27 Mart 2019 Çarşamba

Gelincik, mandala, papatya

Dün bahsettiğim gelincikler... Resmen mesaj veriyor gibi... Bu sabah çektim. İki olmuşlar.


Hissetmekte zorlandığımı düşündüğüm gök kuşağı, motiflere yansıyor. Farkında bile olmadan. Özlem...


Ve bir mandala denemesi. Hani diyorlar ya, bu renkleri bir araya halka şeklinde getirirken, ne düşünürsen o enerji o işe gelir. Yanında taşı, evin bir yerine as, tılsım gibi, inan. Tamamen bu sezgiyle ortaya çıkan şuydu,


Her bir ilmek bir dilekle...
Ve, papatyalarım. Onlar da burada dursun. Artık yok.


Güzel şeyler düşünebildiğimiz, ağrısız, acısız günler getirsin bugün.

26 Mart 2019 Salı

Durum vaziyet filan

Hem seçim fırfırısı hem de dizlerim gerçekten çok yoruyor bu aralar. Akşama kadar masa başında sallanma, sorunları artırıyor. Ufaktan başlanan kortizon tedavisi ağrılardan değilse de ödemlerden kurtarabilir belki. Diyet tamamen çöpe gitmiş görünüyor. Müthiş derecede çikolata yeme isteğim var. Belki serotonin istiyor vücut. İhtiyacı var. Zor zamanlar.
Hiçbir şey yapmak istemediğim şu günlerde, kısıtlı olarak tek yapabildiğim ufak tefek nakış ve motif denemeleri. Hayatın kendisi gibi, sen ne kadar plan yaparsan yap, canı istediği gibi gelişen. Uydurmasyon. Hoş adı da, tasarım gerçi. Belki de biraz Bob Ross misali...




1 Nisan'dan sonra pek çok şey değişebilir iş yaşantımda ve dolayısıyla hayatımda. Umurumda mı? Değil. Neler geliyor, neler geçiyor.
Ve hani; en güzel yere eksen, bin bir özenle baksan, değer versen bile açmazsa açmaz, tutmazsa tutmazlar vardır. Ve onlar, gider bir taşın dibinde, en olmadık yerde, nanik yapar gibi çıkıverirler. Ne denir ki? Bahçeye ektiğim, aylardır baktığım, beklediğim onca nergis soğanından bir tane bile çiçek açmamışken.



Hepimiz, hepiniz için güzellikler diliyorum.

21 Mart 2019 Perşembe

Ekinoks, Gemile, Dinlence, Öneri filan

"Hayatımda, aydınlık ve karanlık arasındaki dengeyi bulmak isterim" diye bolca dua edip, sarı, yeşil ve mor mum yaktım. Işığa, bahara ve hayata yeniden hoş geldin demek için. Teşekkür için.
Duvarda yıllardır asılı olan mumluğun renklerin tam da sarı, yeşil ve mor olduğunu ilk defa dün fark ettim. Oysa bulamadım diye evdeki mumları boyamıştım eve gider gitmez. Bir gurup salonu, diğeri mutfağı aydınlattı.



Ekinoks şerefine motifimi de ördüm. Müthiş ağrılarım vardı halbuki, yine de tam olsun istedim.


Astroloji'nin dediğine göre Güneş, benim burcuma girdi.(Koç) "Hayatınızda yeni sayfalar açın, sizi zorlayan durumlarla ilgili net aksiyonlar alın, sizi zorlayan durumları çözmeden bırakmayın, aklınızdan geçeni dilinizden akıtın, daha çok gezin, seyahat planları yapın" diyor. Ve şırak karşıma çıkan sayfa şu; Gökçe&Gemile. Yıllardır bu coğrafyada yaşıyorum, zinhar haberim yoktu buradan. Resimlerine baktım, aşık oldum.





