30 Eylül 2019 Pazartesi

Tarhanam ve Lumbosakralım Vertabram Anomalim

Tarhanayı mayaladım hafta sonu. Aslında tam niyet etmemiş, değirmenden tarhanalık un çektirtmemiş olsaydım kalkışamazdım ama malzeme gelmiş mecbur oldum. Bu aralar tek taraflı  Lumbosakral Vertabra Anomalim ciddi sıkıntı çıkarıyor zira. O mu ne? O şu ki benim yıllardır sık sık ama özellikle yağmur mevsimlerinde tekrarlayan bel ağrılarımın, bel tutulmalarımın, sap bacağıma vuran ağrıların sebebisi olan şey. Hani yıllardır doktora giderdim, kâh üşüttüm, kâh ters hareket yaptım, kâh fazla yüklendim vesaire diye bi türlü geçiremediğim tür ağrılar. Geçmezmiş zaten. Allahtan bi doktor çıktı da ben sana bi MR çektirteyim dedi de anlayabildik durumu. Ne üşütme, ne ters hareket filan, bildiğin bi anomali gelişmiş (sebebi belli değil) Ağır kaldırmamam, kalçama fazla yüklenmemem ve ağrı fazlalaştıkça buz tedavisi yapmam gerekiyor. Aksi halde sadece ağrı kesiciyle geçmiyor. Taaa kalçamdan başlayıp bütün sağ bacağımı iptal ediyor. Yani demem o ki, bel ağrısı ve tutulması şikayetiniz varsa bir sürü gereksiz ilaç almadan önce sebebini iyice bulmayı deneyin, benim durumumda ilaç tedavisi pek anlamlı değil çünkü.
Neyse işte, kadındaki arıza da bitmek bilmiyor demeyin valla bu benim taaa çocukluğumdan beri yaşadığım sorun.
Yine neyse işte, konu nasıl buraya geldi bilmiyorum ama tarhana diyordum ya ben. Hah işte. Kırmızı kapya biber, soğan, domates, tarhana unu ve tabi ki evde yaptığım halis mulis probiyotik yoğurt, malzemem bunlardı. Bu tarhananın şifacı olduğuna inanıyorum, deneyimliyorum ve mutlak evde olsun istiyorum. Halihazırda dışarıda bol miktarda tarhana satılsa da özellikle bol malzeme kullandığım ve yoğurdu probiyotik mayaladığım için kendi yaptığımdan daha eminim ve ayrıca işlenmiş un kullanmadığım için (özel yapım değilse satılan tüm tarhanalar işlenmiş un ile yapılıyor çünkü) daha da seviniyorum. Tarhanalık un özellikle şu mevsimde her yerde satılıyor, mutlaka özel olarak arayın derim.







Kimi 3 gün, kimi 7 gün, kimi 21 gün mayalanmaya bırakıyor serip kurutmadan önce. Ben hiç 21 gün beklemedim mesela ama deneyimi olan varsa kaç gün bekletildiğini bilenlere de danışmak istiyorum, yazarsanız sevinirim. Ben tadına bakıyordum ve en fazla 3-4 günde istediğim tat oldu diye mayalamayı bırakıp seriyordum, bu sefer en çok yapılan neyse doğrusunu yapayım istiyorum.
Bu dünkü haliydi, sabah baktığımda eh bi miktar kabarmıştı. Şimdi heyecanla bekliyorum ne hale ne zaman geleceğini. Mayalama evresindeki hatta kuruma evresindeki kokusu ev ahalim tarafından "ay anne, gene mi yaaa" şeklindeki iltifatlara mazur kalsa da bu sefer söylenmeyeceklerini umut ediyorum valla ne hallerle yapıyorum ben oni netekim ;)) Aslında çekindiğim için dışarı balkona koymuştum ama baktım üşüyor gibi geldi içeri aldım geri. Malum, mayalama evresi bu, üşütmeye gelmez her ne yapıyorsakta. Gelişmelerle birlikte olacağız arkadaşlar, eliniz mahkum ;))
Örgü kırlentlerde dördüncüyü tamamlamak üzereyim ama bir türlü fotoğraf çekemedim. Şimdi onlara uygun yastık mı alsam, evdekileri mi uydurmaya çalışsam gidip geliyorum. Şu hayatta en en en gıcık olduğum şeylerin biri fermuar dikmek. Sırf bu yüzden evde bitmiş ama bir türlü tamamlanmamış bi dünya işim var.
Bi dünya film izledim, bi o kadar da diziye başladım ama hiçbiri beni çekmedi, neredeyse tüm vaktim ziyan oldu diyebilirim. Atypical da 2 sezon çekilmiş, onları bitirdim devamı da gelecek mi bilmiyorum. Şöyle kuvvetli bi tavsiye olursa dublajlı miss olurdu valla. Baktım bişey bulamıyorum Bill Gates'in belgesel tadında hazırlanmış çeşitli faaliyetlerinden oluşan bir seri seyrettim 2 bölüm ama benim canım şöyle kızarmış yeşil domatesler filmi tadında şeyler istiyor. Aşçılık filmlerinin de neredeyse hepsini ya izlemiş ya yarım bırakmışım, kızımcığım mahvoluyor bana film ararken ;))
Harika bir hafta başlamış olsun inşallah hepimiz için.
Başlık apayrı bi absürtlük örneği ama n'api durum da bu işte. Affola ;))

