23 Mayıs 2012 Çarşamba

Ya hayal kuracaksın ya da yaşayacak!

Yaşamaktan çok keyif aldığım bir yer Bodrum.
Kırkıma da geldiğim için olsa gerek artık, tercihlerim, hazlarım daha bir olgunlaştı daha bi değişti sanki.
Artık mavinin de, yeşilin de, tertemiz bir havanın da, suyun da, yağmurun da kıymetini bilir, herşeye şükreder oldum.
Mümkünse birkaç günlüğüne dahi başka şehirlere gitmek istemiyorum uzun zamandır.
2,5 saat uzaktaki İzmir'e bile...
Turizm sezonunun başlaması, sokakların, trafiğin kalabalıklaşması on iki ay burada yaşayan bizleri biraz gererek geriye çekiyor. Sanki bir süreliğine yazlıkçılara terk ediyoruz yaşadığımız yerleri. Sıkılıyoruz kalabalıktan ama bir taraftan da yerli yabancı turistlerin kıymetini de biliyoruz. En büyük geliri turizm olan Bodrum'da direkt bu işi yapmıyor bile olsan bir ucu mutlaka bizlere de dokunuyor çünkü.
Bodrum şehir merkezi baştan ayağa yenilendi.
Alt yapısı, üst yapısı ile yeni bir çehre kazandı ama o bilinen otantikliğinden de birşey kaybetmedi.
En güzeli de bu oldu.
Bahçelerde şakıyan begonviller renk renk gülücük dağıtıyor.



Ona hanımelleri eşlik ediyor, sanırsın Paris'te parfüm fabrikasındasın ;-)

Hanımeli Çiçeği

Bizim gül fatma sizin sardunya dedikleriniz yok mu hele! Aman Tanrım cıvıl cıvıl, zahmetsiz.



Çiçekler ne kadar önemli hayatımızda değil mi?
En sinirli halimde bile kayıtsız kalamıyorum onlara, gülümsetiyor beni.
Evime giden yol mimoza ağaçlarıyla kaplı. Sanki toprak ananın küpeleri gibi geliyor bana. Huzurlu, süslü, gelin gibi.

Mimoza çiçeği

Su toprakla ne zaman buluşsa meyvelerini nazlanmadan veriyor ve siz bu görüntüye üç beş dakika içinde ulaşabiliyorsunuz, bu harika değil mi?

Gelincikler

Dağ lalesi dersiniz siz mesela biz Bodrum Lalesi deriz, görünce anlarız ki bahar gelmiş.


Tavan yaptığında mavinin hasreti iniverir kıyıya yemeğimizi yeriz. En çok on dakikamızı alır.


Hani siz süslü süslü lambalar takarsınız ya şehir hayatında mecburen her yere, biz kabağı lamba yapar, doğayı doğalla birleştirmeyi tercih ederiz mesela. Bu kabakları sanat eserine dönüştüren Lekabbak (Halikarnas Kabakçısı) muazzam bir de laf ediyor, diyor ki; "Bir su kabağına kaç hayat sığar? Peki ya su testisine?"

[dreambodrum.blogspot.jpg]

Ne çiçek tanıtımı yapmak ne de bildiğiniz Bodrum'u tekrar anlatmak niyetim.

Niyetim, yaşamayı kadere bağlayıp, yaşayacağın yeri seçememek yada seçsen bile bir takım engellere takılıp olmak istediğin yerde olamamakla ilgili.
O kadar hızla ilerliyor ki hayat, yarınlara ertelenmeyecek hızda.
O kadar çok kişiden duyuyorum ki, hayalinin şehir hayatından uzaklaşıp böyle bir yerde yaşamak olduğunu...
Eskiden hemen başlardım dinlemeye, anlatmaya, şimdi gülüp geçiyorum.
Yaşayacağı yeri dahi kendi seçemiyorsa insan, veremiyorsa küt diye kararını yapacak birşey yok çünkü.
Haaa sanmayın ki burda da eksikler yok.
Var. Bir şehir yaşantısına göre pekçok eksik var size göre. Ama bu eksiklerle bile mutluyuz biz. Niyetimiz bu çünkü, mutlu olmak ve buna kararlı olmak. En azından olmaya çabalamak. Hayal kurmak yerine yaşamak.
Seviyorum seni Bodrum.
Bir gece ansızın, şahane işimi ve kurulu bir düzeni bırakıp, koşa koşa, hesapsız kitapsız, korkusuz ve cesaretle sana geldim ve de bundan hiç pişman olmadım.
Sadece bir anlık cesaretti mutluluğa yeten.







13 yorum:

Derya Kuzusu dedi ki...

Ececim çiçekler harikaydı benim gibi çiçek delisi için cennet gibiymiş orası. İyi dedin güzel dedin de canım bende yaşadığı yeri seçemeyenlerdenim, özel işte çalışınca, tayin isteme gibi güzel bir seçenekten mahrum kalınıyor ve daha da zorlaşıyor böyle radikal kararlar almak, hadi istifa et burda orda birdaha iş bulmaya çalış bazen enine boyuna düşünüyorum hakikatten sonu berbat bitebilir şeyler çıkıyor karşıma sonrada tatillerle avunup emeklilik hayallerinden ötesine geçemiyor malesef :( yoksa kim istemezki doğal, yeşil bir yaşamı, birde buralarda yapamayanlarda var o da ayrı. O yüzden keşke cesaretimizi kullanacağımız imkanlarımız olsaydı bir dakika daha durmazdım ben burda :)

annemahsustan dedi ki...

