1 Kasım 2011 Salı

Kaplan Anne Sendromu

Annelikle ilgili yazıları genellikle okumam.
İki söz bir buğu yerine geçer misali, hafif de olsa etkilenmekten korkarım.
Ne de olsa ben; kendime has anne olmayı anne olmadığım yaşlarda kafaya koymuştum.
Herhalde bundan sebep; dünyanın çalkalandığı Tiger Mom Sendromunu yeni öğrendim.
Evet evet, Yale Duke Üniversitesi'nde Hukuk Profesörü olan Amy Chua'nın Battle Hymn of the Tiger Mother kitabı'ndan bahsediyorum.
Çocuklara aşırı baskı uygulamanın onlar için en iyisi olduğunu savunan bir düşünce diyebiliriz bu sendroma.
Amy Chua iki kız çocuğu yetiştiriyor ve onlar adına her kararı kendisi veriyor. Kızlar derslerinde çok başarılı ve aynı zamanda mükemmel derecede iyi piyano ve violin çalıyorlar.

Bakın bu kızların nelere hakkı yok;
A'dan başka not alma,
Arkadaşlarla evde ya da onların evinde birlikte olma ve yatıya kalma,
İstedikleri aktiviteye katılma,
TV seyretme ve bilgisayarda oyun vs oynama,
Şikayet etme,
Fasa fise dersler(!) dışında sınıf birinci olamama,
Piyano ve violin çalamama...

Amy Chua'nın eşi, Yale'de hukuk profesörü.
Babası da, Berkeley Üniversitesi'nde Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri profesörü ve "devre teorisi"nin babası olarak bilinen başarılı bir bilim adamı.
Annesi hakkında bilgi yok ama diğer 3 kız kardeşi de kendi alanlarında çok başarılı insanlar. Bir tanesi Down Sendromlu.