Otel, motel, tatil köyü gibi yerleri hiç sevmeyenlerdenim. Ama burası öyle bakir, öyle huzurlu, öyle özenli, öyle ayrıcalıklı geldi ki bana anlatamam. Hele o detaylar. Taş ve ahşap uyumu. Müthiş. Zaten Türkiye'de bu kategoride yer yokmuş başka. Nasıl da doğru. Gitmek isteyenlere fikir olsun. Giderseniz bana da ordan bi selam çakın hatta ;) Araştırırken bi de Rotasız Seyyah gitmiş, yazısına denk geldim. Bugün yayınlamış. Bundan manâ çıkarmaya çalışıyorum hatta kendi kendime kuantum, enerji, evren, vs vs ;)) Yazı burada, okumak isterseniz.
Enerji diliyorum. Hepimize.

20 Mart 2019 Çarşamba

Renk, ekinoks, ev

Kendi çapımda elimden geleni yapıyorum enerjimi yükseltmek için. Havalardan herhalde. Belki de ekinoks etkisi. Belki de çok sıkıcı iş ortamı. Karmaşık. Bugünlerde sığındığım şey rengarenk iplerim. Yine bir sürü ip aldım. Hani kadınlar normalde kuaföre felan gidiyorlar ya ben de ip alıyorum böyle zamanlarda. Akşamları minik minik işler yapıyorum, rahatlatıyor.




Yeni renk kombinleri yakalamaya çalışıyorum. İçimi ısıtıyor.
Bugün Sabah Gazetesi'nde okudum. Şehir hayatından sıkılan aile kendi kendine ev yapmış.










Çok hoşlandım.
Ekinoks güzel şeyler getirsin. Sizce güzel olan neyse, onu...
Bu akşam "hayatımda, aydınlık ve karanlık arasındaki dengeyi bulmak isterim" diye dua edip, sarı, yeşil ve mor mum yakacağım. Işığa, bahara ve hayata yeniden hoş geldin demek için. Teşekkür için. Ve şükür.


19 Mart 2019 Salı

Perde, Simba filan

İki telefon, bir e-mail, tam da çok gerekli bir anda geliverince... Şükrettim. İyi ki varsınız Zeynep, Sinan ve Sevim.
Çok da yazacak güzel şeyler bulabileceğim bir modda değilim nedense. Ama yine de mutfağım için işlediğim çarpı işi Hansel Gratel masalını bitirip, o çok sevdiğim pötikareye monte edip, kullanmaya başlamamı yazabilirim hiç değilse. Zor oldu ama içime sindi. Perdenin uçlarına antika çekmek fikrimi sonra çok gerekli görmesem de hatta ;))



Başka başka projelere başladım. Ne zaman ve nasıl biter bilmiyorum, elbet biter herhalde.


Ve kızım için işlediğim Simba da yerine yerleşti. Yıllardır kalbimizde ne de olsa ;)) Ondan diyorum tam yeri diye.


Öyle işte.

18 Mart 2019 Pazartesi

Anma


Bugün...
Huzurla içebiliyorsak çayımızı...
Kendi bahçelerimizden derebiliyorsak kendi çiçeklerimizi...
Sayenizde
Kahraman ecdadımız, onbeşliler...
Ruhunuz şad olsun.

14 Mart 2019 Perşembe

Biraz da hayatça...

Beklenmedik anda gelen her şey süresi kişiye bağlı şoklar yaşatıyor. Tam akıntıya kaptırmış giderken, nehrin ortasında birdenbire çıkıveren bir ağaca toslayıp, devrilmek, yara almak gibi. Titanik'in karşısına çıkan buz dağı gibi. Çöküyorsun, batıyorsun, bitiyorsun gibi.
Dün Zafer Çika'nın ani trafik kazasıyla ölümü ile ilgili yüzlerce resim gördük hepimiz sosyal medyada. Bir tanesi vardı ki, beni çok derinden etkiledi. Şu resmin altına yazmış ki Zafer Çika, "Gün gelir her şey biter, geriye anılar ve yaşananlar kalır... Tentede yazıyor her şey..."


