15 Kasım 2017 Çarşamba

Biraz hasta biraz iyi

Dün rapor aldım, yorgun hissediyorum belki de die off etkisi... Bağırsaklarımın probiyotiğe alışma süreci diye tanımlıyorum kendi kendime...
Film izliyorum, biraz uyuyorum, hafif yemekler yapıyorum ve yeni bir örgüye başladım...


O kutu, yapımını geçmiiiş yıllarda blogda da paylaştığım şiş kutum, aman ne işe yarıyor ve beni nasıl toparlıyor anlatamam... ;-))
Kazağın rengini kızımcığım tarif etti ben seçtim, kendi kendine de bi çizim yaptı model için, çıktık yola bakalım hayırlısı... Yorulmadan devam edebilirsem...
Dün yeni yaptığım ekşi mayadan tam da vazgeçecekken, bugün istediğim kıvama gelmiş şaşırdım... Korkudan alıyor bu mübarek benden söylemesi, bakalım ekmek olmaya yetişecek mi merakla bekliyorum.
Sitemizde her akşam bir cümbüş var, genellikle erkekler sürekli birlikte olup, mangal yapıyorlar; bu akşam hepsi de beni özellikle davet ettiler ama gitmedim, dinlenmek istiyorum...
Bir de gönül kırgınlıklarım düştü pazartesi gece gece aklıma... Yorgunluk değil ama canımı feci yakanlar olmuş bam telimden bir bir aklıma geldi işte...
Tekrar gelene kadar beni bekle e mi blog? 

13 Kasım 2017 Pazartesi

Kazak, Sucuk, Filmler, Beni vur filan

Cumartesi günü bir yandan perde yıkayıp bir yandan da ütü yaptım. Bir ara ev gerçekten sauna gibi olmuştu, kızımcığımla babişko söylenip durdular saatler boyunca, ne gereği var şu mevsimde perde temizliğinin diye. Önce kibar kibar anlatıyordum ama valla sonra dayanamayıp bağırdım, "bi işin ucundan tuttuğunuz yok bari çenenizi kapatın ulennn" diye, oymuş meğerse. Kızımcığım ütü masasında perdeleri katlayarak bi sistem getirdi, babişko kornişlerin sarkan yerlerini tamirata girişti derken, akşam üstü bitirdim. Bayılırım yeni yıkanmış, ütülenmiş perdelerin kokusunu içime çekmeye ;-)
İyice açılmış gözenekler için bi daha duş alayım dedim, sonra aklıma dolaptaki boyalar geldi, saçlarımı boyadık kızımcığımla. Sonra da aldım elime örgümü bir kaç film izledim, kazağı bitirdim, pazar günü dikerim diye bıraktım. Tam yatayım derken tesadüfen bir film açıldı, aaa, uuu derken gece 03:30'a kadar film izlemişiz.
Cumartesi yorgunluğuna mükâfat olarak pazar günü sucuk-ekmek pikniği yapmaya karar verdik. Hava bulutluydu, kimi yerler rüzgârlıydı ama biz kuytu bir yer bulduk veee...


Kazağı her bir ilmeği birbirine özenle karşı karşıya gelecek şekilde diktim, kızımcığım hemen denemek istedi. (Kazak kimindi?) ;-)) Neyse gerçekten tam istediğim gibi oldu, yumuşacık ve hafif salaş, kaba değil, oranı buranı kasmıyor, bunaltmıyor felan gibi yorumlar yaptık. 18 Ekim'de örmeye başlamışım, zaman zaman ağrıyan koluma rağmen sanırım bu başarılı bir zaman oldu kendi literatürümde ;-)) İp yeter mi yetmez mi derken tam 7 tane 50'şer gramlık ip kullandım, 3'ü arttı bile. Yani hafifcecik derken boşa demiyorum ;-)) Bu resimdeki benim büyük kızımcığım Elif...


Bu hafta küçük kızımcığım Ankara gezisine gitti okuluyla, bize gelemedi. Dolayısıyla evde pek yemek yapmadım desem yeridir, bi tavuklu pilav, bi tarhana çorbası pişirip cuma-cts onları yedik sanırsam ;-) Ha bi de fırında sütlaç yaptım, valla da çok iyiydi. İlk akşam babişkoyla ben yarısını gömmüştük.


Hafta sonu izlediğim filmlerden bahsedeyim biraz da kendime de not kalsın ;-))

Our Souls at Night / Ruhların Sonbaharı; Robert Redford ve Jane Fonda'dan 2017 yapımı oldukça ilginç bir filmdi. Ben zevkle izledim, hırgürsüz, sakin ve duygusaldı. Hani yemek yaparken, örgü örerken, ütü yaparken izlenecek türden, tavsiye ederim.

The Man Who Knew Infinity / Sonsuzluk Teorisi; Gerçek bir yaşam öyküsü, Hindistanlı matematikçi Srinivasa Ramanujan'ın hikâyesi. Ben biyografi türünü çok sevdiğim için keyifle izledim, etkilendim.

Field of Dreams / Düşler Tarlası; Mükemmeldi, şahaneydi.

The Blind Side / Kör Nokta; Mükemmeldi, şahaneydi.

Julieta; Nobel ödüllü yazar Alice Munro'nun "Runaway" adlı kitabının "Chance", "Soon" ve "Silence" adlı üç kısa hikâyesinden esinlenerek uyarlandı diye okuduğum için seyretmiştim ama sıkıntıdan patladım. Hiç sevmedim diyebilirim.

Daha önce de demiştim, film izlemek örgü örmeme katkı sağlıyor ;-) Misal dün kazak bitince oturup 3-5 motif daha ekledim patchwork örtümüze ;-)) Yeni bir ip daha alasım var, kafamda aşağı yukarı bir model de var, tek sorun yüncüme gidebilmek...

