29 Temmuz 2019 Pazartesi

iki vir vir edicem

İki vir vir edip gidicem.
Yalıkavak'ta dün gün batımı şöleydi; (Fotoğraf için söyleyecek şey bulamadım) ;))

Fotoğraf: Mehmet Deniz
Ve
Beni katiyen dinlemeyen ustam "makinenin hiç bir şeyi yok" dedi. "Ben ustayım" dedi ve asla dinlemedi beni telefonda. Neyse işte dikiş ayağı işliyo amma mesela hala masura sarmıyo bin takla atıyorum. "Kullanmayı bilmiyo" demiş, evdekiler de bana gülüyo amma aynı makineyi annemim açıp, söküp, kapatabildiğini unutuyolar. Neyse işte iğne değiştirdim filan derken eh işte mırın kırın çabalıyo accık dikmek için ;))
Babamcığım ve damatcığım da geldiler, cümbür cemaat geçiyor günler. Buna çok seviniyorum. Ben kalabalık aileyi çok seviyorum. Hele bir de onların gülen yüzlerini görürsem değmeyin keyfime.
Şimdi işe döneyim, akşam da oluyor zaten, öptüm.

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Aman işte yine gıcık gıcık şeyler

Ofisteki internet hattı gitti dünden beri.
Üstüne üstlük halen gelecek kumaş kargoları varken, dikiş makinem bozulmuş, annem çok uğraşmış. Servis bulmak ölüm, bulsak da olur mu olmaz mı şüpheliyim. Yeni makineler ateş pahası :((( Ben desen en az makine kadar bozuğum, üstelik özel servisim de yok ki tamirim olsun, yetkili servisin de zaten bana acıdığı yok :(( 10 parça kumaş kargoda, e bi 20-30 da evde var. Ne halt edicem şimdi ben? :(((
@çokgıcıkoldum
Bu yazıyı da telefondan yazıddurum du bakam olcak mı?
Hatta bi de resim koymayı deneyeyim, bakam olcak mı?



22 Temmuz 2019 Pazartesi

Hafta başı



Bahçedeki Bodrum Mandalinası. Buram buram kokar, baskın bir tadı vardır, bolca çekirdeklidir. Ne kadar büyür bilmiyorum, şu anda pinpon topu kadar bile değiller. Bunlar ilk meyveler. Deli güzeller...


Annemciğim bu penye kumaştan ikinci elbiseyi bitirmek üzere. İlk elbiseyi de halen ütülemediğim için resim de çekemedim. Bir karar verdim, iş dışındaki zamanlarda elbise giyeceğim. Yıllar yılıdır giymiyorum. Her aldığım kıyafeti işte de giyeyim mantığındaydım, vazgeçtim. Annem çok sevindi bu kararıma. Bol bol elbise dikip, giyeceğiz.
Parti parti gelmeye devam eden kumaşların Snoopy'li olanından kendime kapri boy pijama kestim. Bir de viskon penyeden bol paça pantolon. Bir tunik bir de elbise kalıbı çıkardım, yeni elbiselik kumaşlara ve yeni kararlara hazırlık ;) Her şeyin cılkını çıkardığım gibi kumaş işini de abarttığımın farkındayım. Üstelik makinem de çok eski bir makine. Penye ve triko kumaşları ip atlatarak dikiyor ne yaptıysak da. Dolayısıyla iki şey dikme zamanında ancak tek bi şey dikebiliyoruz. Kumaşı penyeye göre daha rahat dikebiliyorum. Yani dolayısıyla penyeyi giymek için, kumaşı daha rahat dikebiliyor olduğum için tercih ede ede büyütüyorum bu kumaş stoğunu. Bir de annemciğim katılınca bu işe eh biraz da o katkıda bulunuyor ;)) Gerçi ucuz alıyoruz kumaşları, birçok parça kumaş sitesini takip ederek. Allahtan kardeşim ve kızımcığımlarım var da biraz frene basabiliyoruz yine de çünkü sürekli çemkiriyorlar bize. Güzel ürünler çıktığında eminim kumaş alma hızıma alışacaklardır. Tabi ben usanmadan dikmeye devam edebilirsem. Ah bir de ayaklı bir modelim olsa, ikide bir giy çıkar yerine onun üzerinde prova edebilsem. Makas çok önemliymiş. O kadar çok makas aldımsa da hiç hoşuma giden olmamıştı. Yeni bir tane aldım, metal, enfes bişey, bucak bucak saklıyorum evdekilerden.
Sırada yapılacak başka işler de var. Kolaj tablomun eskitmeleri, seramik kilinden Erdemcikle yaptığımız objelerin boyamaları.
Kızımcığımlarım spora başladı. Ne kadar sevindim anlatamam. Dua ediyorum, hayatları boyu devam etsin, analarına çekmesinler.
İş güç dersen, eh işte. Kaderde varsa ... neye yarar üzülmek kıvamından normale geçirtmeye çalışmalar filan.
Hadi mutlu haftalar hepimize...