27 Eylül 2019 Cuma

Mutfak / müze / düşünce

Sabah kahvaltısı için, ikramlık için, misafir için, ekmek için derken son günlerde hemen her akşam fırınla haşır neşirim. Evime olduğu gibi, misafirlerime de, ara sıra ikram etmek için arkadaşlarıma da gücüm el verdiğince ellerimle ve malzemelere özenerek hazırlıyorum hamur işlerini. Glütensiz, siyez unu, tahıl unu, probiyotik yoğurt suyu, probiyotik çökelek, ekşi maya en fazla tükettiğim hamur işi malzemeleri. Bi gıdım daha sağlıklı olsun diye araştırıyor, uyguluyor, öğreniyorum. Ve ekşi mayamı da evin bir bireyi sayıyorum artık çünkü onu da besliyorum, üzerine titriyorum ;))




Aslında Bodrum'da bir mutfak müzesi düşüncem var. Çünkü. Kadim bir kültür var burada da ülkemizin her yerinde olduğu gibi ama özellikle mübadele dolayısıyla Girit lezzetleri de yıllardır ana kültürün içine girmiş ve çok iyiler. İklim ve kültür karışması sebebiyle özellikle şifalı yemekler de vazgeçilmezim. Malum Hipokrat, Kos Adası'nda yaşamış ve o zamandan bu zamana, onun öğretilerinden yararlanarak tıbben de faydalı pek çok ürün halen kullanılmakta mutfakta da. Hakikaten çok kıymetli bilgiler var, deneyimledikçe daha da çok gözü açılıyor insanın. Dolayısıyla tüm bunların yitip gitmesini önlemeye ama en önemlisi yaygınlaştırmaya katkısı olur diye düşünüyorum. Büyük ihtimalle belediyeyle ortak bir çalışma olması gerek yada bilemiyorum zaman ne gösterir. Bu müzeyi kurmak istemeye devam edeceğim yanisi ;))
Yarın bakan geliyormuş Bodrum'a, belki de mesai yapıcaz, içim daralıyo hafta sonu çalışmalarında ;)) Oysa hobisel pek çok planım vardı ve de tarhana yapayım diyordum, bakalım.
Yine de harika bir hafta sonu gelsin hepimize...

24 Eylül 2019 Salı

24.09.2019

Önceki gün, çok ağır bir paket ayağımın üstüne düştü, buz felan yapmamıza rağmen gayet mor ve şiş durumda. Tam da ufak ufak yürüyüşlere başladığım anda çok can yakıcı oldu. Dün izinliydim ama bugün tesiste yapacağım işler vardı ve mecburen işe gelmem gerekti. Sağ tek ayakkabıyı arkasına basarak ayağımı hafifçe geçirebiliyorum ve fırsat buldukça tamamen çıkararak rahatlatmaya çalışıyorum. Şu an'a kadar şiş biraz daha artmış durumda ancak işim de bitmedi. Sanırım birkaç gün daha zorlayacak.


