17 Mayıs 2012 Perşembe

Neydi?


Sessiz sessiz, fısıltı gibiydi duyduğum ses.

Pencereme, ben rahatsız olmayayım diye olanca nezaketiyle değiyordu sanki yağmur damlaları.

Sanki bir yandan utanıyor, çekiniyor, mahcup gibiydi ama bir o kadar da heyecanlı, coşkulu ve neşeliydi.
Eski sevgiliyi yıllar sonra kucaklayan iki aşık gibi titriyorlardı, özlemle.

Camdan süzülüp birleşerek, küçük bahçeme doğru kendine bir yol açarak ilerlemeye çalışan yağmuru izlerken, bahçemin yenilediğim bereketli topraklarına kavuşma mutluluğu da kaçmadı gözümden.

Açmıştı sanki göğsünü toprak, tek vücut olmaya çalışıyordu sevgilisiyle. “Özledim, hem de çok özledim, nerelerdeydin ey sevgili! der gibi neşesi de rengarenkti.



Hoş öyle olmasa onlar da sürekli birbirlerine kavuşmak için çabalamaz, birbirlerinden beslenmezlerdi herhalde.
Toprağı ne zaman yenilesem, hemen ilk yağmurdan sonra üzerinde kendiliğinden yetişen onlarca çeşit bitki ve kır çiçeğinin büyüdüğünü ve beni nasıl mutlu ettiğini hatırladım sonra.
Muazzam bir takdir ve sevinçle bugün yine kendini hatırlatan doğayı günümün mutluluğu yapmaya karar verip evden çıktım. 
İşe gelirken yol üzerinde, aynı yağmurun üzerinde ot bile bitiremediği toprak parçalarını gördüm yer yer, hüzünlendim.

Saatlerdir düşünüyorum.

Düşüncelerimiz de birer yağmur damlasıysa, birleşip akmaya çalıştığı yer, yani aklımız belki de ruhumuz verimli bir topraksa üzerinde rengarenk çiçekler de kendiliğinden açacak.
Ama eğer tersiyse, ruhumuz verimsiz bir toprak gibi bütün umudunu, yetişme ve yetiştirme hayallerini bırakmışsa, güçsüzleşmişse, üzerinde bırakın çiçekleri bir ot bile yeşermeyecek.

Bir şeyi en öz, en sade, en doğal, en olası haliyle algılamayı önemsiyorum.

Nerede, kimin çocuğu ve kim olarak, nasıl doğacağımıza ve hatta nasıl öleceğimize karar veremediğimiz dünya hayatında,  sorguluyoruz da aslında hayatı…
Bazen diyoruz ki; “yok, kesinlikle yaşam denen şey bundan ibaret olamaz, başka bir şeyler olmalı fark edemediğimiz, nefes al, nefes ver, eve ekmek getir, para kazan, çocuk büyüt vs gibi basit amaçlar olmamalı yaşam dediğin, sana verilmiş muazzam bir bedenin ve aklın yapacağı bambaşka şeyler olmalı!” Vesaire vesaire...
Alışkanlıklarımız bir rutin yaratıyor ve yıllar içinde bizi kendi yarattığımız rutinler sıkmaya, boğmaya başlıyor. Biliyoruz bunu ama bu seferde zaman ilerlemiş ve her geçen gün hızla da ilerliyor olduğundan yeni bir hayata, yeni bir işe, yeni olan her şeye biraz daha az istekli ve daha bir temkinli oluyorsun.
Tembel çünkü ruhlarımız.
Enerjisiz, pesimist.
Ya da öyle alıştırıldık, öyle büyüdük ve işin kötüsü öyle de devam etmeyi öğretiyoruz çocuklarımıza da.

Her şeyimizi aynen koruyarak farklı bir yaşamın hayalini kurmak bizi asıl acıtan.

Evet, bizi gerçekten acıtan, değişimi, çabayı hep başkalarından, karşımızdakinden beklemek.

Oysa;
Benim olan ve bana verilmiş bir hayatın beslenmesini benim sağlamam gerek.

Gönül de bir bahçe değil mi?
Rengarenk çiçekler ve çeşit çeşit bitkileri görmek istiyorsam, her gün her saat gelişmem, öğrenmem ve uygulamam gerek.  Tüm zamanı plan yapmak için kullanırken, uygulayamadan ıskalamamak demek. Az plan, çok uygulama gerek.

Gönlün gerçekten istiyorsa bir şeyi, onu ertelememeyi başarmak demek hayat.

Ya da üzerimde ot bile yetişmezken bile şikayet etmemeyi öğrenmek.
Kara bulutlara takılıp, yağmurla toprağın o muhteşem aşkını görmek ve gülümsemek demek hayat.


6 yorum:

A.ÖzeR dedi ki...

Yine anahtarı vermişsin elimize..

""Her şeyimizi aynen koruyarak farklı bir yaşamın hayalini kurmak bizi asıl acıtan.""

Syhn dedi ki...

güzel bakmalı, güzel görmeli, nereden nasıl doğacağımıza karar veremediğimiz hayattan zevk almasını bilmeliyiz..

not: en yakın zaman da bi kaligrafi kursuna yazılacağım senin eserlerinle iyice heveslendim...

Ecehan dedi ki...

Anıl,
Leb demeden leblebeyi seven gönünü çok seviyor bu ablan, biliyorsun ;-)

Ecehan dedi ki...

Syhn,
Sana ilham verebildiysem, bundan vazgeçme diye bunlardan bir tanesini de göndermek isterim. Ne dersin? ;-)

zero dedi ki...

:)) evet, zaten bu aşkı farkedenin sadece kendim olabileceğini hiç düşünmemiştim:))

Syhn dedi ki...

ne derim yaa bayılırım çok mahcup olurummm...