Dışarıda felaket bir yağmur var, çatılar çökecek gibi. Üst katı yağmur dinletisi için hazırlamıştım gerçi, akşam usul usul yağsa da keyif yapsak ne hoş olurdu...
Akşama ne yemek yapacağımı bilmiyorum ama bilsem iyi olur çünkü gider gitmez yapmaya başlamazsam öğün sarkması yaşıyoruz ki, tüm akşam planlarımız sekiyor. Ha bu arada ısmarladığım bir kısım zeytinler daha dün toplanmış, bugün gelmiş dolayısıyla akşama bir miktar da kırma işi var demek.

Unutmadan; hafta sonu sürekli dinlediğim müzik... Bayıldım, Ahmet Kaya versiyonundan sonra sanırım en iyilerden biri...


10 Kasım 2017 Cuma

10 Kasım 2017

Sen misin o iki gün izin alan da dinginleştim sanan haaa?
Dün yaklaşık 280 km.yol yapıp, beyin zaafiyeti geçirdim. Yorgunluktan ölüyordum akşam geldiğimde.
Sevmiyorum ben iş için günlük bu kadar yol yapmayı, daha yerelleşmesi lazım hizmetlerin; vatandaş için de çalışan için de...
Sevmiyorum 10 dakikalık bir telefon görüşmesi ile halledilebilecek şeyler için bile tutturulan o ille de "gelmeniz lazım" efektlerini...
Bütün dinginliğim filan uçtu gitti, pek bi pamuk ipliğiymiş benimkisi demek ki... Yani benim dinginlik yerini dingilliğe bıraktı...
Neyse umarım bir daha olmaz desem de boş maalesef hep olacak, yine olacak...
Bir önceki akşam babişko sabaha kadar çalıştı, biz kızımcığımla yalnızdık. Uzun (bana göre uzun) bir yürüyüş yapıp, sağlıklı bir menü yiyip eve geldik, köyden gelen 2 farklı boy ve nitelikteki  zeytinlerimizi "çekişte" için kırdık, tatlanmaya bıraktık. Küçükleri kızımcığım kırdı, ilk defa zeytin kırmış, "birazcık hoşlandığını" bile söyleyebilirmiş ;-)) ama birazcık... "Daha da alma yeter bu bize" dedi ama ben 10 kg daha sipariş verdim demedim ;-) Bu sene küçük kızımcığımın bir kaç arkadaşı daha probiyotik beslenme akımıyla ilgililer, yurda da götürmek istiyor zeytin, hem onlara hem de ben bildiğim için başıma gelecekleri tedarikli olmakta fayda var. Minik olanları miktarına göre daha büyük kavanozda bekletiyorum ki hemencecik tatlansın ve kızımcığımlarım zevkle yerken "bi daha yapalım, hep yapalım" desinler ;-)) Diğerinin ilk suyunu 1 hafta sonra değiştireceğim ilk olarak böylece dayanıklılığının artacağını salık veriyor buradaki teyzeler... Acı suyunda 1 hafta bekleyip de sonra tatlandırırsan yani ;-))



Dün onca yorgun gelip nedensizce üst katın camlarını sildim bi de. Yakındır yağmur demek ki, ne zaman silsem yağmur yağar çünkü. Aslında niyetim yağmur izlemeyi çok seven kızımcığımlarıma yeni bir çalışma/kitap okuma yada dinlenme ortamı yaratmaktı. Bu akşam da devam edeceğim düzenleme işine, hafta sonu güneşliyse gezeceğiz, yağmurluysa keyif yapacağız inşallah böylece. Daha önce boyadığım süs kabaklarını ahşap tavana takmayı deneyeceğim bugün, umarım hayal ettiğim şekli yakalayabilirim.
Bu akşam yoğurt mayalayacağımı bildiğimden evdeki yoğurdun büyük kısmını çökelek yaptım, hafta sonu kahvaltılarında tüketilmek üzere inşallah.




Alt suyunu içmek yada hamur işlerinde kullanılmak üzere dolaba kaldırmıştım, dün akşam bir kısmını sabah kahvaltısı için poğaça yaparak kullandım.
Vatanım Sensin'in yeni bölümünü izledim, bir kaç sıra örgü ördüm.
Bugünün cuma olmasına çok seviniyorum, zaten hayatım boyunca en sevdiğim zaman dilimi cuma akşamları olmuştur.
Bu akşam biraz derleme-toparlama, yoğurt mayalama, İstanbullu Gelin'i izleyerek örgü örme planım var. Ne yemek yapacağımı bilememe de var ;-))

Oytunla Hayat yelek için detay istemiş ;-) Yelekle ilgili bir çizimim var, yine de takılırsan sor lütfen ;

(90 ilmekle 54 cm'yi elde ettim, 45 cm olana kadar ördüm, Her iki taraftan 45 cm uzatmak için 75'şer ilmek artırma yaptım, bu haliyle de 27 cm olana kadar ördüm, 24.cm'de (27'ye tamamlamadan) 3 ilik açtım, Böylece ilk örmeye başladığım 27 cm.'ler yan dikişler, geriye kalan 18 cm'ler kol yeri olmuş oldu. İpim Nako Ombre idi)


Atamızı saygıyla, hürmetle, rahmetle ve büyük bir özlemle andık yine... Aslında her gün aklımızda O... Hele ülkemizin bu karmaşık zamanlarında her an anmamak mümkün olmuyor... 



Ne unutacağız;
Ne de unutturacağız...
Aslında kasımpatı almak istemiştim epeydir, bana hep 10 Kasım çiçeği gibi geldiğinden ama şu ana kadar bulamadım... Yine de onsuz kalmasın istedim burası...



