Yaşamaktan çok keyif aldığım bir yer Bodrum.
Kırkıma da geldiğim için olsa gerek artık, tercihlerim, hazlarım daha bir olgunlaştı daha bi değişti sanki.
Artık mavinin de, yeşilin de, tertemiz bir havanın da, suyun da, yağmurun da kıymetini bilir, herşeye şükreder oldum.
Mümkünse birkaç günlüğüne dahi başka şehirlere gitmek istemiyorum uzun zamandır.
2,5 saat uzaktaki İzmir'e bile...
Turizm sezonunun başlaması, sokakların, trafiğin kalabalıklaşması on iki ay burada yaşayan bizleri biraz gererek geriye çekiyor. Sanki bir süreliğine yazlıkçılara terk ediyoruz yaşadığımız yerleri. Sıkılıyoruz kalabalıktan ama bir taraftan da yerli yabancı turistlerin kıymetini de biliyoruz. En büyük geliri turizm olan Bodrum'da direkt bu işi yapmıyor bile olsan bir ucu mutlaka bizlere de dokunuyor çünkü.
Bodrum şehir merkezi baştan ayağa yenilendi.
Alt yapısı, üst yapısı ile yeni bir çehre kazandı ama o bilinen otantikliğinden de birşey kaybetmedi.
En güzeli de bu oldu.
Bahçelerde şakıyan begonviller renk renk gülücük dağıtıyor.
Ona hanımelleri eşlik ediyor, sanırsın Paris'te parfüm fabrikasındasın ;-)
Bizim gül fatma sizin sardunya dedikleriniz yok mu hele! Aman Tanrım cıvıl cıvıl, zahmetsiz.
Çiçekler ne kadar önemli hayatımızda değil mi?
En sinirli halimde bile kayıtsız kalamıyorum onlara, gülümsetiyor beni.
Evime giden yol mimoza ağaçlarıyla kaplı. Sanki toprak ananın küpeleri gibi geliyor bana. Huzurlu, süslü, gelin gibi.
Su toprakla ne zaman buluşsa meyvelerini nazlanmadan veriyor ve siz bu görüntüye üç beş dakika içinde ulaşabiliyorsunuz, bu harika değil mi?
Dağ lalesi dersiniz siz mesela biz Bodrum Lalesi deriz, görünce anlarız ki bahar gelmiş.
Tavan yaptığında mavinin hasreti iniverir kıyıya yemeğimizi yeriz. En çok on dakikamızı alır.
Hani siz süslü süslü lambalar takarsınız ya şehir hayatında mecburen her yere, biz kabağı lamba yapar, doğayı doğalla birleştirmeyi tercih ederiz mesela. Bu kabakları sanat eserine dönüştüren Lekabbak (Halikarnas Kabakçısı) muazzam bir de laf ediyor, diyor ki; "Bir su kabağına kaç hayat sığar? Peki ya su testisine?"
Ne çiçek tanıtımı yapmak ne de bildiğiniz Bodrum'u tekrar anlatmak niyetim.
Niyetim, yaşamayı kadere bağlayıp, yaşayacağın yeri seçememek yada seçsen bile bir takım engellere takılıp olmak istediğin yerde olamamakla ilgili.
O kadar hızla ilerliyor ki hayat, yarınlara ertelenmeyecek hızda.
O kadar çok kişiden duyuyorum ki, hayalinin şehir hayatından uzaklaşıp böyle bir yerde yaşamak olduğunu...
Eskiden hemen başlardım dinlemeye, anlatmaya, şimdi gülüp geçiyorum.
Yaşayacağı yeri dahi kendi seçemiyorsa insan, veremiyorsa küt diye kararını yapacak birşey yok çünkü.
Haaa sanmayın ki burda da eksikler yok.
Var. Bir şehir yaşantısına göre pekçok eksik var size göre. Ama bu eksiklerle bile mutluyuz biz. Niyetimiz bu çünkü, mutlu olmak ve buna kararlı olmak. En azından olmaya çabalamak. Hayal kurmak yerine yaşamak.
Seviyorum seni Bodrum.
Bir gece ansızın, şahane işimi ve kurulu bir düzeni bırakıp, koşa koşa, hesapsız kitapsız, korkusuz ve cesaretle sana geldim ve de bundan hiç pişman olmadım.