18 Temmuz 2019 Perşembe

İpek Bilgin, eğlence falan filan

Çimlerin rengi epeyce toparlandı. Bunda, serin giden havaların ve küçük oğluşum Erdem'in sulama merakının etkisi büyük tabi. Daha eve girmeden bahçedeki armutlara yayılmak gibisi yok. İpek çiçekleri ve mineler de serin havayla akşama kadar solmuyorlar. Bayılıyorum taş, ahşap, çim ve çiçek birlikteliğine...


Malum battaniyem Yaşar'la haşır neşirim ara sıra.


Dün gece felekten bi gece çaldık kardeşim ve küçük kızımcığımla. Mekânda İpek Bilgin de vardı. "Ayyyy filmde bile ölmeyin lütfen" dedim. Bir coşku, bir yaşama sevinci, bir kendine güven, bir samimiyet... Hayranlığım kat kat arttı. Bi ara sahneyi filan unutup sadece onu izledim. Gecenin sonunda kahvelerimizi de tesadüfen yan yana içtik, nasıl bir güzel insan anlatamam. Bu gibi insanlar coşkularını hiç yitirmeden sonsuza kadar yaşamalılar bence.


İş düzenime(!) ayak uydurmakla/uyduramamakla geçiyor günün gündüz kısmı ve hatta bazen akşamları, geceleri. 24 saat aralıksız devam eden işlerden sıkıldığımı, akşamları ve geceleri dinlenmek istediğimi evrene bildirmiştim halbuki, bi süreliğine kabul ettiydi sonra yine niye tersine çevirdi anlamamaya devam ediyorum. ;))
Akşamları okey oynamaya başladık bahçede. Yıllardır elim değmemişti o taşlara. Keyif de alıyormuşum, unutmuşum. Ara sıra yer değiştiriyoruz, birimizin yerine öbürümüz devam ediyor falan filan.
Şimdi gidip işime bakayım biraz daha. Akşama yemeği ben yapıcam ama ne yapacağımı bilmiyorum onu da düşüneyim bu arada.

16 Temmuz 2019 Salı

Kendi başımı düzemesem de diye başlayayım evvela...

