İletişim kurduğunu sanan var...
İlişki kurabilen pek az...
Başarısızlıktan korkmaya kodlanmış beyinlerimiz...
"Beceri, çaba ve duygusal yetkinlik yoksunu...
Bireyselleşememe hüsranı...
Öz bozulur...
Direnmeler başlar anlamlı olmasına ihtiyaç duyulmadan...
Öfke...
Zıtlaşma...
Kavga...
Yıkıcı eleştiriler...
Endişe...
Ankisiyete...
Bir de, şu ille de "kabul görme arzusu"...
Daha minnacıkken beyinlerimize kazınan...
Büyüyünce anlasak bile baş etmekte zorlandığımız...
Gereksiz yere fazladan yüklenmiş sorumluluklar...
Sevilmeme hissi...
Takdir edilmeme...
Aynı endişeden...
Başarısız olma korkusundan...
Öte tarafı da var...
Başarıdan da korkar insan...
Sorumluluklar çoğalır...
Düşmanların artar...
Çekemeyenlerin çoğalır pıtrak misali...
-mış gibi yaparlar...
-mış gibi yaparsın...
Beklentiler o kadar yükselir ki tatminsizlikler başlar etrafında...
Korkulur senden, yalnızlaştırılırsın...
Yalnızlaşırsın...
Doğaya, yaratılışa aykırısındır artık...
Bocalarsın...
"Bir kez daha denemekten" korkmaya başlarsın...
Gereksiz görürsün...
Zaman akmaktadır...
Geriye dönüş yoktur...
...
İletişim bitme noktasındadır...
İlişkiler bozulur...
Çıkış noktası ararsın...
Bulursun bir şey...
Tüm gücünü buna verirsin, geri kalan zorunluluklardır, yaptıkça da yapmadıkça da hırçınlaştırır...
Psikopatlaşırsın...
Özgürlüğün bitmiştir...
Hastalıklar başlar...
Mutsuzluklar...
Umutsuzluklar...
Stres...
Malûm sona hızlıca bir yaklaşış...
Sorarlar;
Merhumu nasıl bilirdiniz?..
İYİ...
Hakkınızı helal ettiniz mi?..
ETTİK...
İstikamet belli...
Acelece hem de...
...
İyi mi ettik?..
Helâl mi?..
Oldu mu?..
Başardık mı?..
...
Evet.
Nereden çıktı bunlar şimdi?
E günlük hayat yazıyoruz madem, bu yukarıdakilerden bazıları, benim (muhtemelen sizin de) her gün yaşadıklarım/ız/dan... Birkaçı, hiç değilse biri, mutlak var. Daha ebeveynlik kısmını eklemedim bile zira o bambaşka bir alem...
Önemsiyorum bu 21 gün yazma işini, yazmışken bu da olsun istedim burada...
Hayatım/ız sadece mesai, ev, mutfak, el işi, kitap okuma, kahve içme rutininde geçmiyor aslında... Bunlar da var...
...
Dişimi yapıştırttım, aylar sonra ilk defa kızımı da aldım dersten, Salı pazarına gittik. Bodrum merkezde salı günleri kumaş-giysi pazarı kurulur, bilenler bilir. Gittik ve çok üzüldüm aslında kızıma çaktırmamaya çalışarak. Çaktırmamaya çalışarak çünkü onu bu gibi şeylere ikna etmeye çalışıyorum. Çarşı, pazar yapmayı da öğrenmeli diye, belki bundan keyif bile alır diye, deniyorum işte annece. Üzüldüm çünkü eskiden daha anlamlıydı bu pazar. Yöresel, el emeği, bir daha başka yerde bulamayacağınız ürünler daha ön plandaydı. El dokuma tezgâhlarından çıkan elvan çeşit kumaşlar, örtüler olurdu her bütçeye uygun. Eski sandıklardan çıkan çeşit çeşit kanaviçeler, tel kırma işler, sarma işleri, delik işleri satılırdı. Birkaç tane de, bu eskilerden çıkan parçaların çeşitli yöresel kumaşlara kombinlendiği kıyafetler satan terziler vardı hatta.