8 Kasım 2017 Çarşamba

08.11.2017

İzin almıştım 2 gün...
"Ruh" dedim, "madem nispeten dinginleşti, hadi devam et."
Hiç böyle keyfî izin almamış olduğumu fark ettim, daha da sevindim ve bir de "ne kadar aptalmışım" dedim yıllar yılı ben kullanmadığım için yanan izin günlerime hayıflanarak, sanarsın vatanı kurtardım...
Uzun ama kendi çapıma göre epey uzun yürüyüşler yaptım, bir kısmında kızımcığım da eşlik etti. Önce Torba'da sonra da Yalıçiftlik'te uzun kıyı yürüyüşleri yaptık, bir ara çıplak ayakla yürüyelim dedik...
Saçlarımı kısacık kestirdim... 45 cm gidince hafifledim ;-)
İlk defa -tek başıma- oturdum kahve içtim, Starbucks'ta, kitabımı okudum... Nasıl güzel bir şeydi kendime anlatmaya çalıştım.
Salı pazarına gittik, ısrarla beklediğim el dokuma siparişim için sorumlu müşteri imajımı çizdirmeyeyim dedim ama henüz alamadım, "zor" dedi satıcı. (Kolay olsa beni bulur mu ayole demedim)
Pazen ve kadife şeyler dikmek istiyor canım, kumaş bakındım ama "çok mu cart bu renkler ya" diye alamadım onu da, oysa almak istememin sebebi zaten cart renk olmaları ;-)
Alışkanlıklarım haline dönüşmüş bir takım şeyleri değiştirmem gerektiğini fark etmeye başladım bu son zamanlarda. Bunda yazıyor olmanın büyük katkısı olduğunu da düşünüyorum, yazınca daha iyi fark edebildim aslında rutine dönüşmüş çok fazla şeyi. Gerçi ben severim bunu, zırt pırt değişikliklerden hoşlanmadım hiç bir zaman ama asla -asla- dememeyi de öğrenmedim değil bu yıllarda.
Evde olduğum sıralarda;
Bir süre önce tamamladığım hat yazımın boş kısımlarına çiçek (gül, begonvil, mor salkım) ve yapraklarla baskı yapmaya karar verdim, vura vura rengini alıyorum kâğıda, biraz zor bir iş oluyor ama oluyor ;-) En güzeli, doğanın verdiği rengi yıllar yılı saklayacak olmaları semazenin eteğinin peşinde, bu beni mest ediyor...




Küçük kızımcığıma ördüğüm yeleğin düğmelerini dikip, kullanıma açmak üzere askıya astım. Yelek tek parça örülüyor, rastlamışsınızdır belki . İpim Nako Ombre idi.


Gri kazakta kolları örmeye başladım, aslında bitmesi gerekirdi ama kolumun ciddi dinlenmeye ihtiyaç duyduğu zamanlar geçiriyorum, yavaşladım. 

Ekşi mayalı ekmek yaptım, yine...


Pazar kahvaltısı için de çocuklarımın çok sevdiği çiğ börek yapmıştım, tam buğday unu ile, beyaz una göre daha az pofidik oluyor ama tadı daha güzel ve yumuşacık oluyor özellikle bazlamaları...


Köyden sipariş verdiğim zeytinler geldi kırmalık. Burada kırma zeytin yerine "çekişte" tabiri kullanılır, akşam kısmet olursa kıracağım...

Son günlerde bir Manuş Baba takıntım başladı, sürekli dinliyorum...






3 Kasım 2017 Cuma

Aristo yanılıyor, benden söylemesi...

Aristo yanılıyordu; "bitkilerin ruhu var ama duyguları yok!" derken...
Bitkilerin ruhu var evet ama bu kadarla bitmiyor...
Bitkilerin kesinlikle duyguları olduğunu uzun yıllardır ama şiddetle 3 yıldır deneyimliyorum...
Bitkilerin hafızaları da var...
Bitkiler de soylarını devam ettirmek ihtiyacındalar yaşam döngüsünde ve devam ettirdiğin sürece minnet ve şükranlarını sunuyorlar sana...
Bitkiler sevilmeye de ihtiyaç duyuyorlar...
Sevildikleri zaman onlar da sana sevgilerini sunuyorlar...
Temizlenmeye bayılıyorlar, temizlersen sana sevgilerini gönderiyorlar...
Gül... Solmuş olanları kesersen tekrar tomurcuk veriyor kestiğine en yakın budaktan. Solmuş olanları kesmezsen başka tomurcuk vermiyor, bekliyor.
Küstüm otu... Dokunursan içe kapanıyor.
Ortanca... Çok sıcağa koyarsan yapraklarını aşağı sarkıtıyor, istemiyor sıcağı, "al beni bak perişanım" diyor.
Bazıları kokuyor hepsi değil... Kokanlar; tozlaşmayı rüzgârla sağlayamayanlar; arıları, böcekleri çağırıyorlar çünkü onlar başka türlü gelişmelerine devam edemiyorlar...
Pamuk bitkisi... En büyük düşmanı tırtıl, gövdesindeki suyu emiyor. Bunu fark eden pamuk bitkisi derhal bir salgı salıyor havaya, arılar tarafından fark edilmek için... Arı fark ediyor salgıyı, geliyor, tırtılı yok ediyor...
...ve daha bir sürü şey.
Hiç anlayamadığım bir tabirdir dolayısıyla, ağır koma halindeki, bilincini kaybetmiş, hayatî fonksiyonlarını sürdüremeyen hastalar için kullanılan "bitkisel hayat" benzetmesi...
Ne alâka oysa...

Bahçemizdeki gülleri ailecek hatta sitecek çok seviyoruz.
Hayranlık duyduğumuzu onlara her gün anlatıyorum 3 yıldır...
İki elim kanda olsa bile misali, yaz-kış tüm bakımlarını eksiksiz yapıyoruz.
Güneşe dönmeleri gerekirken, eve doğru dönmeye çabaladıklarını söylesem inanır mısınız?
Deneyimlemeden zor... Haklısınız...Ama öyle...
Üşüyorlar artık onlar ama bir telaş bizi mutlu etmeye de devam etmek için tomurcuk vermekten vazgeçmiyorlar ve bu aylarda artık en çok istedikleri, bir günde rüzgârla oraya savrulmak, incinmek, gazel olmak değil, anlıyoruz onları...
Tomurcuk koruyucu yeşil saplarını açıp haber veriyor, "hazırım al beni" diye.
Alıyorum onları, 1 gün yerine 10 gün yaşayabiliyorlar böylece...
Severek, sevdirerek, göz kırparak...
Kızımcığımın çalışma masasını çok ama çok seviyorlar...
O da onları...
Konuşuyorlar...
Yanıldın Aristo...
Bitkilerin de duyguları var...