Kendi başını düzemeyen gelin başı düzermiş, atalar öyle demiş ya hani. Tamamen gerçek.
Kendi başını epeydir düzemeyen ben, kafayı kardeşimciğime taktım. O bir matematik öğretmeni. Müthiş bir öğretmen. Hayatı sürekli matematik projesi üretmekle geçiyor. Pi ile yatıp Öklid ile uyanan cinsten. Tübitak ve bilumum proje kuruluşlarından epeyce Türkiye 1.liği ödülü alır. Harika bir anne. 12 yaşında bir ergeni, 4 yaşında bir bebeği olan 2 oğlan annesi. 40'lı yaşlarına geliyor. Ama hiç hobisi yok. Matematik projesi üretmeyi, çocukla oyun oynamayı hobisi sanıyor, halbuki onlar onun işi. Günlerdir bunu anlatmaya çalışıyorum ona. Hep itiraz ediyor, hep. Hayatı boyunca tek gün, örgü, dantel, kanaviçe, dikiş, kumaş vs ne bileyim hiç ama hiç bir şeye ilgi duymadı. Üstelik annem ve bana rağmen. Biz ikimiz oysa, hiç ama hiç boş durmayız. Kız kime çekti bilemiyoruz ;))
Hafta sonu ona tuval aldım. Bütün boyaları masaya koydum. Oğluşun topladığı deniz kabuklarını da. Her sene toplar, her sene bi şekilde kırılır yada kaybolur, üzülürler. "Al bunları değerlendirecek bir şeyler yap" dedim. Pek tabi ki "olmaz, ben yapamam, ben beceremem, ben stres olurum, bir sürü boya ziyan olur, istemiyorum ya ne baskı yapıyosun vs vs vs" dediyse de direttim. (Bu diretmenin ne kadar hobi sevgisi aşılayacağından pek emin olamsam da o an'da;) ) "Olmazsa boz, tekrar boya. Tekrar boz tekrar boya, sıkılırsan da atarız gider" dedim. Bir bardak da kahve yaptık koyduk önüne balkonda. Söylene söylene oturdu. Kaşlar bildiğin küçük Emrah'a bağlandı.
Ve bu oldu.


Ne Picasso'yuz, ne Monet, ne Vinci. Kim bekliyor ki zaten daha iyisini? Sergi  de açacak değiliz. Amaç bir nev'i kendi tatminimiz bence hobi. İnstagram hesabında paylaştı, bir sürü arkadaşı "ben de isterim" yazdı. Dönüp dönüp bakıyor şimdi yaptığına. Ve dün akşam, "bir tuval daha alalım" dedi. Mutlu son buydu benim için. Şimdi yeni bir şey yapacakmış.
Annesi kendi tuvalini boyarken 4 yaşındaki minnak oğluş Erdem de bana kaldı. Ona da minnak bir tuval almıştım. Koydum önüne. Hep kağıda resim yapmaya alışmış çocuk, koymamış anası hiç önüne tuvaldir, akrilik çeşit çeşit boyadır filan ;) "Buna mı yapıcam?" dedi gözleri ayrıldı yavrumun. "evet, yapabilirsin bence, di mi?" dedim, "ebet, tabiii kiii teezem" dedi. İstediği renkleri seçtik, kağıt tabağa sıktık. Kafasına göre boyadı. Yaklaşık 1 saat boyadı. Nasıl keyiflendi anlatamam. "Şuraya biraz da pembe mi atsak, şurayı mami yapmaya karar verdim, teeze şurdaki yeşili sevmedim, mor olsun." "Bitirdim" dedi sonra. "Ben de biraz katkı yapabilir miyim senin resmine? dedim", tamam dedi. O da şu oldu;


Duvara astım, gösterdim. Nasıl gülümsedi anlatamam. Şimdi ikide bir duvarı gösteriyor "güzel oldu ya" diyor gülerek. O da yenisini istedi tuvalin, salyangozlu ve larvalı yeni bir resim daha yapacakmış.
Sakın yanlış anlama blog. Ne bu sanatı ne de sanatçıyı küçümsemek bu. Bu sadece, bizim olan, bize düşen, bizden çıkan. Bu sadece kendimizi bulmaya çalıştığımız yoldaki ufak kaçışlar. Hadsiz değil. Bilerek, zevk almaya çalışarak, ruhumuzu teneffüse çıkarmak gibi belki. Bu kadar. Hem kim bilebilir ki belki de Erdem'e bir ilham gelmiştir, belki amatör adımlarla yarın bir gün profesyonel uğraşabilir. Yada en ufağından eminim ki bu birkaç saat güzel bir hatıra olacaktır ona, oda duvarında bu tuval asılı olduğu sürece. Umarım.
Ben becerememkicilerden biri de kızımcığım Zeynep. Çok sevdiği kısırı denedi bugün arkadaşlarına. Tarifi telefonda teyit etti, her bir aşamada danıştı. Az önce de resim attı, bak;


Arkadaşları beğenmiş, kendisi daha çok beğenmiş. Artık evde kısırları kendisi yapacakmış.

