Yahu çok seviyorum ülkemi aslında. Ama neredeyse her gün ağlatan, yürek çarptıran haberlerden, her türlü krizden öyle bıktım ki. Bazen düşünüyorum, hayatımı yeni kurmaya başladığım yaşlarda olsaydım kalır mıydım, gider miydim diye. Kaldı ki, hakikaten enfes bir yerde yaşıyorum, ben bile böyle düşünüyorsam kim bilir bütün bu zorlukları bir bir yaşayanlar ne düşünüyorlar...
İlk şehit haberinden itibaren yaptığım her şeyden utanmaya başladım. Buraya yazmaya bile utandım, bizim orda bi laf var "herkes işi derdinde Fadiş gişi derdinde" diye. O misal.( Buradaki -gişi- koca anlamında, Maraş'ta sıkça kullanılır koca yerine.) Bugün benimle çok benzer duyguları yaşayan bir kaç arkadaşımın da yazılarını okudum. Tanışmadan sadece yazı diliyle tanıdığım ama mutlaka ortak bir takım duygulara sahip arkadaşlarla aynı düşüncelerde olmanın şaşılacak bir yanı olmasa da, bizi bu duruma düşüren her beceriksiz hamleye halâ şaşırıyor olmama da şaşırıyorum. Cümle karışık mı oldu bilmiyorum ama eğer öyleyse bile doğrudur zira kafam duman.
Neyse...
Şu ateşkes her ne kadar doğru, ucunda ne tavizler var yine bilemesem de, tek bildiğim hiç bir ananın yüreğine ateş düşmemesi, gerisi tırt. Umarım.
Bir süre işten güçten de soğudum. Hobilerimden bile. Ama sonra fark ettim ki depresyonla aramda kıl payı var, mümkün mertebe eski günlere dönmeye çabalıyorum.
Bahar bile bu yıl geç geliyor. Bahçedeki ağaçlar, çiçekler geçen yıla göre en az 15 günlük gecikmedeler. Dün, eriğin ilk birkaç çiçeği selam çaktı. Geçen yıl bu tarihte çiçeklenmeyen dal kalmamışmış, Facebook hatırlatıyor sağ olsun, bana kalsa dün yediğimi bilmiyorum.
Bodrum-Milas karayolu arasındaki Tuzla sulak alanına her bahar flamingolar göç eder, onlar için önemli bir alan. Bargilya da denir o bölgeye. Geldiler, enfesler... Efsaneye göre "tanrılar dünyayı parça parça, her noktasına özenerek yaratırlarken, tüm balıkların babası Eoltaran ve dağların kızı Peymesera tarafından dünyaya hediye edilmiş, büyük cennetin küçük bir parçasıydı Bargilya. Flamingolar biliyor işini yani azizim.
Büyük kızımın kazağını bitirmiştim bu arada. Geçen hafta geldiğinde giydi, şükür ki çok sevdi. Ben de sevindim. Nako Paris'ti ip, şiş 5 numara, 3 yumak bitmedi bile, beden 38, renk mantar.
Küçük oğluşa bi kazak başladım zira ablalarının varsa ve onun yoksa çok söyleniyor kendi kendine ;)) İçime sinmedi ve 25 renk hırkam az daha bekleyegosun dedim mecbur. Alize'nin Bambu içerikli baby best ipi. Nasıl yumuşacık anlatamam. Bundan sonra bebek ve çocuk örgüleri için kesinlikle tercih edebileceğim tür. Umarım bu hafta sonu bitiririm. 20 gün sonra gelecek olmalarına rağmen bi bu kazağı bi de ona kedi oyuncak örmeliymişim ve kargoya vermeliymişim, bekleyemezmiş. ;))
Akşamları fırsat buldukça da amigurumi kedi örmeye çalıştım tabi bıdığımın verdiği ödev olarak. Pekçok tarif var ama amigurumi dili çok karışık, anlayamıyorum, acemiyim. Açıyorum önüme bi resim yada geçiyorum Mualla'nın karşısına öre söke deniyorum. Bu sefer çok keyifli geldi yalnız bu iş, eskiden çok sıkılırdım. Birkaç deneme daha yapabilirm sanki, bakalım.
Geçen hafta sonu kızkardeşim, eşi ve çocuklar burdaydı. Büyük oğluşun bi estetik operasyon işi için tekrar Mutaf hoca'ya gittik, Nisan ilk günlerindeki ara tatile denk tarih kararlaştırıldı. 2 gün bile olsa nasıl iyi geldi gelmeleri anlatamam. Birlikte olta attık çocuklarla, bayılıyorlar buraya, kendilerine kalsa burada bizimle yaşamak istiyorlar. Nisan'da tekrar gelip bu sefer en az 1 hafta kalacaklar. Düşünüp düşünüp geleceklerine mutlu oluyorum, bir de operasyonu güzelce atlatırsak oh ne ala.
Kazasız, belasız, kedersiz bir hafta sonu olsun inşallah... Utanmayacağımız...