Çünkü; yazıyla yazılamıyor her şey. Yürekle yazılanları da herkes okuyamıyor. Farklı bir ana dil o. Pek heveslisi yok. Yaygın değil. Zaman harcamaya değmiyor görünen. Tentede yazdığı gibi.  tentede yazar, bir an karşına çıkar, ağaca toslayıp devrilmiş gibi olursun, yada Titanik misali... Ama o son an geldiğinde... Sonuna kadar, var gücünle uzaklaşmaya çalışmış ve uzaklaşmış olsan da hatta... Umarım kimsenin böyle pişmanlıkları olmaz, uğurlarken.
Dedim ya, derinden etkilendim bu resimle.
Öyle işte.
Bugün yeni bir gün, huzur bulmak için çabalamak günü. İşler güçler bekleyebilir, sevgi ve emek önemli günü. Hep böyle zamanlarda aklıma gelen resimlerden biri;


Azmakta su yosunlarını görürsün, nazlı nazlı salınır suyun içinde. Hiç şikayet etmeden sahip olduğu yeşilliği yine hiç şikayet etmeden sunar bakan gözlere. Birkaç ördek sürüsü olur, dolanıp dururlar. Bir huzurlu sohbete dalarsın. Saçlarını okşarsın bazen yanındakinin. Çaylar demini ruha verir. Isınırsın. Sakinleştirici bir doz gibi. Karmaşaya bir mola. Domates öyle rayihalı gelir ki, bir tabak daha yemek için garsonu gözetlersin bir yandan. Sahandaki yumurtanın beyazı iyice pişmiştir de tereyağında, sarısı hafif suludur, kayısı. Ekmeğin en kızarmış çıtır çıtır yerini banıp yumurtanın sarısına, sevdiğinin ağzına uzatırsın. Maydanozun, dere otunun sert saplarını koparırsın yanına. Sonra sıcacık bir bazlama gelir masaya. Tereyağını balla karıştırıp arasına koydun mu ohh yeme de yanında yat. Arada ördeklere ekmek parçası atmazsan olmaz. Kural gibi. Hafif serinse hava çaktırmadan ellerini kontrol edersin, üşümüş mü diye. O elini tutmaya çalıştığını zanneder, gülümsersin, fark etmez. Toplanırken masa, bir güzel kahve gelir masaya. Bir de cigaranı tüttürürsün kendine kıza kıza. Bir yudum kahve, bir yudum aşk içersin. Huzur olur kahvenin şekeri. Hiç bitmese dersin, hiç bitmese... Belki bir kahve daha söylersin, kahvesizlikten değil an'ın uzamasıdır lezzet aldığın. Yıllar ne kadar geçerse geçsin, gözleri değişmezmiş ya insanın. O ilk gördüğündeki gözdür bir çift baktığın. Tam o sırada bahçedeki yasemin kokar çoook hafiften. Gözlerin su sümbüllerindedir yada...
Aman neyse işte.
Dedim ya, yazıyla yazılamıyor her şey. Yada pek de heveslisi yok zaten. Yada kurallara hapsedilir sevdaya dair ne varsa.
Bu kadar.
Allah rahmet eylesin.

13 Mart 2019 Çarşamba

Harika Çarşamba, yeni ipler, kulaklık kılıfları filan

Sevgili kocakarı soğukları hoş geldi, boş gelmedi. Bi rüzgâr, bi yağmur, bi soğuk sorma gitsin. Ama hoş geldi, o da gelir geçer, tüm gelenlerin nasılsa geçip gittiği gibi. Şükür.
Bu ip alma isteğimin sonu nereye varır bilmiyorum ama -yapabildiğim sürece, istediğim sürece, kıymetini bile bile ve kaybetmek istemediğim- bir tutku, onu biliyorum. Ve her şey her şey de şu tığ işinin yeri hep başka. Ne yapsam ne etsem de ille de eksiklik hissediyorum o olmazsa. Ve ben, boş zamanlarımı değerlendirmek için örmüyorum, örmek için zaman yaratıyorum. Neyse işte.
Anti pilling, yeni renk paletleri düzdüm kendime. Nasıl hoşlandım anlatamam.



Uzun süredir "yapmayı düşündüklerim" dosyamda gezinirken, hadi dedim birini bari yapayım yeni iplerin şerefine.