Anlayacağın bu ara "#benbecerememkicileretakığım. #başkaşansınyokbecermektenbaşka mottom.

Pazar sabahı için erken kalkıp  hamur mayaladım. Pita ekmeği için. Annem ısrarla "tuhaf isimler takıyosun, bu bildiğimiz mayalı bazlama" dedi durdu. Neyse ne işte, benimkinin adı Pita, fonetik bi kere. Balon ne ya, Pita demek daha hoş. Semolina kattım biraz. Hoş oldu, artık hep katacağım. İlk birkaçını ben pişirdim, sonrasını grubun baş üyesi kızkardeşime devrettim. Zaten buraya aktarılma sebebi de bu. Becerememiş mi şimdi bu?



Tarifini aldı, eve dönünce deneyecekmiş.

Annem bana bir elbise dikti. Henüz giymedim ama rahat bir ev elbisesi. Hep pantolon, şort, tayt giymemize takılıyor o da. Ev elbisesiymiş bana diktiği. İnce pamuklu bir kumaş. Çok ama çok sevdim. Çok sevdim diye bir elbise daha kesti hafta sonu. Ben de becerebilirim dedim, nasılsa #başkaşansınyokbecermektenbaşka mottom. 8 parça kumaş sipariş verdim instagramda kumaş satanlardan, yakında gelir. 4 parça da kendisi sipariş vermiş. Kızkardeşimciğim ve büyük kızımcığım "manyak mısınız siz, n'apcaksınız bu kadar kumaşı?" deyip duruyor. N'apcaz, dikicez. Belki şimdiden bilmiyorlar ama bir gün mutlaka onlara da alıcam dikiş makinesi. Zeynep kızımcığım yastıklara bayılır, yastık dikerek başlatırım bence ;)) Ömrüm olursa, yıllar sonra açıp okuturum belki bu yazıyı ;))
Aslında en dik Erdem durdu. Neden? Çünkü henüz becerememek üzerine bir şey öğretmedi hayat ona. Her şeyi yapabilirm diyor. Oysa bizler? Ne çok öğrenecek şeyimiz var çocuklardan. Ne güzel bakıyorlar hayata. Büyüdüğümüzü sanan bizler, öğretilmiş/öğrenilmiş çaresizliklerimizle boğuşup depresyondan depresyona koşarken... Sıkılırken... Ümitsizliğe düşerken... Ben beceremem ki leri bir bir artırırken,.. Öz güvenimizi kaybederken... Özgürlüklerimizi unuturken... Teneffüse çıkmaları ayıp sanırken... Mükemmel olan beynimizi gepegereksiz aptalca öğretilerle doldurup asıl güzellikleri göremez hale gelirken... Yaşamayı unuturken... Evet yaşamanın nefes alıp vermekten ziyade olduğunun idrâkını yitirirken... Aptal aptal şeylere haftalar, yıllar harcarken elbet bir gün aynaya bakıp kırışmış suratımızla, "tüh be, yazık oldu" derken, "aslında biliyordum ama yapamadım" derken de bu #benbeceremedim'lerin sıtması tutacak belki de bizi.
Falan filan...
Alarm kurdum kendime.
Sık sık hatırlamalıyım, #başkaşansınyokbecermektenbaşka 
Sık sık hatırlamalıyım #kendibaşınıdadüzgelinbaşıdüzerken 
Sık sık hatırlamalıyım #teneffüseçıkmayıunutmabaşkahayatınolmayacak 
Sık sık hatırlamalıyım #özgürleş 
Sık sık hatırlamalıyım #yapmakistediğinnevarsayapmadanölmeamazamandakaybetmeheranosongelebilirnetekim
diye bitireyim...

