3 Ekim 2010 Pazar

Yine yeşillendik, Onur!

Uzun zamandır yazmak için güç bulmaya çalışıyordum.
Nehir gittiğinden beri, birçok konuda fikrim değişiyor.
Daha sorgulayıcı, daha güvensiz, daha güvenli...Karmakarışık oluyorum saniyenin binde birinde.
Zeynep'in özlemini yaşadıkça, kendi özlemimin dayanılmazlığı çıkıyor ortaya. Zaten belki de tam bu yüzden ona fazlasıyla yakınım.
Onur! 9 ay bekleyip, hiç doyamadan kaybettiğim kardeşim.
Onur'u (her ne kadar mezar taşına Mehmet Ali -hatta sağolsun mezar ustası tarafındaan ısrarla Memmet Ali yazılmışsa da- annem ona Onur adını verecekti biliyorum) kaybedeli 32 koca yıl omuş.
Bunu bu ziyaretimde farkettim.
Mezar küçücüktü, ben onu gördüğümde yeni doğmuştu, uğurladığımda sadece 2 günlük büyümüştü, yani hep bir bebekti.
Oysa şimdi. Yaşasaydı 32 yaşında kocaman bir adam olacaktı.
Beni ne çok sevecekti kimbilir. Kendi sevgimden biliyorum. Kardeşlerimden biliyorum.
Sevgili babam,
Çok emek verdi o mezara.
Her daim güller, sümbüller dikerdi.
Anneciğim, tek kelime bile edemeden boğazı düğümlenir hâlâ.
Bu bayramda bir gittik ki;
O kavurucu sıcakların marifeti olarak toprak ve üstündeki herşey kurumuş.
Kendimi çok buruk hissettim. Hani olacağını bilsem birini maaşa bağlar hergün sula kardeşimi derdim.(Denedik ve olmadı nitekim)
Ben Onu, bunca yıldır...
Paylaşamamıştım. Ta ki, Zeynep'ten öğrenene kadar.
Artık buna gücüm var.
Nehir sayesinde pek tabi.
Canım kardeşim;

Babam sanki kendini suçluyormuşum gibi,
-Daha bir hafta önce diktim yeni gülü, bu sıcaklar aman vermemiş o fidana da anlaşılan! deyiverdi.
Oysa ne münasebet, ben sadece kendimi...
Yılda sadece bir kez hadi bilemedin iki kez ziyaret edip, ondan sonra laf söz etmek olmuyor işte.
Eve geldik. Özlem geldi hemen.
-N'oluyor size ya Hu! deyip durdu.
Duramadı çok sıkıştırdı. Söyledim.
-Kardeşimizin mezarı kupkuru bitanem, kıyamadım, kötü oldum, halbuki babam daha bir hafta önce yeni fidan dikmişmiş....
-Abla merak etme, yarın 1'de seni alırım dedi.
Cevap bile veremedim ona.
Ertesi gün, saat tam 1.
-Ablam, ben araştırdım, toprağının gücü kalmamıştır ondan babanın uğraşları nafile dediler. Toprağını değiştireceğiz, arabnın arkası yeni toprak dolu, hadi!
Hadi!
Özlem, Onur'u kaybetmemizin acısı üzerine,
Ondan 1 yıl sonra doğmuştu.
Gözümüzün nuru, yüreğimizin kıpırtısı olmasının çok önemi vardı bizler için.
Onun için adı Özlem olmuştu zaten.
Hiç tanımadığı, görmediği abisine bu saygısı,
Ağlattı beni.
Gittik. Ahmet (tüm toprağı değiştirdi) ve İsmet (mezarın en uç köşesinden kova kova su taşıdı) de yardım ettiler -Allah razı olsun-
Kardeşimizi gül ile, papatyalar ile gülşen ettik.

Eminim, çiçekleri çok seviyorsun bebeğim! Eminim buna. Temziledik, pakladık, dualar ettik, ağladık, güldük.
Bir de Nehir'i emanet ettik ona. Özlemle beraber.
&&&
İşte hayat bu dostlar.
Hâlâ, 32 senedir özlemle kavrulmak!
O yüzden belki, kaybedenleri anlayabiliyor olmak.
Hayatı devam ettirmenin zorunlu olduğu, geride kalanlara duyulması gerekn bağlılık, ama yüreğin bir yerindeki yangını her an tadıp bir an bile renk vermemeye çalışmak.
Sulamak sevgiyi,
Yeniden yeşertmek, öldü gözüyle bakılanları.
Hiçbiri doğru değilse bile "birgün mutlak kavuşma hayâli" ile yaşama sarılmak.
Vesaire, vesaire.
Bu arada;
İlk gün kardeşimin toprağına çiçekçiden aldığım kırmızı karanfilleri sokuşturuvermiştim. (Ben bunu yaparken annem dünyadan kopuk oğlucuğuna dualar ediyordu, babamsa -hayatta nadiren görmüşümdür- ağlıyordu hüngür hüngür, ama sessizce, sessizce..).
Ertesi gün;
Bir tanesi bile yoktular o karanfillerin, buna acayip çok üzüldüm, söylendim bile.
Özlem;
-Abla, belki de onları Onur yanına aldı, belki de seni kokluyor şimdi, lütfen kızma, dedi.
Donakaldım.
-Keşke, dedim.
Keşke...
Ne demek lazım?
-Bugünümüze şükür!(?)
Selametle.
Ve sen Onur!
Herşeye ve çok kısalığa rağmen,
İyi ki sevgini tattırdın yüreğime.
Seni seviyorum, hep seveceğim oğluşum(büyüdün biliyorum kızma bana sen benim her zaman küçük oğlucuğumsun işte)
İyi ki ...
Gerisi o kadar boş ki, devam etmek anlamsız belki de.
Anladın sen Onur!
ss.

3 yorum:

Newbahar dedi ki...

Bu bloglar bana iyi gelmiyor aslına bakarsan dostum...

Evladını kaybedenlerin, senin gibi kardeşini kaybedenlerin, küçük yaşta annesini kaybedenlerin hiç kapanmayan yaralarını sarmaya gücüm olmayınca!..

İşte öyle. Lafın gerisi gelmedi be Ecehan! gelmedi.

Ecehan dedi ki...

Oysa...demek isterdim Newbaharım.
Kaybedenlere gerisini getiren siz gibi dost yürekler oysa...
Canımsın, nasıl istiyorsan öyle gülüm.

Ecehan dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.