Mecburi dinlenme zamanlarında Dolorex eşliğinde bu diziyi izledim. Otizm spektrumuna ilgi duyanlar için gayet çıtır çerezlik bir dizi. Sevdim. Nedendir hiç bilmiyorum ama uzun zamandır otizm hakkında pek çok araştırma yapıyorum. Dünyanın çeşitli yerlerinden, çocukları otizm spektrumunda olan pek çok aileyi instagramdan takip ediyorum. Konu ile ilgili sanırım izlemediğim film kalmamıştır. Bu farkındalığı oluşturmak için çevremde bir şeyler yapmak amaçlarımdan biri, inşallah bir gün kısmet olur.
TV izlerken, en sevdiğim şey olan örgü de böylece ilerliyor.


Bu akşam sezonun ilk yağmurunu bekliyoruz. Umarım akıllı uslu yağar. Havada hoş bir serinlik oluyor bazen ama sarı yaz da tüm haşmetiyle yaşatıyor kendini. Yeşiller ton değiştiriyor, kimi yapraklar vedaya hazırlanıyor, kimileri merhabaya...


Sanki içimde bir yerlerde bir mini tatil isteği var. Olur mu olmaz mı bilmem ama istemesi bile bi hoş. Öyle işte.

12 Eylül 2019 Perşembe

Tek hazırlık; Bitter çikolatalı muffin yada lav muffin yada çikolatalı sufle

Bitter çikolatalı şahane bir kek tarifim var. Ve bu kekin şöyle bir özelliği var (var mıydı bilmiyorum bunu ben buldum), 15 dakika pişirirseniz çikolatalı sufle (yada diğer adıyla lav muffin), 25 dakika pişirirseniz çikolatalı muffin oluyor. Ben bu sefer muffin yaptım, bir daha ki sefere sufle/lav yapacağım.



2 çorba kaşığı tereyağ (silme)
2 adet yumurta (birinin sadece sarısı kullanılır)
3 çorba kaşığı un
3 çorba kaşığı pudra şekeri
1 paket vanilya
2, 5 paket bitter çikolata (80 gr lık paketlerden)

200 gr bitter çikolatayı benmari usulü erit.


Çikolatalar tamamen eriyince ocaktan al ve tereyağını ilave et, iyice karıştır.
Yumurtaları ekle ve iyice karışıp pürüzsüz oluncaya kadar çır.
Diğer kalan malzemeyi ekle ve yine güzelce çırp.
Ben muffin kek kalıbımın 6 tanesinin içine kağıt muffin kalıbı yerleştirdim ve malzemeyi oraya paylaştırdım. Bu ölçü ile 6 adet muffin büyüklüğünde kek elde ediliyor.
Şimdi, 180 dereceye ısıtılmış fırında 15 dakika pişir. Eğer içinden çikolata akan bir lav kek elde etmek istiyorsan bu süre kâfi. Yok eğer ben muffin kek istiyorum diyorsan pişirme süresini 10 dakika daha uzat.
Lezzetinden emin olmadığım tarifleri buraya da, kızımcığımlarıma hazırladığım deftere de eklemiyorum. Bu tarifi çok beğendik yani anlayacağınız. 
Yapanlar olursa afiyetler olsun.

10 Eylül 2019 Salı

10.09.2019 Elbiseli şişler filan

Hafta sonu çoğunlukla temizlik yaptım. Yaz misafirlerimizden sonra yerine kaldırılacak o kadar çok şeyin dağınıklığı vardı ki. Aslında elime örgümü alıp denize gitmek o da olmazsa dağ tepe dolaşmak vardı aklımda ama yine yeniden düzen tutkuma mağlup oldum. Ev öyle darma dumanken gezemiyorum ben arkadaş. Gezsem de keyif almıyorum, konsantre olamıyorum. Neyse ama ev temizlendi, var olan halılar kaldırıldı yıkamaya verildi, mutfak dolapları gıcır gıcır temizlendi, hışım çıktı. Bu arada bembeyaz ama şu yada bu şekilde lekelenmiş, kirlenmiş mutfak dolaplarını, ılık suda erittiğim bulaşık makinesi tabletiyle temizledim, acayip memnun kaldım, ilgilenen varsa öneriyorum.
Akşamları House of Cards izlemeye devam ediyoruz, birer ikişer. Ve izlerken en çok sevdiğim şey...