11 Temmuz 2019 Perşembe

11.07.2019

Ne çok oldu yazmayalı. Aslında yazmayı ne kadar çok sevdiğimi biliyordum da yazmaya ihtiyaç duyduğumu hissettim birde bu arada. Parmaklarım yazmaktan vazgeçtiği zaman hayatın anlamının azalacağını hissettim. İyi bişey mi bilmiyorum.
Kerelerce yazdım bu süre içinde ama okudum, yayınlamayayım dedim. Ruh sıkıcı geldi. Sıkkındı ruh.
Yeniden değişen, kısmî açıdan bakınca tepetaklak olan iş yaşamımda yeniden yeni bir dönemeç döndüm/dönüyorum. Belli bi yaştan ve zaten her türlü aşamaları tatmış/yaşamış olduktan sonra son 3 yıldır neredeyse senede bir başıma gelen kurumsal değişiklikler artık beni çok yordu. "Niye böyle oluyor?" sorusunu kendime sorduğumda ise, cevapları aslında biliyor olmaktan üzüntü duydum. Başka türlü olmanın yolunu bilmiyor değilim oysa, sadece o yolu tercih etmiyorum. Hal böyle olunca da sessiz sedasız kendi yüklerimin altında kalıyorum. Sessiz çığlıklar atar hali. Dışarıdan ne kadar durgun, ne kadar sakin karşıladığım görünse de itiraf ediyorum ki blogum, çok ama çok yoruluyorum. Fırtına karşılamaktan, tam dindi derken yeniden savrulmaktan bıkkınım da aynı zamanda. Sıkıntılı zamanlar. Mutsuz.
Aslında ruh durumum tamamen buydu. Ve dün bir şey oldu. Burada ve tesadüfen elime aldığım birkaç kitapta, birkaç cümle okudum. "Kabullen, durumu mutlu hale getirmeye bak, kendin için en güzelini yapmak sadece senin elinde, toparlan, hayat bu kadar üzülecek kadar uzun değil...vs"
Bunları bilmiyor muydum? Biliyordum. Ne bileyim basiretim bağlanmış gibiydi. Savrulduğumu hissettim. Ve işte dün bir aydınlanma an'ı yaşadım sanki. O andan itibaren kalbimi yumuşattım.(Yumuşatmaya çalışıyorum aslında) Aynanın karşısına geçip yüzüme yeniden bir minik gülümseme yerleştirmeye çalıştım. (Buna da halen çalışıyorum aslında) Mutlu olmak, daha doğrusu üzüntü duymayı reddetmek için bilinçli bir mesai yapıyorum. Dünden beri daha iyiyim. Hayat sınavı soruları, kimilerine daha kolay yerden gelebiliyor, buna çok atar yapıyordum mesela. Pek çok kişinin hiç aklından bile geçiremediği kolaylıklar pıtır pıtır başına gelirken, benim her şeye kazıya kazıya ulaşmış olmamdı bunu hissettiren. Pek çok kez başıma gelmesine ve artık bunu kabullendiğimi sanmama rağmen başaramamışım meğerse. Düş ve tekrar dene, düş ve tekrar dene, düş ve tekrar dene... Meğer bu, benim başıma gelen değil, hayatımmış. O da sağ olsun, öööyle benim atarlanmamı, hakkı, adaleti, dürüstlüğü filan sallamıyormuş. Öyle ya tek derdi de ben değilim zaten. Annem bu süreçte, "aslında yeniden güçleniyorsun, başına gelen her şey seni daha da tecrübeli yapıyor, güzel tarafını düşün" dedi. "Belki de sorun bu" dedim. Ben güç filan istemiyorum arkadaş. Oysa ööyyle minik minik ki şu hayattan beklentilerim.
Neyse...