Bunu paylaşmasam olmazdı...
Dün kol dinlendirmeye devam ettim zira yeni bir ödemin şu anda hiç sırası değil...
Sirkemiz sanırım iyi bir çizgide...
Ekşi mayamızı besliyorum ama geçen seneki performansı alamayacak olmak gibi bir endişem var. Sevdim, konuştum akşam ve belki canı başka şey istiyordur diye bir kısmına bir değişiklik yaptım, izleyeceğim...
Mercimek çorbası, sebzeli bulgur pilavı, turşu menüsünü yedik, doyduk, şükrettik...
Akşama küçük kızımcığımı bekliyoruz inşallah.
Bol dinlenmeli bir hafta sonu diliyorum, kendime ve ihtiyacı olan herkese...



2 Kasım 2017 Perşembe

dingin

Dün iş çıkışı balık almak için sahildeki balıkçılara gittim.
Balık bahane miydi diye de düşündüm sonra.
Hava soğuktu ama güneş de en güzel orada batardı ki...
Tam da oradaydım...
Dün...

Foto:Mehmet Deniz

Foto:Mehmet Deniz
Güzel şey insanın yaşadığı yeri sevmesi...
Hiç ama hiç şikayet etmedim hiç bir şeyinden, hiç bir zaman; tam aksine her zaman çok iyi bir karar verdiğimi söyledim buraya yerleştikten ve kızlarımı burada dünyada getirdikten beri...
Ruhumu dinginleştirecek manzaraları(!) her zaman bulabildim...
Ve hep dedim ki; kolayca tıkayabiliyorsan kulaklarını diğer her gürültüye, görmüyorsan güzelden başkasını ama bakabiliyorsan başta kendi ruhunun derinliklerine; mutsuzluk kelimesini de lügatten silecek an gelmiş, o olgunluğa ulaşmışsındır.
Yani, bencesi öyleydi, öyle de oldu...
Çok şükür...

Eve gittiğimde de gerçek bir dinginlik yaşamaya devam ettim.
Balıkları babişko pişirdi, ben çok severek karışık salata yaptım, afiyetle yedik, doyduk, şükrettik...
Ojelerimizi değiştirdik kızımcığımla, kekik çaylarımızı içtik birlikte, öptük, sevdik birbirimizi, gözlerimizin içine içine baka baka, farkına vara vara bu muhteşemliğin hem de...
Çok şükür...

Günlük hır-gür'den arınmak gerek demek ki bazen böyle...
Sakin...
Konuşsan bile sessiz...
Özlemişim...
Daha sık yapmak istiyorum artık...

Anlaşılacağı üzere akşam sadece mayamı besledim, sirkeye  de sadece baktım göz ucuyla ve sonra kendime kendimi verdim...
Özlemişim dedim ya; çok özlemişim...
Şu müziği dinledim bir de...




1 Kasım 2017 Çarşamba

Sirke desem, film desem, kitap desem ;-))

Dün bir eve gittim ki sirkemin (inşallah yani olursa) meyveleri (elmalar) çökmüş, nihayet tam 10 günde. İlk defa sirke yapıyorum kendi başıma, o yüzden günde bilmem kaç kere takip edip, bekleyince; beklenen sonucun birini almak güzel oldu, bi sevindim anlatamam ;-)
"Sirke sanırım olacak" diye sevinilir mi? Birinden duysam "amma da abartıyor haa" derdim kesin, hayat işte, her gün öğretmeye ve kınadığını başına getirmeye devam ediyor.
Bundan sonraki aşama asıl zurnanın zırt deliği çünkü şimdi ya anası oluşacak yada küflenecek gıda olarak tüketilemeyecek. Sabah işe gelirken baktım, üzerinde bir faaliyet var ve umarım bu onun ana oluşumudur ;-)) Bu arada rengi niye kahverengi, çünkü içinde bir kaşık halis mulis  harnup (keçiboynuzu) pekmezi var ;-) Bakteriler buna uygun olanlarını seçerek gelişsin lütfen diye ;-)


Yemek yapmaya başladım gider gitmez ama kızımcığımın burun kıvırması üzerine yemeği değiştirdim, Lebeniye için hazırladığım misket köfteleri tavada kızartıp, sebzeli bir versiyona çevirdim, şehriyeli bulgur pilavı, turşu eşliğinde keyifle yedik, doyduk, şükrettik.
Kızımcığımla sohbet ettik, yine iddiaya girdik yine (malum iki gün önce Vitruvius amca'da kaybetmiştim, korktum ama kaybeden pehlivan güreşe doymaz ya) yine kaybettim. Aslında bir mavi kot kaybettiğime sevindim, kızımcığımı takdir etmeme vesile oldu. "Mütevazi" mi, mütevazı mı?" idi soru. Ben tabi mütevazi diye atladım, değilmiş efenim. TDK kızımcığımı haklı çıkardı. Tevazu'dan gelen bir kelime olmakla birlikte doğrusu mütevazı imiş. Seviyorum, kaybetsem de takdir edebileceğim şeylerle karşılaşmayı...

O ders çalışmaya yollandı, ben önce ekşi mayamı besledim,  kendime bi film seçtim, örgümü de aldım, hem izledim, hem ördüm.

Film; Anna Karenina; yıllar yıllar önce 1000 sayfa mıydı neydi, başlayıp tamamlayamamıştım, içinde bi milyon (tamam abarttım ama gerçekten çooook fazla)Rus ismi olduğundan ve kim kimdi yi bulmak için sürekli başa dönüp bir türlü bitiremediğim o muhteşem eser bu. Oldukça özetle tabi kitaba göre ama neticede anlatılmak istenen de ortada. Beğendiğimi söylemeliyim. Başrolde Anna Karenina rolüyle Keira Knightley, Vronsky rolünde Aaron Taylor Johnson ve Alexei Karenin rolünde Jude Law vardı. "Kostümler ve takılar ne şahaneee, offf " dedim izlerken hep ;-)) Sonra bi baktım kostüm de dahil bi dünya ödül almış film, Oscar da dahil ;-)) Takdir ettim Akademi Cürisini ;-))
Ama en çok da şu pırlanta kolyeye bayıldım, filmi izlerken bu resimdekinden çok daha iyi duruyordu ve 2 ayrı baloda kullandı (cimri mi ne yönetmen?) ;-)) Filmi öneririm...


