman...
Evet Evrencan konserine geçen hafta da gittik kızımcığımlarımla yeniden. (Önceki yorumlara buradan cevap vereyim istedim) Ama ne gidiş, güya iş çıkışı eve gidip, sardığım sarmaları pişirip, ılık ılık götürecektim ve fakat o benim bayıldığım(!) son dakikalarda şıppadanak ciddi bir toplantı planlanmış olunca, eve zaten çok geç gidebildim ve pişiremedim tabi sarmaları...
Üstümü zor değiştirebildim saçımı bile taramadan ancak yetiştik.
Konser başlamadan önce Evrencan yanımıza geldi canım yaa, anlattım ona böyle böyle diye. "Seni aradım açmadın" dedi, anaa dedim ne bileyim ben onun numarasını almadıydım ki zaten, bilememişim. Neyse işte sonuç, "ben haftaya çarşamba Bodrum'a gelince sana yemeğe gelicem, olur mu?" dedi, "olmaz mı oğlumcuğum olur tabi" dedim... Yemekleri kararlaştırdık, ben tüm ekibi davet ettim ve dün akşam geldiler... Bahçede oturup, yemeklerimizi yedik, sohbetler ettik, hepimiz çok mutlu olduk... Yemeklerim için de "efsaneeeee" diye bağırdılar a, o beni çok mutlu etti işte ;)) İşte böyle... Dün hiç resim çekmek gelmemiş aklımıza valla... Ama konserde çekmiştik tabi...






Geçen hafta sonu sınava gittik geldik zaten, yorucu ve bir o kadar da stresliydik diyebilirim... Şimdi de heyecanla 31 Temmuz'u bekliyoruz... Umarım, diliyorum kızımcığımın en mutlu olacağı basamak olur alacağı sonuç... Bunu tüm hak eden çocuklar için diliyorum aslında...
Ülke gündeminden mümkün mertebe uzzak kalma isteğim devam ediyor.
Bu arada bizim damat bana kareoke mikrofon göndermiş hediye,ü akşamları şarkı söylüyorum artık ;)) Ben mikrofonu açar açmaz bizim babacık kapılara, pencerelere filan saldırıyor kapatmak için, alınıyorum buna valla ;)) Tamam billur gibi sesim yok ama nepneşeli bi ruhum var sonuçta, daha ne ;))
Düşündüm de şimdi, geçen haftadan beri yemek ve ekmek yapmak dışında elim hiç bir işe gitmemiş zaten.
Bir önceki gönderide bahsettiğim çiğ köftenin resmini buldum şimdi;


Benim kızımcığımlarım çiğ köfteyi bana hep fazla yaptırırlar, arta kalana şekil verip bir sonraki gün de çayın yanında yada yemek olarak kızartıp yiyoruz, çok seviyorlar... Denemek isteyene tavsiye edebileceğim bir tat kesinlikle...


Bunlardan başka, bahçe hasadına girdik tabi bir 15-20 gündür... Şükrediyorum... Seviniyorum...Bayılıyorum...Herkese bu güzelliği yaşamasını diliyorum... Hele hele hafta sonları... Çay demlenirken, bahçeden o anda kopan domatesi, biberi, salatalığı, semizotunu, maydanozu, acuru, vs vs doğrarken çıkan kokuyu... Maşallah deyin tamam mı bak nazara filan gelmesin bahçemciğim ;))



Hadi kalın sağlıcakla...