26 Haziran 2018 Salı

falan filandan

Sabah gelir gelmez kendimi işe verdim. Bazı zamanlarda düşünmememin, algılamamamın kendim dahil diğer herkes için de hayırlı olduğuna karar vermiştim. Planladığım işlerimi bitirip, azcık blog okuyup eve gideceğim.
Öğle arasında kasaba gittim, çiğ köftelik et çektirdim, manava gittim ve yeni gelen her türlü yeşil gördüğüm ottan aldım. Eve götürdüm baktım yarım saat var, aldığım taze börülceyi ayıklamaya başladım, zamanım yetmedi, küçük kızımcığıma havale edip işe döndüm. Akşama acılı ve bol bol yeşillikler içerisinde çiğ köfte etkinliği yapmak istiyorum bizimkilere yemek olarak, yanında taze börülce salatasıyla, başarabilirsem yarın resim de getiririm yanımda ;)
Yarın Evrencan Gündüz konseri var otelin birinde, kızımcığımlarımla oraya gitmeyi planlıyoruz. Geçen hafta küçük kızımcığımla ikimiz gittik aslında ve mest olduk, içimize sinmedi, sınav öncesi bi gevşeme olsun diye büyük kızımcığımı da ikna ettik. Geçen hafta gibi çok güzel geçmesini diliyorum ve asıl önemlisi kızımcığımların mutlu olmasını... Evrencan muhteşem bir yetenek... Dinlemenizi, sahnesindeki heyecanını yaşamanızı -mümkünse- mimiklerini de seçebileceğiniz kadar en önden izlemenizi tavsiye ederim. Geçen haftaki gidişimiz küçük kızımcığımın doğum günü hediyesi babında ve ne yalan söyleyeyim benim için biraz da zorca bir gidişti. Anaaa sonra bi baktımki ben ortalarda dans ediyorum, kızımcığım masada oturuyor ve daha neler neler... Valla başlangıç ve gelişme bölümü nasıl oldu bilmiyorum ama bu akşam yarın götürmek için kendisine yaprak saracağımı bile söz vermişim. Çocukcağız numaramı telefonuna da Ecehan anne diye kaydetti iyi mi? Neyse işte, yarın bol havadis biriktiren bir gün olabilir yani ;))
Memlekete üzülmeyi bıraktım, ben kendi küçük komünümde mutlu olmaya bakıcam ne yani şey, dert sahibi mi olim?
Haa bu arada dün akşam bi de tek kız yeğenimin benden örmemi istediği turkuaz şala başladım, inşallah sürünmez elimde ;)
Öyle işte...
Gittim ben...


25 Haziran 2018 Pazartesi

yok bişiy...

Ne bileyim blog belki de olması gereken miktardan daha fazla taşımışım umut etmeyi...
Tek dileğim, artık soğan 7 değil 17, pattis 5 değil 15 tele olsun bugün... Olsun ki _okumuzda boğulmanın da şanını sürelim...


18 Haziran 2018 Pazartesi

Bayram dönüşü

Ne yalan söyleyeyim, yağmurlu bir Haziran hoşuma gidiyor... Afetler hariç tabi...
Bayramda eksik kadroyduk evde, o yüzden büyük oranda hobilemece yaptım, bu da iyi geldi...
Aslında biteceğine kuşkuyla başladığım bluzü bitirip süsledim, sonuçtan memnun kaldım. Ama tığ, şişten daha çok yoruyor kolumu ve bileğimi, tığ işlerini mümkün mertebe azaltmaya karar verdim...


Bol bol takı yaptım... Evdekileri kâh bozarak, kâh yeni yarı değerli taşlar ekleyerek... İnci, aytaşı, turkuaz, yakut, swarovski, kuvars, akik...


Biraz tezhip işleri... Kolum müsaade ettikçe...


Bahçe ile epeyce uğraştım. Domatesler kızarmaya başladı, biber, salatalık ve acurlar sofrada yerini almaya zaten başlamıştı. Bahçen varsa uzun süreli bir yere gitmek istemiyorsun çünkü 1 haftada bile harabeye dönüyor. Kime tembih edersen et, mutlaka bir arıza gerçekleşiyor, sebzeler sulansa çimler sararıyor, çimler sulansa bahçe perişan oluyor. Hevesimiz geçene kadar toprakla yine de uğraşmak istiyoruz...
Seçimlerin de, sınavın da bir an önce bitmesini istiyorum artık. Siyaset iyice midemi bulandırıyor, her gün saf saf yutmamız için atılan yalan dolanları dinlemekten... Ne kadar da dinlemesen etraf malum karışık, hemen her sohbetin konusu oraya geliyor. Sınav desen o da ilk defa uygulanacak bir sistem olduğundan acabalarımızı çoğaltıp duruyor. Neyse iyi düşünelim iyi olsun her şey... El bebek gül bebek büyüttüğümüz çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak üzere saygı ve sevgi duydukları yönetimler ve sistemler olsun artık bu ülkede. Çok usandık güvensizliklerden, hırsızlıklardan, sistemsizliklerden, kandırılmacalardan... Bazen beynim bu kadar üçkağıtçılığa basmıyor... Ve artık çoğu zaman, bu ülke hak ediyor mu çocuklarımızı diye düşündürüyor maalesef... Onları hiçbir pisliğin içinde düşünemiyoruz değil mi?
Neyse...
İkigai ve Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı okumalarına devam ediyorum... Ah ne çok ihtiyacımız var huzurun formülüne...