Şimdi bu saydıklarımdan hiç yok. Var olan bir kaç tanesi de fabrikasyon ürün satıyor, her yerde bulunan şeylerden. Özellikle "Bodrum pazarından aldım" denilebilecek zerre ürün yok desem yeridir. Daha çok sweatshirtçü, eşofmancı, çantacı, plastik tokacı filan var. Üzücü. Belediye başkanı olsam, eski haline getirtirdim bu pazarı. Dikkatlerini mi çekmiyor? Kadın gözüyle mi bakınca böyle? Bilmiyorum ama cidden üzüldüm, laf olsun diye değil. Bak bu resimdeki eski bir sandıktan çıkan tel kırma mendili (adı böyle idi) eskiden almıştım Bodrum pazarından, bloğumda vardır belki de. Kenarlarını oyalayıp anneme hediye etmiştim. Hiç telaş etmemiştik üzerindeki sandık lekeleri çıksın diye. Öylece hatıralarıyla duruyor şimdi annemin sehpasının üzerinde.
Pazar dönüşü yüncüye uğradım. 3 renk daha aldım motifler için, toplam 27 renk olmuş, saydım akşam.
Sucuklu kuru fasulye yaptım, pilav da; turşuyla yedik.
Kızım ders çalıştı, o "bir kez daha deneyenlerden"; gurur duyuyorum...
5 tane motif işledim patchwork örtümüz için. Belki bunda da benzer bir çabam var hayata dair... Renk renk... Küçük parçalar ama bütüne dair... Vesaire.
Mualla kızla seviştik biraz, ona da yaş mama almış babişko, mutlu oldu verince sanki... Nereden anladım? Bilmem, öyle geldi işte.
Kekik çayı içtik yine. Meyve yedik. Öteki Gündem'i seyredeyim dedim, sıkıldım yine. Bildik, hep aynı terane...
Vizeleri kaldıran yada sebep elçiymiş gibi adamı suçlamalarına gıcık oldum bu arada zırt pırt karşıma çıkan kanallardaki bültenleri azcık izlerken. Daha doğrusu bizi "aptal yerine koyduklarını sanmalarına" gıcık oldum. Bundan haz mı duyuyorlar, bilemedim yine.
Tam yatacaktık, bum bum bummmmm!...
Deprem.
Evet yine.
Çok naz aşık usandırır, hayatta hep inandım buna, bizim deprem de o misal. Öyle gıcık bir duygu ki! Uzun da sürdü. Net'te gördüklerinize inanmayın, sürekli değiştiriyorlar depremlerin şiddetiyle ilgili bilgileri. İlk zamanlar doğruydu ama sonra -muhtemelen güya turizm için kötü imaj oluşması söylemlerinden sonra- bu şiddet ve derinlik konusunda her zaman oynadılar, tek tek tespitlerim var, şaka değil. Bunda bile sahtekârlık olur mu dersen, olur, oldu işte.
Fırlarcasına kaçan uykunun ucunu yakalamak zor oldu. Sabaha karşı uyudum, kalktım işe geldim.
Blogları okudum, özellikle bu 21 gün fikrine uyanları. Yorum da yazdım. Öyle ya "komşu komşu, bi uğramadan gitmeyeyim, ne var ne yok, peh maşallah" misali...
Öğle arası bitti, işe dönmeliyim, bay bay...
Hahaha, komşu komşunun külüne muhtaçtır. Değil mi şekerim. Bugün bayağı dertli başlamışsın güne. Ben çok sıkıldım artık bu ülkenin gündemine. Ülkeden kaçıp göçenler kızan çok biliyorum ama Selçuk gidelim dese bir dakika durmam buralarda. Umudumuzu bile aldılar elimizden çünkü. Yaşanacak sadece tek bir hayatımız varken bunca sıkıntıya göğüs germeye değer mi düşünüyorum. Düşündükçe yoruluyorum.
YanıtlaSilEn iyisi düşünmemek deyip sonra da kendimi kitaplara, defterlere, kelimelere veriyorum.
21 gün yazmak fikri çok iyi geldi bana da. Keşke hayatımın her ayrıntısını dökebilsem buraya. Şimdilik bu kadar yeter düye düşünüyorum herhalde. Hayat, hızlı hızlı akıyor. Sdace akşamları biraz daha zaman kalsa bana, hemencecik uykum gemese, vücudum yatağı düşlemese diye umut ediyorum. Ama olmuyor.
Yine de yazmak güzel. Yazısız, yorumsuz kalmayalım.
❤️
@Özlemcim, bugüne dair değil aslında hissettiklerim, farkı yok ki zaten birbirinden günlerin... (anaaa şiir gibi oldu heee ;-) ) Şaka bir yana, benim bir yere gidesim de yok öyle yerleşmecesine. Ben artık emekli olmak, daha da dingin bir hayat özlüyorum. Çok güzel bir yerde yaşıyorum, en azından 8-9 ay çok güzel (aman turistlerimiz kızmasın) dolayısıyla bu anlamda tam istediğimi yapmış durumdayım Allah nazarlardan saklasın. ;-))
YanıtlaSilVe tabi ki cilveleşelim hayatla ama bu kadar aptal yerine konulması insanoğlunun, işte bu büyük haksızlık, tepki oluşturuyor bende.
