16 Ekim 2012 Salı

Sonunda bir bakmışsınız hayatınız kaybolmuştur

Hani bazen insanlığımızın, duygularımızın, işe yaramışlığımızın, faydalılığımızın, üretkenliğimizin muhasebesini yapmayı unuturuz.
Bazen de bir şeyler olur, salt ben yaşamıyorum ki bu dünyada, benim de diğer insanlar için yapabileceğim bir şeyler yok mu ki? deriz.

Şimdi tüm dikkatinizle aşağıdaki yazıyı okumanızı istiyorum.


"Şimdi oturun bir düşünün hayatınızda ne gibi engeller var.
 Ben size bazı örnekler vereyim.

 Bazen okulumuzda bir işi başarmamıza arkadaşımız engel olur, bazen iş yerimizde yöneticimiz yükselmemize engel olur bazen annemiz, babamız okumamıza engel olur bazen ekonomik sorunlar birçok şeyi yapmamıza engeldir ama bunların hepsi aşılabilir ve çözümsüz değildir.

Şimdi birde size hiçbir çözümü olmayan ve aşamayacağımız engellerden bahsedeyim. Duyamamak, görememek, yürüyememek, konuşamamak, zihinsel yetersizliğe sahip olmak yada otizm, asperger, serabral palsi, down sendromu gibi rahatsızlıklara sahip olmak. İşte hayatınız boyunca bunları aşamazsınız asıl engel bunlardır ve bunlar sadece bu engellere sahip olanları değil ailenin her ferdini etkiler en çokta anne ve babaları.

Her şeyden önce ideallerinizden vazgeçersiniz o andan itibaren yalnız çocuğunuz vardır çünkü o asla hayatını kendi başına idare ettiremeyecektir onun arkasında hep sağlıklı bir insan olmak zorundadır.
Sonra yavaş yavaş arkadaş çevreniz sizden uzaklaşır aileniz bile yeterince destek olmaz çoğu zaman sizin yaşadığınızı yaşamayan asla anlayamaz sizi yeni arkadaşlarınız olmaz çünkü sizin engelli bir çocuğunuz vardır insanlar korkar kaçar.

Alışverişe, restorana, kahve evlerine gittiğinizde bütün gözler sizin üstünüzdedir çünkü sizin çocuğunuz sorun yaratandır. Birde bütün bunlar yetmezmiş gibi özel eğitim imkânları, sağlık imkânları yetersiz kalır bir sürü bürokratik işlem vardır önünüzde kısacası artık hayatınız çok zordur.
Başka çocuklar oynamak istemez çocuğunuzla siz ona sosyal ortam yaratmak için kendinizi parçalarsınız ve bütün bunların arasında kendinizi kaybeder unutursunuz.

Sonunda bir bakmışsınız hayatınız kaybolmuştur."
Bu yazı benim özel ve güzel dostlarımdan Elif Şenol'a ait. Bu yüzden çok daha anlamlı. Çünkü Elif'in yazdıkları öyle her birimizin izleyip yazdığı cinsten değil. 

Elif bu yazdıklarını yaşıyor. Ama dramatize etmeden, eli taşın altında taşıyor bu bayrağı.

Öykü'süyle...


Öykü'nün doğum esnasında oksijensiz kalması sonucu konuşma merkezi etkilendi, buda öğrenme bozukluğunu geliştirdi.
Şu an Öykü'nün tanısı yaygın gelişimsel bozukluk.


Öykü'nün ailesi hem anne hem baba tarafından bakıldığında tabiri yerindeyse "üstün zeka" diyebileceğim insanlardan oluşmakta ve gen haritası pırıl pırıl. 

Aslında Elif'in yazdıklarının üstüne yazacak cümle bulamıyorum.
Ancak şunu biliyorum ki, her birimizin her daim başına gelebilecek engeller olabilir. Şu anda bizlerin, çocuklarımızın engelsiz olması hep böyle gidecek anlamına pek tabi ki gelmiyor. 
Kafamızı kumdan çıkarmaktan bahsediyorum yani.
Taşın altına ellerimizi sokmamızdan.
Bir ev hanımının da, çalışanın da, herkesin ama herkesin yapacağı bir sürü şey var onlar için.













Elif bütün yazını Öykü'nün gittiği okulun ( YAHŞİ EĞİTİM UYGULAMA OKULU VE İŞ EĞİTİM MERKEZİ) aile birliği için açtığı stantda geçirdi. Orada hem çocukların hem de kendilerinin yaptığı el işleri, aksesuarlar, takı vs. şeyleri satarak kazanılan parayla özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar için gerekli eğitim materyalleri aldırdı hem de gözlere, kulaklara, bizlere "heyyy biz de varız!" mesajı verdi herkese.

Elif'in yazısını tekrar tekrar okuyorum.
Sadece kendi yavrusuna değil, herkese kucak açıp 50 derece sıcakta tüm çocuklar için neler yapmaya çalıştığını avuçlarım patlarcasına alkışlıyorum. Ama bu yetmez. Ses çıkarmalı, başka birşeyler yapmalıyız onlar için ama hiçbir şey yapamıyorsak standları için bir sürü şey yapabiliriz gibi geliyor bana. Yani, sadece "Allah yardımcıları olsun" demek yerine, karınca kararınca, minicik bir iş, minicik bir malzeme, minicik bir oyuncakla birlikte çok güzel şeylere imza atarız gibi geliyor bana.

Hadi bi düşünelim, bakalım neler çıkar? 
Ve o çıkanlar bize ne öyküler yazdırır...

















2 yorum:

laleninbahcesi dedi ki...

Öykü şanslı bir çocuk, bilinçli, eğitimli bir anneye sahip. Hayatı onun için kolaylaştıran hem de bunu seve seve yapan insanların arasında sürdürüyor yaşamını...
Hepimizin yapabilecepği bir şeyler var bu konuda çok çok haklısın Ecehanım...

Ecehan dedi ki...

Lale Ablam,
Fikirlerine özellikle değer verdiğim insanlardan biri olarak aynı pencereden bakıyor olmak beni çok sevindirdi.
Umarım herkes karınca kararınca engellerin kalkması için gönlünü ve emeğini verir. Çünkü hakkaten bunun yada bu gibi sosyal sorumlulukların parayla pulla ilgisi yok. Sol taraflarımızda sürekli tik tak atan yerle ilgili sadece. Bazen bir şeyler yapmak isteyipte ne yapabileceğini yada nereye gideceğini bilemeyen, bazen de bir dürtüklemeye ihtiyaç duyan insanlar tanıyorum çevremde. Bu yazı bunun içindi.
Sevgilerimle,