13 Haziran 2018 Çarşamba

Anahtar

Düğüm düğüm kilitlensekte...
...yaşadıkça,
Unutma; 
Anahtar sonsuz, 
Sen açmaya çalıştıkça...

Epeyce zamandır eski anahtar toplamaya çalışıyordum...
Torun-torba birlikte yaşanan, zamanının büyük evlerinin, büyük kapılarının, büyük anahtarlarından...
En son bir kilitle tamamlarım diye düşünürken, karşıma çıkan kilidin şekliyle uçtum...
Resmen kalp şeklindeydi, sevgiyle ve özlemle arandığını bilirmiş gibi...
Dün akşam onları, bir zeytin ağacı kütüğüne yerleştirdim... Sabitlemelerini yaptıktan sonra tüm eve hakim iç merdiven duvarı alınlığına asmak üzere...
Bir miktar bu işlerle uğraştıktan sonra kızımcığımın aldığı kitabı zevkle okumaya başlarken de nutkum tutuldu... Az önce tamamlamaya emek verdiğim şeyin aslında ne anlama geldiğini, daha doğrusu hayatta minik minik de olsa bu gibi uğraşlarımızın aslında ne denli bir "umut" olduğunu....
Çok da fazla anlatmayayım sihri kaçmasın okumak isteyenler için...


Gece 23 gibi çat kapı misafirlerim geldi... Çay, kahve, muhabbet arasında bi baktım onların da aklında olup ama şimdiye kadar yapmaya hiç yeltenmedikleri bu tür umutları varmış... Bilmem ki dün akşam mı çıkma zamanıymış kuluçkadan... Bunun için de ayrıca sevindim...
Umut edilen her şey için çok sevindiğimi bir kez daha anladım... Sadece kendimle ilgili olanlardan ibaret değil sevinçlerim... Herkes için seviniyorum...
Umut...
Yapmayı düşündüğün bir hobi, 3 günlüğüne 5 günlüğüne de olsa gitmeyi hayal ettiğin yer, okumayı düşlediğin bir kitap, yemeyi özlediğin bir lezzet, biraz zayıflarsan giymeyi düşündüğün bir elbise, dikmeyi düşündüğün elbisenin basma kumaşının desenini hayal etme, bahçendeki minik ağaç fidesinin meyvelerini bekleme, minik çiçek tohumlarının toprağı delerek güneşe yol almasını izleme, yapacağın resimler için yeni renklerin peşine düşme... vs vs vs...
Umut...

Umudunuzun kat kat artacağı, bir ağacın gölgesine tek başına oturup derin derin huzurlu nefesler alacağınız, bol muhabbetli, keyifli bayramlar diliyorum hepinize, hepimize...


11 Haziran 2018 Pazartesi

özel

Kazık kadar olsam da bir yanım hep anne-babamın küçük bebeği olduğumu hatırlatıp duruyor...
Mutlu oluyorum...


Resimler sararmış, kimi yerleri kel kör olmuş ama değerlerini kaybetmemişler... Annem onları el bebek gül bebek saklıyor, mutlu oluyorum...


Babamın çekmecesini üzerinde her zaman bir resmim oluyor, yerini bile değiştirmek için kimse dokunamıyor, buna da mutlu oluyorum...


Ara sıra kızsam da, abimin de her zaman canının içiyim biliyorum... Mesela benden küçük kız kardeşimi kardeşten ziyade kızım gibi sahiplenmiş durumdayım, sadece doğurmadım diyorum kendime...
Güzel anılar sahibi olmak güzel şey... Ve birilerinin gönlünde çok özel bir yerinin olduğunu bilmek de... Şükrolsun...

6 Haziran 2018 Çarşamba

Hayal meyal

Şuna biraz benzer bir örgüye başladım. Renk hemen hemen aynı, kolum müsaade ettiği ve boş zaman bulduğumda bir iki dürtüklerim diye.


Akşam kızımcığımlarım istediğinde pıt diye yaptığım, onların da (ama en çok küçüğümün) zevkle tükettiği tahıl unlu tartlar... Evde hangi meyve varsa, keyfe keder, hepsi de oluyor... İçi de kıpkırmızı olan mürdüm eriği favorim...


Yukardakilerle hiç alakası yok, bütünlük filan da arama yazıda. Kaç haftadan beri gözümün önüne bir resim geliyordu, kendimi orada hayal edip, rahatlatmaya çalışıyordum, resim tastamam karşıma çıktı, onun için burada da olmalı dedim, mevzu şu;


Ve aklımdan geçen satır;
“Ama en kötüsü ne biliyor musun? bunu aklımdan çıkaramıyorum. Mukaddes Hanım gerçekten bana aşık oldu mu yoksa… Yoksa… Neyse boşver. Önemli olan şu ki ben ona âşık oldum. Gerçekten sevdim.”

Hayal Meyal / Tarık Tufan

5 Haziran 2018 Salı

Hayat/Hüsran/Muz Kabuğu

Bazen okuduğum dizelere takılı kalıyorum, şimdilerde daha da sık, bazen de yazanı kıskanıyorum, önce ben yazmalıydım diye...
Şu dört satır...
Koca bir ömrü sorgulatmaz da ne yapar ki...
Öyle işte...

Hayat yaşandığı kadar vardır.
Gerisi ya hafızalarda hatıra, ya da hayallerdeki ümittir.
Hüsranı ise tek bir yerde kabul ediyorum.
Yaşamak mümkünken yaşamamış olmakta.
Ç.Altan