günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2017 Çarşamba

11.10.2017 / 14.Gün


İletişim kurduğunu sanan var...
İlişki kurabilen pek az...
Başarısızlıktan korkmaya kodlanmış beyinlerimiz...
"Beceri, çaba ve duygusal yetkinlik yoksunu...
Bireyselleşememe hüsranı...
Öz bozulur...
Direnmeler başlar anlamlı olmasına ihtiyaç duyulmadan...
Öfke...
Zıtlaşma...
Kavga...
Yıkıcı eleştiriler...
Endişe...
Ankisiyete...
Bir de, şu ille de "kabul görme arzusu"...
Daha minnacıkken beyinlerimize kazınan...
Büyüyünce anlasak bile baş etmekte zorlandığımız...
Gereksiz yere fazladan yüklenmiş sorumluluklar...
Sevilmeme hissi...
Takdir edilmeme...
Aynı endişeden...
Başarısız olma korkusundan...
                                                               
Öte tarafı da var...
Başarıdan da korkar insan...
Sorumluluklar çoğalır...
Düşmanların artar...
Çekemeyenlerin çoğalır pıtrak misali...
-mış gibi yaparlar...
-mış gibi yaparsın...
Beklentiler o kadar yükselir ki tatminsizlikler başlar etrafında...
Korkulur senden, yalnızlaştırılırsın...
Yalnızlaşırsın...
Doğaya, yaratılışa aykırısındır artık...
Bocalarsın...
"Bir kez daha denemekten" korkmaya başlarsın...
Gereksiz görürsün...
Zaman akmaktadır...
Geriye dönüş yoktur...
...

İletişim bitme noktasındadır...
İlişkiler bozulur...
Çıkış noktası ararsın...
Bulursun bir şey...
Tüm gücünü buna verirsin, geri kalan zorunluluklardır, yaptıkça da yapmadıkça da hırçınlaştırır...
Psikopatlaşırsın...
Özgürlüğün bitmiştir...
Hastalıklar başlar...
Mutsuzluklar...
Umutsuzluklar...
Stres...
Malûm sona hızlıca bir yaklaşış...
Sorarlar;
Merhumu nasıl bilirdiniz?..
İYİ...
Hakkınızı helal ettiniz mi?..
ETTİK...
İstikamet belli...
Acelece hem de...
...
İyi mi ettik?..
Helâl mi?..
Oldu mu?..
Başardık mı?..
...
Evet.
Nereden çıktı bunlar şimdi?
E günlük hayat yazıyoruz madem, bu yukarıdakilerden bazıları, benim (muhtemelen sizin de) her gün yaşadıklarım/ız/dan... Birkaçı, hiç değilse biri, mutlak var. Daha ebeveynlik kısmını eklemedim bile zira o bambaşka bir alem...
Önemsiyorum bu 21 gün yazma işini, yazmışken bu da olsun istedim burada...
Hayatım/ız sadece mesai, ev, mutfak, el işi, kitap okuma, kahve içme rutininde geçmiyor aslında... Bunlar da var...
...

Dişimi yapıştırttım, aylar sonra ilk defa kızımı da aldım dersten, Salı pazarına gittik. Bodrum merkezde salı günleri kumaş-giysi pazarı kurulur, bilenler bilir. Gittik ve çok üzüldüm aslında kızıma çaktırmamaya çalışarak. Çaktırmamaya çalışarak çünkü onu bu gibi şeylere ikna etmeye çalışıyorum. Çarşı, pazar yapmayı da öğrenmeli diye, belki bundan keyif bile alır diye, deniyorum işte annece. Üzüldüm çünkü eskiden daha anlamlıydı bu pazar. Yöresel, el emeği, bir daha başka yerde bulamayacağınız ürünler daha ön plandaydı. El dokuma tezgâhlarından çıkan elvan çeşit kumaşlar, örtüler olurdu her bütçeye uygun. Eski sandıklardan çıkan çeşit çeşit kanaviçeler, tel kırma işler, sarma işleri, delik işleri satılırdı. Birkaç tane de, bu eskilerden çıkan parçaların çeşitli yöresel kumaşlara kombinlendiği kıyafetler satan terziler vardı hatta.
Şimdi bu saydıklarımdan hiç yok. Var olan bir kaç tanesi de fabrikasyon ürün satıyor, her yerde bulunan şeylerden. Özellikle "Bodrum pazarından aldım" denilebilecek zerre ürün yok desem yeridir. Daha çok sweatshirtçü, eşofmancı, çantacı, plastik tokacı filan var. Üzücü. Belediye başkanı olsam, eski haline getirtirdim bu pazarı. Dikkatlerini mi çekmiyor? Kadın gözüyle mi bakınca böyle? Bilmiyorum ama cidden üzüldüm, laf olsun diye değil. Bak bu resimdeki eski bir sandıktan çıkan tel kırma mendili (adı böyle idi) eskiden almıştım Bodrum pazarından, bloğumda vardır belki de. Kenarlarını oyalayıp anneme hediye etmiştim. Hiç telaş etmemiştik üzerindeki sandık lekeleri çıksın diye. Öylece hatıralarıyla duruyor şimdi annemin sehpasının üzerinde.





Pazar dönüşü yüncüye uğradım. 3 renk daha aldım motifler için, toplam 27 renk olmuş, saydım akşam.
Sucuklu kuru fasulye yaptım, pilav da; turşuyla yedik.
Kızım ders çalıştı, o "bir kez daha deneyenlerden"; gurur duyuyorum...
5 tane motif işledim patchwork örtümüz için. Belki bunda da benzer bir çabam var hayata dair... Renk renk... Küçük parçalar ama bütüne dair... Vesaire.
Mualla kızla seviştik biraz, ona da yaş mama almış babişko, mutlu oldu verince sanki... Nereden anladım? Bilmem, öyle geldi işte.
Kekik çayı içtik yine. Meyve yedik. Öteki Gündem'i seyredeyim dedim, sıkıldım yine. Bildik, hep aynı terane...
Vizeleri kaldıran yada sebep elçiymiş gibi adamı suçlamalarına gıcık oldum bu arada zırt pırt karşıma çıkan kanallardaki bültenleri azcık izlerken. Daha doğrusu bizi "aptal yerine koyduklarını sanmalarına" gıcık oldum. Bundan haz mı duyuyorlar, bilemedim yine.
Tam yatacaktık, bum bum bummmmm!...
Deprem.
Evet yine.
Çok naz aşık usandırır, hayatta hep inandım buna, bizim deprem de o misal. Öyle gıcık bir duygu ki! Uzun da sürdü. Net'te gördüklerinize inanmayın, sürekli değiştiriyorlar depremlerin şiddetiyle ilgili bilgileri. İlk zamanlar doğruydu ama sonra -muhtemelen güya turizm için kötü imaj oluşması söylemlerinden sonra- bu şiddet ve derinlik konusunda her zaman oynadılar, tek tek tespitlerim var, şaka değil. Bunda bile sahtekârlık olur mu dersen, olur, oldu işte.
Fırlarcasına kaçan uykunun ucunu yakalamak zor oldu. Sabaha karşı uyudum, kalktım işe geldim.
Blogları okudum, özellikle bu 21 gün fikrine uyanları. Yorum da yazdım. Öyle ya "komşu komşu, bi uğramadan gitmeyeyim, ne var ne yok, peh maşallah" misali...
Öğle arası bitti, işe dönmeliyim, bay bay...