Sonra baktım olacak gibi değil, bi belgesel-film daha izledim... (Bu isimle birkaç film var bu Iris Apfel belgesel-film olanı)
Film; Iris Apfel... Ba  yıl  dımmm... Tam bana göre bi filmdi. Çarşıdan aldığı pek çok şeyin orasını burasını değiştirmeden kullanmak zinhar harammış gibi gelen ben için ve kombinasyon sanatı için bu kadın idol resmen. Çok benzer yollardan geçiyorum onunla diye düşündüm hep, tabi o kadarını hayatta yapamam ama gönlüm kaldı... (Filmi izlerken sık sık rahmetli Aysel Gürel'i andım... Tanımıştım ve kim ne derse desin çok sevmiştim o deliliğini...)




Bu filmler sayesinde örgüde yol alıyorum ama kol ağrım da "alooo ben buradayım, bi yere gitmedim ha bacım" der gibi oluyor sanki... Umarım şu kazak biter de biraz dinlenir bu kolceğiz de. ;-))

Neredeyse sürünme rekoru kıran kitabım dün muhteşem bir Jojo'luk finalle bitti. 292.sayfada başlayan şok şok şok, oldukça sürükleyiciydi, utandım süründürdüğüm için... Yasak meyve/ Jojo Moyes... Kitabın başında şu yazıyor; "güneş ışıldamıyor olsa bile bu kitap kalbinizi aydınlatacak"
Hani mevsim itibarı ile karamsarlık geliyorsa üstünüze şööle sağdan sağdan, hıh tam o anlar için olabilir belki de... Seviyorum, Jojo Moyes okumayı. Aslında Isabell Allende ile çok benzetiyorum stillerini ve söylemeye gerek yok ona da bayılıyorum. Ben aslında hayata dair, biyografi, gerçek şeyler ve olaylar okumayı çok severdim ve bu yaza kadar bu tür romanlar felan okumuşluğum da pek azdı, sonra bir kitabı derken, ikincisi derken, hep ciddi şeyler okuduğumu fark edip, teneffüse çıkmak gibi geldi bunlar, keyiflendim ve devam ettim.
Yeni kitabım, yine bir süre önce neredeyse aynı anda başladığım "Birinci Sınıf Delilik/ Nassır Ghaemi... Kızımcığımın tavsiyesi, "sekiz ünlü liderin biyografilerini  parlak bir psikolojik tarih ile bağdaştırıp, psikolojik çözümlemelerin etkileyici bir şekilde anlatıldığı" diye yorumunu yapmıştı, beğendiğini söyledi diye başlamıştım, fırsat buldukça devam edeceğim...


Ayyyy, çenem düşmüş, gittim ben... ;-))

31 Ekim 2017 Salı

İz

Dün akşam yine film izledim, amaç örgüyü biraz ilerletmekti biraz da...
Gandhi...Enfesti film olarak; içler acısıydı sömürü...



Boşuna değil Oscar ödülleri, bir kez daha anladım.
Ben Kingsley oynamamış, gerçekten ve % 100 olarak Gandhi'yi ete kemiğe yeniden büründürmüş, öyle de hakketmiş ki, en iyi erkek oyuncu Oscar'ını... Sanırım bir süre filmlerini (hatta bazılarını yeniden) izleyerek kendisine duyduğum şükranı içtenlikle yeniden sunacağım...
Öyle huylarım vardır benim...
Çok takdir ettiğim bir şeyle karşılaştığımda, onu yapan kişiyi -kendisinin tabi ki bilmesi de olanaksız olsa da-  içselleştirir, şükran sunarım kendimce. Bu çeşitli yöntemlerle olabilir, onun için pasta yapabilirim, günlüğüme yazabilirim, üzerinde gördüğüm yada onu hatırlatacak herhangi bir objeyi yapmaya çalışır ve onu artık onunla bağdaştırıp kullanabilir, hediye edebilirim mesela. Biz iz bırakıyorsa hayatımda bu öylece kalmamalı öyle değil mi? ;-)

Hal böyle olunca, film arası verip, onun o yumuşacık, enfes, katıksız ve keskin oyunculuk yeteneğine hürmetle, bu tarife aynen uyduğunu düşündüğüm sünger kek yaptım.
Film sonrası, yedik.



Film izlerken örgü ördüm tabi ;-)) Bu arada kızımcığım selanik örgü bir kazak modeli gösterdi "seninki çok güzel oluyor, bana da bundan örer misin annneeeeğğğ, yüffennnn" diyerek. "Olmaz" dedim valla şimdilik ;-)
Dün akşam mercimek köftesi yaptım, of çok özlemişiz kendisini, patlayıncaya kadar yedik dersem ancak anlatabilmiş olurum.
3 saat 11 dakikalık film ve arada verdiğim yarım saat mola sebebiyle tüm akşam dolmuş oldu zaten.
Ekşi mayamı besledim, ojelerimi değiştirdim, zencefilli çay içtim, yattım.
Hayatlarının baharında, mutlulukların en güzelini hakketmiş halde canlarına kıyan 3 hekim için çok ama çok üzülerek...
Öfkeyi sıcak sanmama rağmen, buz gibi olduğunu hissederek...


30 Ekim 2017 Pazartesi

Bodrum ağırlık devesi, filmler, örgüler, Vitruvius vesaire

Bodrum'da gelinlerin çeyizi develerle gider halâ yeni evine. Adına "ağırlık" denir.
Deve süslenir püslenir güzel olduğu düşünülen aksesuarlarla.
Ben bu geleneğe ve aslında özellikle böyle özel günler için halen korunulan tüm geleneklere bayılıyorum, develere azcık yazık oluyor ama öyle hınca hınç bir yük değil zaten üzerindekiler genellikle.
Burada bahsetmiş miydim bilmiyorum, zaman zaman resim yapmaya çalışıp boyuyorum rengârenk...
Kâğıt üzerine akrilik ve tekstil-art malzemelerden...