İlk yastık için 1 yumak bitirdim ancak ne kadar gideceğine dair fikrim oluşamadığı ve evdeki stokları artırmayayım diye birer tane aldığım için devam için tekrar alışverişe gitmem gerek. Sanıyorum 40x40 bir yastık için 1,5'tan biraz fazla kullanmış olacağım. Ördükçe daha da beğeniyorum, umarım o dört rengi tamamlayabilirim.
Hafta sonu temizliği sırasında küçük kızımcığım mutfağa girdi. Çok nadir olarak şarküteri ürünleri kullanıyoruz ama sanırım onun bu denemesinden sonra menümüze eklenmiş bir tarif daha oldu diyebilirim.
Kaşarlı, dana sosisli, elbiseli şişler. (İsmi biz uydurduk, doğrusu başka bişey olabilir)






Aman n'olur çok sağlıksız filan demeye kalkmayın, biliyorum. Bilmekle birlikte senede 3-5 kez yiyorsak sorun olmayacaktır diye düşünüyorum çünkü. Üstelik kızımcığım yapmış, zehir olsa yerim misali. ;)) Haa bir de; enfesti...
Diziyi üçümüz birarada isek izlediğimiz için bir kişi eksikse film izliyorum, bir de yeni masterchef'i.
Bi dünya film izledim zaman zaman yazarım. Ama şu ikisi çıtır çerez niyetine pek hoşuma gitti.



Sonbahar hafif hafif geliyor. Henüz hiç yağmur yağmadı ama çoğunlukla çok rüzgârlı günler. Evi yeni temizlemişim tabi penceredir filan açtırtmıyorum, klimaya devam. Sanırım hiç arasız soğuktan sıcağa geçeceğiz.
Kollagen ampule devam. Umutluyum. Şimdi iş bir sonraki paketi temin etmekte zira Türkiye'deki muadil ürünü hakkında iyi söylentiler duymadım, çakmaymış, bilemiyorum. Çınar yaprağı çayında istikrar yakalayamadım, tekrar aralıksız başlamam gerekecek 21 gün.
Bu İstanbulluların çocukları olmayanları mı burada bilmiyorum ama valla her yer kalabalık halâ. Bir de hafta sonları 35 plaka çoğalıyor ama onlara bişey demiyorum çoğunlukla, (çünkü daha medeni oldukları kesin).
Büle işte...

6 Eylül 2019 Cuma

Cennet koy, Türkbükü, Ben

Bugün ilk defa öğle arası sahile yürüyüş yapmaya indim. 3773 adım attım ama dünyalara değdi. Vakit yaratmalı ve bunu daha sık yapmalıyım.


Türkbükü nispeten sakin. Nispeten ama. Geceleri daha kalabalık. Ama hakikaten çook güzel.
Bak burası Cennetkoy... Bakir henüz. Tesis yok ama tabi keşfedenler var. Bakmalara doyulamayan cinsten. Ama hep yine yabancı plaka ve öyle kirletmişler ki, üzüldüm de.


Bak buralar sahilden;







Sadece 15 dakika ayaklarımı denize soktum. Nasıl iyi geldi, şahane bir masaj gibi. Sahildeki tek giyinik olarak biraz dikkat çekmemiş olsaydım bi 10 dk daha kalabilirdim. Gerçi hava 41 derece gösteriyordu.
Adetim değil aynı gün iki paylaşım ama bana iyi gelen size de iyi gelsin bekletmeden dedim.
Huzurlu bir hafta sonu yaşayalım...

06.09.2019 Yeni yastık macerası

Ayarsızım ben.
Yıllar sonra bi tane yastık ördüm ve onu da sevdim ya. Ve kızımcığımlar "bu bizim konsepte ters yalnız, daha soft renkler istiyoruz yaşam alanımızda" dediler ya. Durur muyum?


Yüncümden türlü çeşit ip fotosu attım onlara, bunlara karar verdiler. Aldım geldim. Geldim baktım ve gerçekten huzurlu renkleri de sevdim. Sanki fotoğraflardan birer ton daha açık gibiler normalde. Huzurlular.


