30 Ekim 2017 Pazartesi

Bodrum ağırlık devesi, filmler, örgüler, Vitruvius vesaire

Bodrum'da gelinlerin çeyizi develerle gider halâ yeni evine. Adına "ağırlık" denir.
Deve süslenir püslenir güzel olduğu düşünülen aksesuarlarla.
Ben bu geleneğe ve aslında özellikle böyle özel günler için halen korunulan tüm geleneklere bayılıyorum, develere azcık yazık oluyor ama öyle hınca hınç bir yük değil zaten üzerindekiler genellikle.
Burada bahsetmiş miydim bilmiyorum, zaman zaman resim yapmaya çalışıp boyuyorum rengârenk...
Kâğıt üzerine akrilik ve tekstil-art malzemelerden...


Dün ve kısmen cts. bütün gün film izleyip örgü ördüm.
Gri kazağın önü bitti, arkaya başladım.
Kızımcığım battaniyemizin küsmesinden endişelendi, 4-5 motif de ona devam ettim.



The Lady in the Van/ Zoraki komşu: oldukça beğendim.
Fried Green Tomatoes / Kızarmış yeşil domatesler: oldukça beğendim.
Something The Lord Made / Tanrı'yı arayanlar: bayıldım.
Prayers For Bobby / Dualar Bobby için: bayıldım.
The Goodlie / İyi bir yalan: oldukça beğendim.

Farkettim ki; film izlemeden örgü örersem, zırt pırt bir şeyler için kalkıyorum yerimden ve sonra da örgüden çabuk sıkılıyorum. Film izlemek hem kendi başına keyiflendirici hem de benim kıçımı sabitlediği için faydalı...

Ekşi mayamı 3.kez besledim, bu aşamada kokusu hiç de iç açıcı değil ;-)) Ama sabretmek de güzel...

Hafta sonu ciddi yağmur yağdı. Zeytin kırmanın zamanı geliyor böylece; bilirsiniz yağmur yemeyen zeytin lezzetlenmez dalında, sonra ne yapsanız da boş... Zeytinliği olan bir arkadaşıma sipariş verdim, lezzetlendiğine emin olduklarında toplayıp getirecekler köyden... Tabi ki onu da probiyotik besinlerimiz arasına katacağız, inşallah ;-))

Yatmadan önce, NG belgesellerinden, Leonardo da Vinci'nin hayatının kısa özetini izledim. Bilmediğim şeyler varmış, Vitruvius adamı o tanımladı ve çizdi diye biliyordum meğer onun değilmiş aslında. Marcus amca'nınmış ilk çizim, Leonardo müthiş çizim yeteneğiyle onu daha güzel çizmiş tabi, yıllardır bunu bilmediğim için kendime kızdım. Daha da kızımcığımla iddialaşmasam öğreneceğim yoktu, cehalet kötü ama bir de biliyorum iddiasıyla olanı sanırım en utanç vericisi ;-))
İzlediğim Something The Lord Made aynen bu hisse kapıldığım, şahane bir filmdi, bağdaştı. Yani esas başarı, her zaman göz önünde olanın olmayabilir. (Ki bunu ben kendi hayatımda bir çok kez deneyimledim ve devam da ediyor ;-)

Hafta sonu kitabımı azcık okuyabildim, e benim gibi maymun iştahlı olunca böyle işte ;-) 292. sayfanın en sonunda yine Jojo'ya mahsus bir şokla Lottie'yle karşılaşmak, nefesimi kesti. Artık bitmesin bile istiyorum kitap, bu da bi garip. ;-)

6 yorum:

  1. On parmağında on marifetsin Ececim, haftasonu epey örmüşsün ne güzel, kazağın çok güzel görünüyor bitmiş halini merakla bekliyorum, mayada benimde bu akşam 3.akşam olacak hafif köpüklü bir yüzeyi var sünüyor bir kısmını atarken ve ekşimsi kokuyor.

    YanıtlaSil
  2. Deryacım, çok teşekkür ederim, senin kadar olmasam da ;-))
    Kazak yumuşacık oluyor, şayet bulursan ve bir şey örmeyi düşünüyorsan bu ipi dene isterim...
    Benim maya henüz ekşi kokmuyor, tuhaf kokulu şimdilik ;-)) Bi ara bi resim koy bakayım, merak ettim ;-))

    YanıtlaSil
  3. Something The Lord Made ilk defa duyduğum filmlerden, hemen not ettim. Sen sevdiğine göre ben de severim diye düşünüyorum ;)
    Prayers For Bobby galiba tam ağlamalık offf offff...

    YanıtlaSil
  4. Something The Lord Made tavsiyen üzerine bugün izledim ve çok beğendim.

    YanıtlaSil
  5. @Oytunla Hayat; valla ben çok beğendim ikisini de, sen de seversin diye tahmin ediyorum evet ;-)

    YanıtlaSil
  6. @Yüreğimin İklimi; aaa çok sevindim sevmene...

    YanıtlaSil