Dün ve kısmen cts. bütün gün film izleyip örgü ördüm.
Gri kazağın önü bitti, arkaya başladım.
Kızımcığım battaniyemizin küsmesinden endişelendi, 4-5 motif de ona devam ettim.



The Lady in the Van/ Zoraki komşu: oldukça beğendim.
Fried Green Tomatoes / Kızarmış yeşil domatesler: oldukça beğendim.
Something The Lord Made / Tanrı'yı arayanlar: bayıldım.
Prayers For Bobby / Dualar Bobby için: bayıldım.
The Goodlie / İyi bir yalan: oldukça beğendim.

Farkettim ki; film izlemeden örgü örersem, zırt pırt bir şeyler için kalkıyorum yerimden ve sonra da örgüden çabuk sıkılıyorum. Film izlemek hem kendi başına keyiflendirici hem de benim kıçımı sabitlediği için faydalı...

Ekşi mayamı 3.kez besledim, bu aşamada kokusu hiç de iç açıcı değil ;-)) Ama sabretmek de güzel...

Hafta sonu ciddi yağmur yağdı. Zeytin kırmanın zamanı geliyor böylece; bilirsiniz yağmur yemeyen zeytin lezzetlenmez dalında, sonra ne yapsanız da boş... Zeytinliği olan bir arkadaşıma sipariş verdim, lezzetlendiğine emin olduklarında toplayıp getirecekler köyden... Tabi ki onu da probiyotik besinlerimiz arasına katacağız, inşallah ;-))

Yatmadan önce, NG belgesellerinden, Leonardo da Vinci'nin hayatının kısa özetini izledim. Bilmediğim şeyler varmış, Vitruvius adamı o tanımladı ve çizdi diye biliyordum meğer onun değilmiş aslında. Marcus amca'nınmış ilk çizim, Leonardo müthiş çizim yeteneğiyle onu daha güzel çizmiş tabi, yıllardır bunu bilmediğim için kendime kızdım. Daha da kızımcığımla iddialaşmasam öğreneceğim yoktu, cehalet kötü ama bir de biliyorum iddiasıyla olanı sanırım en utanç vericisi ;-))
İzlediğim Something The Lord Made aynen bu hisse kapıldığım, şahane bir filmdi, bağdaştı. Yani esas başarı, her zaman göz önünde olanın olmayabilir. (Ki bunu ben kendi hayatımda bir çok kez deneyimledim ve devam da ediyor ;-)

Hafta sonu kitabımı azcık okuyabildim, e benim gibi maymun iştahlı olunca böyle işte ;-) 292. sayfanın en sonunda yine Jojo'ya mahsus bir şokla Lottie'yle karşılaşmak, nefesimi kesti. Artık bitmesin bile istiyorum kitap, bu da bi garip. ;-)

29 Ekim 2017 Pazar

Yaşasın Cumhuriyet

cumhuriyet ile ilgili görsel sonucu

Şanlı bayramımız kutlu olsun...
Kula kulluk etmenin esaretinden bizleri kurtaran yiğitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun...
Yaşasın Cumhuriyet...

28 Ekim 2017 Cumartesi

Bugünün demlenenleri...

Her eski şeyi sevmem ama derinden etkilendiğim, el işçilikli antika merakım son zamanlarda depreşmeye başlamıştı. Bunu hiç konuşmadan anlayan dayıcığım geçenlerde bana antika bir demlik hediye etmişti, uçmuştum sevinçten. Şimdi de ona altlık niyetiyle yine el işçilikli bir tabak almış bana. Öyle mutlu oldum ki anlatamam, dün bütün akşamı ona bakarak geçirdim...
Kim bilir ne hatıralar demlenmiştir bu demlikte...
Kim bilir ne hatıralar demlenecektir şimdi artık bizimle...


Dün ekşi mayamın 48 saatlik bekleme süresi doldu, ilk beslemeyi yaptım.
Başta kullandığım 1 Türk Kahvesi fincanı un ve su ile... Bu akşam 2. besleme yapacağım ama besleme yapmadan kavanozdakinin yarısını atıcam zira 10.gün sonunda devasa bir hamur parçasıyla uğraşmamak gerekiyor.






Kapak, ne kapalı ne açık ;-))
Dün balık-salata-brokoli-pıransa kavurması :) menüsü vardı evde.
Menü balık olunca o arada ıslak kek yaptım, küçük kızımcığım çoook sevinsin diye.
Büyücek kızımcığım balık sevmediği için mırın kırın uzandı tabağına. Baktım çocuk aç yatacak, taptazecik körpe ıspanakları doğrayıp, taze soğan, lor ve zeytinyağıyla iç hazırlayıp gül böreği yaptım bi de yemekten sonra.
İstanbullu Gelin'i izledik kızımcığımlarla, babişko film izledi, erken yattı, sabahın köründe tekneyle balığa gidecekti.
Sonra ben biraz çalıştım, yine.
Örgü örmedim ama bugün biraz örüp, film izlemeyi düşünüyorum halâ zira saat 15:45.
Akşama çiğ köfte-ayran menüsü yaptım kafamdan, talep olursa gerçekleşecek. İstemezlerse de mantı menüm var aklımda. Saat saat istekler değişebiliyor bizim evde, bu yüzden alternatifli olmaya özen gösteriyorum.
Dün sizlerden projem için istediğim fikirlere geri dönüşler  çok kıymetliydi hepsini not ediyorum, çok ama çok teşekkür ediyorum. O da neydi diye soranlar olur diye tekrar yazmak istiyorum;
"Konu "yerel yönetimlerde kadın seçmen analizi" biliyorsunuz belki, yazmıştım geçenlerde. Kadınlarla konuşuyorum, beklentilerini anlamaya çalışıyorum, bu konuda beni fikirlerinizle desteklerseniz çok ama çok müteşekkir kalırım. Sorum şu: siz bir kadın seçmen olarak (bireysel yada toplumsal) yerel yönetiminizden neler beklersiniz?"
Bunu bir süre her gün soracağım çünkü bu tür projelerde masa başında değil, birebir görüşlerle, ayağı yere basan fikirlerin çok kıymetli ve sürdürülebilir-uygulanabilir olduğu tezine sahibim. Bu tür yaptığım ve halen uygulanan projeler sunabildim ve bundan çok mutlu oldum hep.
333 kapsül dolap çalışmalarım için kızımcığımlarla da bir değerlendirme yaptık bugün. Ben seçim yapmakta biraz zorlanıyorum çünkü "amaan boşver bunu" dediğim bir giysi, ütülenince bambaşka bir hale dönüşmüş oluyor ama azmettim bunu mutlaka yaşama döndüreceğim.
Kızımcığımların biyoloji bilgileri hem ilgileri hem de biraz da Fen Lisesi eğitimleri sebebiyle oldukça iyi durumda onlarla probiotikler/metabolizma konularında konuştuk bugün kahvaltıda. Beni tamamen desteklediklerini söylediler, bu yöndeki çalışmalarım sebebiyle, iyi geldi be onay almak ;-)) Artık onların da daha bi önem verecek olduklarını hissetmekti aslında iyi olan... Umarım öyle olur...
Kızımcığımların ve aslında herkesin, her konudaki bilgi birikimlerini gündelik hayata adapte edebilmeleri yeteneklerini çok ama çok kıymetli buluyorum, bu benim hayatımdaki en muhteşem şeylerden biri...