Telefon kulaklıklarımız çantalarımızın içinde ecüş bücüş olup, her bi şeylere takılıyor,  kısa zamanlarda da bozuluyordu.  Şu ana kadar hepimize kaçar tane aldık hatırlamıyorum bile. Çok hoşlandım yaparken ve işlevsel olacağını düşünüyorum. Bunlardan örebildiğim kadar örüp, hayvan hakları derneğine kermesleri için vermeyi düşünüyorum, kolum isyan bayrağını tam çekmeden. Umarım yapabilirim.
Böyle işte.
Çarşınız pazar, gönlünüz gri havaya rağmen aydınlık, yüreğiniz şen, eviniz bereketli olsun.

11 Mart 2019 Pazartesi

Aziz Pazartesi

Bin kaplan gücünde olacağımız bir haftaya hazırız galiba. Tümden değişime girdim. Artık pazartesileri de aziz ilan ediyorum. Yaşasın.
Bodrum Acı Ot Festivali'ni derin bir güzellikte yaşadık, bitirdik. Önümüzdeki sene ben de stant açıcam, kararlıyım, yani umarım, inşallah. Bu sene bol bol ot yedim. Zaten hayat da yedirip duruyor laf aramızda ;)) Bayıla bayıla diktiğim divitin eteğimi giymişim, başıma da yemenimi bağlamışım ;))


Yeni çiçekler alıp kürünleri doldurmaya başladım.




Birine de çingene düğünü (kedi tırnağı, ipek çiçeği) tohumları ektim, heyecanla beklemeye devam. 1 ay beklerim, baktım olmadı, olanlarından alır dikerim.
Çiçeklerden bal damlıyor a dostlar. Arılar peşlerinde. Ciddiyim, bak;


Bahar bitmiş, yaz gelmiş gibi. Papaz eriği ve kayısı fidelerimizi diktik, umarım onlar da bizi sever. Şimdi sırada bi Datça bademi fidesi bulma işi var, ağaç işi tamamlanmış olacak.
Çarşınız pazar, gönlünüz şen, yüreğiniz neşeli olsun, her ne olursa olsun enerjinizi sakın ha düşürmeyin. Bal damlasın günlerinize.



8 Mart 2019 Cuma

Dilek

Hak edene gönül, hak etmeyene yol veren kadınlar olmamızı diliyorum.
"Üstü kalsın" diyenlerden.
Gününüz kutlu olsun.



7 Mart 2019 Perşembe

Kandil

Gitmek gerektiğinde gitmeyi bilenlerden eyle, kimseye yük eyleme.
Hayırlı kandiller.

6 Mart 2019 Çarşamba

Faideli bahçe, kaktüs bakımı bilgileri bi de kürün

Dün bi arkadaşım, "şu bahçende ne yapıyorsan bloğuna koy, ben de bakıcam" dediği için, eve gelir gelmez hızlı bir yemek organizasyonu yapıp kendimi bahçeye attım, çamurlu ve eldivenli ellerimle çektiğim resimleri de bilgileri de hadi paylaşayım dedim.

Bizim sitede harika bahçeler var. En az bakım yapabilen biziz, çünkü komşularımızın çoğu ya emekli yada çalışmıyor. Tek işleri bahçeleri ve akşam yakacakları mangal, peynir şarap, çay, kısır, börek partileri diyebilirim. Bahçe işleri vakti (güneş batarken) bi komşumuz müzikle görevli. Caz çalıyor. Birilerimiz birbirine içecek taşıyor, birilerimiz kekti, börekti, peynirdi filan. Çekiçge zeytinin ayrı bir önemi var. Yeşil kırma zeytinin Bodrumlucası yani. Bence bahçeli bir evde yaşamanın en büyük keyfi bu. Müthiş bir rahatlama. Hele bazen yalınayak dolaşıyoruz çimlerde. Doyumsuz bir zevk. Allah dileyen herkese bahçe ama bir de böyle neşeli komşular versin. Komşu çok önemli. Düşünsene kim kimi görse birbirine bahçeyi nasıl süsleyeceğini, fideleri nereye ekeceğini, niye ekmeyeceğini filan anlatıyor, konu bu. Saksılar boyanacak, hangi renk boyalar alsak, eski bisiklet saksıya çevrilecek erkekler yardım eder mi, kabakları boyayıp mı boyamadan mı assak bahçe duvarlarına, resim mi yapsak yoksa kayrak taşlara, ayyy eski gaz lambalarını da mı assak yoksa... .....Çok şükür. Hamd olsun. Herkesin olsun.
Geçtiğimiz hafta sonu arka bahçedeki tüm limon çamlarını söktürdüm, eşimin iş yerine gönderdim, oraya dikildiler. Ben onların yerine meyve ağacı dikmek istiyordum çünkü. Dur durak bilmeyen yağmurlar bahçedeki yabani ot yığınına amansız bir katkı sağlamaya devam ediyorlar. Yağmur yağmadığı zamanlar fırsat buldukça ot yoluyoruz, hoş 3-5 gün sonra yine aynısı oluyor.