Amy'nin anneliği ile ilgili anlatılan en çarpıcı örnek; 4 yaşındaki kızının kendi elleriyle yaptığı doğum günü kartını alıp inceledikten sonra "ben daha iyisini hakediyorum" diyerek, yırtıp atması.
Ona göre çocuklar hata yaptıklarında yada mesela "sen şişmansın" diye bile, her kalabalık ortamda dahi, aşağılanmalı. Bu şekilde çocuğu motive etmiş olup o hatayı düzeltmeye iteceğini inanıyor.
Ona göre, çocukların yeteneklerini ve kapasitelerini ortaya çıkarmak için aşırı da olsa zorlanmaları mutlak şart.
Küçük yaşlardaki bir çocuğu sözde özgür bırakarak rakiplerinin gerisinde bırakmayı şiddetle kınıyor ve aşırı baskının başarıyı getiren en büyük unsur olduğunu savunuyor.
Vesaire vesaire.
Ben sanki Amy'e biraz haksızlık edildiğini düşündüm.
Resimler -de zorla değilse eğer- gayet mutlu bir aile anlatıyor bana.
Zaten kendi web sitesinde de bununla bağlantılı bir kaç laf etmiş, kitabın aksine. "Benim kızlarım gayet mutlu olduklarını söylüyor, erkek arkadaşlarını kendileri seçiyor" vs gibi.
Bana bu Kaplan Annelik kadar, ona yapılan linç edici yorumlar da ilginç geldi ve evet söylemeliyim ki birçoğunu samimiyetsiz buldum.
Annelik bir meslek değil, hepimiz muhteşem insanlar olmadığımız gibi muhteşem anneler de değiliz kuşkusuz.
Ayrıca ben birçok yerde yazan, konuşan, ünlü, ünsüz pek ama pek çok annenin yazdığı ve konuştuğu kadar anlayışlı, mükemmel, çocuklarını kendi hallerine bırakıp onları hiç baskılamayan insanlar olmadıklarını da sayısız kez gözlemliyorum.
Ve; bırakın başkalarını, kendisine bile dürüst olamayan bir annenin mükemmele yakın çocuk yetiştireceğine asla inanmıyorum.
Kendimi herhangi sınıfa koymamakla birlikte Amy'nin çocuklarına izin vermediği şeylerin bir kısmına ben de izin vermiyorum.
Ama aşağılayarak motivasyona da kesinlikle karşıyım.
Çocukların ergenlik dönemleri bitene kadar genellikle anne-baba tarafından ölçülü olarak yönlendirilmeleri gerektiğini savunuyorum.
Ama 18 yaşından sonra ayrı ev tutup, aileden ayrı yaşayan çocukların daha sorumlu, daha hayatı yakalayabilenler oldukları fikrine de karşıyım. Sevgi dolu aile bağlarının pekçok sınav birinciliğinden daha büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. Ama bunu düşünürken, kızlar birinci olmasınlar varsınlar da demiyorum, demiyorsunuz.
Her şeyin başı sağlık. Kuşkusuz ve net.
Ama bundan sonra, her şeye karışıyoruz neredeyse.
Kızlar kendine alışveriş yaparken, bir elbise, bir ayakkabı seçerken fikir yürütmeyen bir anne var mıdır, ben tanımadım.
Ertesi gün yazılısı, sömestr sonunda gireceği sınavı, hafta sonu dershanenin yada okulun deneme sınavı varken; "çalış yavrum, biraz daha, gayret et" demeyen bir anne var mıdır, ben onu da tanımadım.
Sebze, meyve yemeyi sevmeyen çocuğuna onları nasıl yedireceğine dair türlü hinlik düşünen bir anne olmadığına da tanık olmadım.
Hadi hepsini geçtim,
Uyuma saatine bile karışmıyor musunuz çocuğunuzun? "Hadi yat artık, dişlerini fırçalamayı unutma, sütünü ılıttım masanın üstünde, çoraplarını giy, zararlıymış bak cep telefonu ile fazla konuşma, bıt bıt mesaj çekme yeter, az ekmek ye, hamburger isteme benden, ben evi süpürürken sen de toz al........." demeyen, yönlendirmeyen, uyarmayan sonuç olarak şu ya da bu şekilde onu kendi istediği gibi yetiştirmeye üstelik de adına fedakarlık diyerek çalışan biz değil miyiz Allahaşkına?
O zaman ne diyoruz?
Hepimiz bir miktar da olsa Kaplan anneyiz!
Kayu'nun annesi Doris olamayız müsadenizle ;-)
Çocuk evin altını üstüne getirip duvarda boyanmadık yer bırakmadı, bu başımızın belası Doris geldi ve;
-Ah Kayu, muhteşem resimler yapmışsın oğlum, Rozi ve ben gurur duyuyoruz seninle!, dedi. Pis yalancı.
Buldun öyle anneyi, sırıt dur bakalım Kayu...

4 yorum:

nehirineylemleri dedi ki...

:))))))))))
Dalmışım yazıya sonuna gelince çok güldüm Doris'e:)

İkiz Annesi dedi ki...

Elbette müdahale ettiğim durumlar söz konusu ama bu kadarı bana çok fazla.
En azından kendi adıma aşağılayarak ve aşırı yasaklarla çocuk büyütüleceğine inanmıyorum.Şu an yüzleri gülüyor olsa bile ilerleyen zamanlarda farklı tepkiler olabilir her ne kadar konunun uzmanı olmasam da ...

isoon dedi ki...

bi kere bu doris çocuklara habire sandviç pizza yediriyor, saçını süpürge etmiyor bizim gibi, tabi sabırlı olur :)
bu anne bana da itici geldi, gestapo gibi....

anne kaleminden dedi ki...

toplum içinde kendi çocuğuna şişmansın diyen anne ile bizim sağlık bakanının obeziteleri motivasyon yöntemleri aynı... amy de doris kadar gerçek dışı geldi bana, öyle bir annem olsa nefret ederdim kendisinden sanırım...