Her zaman büyükler küçüklere bir şeyler öğretmiyor neticede. Bu dönemde her iki kızımdan da, eşimden de çok güç aldım. Allahtan. Ekstra yorgunluklarımı ellerinden geldiği kadar paylaştılar. Hatta küçük kızımcığım, kimse ona söylemeden bulaşık makinesini bile boşalttı. Büyük kızımcığım finalleri arasında bir yandan ders çalışırken evimizi çaysız, kurabiyesiz bırakmadı. O kadar iyi geldiler ki... Hele hele yalnız kalmak isteğimi anlamaları... Hiç rahatsız etmemeleri... Onlar olmasa ne yapardım bilmiyorum.
...
Satır başını yazdığımdan 3 gün sonra bugün.
Daha iyiyim. Hafiften konsantre oluyorum sanki. Bu sefer yaptığım işe kendimi kaptırmamayı deneyimlemek istediğimi fark ettim. Nasılsa bi süre sonra bu da biter. Çok da alışmayayım. Görevimi tam yapacağım ama ekstra görev çıkarmayacağım kendi kendime.
...
İlk satırdan sonraki 5.gün bugün.
Dün gece acil bir durum gelişti.İş tabi. Hiç paniklemedim. Hiç heyecanlanmadım. Malzeme tedarik edemedik, hiç sinirlenmedim. Bu iyi bişeydi. Ne tuhaf geldi ama. 3-5 yıl sonra emekli olacak yaşa geldim, heyecan bastırmaya çalışıyorum halâ. Olsun. Belki bu seferden sonraki yorgunluğumu azaltır hem bunu öğrenebilirsem.
...
Bir sürü kumaş almaya devam ediyorum bu arada. Hem şimdi annem de burada. Hafta sonu bana pratik dikiş püfleri öğretecek Yani ben iyi olursam. Şimdiye kadar son 2 şort pijama, 2 elbise, 2 etek, 1 diz altı yırtmaçlı pantolon diktim. Yıllanmış battaniyemiz Yaşar'ın iplerinin ikisi üretimden kalkmış. Kıyamadım öylece bırakmaya yada sökmeye. Bulabildiğim tek renkle iki yandan kare olana kadar uzatmaya karar verip dünyanın ipini aldım yine. Arada bir dürtüyorum.
Abstract painting denemesi yaptım bir de. Aslında cidden sevdim. Sen bakınca, öylesine gelişigüzel vurulmuş fırça darbeleri sanıyorsun belki, oysa benim kara kutum o her bir darbe, o her bir renk. Bu yönünü çok ilham verici buluyorum bu tekniğin. Diğer yapanlar ne düşünüyor bilmiyorum ama ben kendimce böyle anlamlandırdım. Devam etmeyi düşünüyorum. Bir nevi çığlık atmak gibi geldi bana. Bak,

Yani...
Deniyorum. Bir şeyler iyi gelsin ve tutunayım yeniden diye. Her çaba bunun için. Bazen de düşüncesi bile sıkıyor oysa. Kös kös oturmayı bile öğreniyorum.
Tante Rosa'yı okudum. Sevgi Soysal. Nasıl derinden etkilendim bilemezsin. Muhtemelen ruh durumumun kırılganlığından olsa gerek. Tadı damağımda kaldı ama yine de. Çok az okuyorum artık. Konsantrasyon sorunum oluştu. Bir de hiç farkında olmadan dalıp dalıp gitmelerim var ki sorma gitsin. Zerre bişey düşünmüyorum halbuki. Boş boş dalıyorum.
Eh günün epey bölümünü bitirdim. Ve iyi ki yarın cuma.
İşte böyle bloğum. Gaydırıguppak bir yazı olmadıysa da şööle en cillopundan, bunlar da hayata dair n'apim...
Yayınlayayım gitsin bitsin yaw ;))