Limon çamı genellikle bahçe kenarlarına çit olsun diye ekiliyor ama bizim evler öyle dip dibe birbirini rahatsız eden konumda tasarlanmamış. Ve acayip su istiyor. Suyu az verirsen bi çeşit bit geliyor, bilmiyorum iklim özelliğinden mi ama çok da gerekli görmedim. Zaten minicik bir bahçe, benim hangi isteğime yetsin garibim. Bari meyve ağacı dikelim de, ileride çocuklarımız, torunlarımız ağaçtan meyve yemek keyfine ersinler, bu en büyük özlemlerimden. Limoncuklarıma maşallah deyin tamam mı? Çok şekerler değil mi?
Yabani otlar temizlenince, toprak çapalanıp, gübrelenip (1 yıl beklemiş, yanmış yani olgunlaşmış ahır gübresi), besine doyması sağlanacak bir süre. (min.15 gün) Gübre toprağın verimini artırdığı gibi aynı zamanda işlemeyi de kolaylaştırır. Dip otu temizlerken özellikle. Gübrelenen toprağa hiç bir şey ekmeden, hemen her gün sulanması verimi alt katmanlara da ileteceğinden önemlidir. Bu işlemlerden sonra maydanoz ekeceğim, son parti taze soğan ekeceğim. Sonra yavaş yavaş da sebze fideleri. Naneler hiç bitmedi son 1 yıldır çünkü sürekli kestim kuruttum, tazelendi böylece. Naneleri çiçeklenmeye izin vermeden kesmek gerek diplerinden. Kesin ve kurutun.


Lavantaları giriş kapısının ki yanına dikmiştik hafta sonu. Eve sivrisinek giremezmiş lavantalar açınca, öyle dediler, ekstra faydalı yani inşallah sanırsam keşke. İlk fırsatta çevresi düzenlenip, süslenecek.


Ve dün asıl, 3 yıl önce yolda görüp aşık olduğum, içi kendiliğinden kovuklaşmış meşe saksılarıma kaktüsler diktim. Önceleri mevsimlik çiçek ekiyordum amma velakin sulamaktan meşe kabukları bir bir döküldü. Daha az sulayacağım bitkiler olsun bu sene dedim.
Kaktüsler her ne kadar çok kolay yetişir diye bilinse de bence çok güzel bir görüntü için epeyvce de nazik davranmayı gerektiriyor. Saksı içindeki toprakları döküp yeni toprak koydum 1/3'i kadar. Onun üzerine 1/3 kadar da kum ilave ettim. Onun da üzerine perlit ilave ettim bi o kadar. Perlitler uçmasın diye üzerine tekrar çok ince kat toprak toprak serpiştirdim. 3 gün sulamayacağım, kökler alışsın yeni yerine diye, bilinenin aksine. Kaktüs çeşitlerinde böyle. İyi bir kaktüs karışımı, içerisinde, drenajı kolaylaştıran, besini muhafaza eden, suyu içine hapsedip zamanla salan ve havalandırmayı sağlayan perlit, hindistan cevizi torfu, kuvars ve çakıllarla zenginleştirilmiş bir içeriğe sahip olmalıdır. Fotoğrafları akşam çektim, kalitesizliği için affedin ;)) O beyaz köpük gördüğünüz perlit, üzerlerini kapladığımda artık çok karanlıktı foto çekemedim.