Sadece bir anlık cesaretti mutluluğa yeten.
Kırkıma da geldiğim için olsa gerek artık, tercihlerim, hazlarım daha bir olgunlaştı daha bi değişti sanki.
Artık mavinin de, yeşilin de, tertemiz bir havanın da, suyun da, yağmurun da kıymetini bilir, herşeye şükreder oldum.
Mümkünse birkaç günlüğüne dahi başka şehirlere gitmek istemiyorum uzun zamandır.
2,5 saat uzaktaki İzmir'e bile...
Turizm sezonunun başlaması, sokakların, trafiğin kalabalıklaşması on iki ay burada yaşayan bizleri biraz gererek geriye çekiyor. Sanki bir süreliğine yazlıkçılara terk ediyoruz yaşadığımız yerleri. Sıkılıyoruz kalabalıktan ama bir taraftan da yerli yabancı turistlerin kıymetini de biliyoruz. En büyük geliri turizm olan Bodrum'da direkt bu işi yapmıyor bile olsan bir ucu mutlaka bizlere de dokunuyor çünkü.
Bodrum şehir merkezi baştan ayağa yenilendi.
Alt yapısı, üst yapısı ile yeni bir çehre kazandı ama o bilinen otantikliğinden de birşey kaybetmedi.
En güzeli de bu oldu.
Bahçelerde şakıyan begonviller renk renk gülücük dağıtıyor.
Ona hanımelleri eşlik ediyor, sanırsın Paris'te parfüm fabrikasındasın ;-)
Bizim gül fatma sizin sardunya dedikleriniz yok mu hele! Aman Tanrım cıvıl cıvıl, zahmetsiz.
Çiçekler ne kadar önemli hayatımızda değil mi?
En sinirli halimde bile kayıtsız kalamıyorum onlara, gülümsetiyor beni.
Evime giden yol mimoza ağaçlarıyla kaplı. Sanki toprak ananın küpeleri gibi geliyor bana. Huzurlu, süslü, gelin gibi.
Su toprakla ne zaman buluşsa meyvelerini nazlanmadan veriyor ve siz bu görüntüye üç beş dakika içinde ulaşabiliyorsunuz, bu harika değil mi?
Dağ lalesi dersiniz siz mesela biz Bodrum Lalesi deriz, görünce anlarız ki bahar gelmiş.
Tavan yaptığında mavinin hasreti iniverir kıyıya yemeğimizi yeriz. En çok on dakikamızı alır.
Hani siz süslü süslü lambalar takarsınız ya şehir hayatında mecburen her yere, biz kabağı lamba yapar, doğayı doğalla birleştirmeyi tercih ederiz mesela. Bu kabakları sanat eserine dönüştüren Lekabbak (Halikarnas Kabakçısı) muazzam bir de laf ediyor, diyor ki; "Bir su kabağına kaç hayat sığar? Peki ya su testisine?"
Ne çiçek tanıtımı yapmak ne de bildiğiniz Bodrum'u tekrar anlatmak niyetim.
Niyetim, yaşamayı kadere bağlayıp, yaşayacağın yeri seçememek yada seçsen bile bir takım engellere takılıp olmak istediğin yerde olamamakla ilgili.
O kadar hızla ilerliyor ki hayat, yarınlara ertelenmeyecek hızda.
O kadar çok kişiden duyuyorum ki, hayalinin şehir hayatından uzaklaşıp böyle bir yerde yaşamak olduğunu...
Eskiden hemen başlardım dinlemeye, anlatmaya, şimdi gülüp geçiyorum.
Yaşayacağı yeri dahi kendi seçemiyorsa insan, veremiyorsa küt diye kararını yapacak birşey yok çünkü.
Haaa sanmayın ki burda da eksikler yok.
Var. Bir şehir yaşantısına göre pekçok eksik var size göre. Ama bu eksiklerle bile mutluyuz biz. Niyetimiz bu çünkü, mutlu olmak ve buna kararlı olmak. En azından olmaya çabalamak. Hayal kurmak yerine yaşamak.
Seviyorum seni Bodrum.
Bir gece ansızın, şahane işimi ve kurulu bir düzeni bırakıp, koşa koşa, hesapsız kitapsız, korkusuz ve cesaretle sana geldim ve de bundan hiç pişman olmadım.
Sadece bir anlık cesaretti mutluluğa yeten.