27 Ekim 2017 Cuma

Adı;Sevgi Böccüüü olsun, Pıransa olsun ;-*)

Ayıklama, derleme, toplama işleri iyi gidiyor.
333 projesine dev görünüşlü minik adımlarla yürüyorum...
Dün yıkama işlerine giriştiğim için kıyafet belirleyemedim, e malum sayı kısıtlı, yıkayıp, ütüleyip bakıcam gözüme kestirdiklerime, sonra seçicem.
Ayakkabı dolabı da düzenlenmeli bu arada, hafta sonuna denk gelince belki yardım da alabilirim ;-)
Dün eve gidince pırasalarla kaynaştım hemen.
Burada yerliler pırasaya "pıransa" diyor. En çok tercih ettikleri hali ise ya nohutlu, salçalı yemeği (ki tüm düğün yemeklerinin baş tacıdır) yada kavurmasıdır. Pirinçli halini neredeyse hiç yapmazlar, pıransaların ziyan olduğunu düşünürler. Kavurması ve nohutlu, salçalı yemeğini ise aslında mübadele döneminde buraya yerleşen Girit'lilerden öğrenmişler.
İşte ben de kavurmasını yaptım. Soğan, havuç kavrulur, rende domates eklenir biraz daha kavrulur, üstüne pıransaların doğranmış yeşil sapları tabi ki bir dal da kereviz sapı ve yaprağı  (ki burada her demet pıransanın içinde bir dal da kereviz mutlak surette bulunur)ilave edilir, bunlar ölünce de pıransanın doğranmış beyaz ve açık renk kısımları eklenir, kapak kapatılır, pişmeye bırakılır. Accık sulu olsun isterseniz de isteğe bağlı su ekleyebilirsiniz. ocaktan almaya yakın varsa 1 adet turunç suyu çok kıyak yakışır,  ekmeğe dürüm yapılır ve yenir ;-))



Aslında dün akşamın menüsü akşam kahvaltısı idi, pırasa ek oldu.
Şurada anlattığım Soka kavanozunu da açtık bi bakalım diye; çok ama çok güzel bulduk, belirtmeden geçemedim ;-)) Hele de tazecik, zeytinli, çörek otlu, tahıl unlu ekşi maya ekmek ile...


Yemekten sonra 1 saat kadar projem üzerinde çalıştım. Çook okumam lazım, çok bilgi toplamam lazım. Konu "yerel yönetimlerde kadın seçmen analizi" biliyorsunuz belki, yazmıştım geçenlerde. Kadınlarla konuşuyorum, beklentilerini anlamaya çalışıyorum, bu konuda beni fikirlerinizle desteklerseniz çok ama çok müteşekkir kalırım. Sorum şu: siz bir kadın seçmen olarak  (bireysel yada toplumsal) yerel yönetiminizden  neler beklersiniz?

Yasak Meyve'yi okumaya devam ettim, II.Bölüm'ün halen Lottie'ye bağlantı yapmasını bekliyorum ve kendimi zapdedip halâ son sayfalara da bakmadım ;-))

Akşamları uyku bastırması hali daha da artmaya başladı, bunu her akşam içtiğimiz kekik çayına tastamam bağlamış bulunuyorum.

Tabi örgü örmedim yine bu arada ;-)

Mualla dün yine kaçtı, kapı sinekliğini patileriyle kendi açmayı da öğrenmiş bu arada peh peh peh...
Neyse ki, biz yatmadan döndü matmazel... Patileri, tüyleri silindi filan...

Hah bak unutuyordum, yeni ekşi maya yapmaya başladım. Benim  mayam (üstte gördüğünüz ekmeğin mayası olur kendileri) 1 yıllık oldu ve öğrendim ki; tüm mayalar zaman geçtikçe özelliklerinin ve içerdikleri bakterilerin bir kısmını kaybediyorlar. Bu sebeple 2 gün önce yenisini yapmaya niyet etmiştim. İlk gün, bir ölçü un ve suyu (türk kahvesi fincanı ölçüm) kavanoza alıp karıştırdım, bardak dolabına kaldırdım, dün akşam 24 saat olunca üstte biriken suyu ile tekrar 3 dakika kadar karıştırdım ve dolaba kaldırdım. Bu akşamdan itibaren besleme yapmaya başlayacağım. İlgi duyan olursa aşamaları buradan yazmaya devam edebilirim...


Arkada görünen kavanozda da elma sirkesi yapıyorum ;-))

Günün çayı da missss gibi kokusuyla reddedilemeyen türden benim için... Parfümü olsa hemmen alırım.


