12 Ekim 2017 Perşembe

12.10.2017 / 15.Gün

"Çok kayda değer bir şey olmadı" diye yazmaya başlayacaktım ama sonra farkettim ki; nefes aldık, yemek yaptım, sohbetler ettim kızlarımla, eşimle, dayımla, kızkardeşimle, yeğenimle... Bunları kayda almadığımı düşünmesin lütfen evren...Şükrediyorum...
Eve gider gitmez dün akşam, hemen bol yumurtalı bir hamur yoğurdum. Mantı yaptım. Kızım yarın akşam yurttan gelince pişireceğim, çok sevinecek biliyorum çünkü uzun zaman oldu mantı yapmayalı ve kolum rahatsız diye istemiyorlardı yapmamı. Gerçi bu bana 3 saate ve bel ağrısına mâloldu ama olsun, zevkle yaptım ve hemencecik iyileştim. (Sağolasın Dolorex)
Geçenlerde  "kadın ve çocuklarla ilgili"   bahsettiğim proje için yaptığım çalışmalarımı ve düşündüklerimi kızımla paylaştım. Önerilerde bulundu, çok hoşlandı, epeyce sohbet ettik, ikimize de iyi geldi. (Umarım aynı heyecanla devam eder ve sonuçlandırabilirim.) Hayal ediyorum bazı şeyleri, bu projeye kanalize etmeye çalışıyorum kendimce, heyecanlandığım da oluyor bazen, öyle önemli yani...
Gümbet sahilinde çekilmiş bir fotoğrafla içim umut doldu, çok hoşlaştım.(Foto:Mehmet Deniz) Sık sık bahsettiğim üzere renk renk her şeye bayılıyorum.



Yazın bahçedeki ağaçlarının gövdelerini boyasam zarar vermiş olur muyum diye araştıracağım ve uygun bir boya bulursam boyayacağım birini inşallah...
Bugün, haftalardır arayıp da bulamadığım minnak kornişonları buldum, akşama yıkama faslını bitiripte kurabilir miyim turşu, evdeki kavanozlar yeterli mi  bilemiyorum, bakıcez.
Yeni sınav sistemi açıklandı malûm, bu akşam uzun uzun kritik yaparız galiba ailecek.
Süt tembihlemiştim, unutmuş arkadaşım sağolsun; yarın getirecek, yine bir yoğurt mayalama evresi yaşanacak. Bir kısmı ile de tatlı yaparım herhalde zira küçük kızım bir tatlı canavarı. Muhallebi gibi şekersiz pişirip, soğuduktan sonra tabaklara alıp üstüne pekmez dökerek yediğimiz bir tatlı yapardı annem, talep olursa onu yapabilirim mesela. Neyse bunun için kafa programı yapmaya gerek yok, erken daha, süt yarın gelir mi bakalım ;-)
Bugünlük hoşçakal blogcuğum...













11 Ekim 2017 Çarşamba

11.10.2017 / 14.Gün


İletişim kurduğunu sanan var...
İlişki kurabilen pek az...
Başarısızlıktan korkmaya kodlanmış beyinlerimiz...
"Beceri, çaba ve duygusal yetkinlik yoksunu...
Bireyselleşememe hüsranı...
Öz bozulur...
Direnmeler başlar anlamlı olmasına ihtiyaç duyulmadan...
Öfke...
Zıtlaşma...
Kavga...
Yıkıcı eleştiriler...
Endişe...
Ankisiyete...
Bir de, şu ille de "kabul görme arzusu"...
Daha minnacıkken beyinlerimize kazınan...
Büyüyünce anlasak bile baş etmekte zorlandığımız...
Gereksiz yere fazladan yüklenmiş sorumluluklar...
Sevilmeme hissi...
Takdir edilmeme...
Aynı endişeden...
Başarısız olma korkusundan...
                                                               
Öte tarafı da var...
Başarıdan da korkar insan...
Sorumluluklar çoğalır...
Düşmanların artar...
Çekemeyenlerin çoğalır pıtrak misali...
-mış gibi yaparlar...
-mış gibi yaparsın...
Beklentiler o kadar yükselir ki tatminsizlikler başlar etrafında...
Korkulur senden, yalnızlaştırılırsın...
Yalnızlaşırsın...
Doğaya, yaratılışa aykırısındır artık...
Bocalarsın...
"Bir kez daha denemekten" korkmaya başlarsın...
Gereksiz görürsün...
Zaman akmaktadır...
Geriye dönüş yoktur...
...