Kaktüsler sulanmaz yada iki haftada 1 çay bardağı su yeter vs gibi inanışlar pek doğru değil. Kaktüsün cinsine, iklime göre değişmekle birlikte sık sulamayın demekteki amaç, gerekli toprak karışımını sağlayamaz ve drenajı yönlendiremezseniz o zaman fazla su zarar verir demek o. Sonra alıp başını çoğalan çoğalan ama aşşırı yağmur sebebiyle çirkin çirkin bi hale gelen aloe vera saksılarını elden geçirdim. İçlerindeki en minik filiz köklerinden 4 tanesini diktim sadece. Çok kolay çoğalacaktır, fazlasında gözümüz yok. Koca saksıyı isteyen herkesle paylaştım bitmedi hala.



Çook büyük bir saksıda olduğundan daha korunaklı bir yere taşıyamamıştık, siz siz olun bitkilerinizi taşıyamayacağınız saksılara dikmeyin. Gördüğünüz (bulanık gördüğünüz ;)) gibi en taze minik köklerin bile uçları aşırı yağmur sebebiyle bozulmaya yüz tutmuştu.
Eskiden gülleri budama işini hepsi boşa gidiyor diye azıcık azıcık yapıyordum. O kadar büyüttük, niye hepsini geri keselim ay diye ;)) Meğer öyle değilmiş işte, 2 yıl önce öğrendim. Bunların hepsini kesmişsin diye debelenip, onca hır çıkardığım güller bi baktım birkaç ay içinde mükemmel oldular, tazacik tazecik. ;)) İki hafta kadar önce balkon parapetinin önünden, dış duvar tarafına doğru transfer ettiğimiz budanmış güller çok şükür tuttu, yeni filizlerini verdi bile. Gülleri en dibinden (köke 20 cm kalana kadar yani) budamaktan korkmayın diyor yani bu tecrübe. Daha çok gül veriyor, inanın. ;)





Aynı kural Japon gülleri için de geçerli. Dipten budayın, korkmayın, daha fazla çiçek açar.
Yaklaşık 5 yıllık, evin 2.katını da geçen begonvili de budadık. Tazelenip gençleşmesini bekleyeceğiz. Bahçede toplam 3 tane begonvil var, her biri başka bir pembe tonda. 2 yıl önce diktiğim 2 begonvili her yıl budadım, çok daha keyifli haldeler. Bu iki ev arasında ve çok büyüdü diye yine kıyamayıp bıraktığımdı ama diğer ikisindeki farkı görüp bu sene ya Allah dedik ;)) 8-9 m. boyuna ulaşmıştı, 1,5 m gibi budadık.


Bugün yağmur olmazsa yine iş çıkışı, saksı değiştirme, dip çapalama işleri yapacağım. Kedi tırnağı (ipek çiçeği de denir)tohumlarımı toprakla buluşturmam lazım, şimdi tam zamanı, onlara bayılıyorum. Annem de çok seviyor. Geldikçe, her sabah soluğu onların yanında alır, aynı benim gibi. Çok ekeceğim bu sene.


Veee bu minik çiçekleri nereye ekeceğim biliyor musunuz? Kürün'e. Yani çoook eskiden dedelerimizin, hayvanları su içsin diye tahtadan yaptıkları yalak. Bir çalışma arkadaşımın dedesi göndermiş bana. Nasıl duygulandım anlatamam. "En dip tahtası çürümüş, onu yapsın kullansın, meraklı o" demiş.


İlk yıl balkon önüne diktiğim ama büyüyünce balkondan bahçeyi bile göremez olduğum tüm gülleri en yol kenarına taşıdığım gibi, halen taşınmayı bekleyen bir iki bitki daha var. Karmaşık bir bahçe bir zaman sonra ruh sıkıyor. Benim gibi maymun iştahlı olup her yeri doldurmamak gerekiyor. En dipleri kullanın, görüntünüzü daraltacak uzunlukta bitkileri en en dipte yetiştirin, sonra bissürü emek veriyorsunuz sökmeye ve de kıyamıyorsunuz. ;))
Tüm bu işleri bu ay bitirmek gerekiyor. Hafta sonu Bodrum Acı Ot Festivalinden ne ilhamlar alacağım kim bilir. Heyecan yapıyorum. Hemencecik gelse ya bu hafta sonu ;))