Bloglarınızı okumak çok zevkli. Bazen yorum yapıyorum cart diye ilk girdiğim bir bloğa umarım cıvıklık gibi algılanmıyordur ;-) İçimden geleni tutmuyorum, engellemiyorum bir süredir, özgür davranıyorum, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan. Yolda gördüğüm bir çiçeğe de usulca yaklaşıp "seni seviyorum, ne güzelsin" demekten de büyük bir haz duyuyorum... (Kızımcığımlar bana yıllardır "sevgi böccüüü" diyor ;-))

Şimdi hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum. Evleriniz yemek koksun, şen sesler yükselsin, misler gibi birer yuva olsun diliyorum...

26 Ekim 2017 Perşembe

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş, valla doğru... 333 project

Dün eve gidince hiiiç kıvırttırmadan kendime söz verdiğim "yarım saat derleme-toplama-katlama" işine giriştim.
Önce 3 yıldır yastık dolabı filan diye kullanmaya başladığımız (sonra elimize her geçeni de attığımız) kapalı balkondaki gardırobun ilgili bölümünü boşalttım. Yazlık-kışlık ayrımındaki giysileri baza altlarına koymak yerine, her an gözümün önünde olabilecek bu dolapla mümkün mertebe yer değiştireceğim.
Sildim, temizledim ve ana dolaptaki yazlıklarımı katlayıp kaldırdım dün. Kendimi tebrik ettim çünkü 31.dakikada çoktan odadan yok olmuştum bile, "e bu da bir nev'i istikrar sayılır" diye.
Bugünkü seansta boşalan raflara bazayı kaldırıp kışlık olanları yerleştirecektim.
Ki...
Ceren'in gönderisi takıldı gözüme.
Var ya, tastamam aradığım şey bu!...
Kapsül gardırop...
Amaç; öncelikle eldeki malzemeyi kullanarak, önümüzdeki 3 ay boyunca ayakkabı, çanta ve paltolar dahil toplam 33 parça kıyafetten oluşan bir gardırop hazırlamak.
"Hazırladığınız 33 parçanın dışında kalan tüm kıyafetlerinizi ortadan kaldırmanız gerekiyor. Bir hurça koyabilir ve gözden uzak bir yere kaldırabilirsiniz. Gardırobunuzdaki o güzel ferahlığı görmek ve ne kadar fazla eşya ile yaşadığınızı fark etmeniz için bu çok önemli!" demiş ki; benim için tastamam doğrudur.
Önerdiği siteye de üye oldum, zaman zaman tüyolar almak ve gaza gelmek üzere.
Yani bugünkü planım bunu yapmaya  başlamak...
Kendisine de mesaj yazdım, "seni karşıma Allah çıkardı, adını Hızır koydum" diye :) Yazının başlığı tam da buradan gelmekte...
Bi bira açtım kendime, yanında da çerez, oh gerginlik filan geçmekte baktım da :) "Kıyamet kopsa bi parçacık da bezim var demeyeceğim" kıvamı yani...
Akşama şinitzel, tereyağlı makarna, (taptazecik marul (pazardan), taze soğan (bahçeden), taze nane (bahçeden), domatesle(pazardan)) salata yaptım, kızımcığım bayılır bu menüye zaten diye de daha bi keyifle yaptım. Valla üşenmeden daha taptaze, yenice çıkan soğanın,maydanoz-nane öbeğinin resmini bile çekmişim :)


O arada ekmek makinesine yarı tahıl- yarı tam buğday unuyla, zeyinli ve çörek otlu ekmek malzemelerini sallayıverdim, zira kızımcığım bu akşam "akşam kahvaltısı" yapmak istediğini beyan etmişti ve pazar sabahı yaptığım ekmek bizi 4 gün mutlu ve tatmin etmek suretiyle görevini tamamlamıştı.
Yemek yedikten sonra kızımcığım biraz kestireyim dedi, ben yanıma örgümü aldım ve fekat bundan sonra da bir de tekrar kaldırırken elim değdi kendisine, çünkü Sevgili Jojo'dan utanarak yaklaşık 1 aydır 24 saat yanımda olan "Yasak Meyve"ye gözüm takıldı, devam ettim okumaya, ilk 70-80 sayfa accayip sıktığı için ilerleyemiyormuşum demek, su gibi aktı gitti sonraki yüz küsur sayfa. Şimdi 189.sayfada II.bölüm başladı, yepisyeni başka bir hikâyeye döndü gibi oldu, ben yine sıkılıyorum gibi ama mutlaka bağlantı kuracak elbet Guy ve Lottie'yle diye okumaya devam edicem tabi. Öğle arasında biraz okudum, sonra bu yazı için bıraktım.


Öğle arasında ofis arkadaşımız Mesut, Bitez pazarına gitti, sağ olsun bana da alış-veriş yaptı. Körpecik ıspanak, kereviz (taze yeşil yaprakları salata da olacak, tarif; Mutfağın Hatıra Defteri / sayfa 69) pırasa, brokoli ve yufka almış. Bugünden başlayarak tüketilecekler inşallah...
Ofisteki başka bir arkadaşım Mehmet de köyden (Mumcular-Kemer) süt getirdi sabah, şimdi dolapta bekliyor, akşama yoğurt ve lor yapılacak, lor hafta sonu yapılacak ıspanaklı börek için kullanılacak.
Hani diyorum ya, bazen üstüme yapışan şeyler oluyor, uzun süre sadakatle bağlı kalıyorum diye, hıh işte bu da onlardan biri. Tek ne yazık ki tarafı her markette bulunamayışı, gerisi şahane...


Kendimle bağdaştırabildiğim yepyeni fikirler müthiş bir mutluluk ve heyecan yaratıyor bende.
Belki de adına zaman zaman "maymun iştahlılık" dediğim türlü çeşit arayışlarımın kökeni bu... Mutluluk ve heyecan arayışı... Kim bilir... 333 Project günün muhteşem hediyesi oldu diye mutluyum mesela şimdi... Darısı gelişmesine, istikrarına olsun inşallah der, kaçarım...