İletişim bitme noktasındadır...
İlişkiler bozulur...
Çıkış noktası ararsın...
Bulursun bir şey...
Tüm gücünü buna verirsin, geri kalan zorunluluklardır, yaptıkça da yapmadıkça da hırçınlaştırır...
Psikopatlaşırsın...
Özgürlüğün bitmiştir...
Hastalıklar başlar...
Mutsuzluklar...
Umutsuzluklar...
Stres...
Malûm sona hızlıca bir yaklaşış...
Sorarlar;
Merhumu nasıl bilirdiniz?..
İYİ...
Hakkınızı helal ettiniz mi?..
ETTİK...
İstikamet belli...
Acelece hem de...
...
İyi mi ettik?..
Helâl mi?..
Oldu mu?..
Başardık mı?..
...
Evet.
Nereden çıktı bunlar şimdi?
E günlük hayat yazıyoruz madem, bu yukarıdakilerden bazıları, benim (muhtemelen sizin de) her gün yaşadıklarım/ız/dan... Birkaçı, hiç değilse biri, mutlak var. Daha ebeveynlik kısmını eklemedim bile zira o bambaşka bir alem...
Önemsiyorum bu 21 gün yazma işini, yazmışken bu da olsun istedim burada...
Hayatım/ız sadece mesai, ev, mutfak, el işi, kitap okuma, kahve içme rutininde geçmiyor aslında... Bunlar da var...
...

Dişimi yapıştırttım, aylar sonra ilk defa kızımı da aldım dersten, Salı pazarına gittik. Bodrum merkezde salı günleri kumaş-giysi pazarı kurulur, bilenler bilir. Gittik ve çok üzüldüm aslında kızıma çaktırmamaya çalışarak. Çaktırmamaya çalışarak çünkü onu bu gibi şeylere ikna etmeye çalışıyorum. Çarşı, pazar yapmayı da öğrenmeli diye, belki bundan keyif bile alır diye, deniyorum işte annece. Üzüldüm çünkü eskiden daha anlamlıydı bu pazar. Yöresel, el emeği, bir daha başka yerde bulamayacağınız ürünler daha ön plandaydı. El dokuma tezgâhlarından çıkan elvan çeşit kumaşlar, örtüler olurdu her bütçeye uygun. Eski sandıklardan çıkan çeşit çeşit kanaviçeler, tel kırma işler, sarma işleri, delik işleri satılırdı. Birkaç tane de, bu eskilerden çıkan parçaların çeşitli yöresel kumaşlara kombinlendiği kıyafetler satan terziler vardı hatta.
Şimdi bu saydıklarımdan hiç yok. Var olan bir kaç tanesi de fabrikasyon ürün satıyor, her yerde bulunan şeylerden. Özellikle "Bodrum pazarından aldım" denilebilecek zerre ürün yok desem yeridir. Daha çok sweatshirtçü, eşofmancı, çantacı, plastik tokacı filan var. Üzücü. Belediye başkanı olsam, eski haline getirtirdim bu pazarı. Dikkatlerini mi çekmiyor? Kadın gözüyle mi bakınca böyle? Bilmiyorum ama cidden üzüldüm, laf olsun diye değil. Bak bu resimdeki eski bir sandıktan çıkan tel kırma mendili (adı böyle idi) eskiden almıştım Bodrum pazarından, bloğumda vardır belki de. Kenarlarını oyalayıp anneme hediye etmiştim. Hiç telaş etmemiştik üzerindeki sandık lekeleri çıksın diye. Öylece hatıralarıyla duruyor şimdi annemin sehpasının üzerinde.





Pazar dönüşü yüncüye uğradım. 3 renk daha aldım motifler için, toplam 27 renk olmuş, saydım akşam.
Sucuklu kuru fasulye yaptım, pilav da; turşuyla yedik.
Kızım ders çalıştı, o "bir kez daha deneyenlerden"; gurur duyuyorum...
5 tane motif işledim patchwork örtümüz için. Belki bunda da benzer bir çabam var hayata dair... Renk renk... Küçük parçalar ama bütüne dair... Vesaire.
Mualla kızla seviştik biraz, ona da yaş mama almış babişko, mutlu oldu verince sanki... Nereden anladım? Bilmem, öyle geldi işte.
Kekik çayı içtik yine. Meyve yedik. Öteki Gündem'i seyredeyim dedim, sıkıldım yine. Bildik, hep aynı terane...
Vizeleri kaldıran yada sebep elçiymiş gibi adamı suçlamalarına gıcık oldum bu arada zırt pırt karşıma çıkan kanallardaki bültenleri azcık izlerken. Daha doğrusu bizi "aptal yerine koyduklarını sanmalarına" gıcık oldum. Bundan haz mı duyuyorlar, bilemedim yine.
Tam yatacaktık, bum bum bummmmm!...
Deprem.
Evet yine.
Çok naz aşık usandırır, hayatta hep inandım buna, bizim deprem de o misal. Öyle gıcık bir duygu ki! Uzun da sürdü. Net'te gördüklerinize inanmayın, sürekli değiştiriyorlar depremlerin şiddetiyle ilgili bilgileri. İlk zamanlar doğruydu ama sonra -muhtemelen güya turizm için kötü imaj oluşması söylemlerinden sonra- bu şiddet ve derinlik konusunda her zaman oynadılar, tek tek tespitlerim var, şaka değil. Bunda bile sahtekârlık olur mu dersen, olur, oldu işte.
Fırlarcasına kaçan uykunun ucunu yakalamak zor oldu. Sabaha karşı uyudum, kalktım işe geldim.
Blogları okudum, özellikle bu 21 gün fikrine uyanları. Yorum da yazdım. Öyle ya "komşu komşu, bi uğramadan gitmeyeyim, ne var ne yok, peh maşallah" misali...
Öğle arası bitti, işe dönmeliyim, bay bay...






