Ecehancım çok güzel yazmışsın heleki fotoğraflara bayıldım ama işin özü bence dediğin kadar kolay değil, eğer ki sadece kendin için yaşıyorsan dediklerine sonuna kadar katılıyorum.

Bir gün ansınız belki diyorum: )

Kocamanından sevgiler, benim içinde kokla o çiçekleri...

Ecehan dedi ki...

Deryacım,
Ayşegülcüm,

Fikirleriniz çok önemli ve kıymetli benim için, çünkü size aitler.
Amaaa...
Ben bu kararı verdiğimde (yıl 94) özel sektörde çalışıyordum ve de oldukça tatminkar bir parayla. Yediğim önümde yemediğim arkamda imkanlarla.
Sonra dedim ki; rızık sayılı.
Ne yiyeceksem o kadar yiyeceğim ne eksik ne fazla. Neden istediğim yerde olmasın?
Haftasına iş buldum. Ama İzmir'de aldığım paranın dörtte biriydi. Maddi açıdan şimdi hala bile ohh demedim aslında.Ama ben bunları öteleyebildim. Anlatmak istediğim tam da bu.
Pazardan giyinmekten, pazardan alışveriş yapmaktan hiç gocunmadım. Ve tersine, bundan çok da mutlu oldum.
Çocukluğumun geçtiği ev kaloriferliydi, burada hala soba yakıyorum ben odunla. İsi, pisi bile hoşuma gidiyor.
Sizi anlamıyor değilim. Ama tüm sevdiklerimin bir an önce huzura kavuşmasını çok istiyorum, içime sinmiyor. Hele bazen kendimi, komşularım açken tok yatıyor gibi hissediyorum.
Bugün de öyle birgündü sanırım ki, bunları yazabildim.
Sevgiyle kalın.
Ve cesaret sizi hiç bırakmasın ;-)

MAVİANNE dedi ki...

bodrumu kim sevmez bu çiçekelr ne güzel öyle
cennet cennet
güzel günler diliyorum

Ecehan dedi ki...

Mavianne,
Hepimize, herbirimize inşallah ;-)

Aynur (Küçük Hala) dedi ki...

iyi dedin, güzel dedin de...düşünsene senin bu ballı anlatımın, harika görüntülerinin sonunda birçok kişinin oralara geldiğini
bence hiç anlatma :)))
yoksa oralar da buralara benzer
ha diyorsan ki hepimize yeter...yetmez Ecehancım yetmez
baksana yaz tatillerinde nasıl bir hal alıyor her yer...

Arzu Sarıyer dedi ki...

Sevgili Ecem yazını ve fotoğraflarını çok beğendim.Ne denir Tanrım içine sindirsin,sağlık ve mutlulukla sevdiklerinle doyasıya yaşa ...Sevgiler kardeşim.

Ecehan dedi ki...

Aynurcum,
Ballı anlatmaya çalışmıyorum sadece belki hayatın balını anlatmaya çalışıyorum.
Zaten yazdıklarım, herkese hitap etmez.Gönlünden geçiren varsa da, belki bi nebze katkım olur sevdaso hepsi bu.
Ve üstelik,
Gönüller bir olsun yeter ki, nohut oda bakla sofra bile saray olur bize.
Oturduğum ev büyüdüğüm evin üçte ikisi bile ddeğil, üstelik iki çocukla.
Ama bu yazı da demek değil ki, herkes Bodrum'a gelsin. Yok mesele o değil.
Mesele, herkesin yüreğinin götürdüğü yere gitmesi...Ha Maraş'ın Bertiz yaylası olmuş ha Uzungöl; farketmez.
Sevgilerimle güzel arkadaşım...

Ecehan dedi ki...

Arzu Hocam,
Dedim ya, bazen kendimi komşum açken tok uyuyor hissediyorum ;-)
Allah herkese kalbine, yüreğine göre versin, evet ;-)
Ellerinizden öpüyorum, hem de sevgi ve saygıyla...

özlem dedi ki...

Kandiliniz mübarek olsun. Rabbim dualarımızı kabul etsin inşallah.

A.ÖzeR dedi ki...

""Yaşayacağı yeri dahi kendi seçemiyorsa insan, veremiyorsa küt diye kararını yapacak birşey yok çünkü.""

Zira hep mecbur kaldığımız mecralardaydık. Seviyoruz sanıyorduk çünkü mecburduk..

""Sadece bir anlık cesaretti mutluluğa yeten.""

Hüznün ve tükenmişliğin esaretinden çıkmak isterdik hep ama ne çabalayacak bir güç vardı hücrelerimizde ne de kalplerimizde bir cesaret..

Halbuki cesur olanlar mutluydu. Ecehan gibi.. "Hayal kurmak yerine yaşamayı tercih edenler.."

Ecehan dedi ki...

Özlem,
Teşekkür ederim, ben de senin kandilini kutlarım.

Ecehan dedi ki...

Anıl,
Ne yalan söyleyeyim, mütevazi olamayacağım bir iki şey var, biri de bu ;-)
Güzel ve anlamlı düşüncelerin için sağolasın...