Tek renk istiyoruz, minimal yaklaşıma uygun, süssüz, biraz da vintage. Tüylenmemeli diye % 100 anti pilling, ipek yumuşaklığı nedeniyle şiş ile örmekten zevk aldığım Nako Elit Baby. Ve tabi bi heyecan başladım.


Pinterest'te benzerlerini gördüm, tabi onlardan esinlenmişimdir ama geçen yıldan kafama koyup aslında ertelediğim bir model çalışıyorum. Zaman fukarası olsam da akşamları rutin dizilerimizi seyrederken iyi gidiyor bir bardak çay ile.
Netflix'de House of Cards izlemeye başladık 2 gündür. Siyasetten nefret etme sebeplerimi sanki bir bir anlatıyor. Ne fırıldaklık ama, yuhhh diyoruz çoğu zaman. Günde 2 bölüm izliyoruz şimdilik.
Geçenlerde tarifini verdiğim Yancı Sos'tan bi kavanoz bi arkadaşıma gönderdim hediye. Dün yemişler, karı-koca şahane mesajlar atıp aradılar, çok sevmişler, bi mutlu oldum ki anlatamam. Koca bir akşamı mutlu geçirmemi sağlayan bu zarif teşekkürü anlatmadan geçemedim dursun burada. Çok güzel şeyleri paylaşmak da çok güzel. Bazen bir cümleyi bile. Bir arkadaşım mesaj atmış  "...öyle rahatlatıyorsun ki ben de senin için bir dilek diliyorum; insana rast gelesin hep" Ne kadar mutluluk verici ve ne kadar güzel bir dilek değil mi?
İşte bugün harika cuma. Huzurla geçsin hafta sonumuz...

5 Eylül 2019 Perşembe

05.09.2019 Yastık, Kale biberi, Yulaflı şey filan

Spil'de başlayan macera dün akşam bir yastık olarak son şekline kavuştu. Yıllar önce dört beş tane örüp hiç kullanmamıştım, o yıllardan sonra ilk kez bi yastık yapmış oldum. Aslında kızımcığımlarım bizim ev konseptimize uymadığını söylediler ama ben ısrarla bi köşede dursun şimdilik dedim. Ve yine fark ettim ki en sevdiğim ip Alize Cotton Gold.



Geçen hafta sonu büyük kızımcığımı yerleştirdik, yeni yurduna. Onların okulları diğer fakültelerden 2-3 hafta önce başlayıp, 2-3 hafta geç kapanıyor. Bi gıdımcık tatil yaptı, üstelik henüz Dönem 1'in yaz tatili olmasına rağmen fakülteleri zorunlu staj istedi ASM'lerde, tatilinin bi bölümü de staja gitti.
Neyse işte, oradan dönerken Kale'den geçiyorduk tabi mevsim itibarı ile her yer biber dolu Kale'de. Bu mevsimde kurutmaya başlıyorlar, etli ve şahane bir biber, sıfır kabuk. Henüz kurumuşunu bulamasak da, satan amca bana ısrarla Bodrum'da kurutamayacağımı, küfleneceğini söylese de hayatta almamazlık edemezdim. Biraz yeriz, biraz kurutmayı denerim dedim. Öyle şahane renkleri vardı ki, değil yemeye bakmaya doyamadım birkaç gün. Baktım kurumuyor, fırınlarım diye düşünüyorum. (Geçenlerde yazmıştım, fırınlanmış dolmalık biber, yanında süzme yoğurtla harika bir eşlikçi oluyor)


Evde yalnız kalınca, diyete döndük tekrar. Hafif, uydurmasyon, pekmezli atıştırmalıklarla vs törpülüyoruz tatlı isteğimizi. Daha doğrusu çikolata manyaklığımızı.


Bu hafta tansiyonum hep çok yüksekti. Vertigoyla birbirlerini destekleyip oturuyorlar mübarekler. Kollagen ampulden umutluyum, sanki bi miktar bi değişim hissediyorum.
Yarın cuma diye çok seviniyorum.
Kal sağlıcakla.