İnşallah uykun gelmez diyeceğim gelse de demeyeceğim zira bu çok kötü bir şey, tecrübeyle sabit. ;-)
Yazmak harika, yine aynı fikirdeyiz.
Sevgiler, teşekkürler...
Yazdığın duyguları hissetmemiş olmayan yoktur herhalde, başarılı olma korkusu bir gerçek, ben bunu bile yaşadım ve büyük aptallık ettim, çok daha gençken, 30'lu yaşlarımın ortasına gelirken, senaryo yazarı olmak için ayağıma gelen fırsatı teptim neden? O kadar aşırı bir kendime güvensizlik vardı ki...korktum, yapamam sandım:( halbuki aradığı Çiçek Taksi'ye senaryo yazacak biriymiş. Ah kafam ah:((((
YanıtlaSilBaşarılı olan yalnız kalır çok doğru, ünlüler hep der ya "Bu camiada dost yoktur" diye, o onu çekemez, öteki onu kıskanır. Ünlü olmaya gerek yok şu veya bu nedenle konu koşu bile bu çekememezlik duygusunu size yansıtır saklanmaz çünkü ve çok rahatsız oluyor insan.
Bayıldım tel kırma mendile ne kadar zarif, ne kadar güzel...güle güle kullan. Deprem için geçmiş olsun:( yazını çok sevdim, emeğine sağlık.
Sevgiler...
@bücürükveben; çok özlemişim yorumlarını okumayı, teşekkür ederim.Şiddetle inanıyorum senin için, bir daha söylemeden geçemeyeceğim; "bir gün mutlaka..., sadece zamanlaması senin değil evrenin isteğine göre gerçekleşecek hepsi bu...Lütfen inan ve gülümse..." Çok çok öpüyorum, sevgiler...
YanıtlaSil@bücürükveben; ayrıca senin gibi bir yazarın "yazını çok sevdim" demesiyle mutluluğumuz da anlayabilirsin di mi? Çok sağol...
YanıtlaSilİlk satırlarına canı gönülden katılıyorum Ececim süper tespitler, hatta bu yazdıklarını birebir yaşayıp hayretler içinde kalmaktan yorulmayan biriyim, insanları anlamak çok güç, hatta korkar oldum arkadaşlıktan ahbaplıktan, birbaşına olmak en huzurlu şey gibi, kimseye bulaşmadan, konuşmadan ilişmeden Bodrum pazarına üzüldüm, yitip giden pek çok şeye o da katılmış, keşke zamana yenilmese, güzelliklerini devam ettirse, deprem için çok geçmiş olsun biz bu yıl Datça da iken sürekli hissettik geçen yıl hiç hissetmemiştik, hatta ilk gün eyvah geri mi dönsek falan oldum, sonra konuşunca yerli halkıyla sürekli olurmuş meğer bu yıl biraz daha şiddeti artınca hissetmişiz, öyle sallana sallana rasathaneyi izleyerekten bitirdik tatilimizi.
YanıtlaSilAslında hep birbirinin aynısı hayatlarımız, pek çok yönü ortak, malzeme aynı çünkü sadece çeşnilerimiz farklı diye düşünüyorum hep.
YanıtlaSilAyvalık pazarına gittim kurban bayramı'nda orda da benzer şeyleri hisettim aslında ama bizimki hepten bozuldu, bir gün düzeltilebilir umarım.
Sallana sallana bi hal olduk evet bu yaz. Bitmedi de ;-) Biter inşallah ;-)
Teşekkür ederim değerli yorumun için, sevgiler canım...
Canım, estağfurullah kendimi yazar olarak görmüyorum henüz; sadece tv için komik şeyler yazan, tv dizileri yazan biriyim, mesela bana kitap yaz deseler yazamam inan. Ama kitap yazan blog arkadaşlarım var hepsini çok takdir ediyorum, inşallah hepsi de çok başarılı olurlar. Ben de o halde evrenin zamanını bekleyeceğim ama çok bekletmesin beni yaaa:))))
YanıtlaSilSevgilerimle, öptüm.
@bücürükveben; naçizane bir öneri, sen görmezsen evren de görmez, çok mütevazilikten anlamıyor zira kendisi ;-) Hep birlikte istersek olur, olunca beni de hatırla, bu an'dan ititbaren mesajlarımı yolluyorum kendisine bekletmemesi ile ilgili, tamam mı? :-))
YanıtlaSil