10 Ekim 2017 Salı

10.10.2017 / 13.Gün

Dün iş çıkışı eve gittim. Mercimek bitmiş çorba için, bakkalımızı aradım, hemencecik gönderdi sağ olsun. Sağ olsun da o ne mercimekti öyle be kardeşim! Sanki böyle şeffaf gibi küçük toplar. Epeyce sıcak suyla yıkadım muslukta, yıkadıkça biraz yumuşasın da çabuk pişsin diye, genelde mercimeği ocağa koymadan çok çok yıkamanın pişirme süresini ciddi ölçüde kısalttığını daha yeni şarj-etmiş biri olarak. Öyle böyle değil, bilmedi bir türlü pişmeyi, 1 saat 45 dakikada ancak ancak helimelenmeye başlamıştı, kızım açlıktan bitap düştü yeminlen. Hem sevmiyorum ben market alışverişini hem de mahallemizin bakkalını kalkındırmak istiyorum dolayısıyla o ne getirirse ona razı oluyorum çoğu zaman. Bazen de fikrimi söylüyorum, değiştiriyor markayı sağ olsun, e bu da beni biraz daha bağlıyor bakkalımıza. Eve servis acayip hızlı, evden kime söylesem kesinlikle o hızla alınmıyor ;-)
Neyse; yaptık, içtik çorbayı. Mercimeğin pişme süresi uzayınca o arada bir de domatesli, biberli, soğanlı bulgur pilavı yaptım, birazı da bugüne kaldı iyi oldu.
...
Yine bu inatçı mercimeğin pişmesini beklediğim esnada, son zamanlarda oldukça popüler olan, içeriği ve faydaları sebebiyle "mide ve bağırsakların süpürgesi" tabiriyle sık sık anılan Sauerkraut yapmaya niyetlenip, pazar günü başlamıştım, dün onu da tamamladım. Fermente gıdaların bağırsaklara mucize etkisini, bağırsak florası ve fonksiyonlarının da tüm sağlımıza hiç tahmin edemeyeceğim kadar etki ettiğini uzunca bir süredir araştırıyor, deniyor, yaşıyorum. Dolayısıyla ve de kızlarım çok sevdiği için denedim, umarım sonuç da güzel olur. Bizim bildiğimiz lahana turşusundan farkı ilave su konmaması aslında, kendi suyu ile kuruluyor bu turşu. Tarifi hakkında internette bir sürü bir sürü çeşit bilgi olmakla beraber ben Almanya'da uzun yıllar lokanta işleten bir yakınımın verdiği tarif ve öneriyle yaptım. Merak eden olursa tarif şöyle;
* Bir orta boy lahanayı dörde bölüp, ortasındaki sert kısmı çıkarıyoruz.
** Lahanaları ince ince kıyıyoruz.
*** 1,5 yk öğütülmüş kaya tuzu ile vıccırığı çıkana kadar ovuyoruz ;-)
**** Lahanalar sularını salınca üzerine ağırca bir taş koyup, 24 saat bekletiyoruz ama bu bekleme süresinde gidip geldikçe taşı daha da bastırıyoruz, tüm suyunun çıkmasına katkıda bulunuyoruz yeniden. (Not: Lahana kokulu bir sebze olduğundan ve o koku bizim evde sevilmediğinden, ben bu aşamada kabı poşete koyarak buzdolabına kaldırdım, oradan çıkarıp çıkarıp bastırdım taşı)
***** 24 saat bekleyen lahanaları cam kavanozlara alıyoruz, dibe, aralara damak tadınıza göre azlığını çokluğunu ayarlayabileceğiniz kadar dilinmiş sarımsak ilavesiyle. Lahanaları sıkıştırarak koyuyoruz bu arada ve kalan boşluklara da kendi bıraktığı suyunu. Üstüne az biraz kimyon tohumu serpeliyoruz şöyle;


Bunun da üstüne asma yaprağı koyuyoruz ki hem lahanalar üste çıkıp olası barlanmalarla karşılaşmayalım hem de tein içeriği sayesinde turşumuzda kıtırlık olsun diye. Dikkat edeceğimiz şey; turşu suyunun asma yaprakları üzerine kadar çıkması. Eğer ovalama ve bir gün boyunca yeteri kadar taşla sıkıştırma yapmışsanız kendi çıkardığı su, turşu için fazla bile geliyor, ilave su kullanmıyorsunuz. (Bana bir küçük kavanoz kadar su fazla bile geldi yani) Bu aşama da şöyle;


Veeee 21 gün beklemeleri için kapaklanıp, evin en serin ve karanlık yerine (üzerine havlu da örtebilirsiniz) yolculanıyorlar.


Ben turşu yada ne yaparsam yapayım, kapaklara tarih atıyorum ;-)) Böylece bekleme sürelerini takibi kolaylaştırıyorum.
...
Yemekten sonra bir ağırlık çöktü, birer battaniye alıp kıvrıldık kızımla kanepeye. Ahmet Altan'la İlker Başbuğ konuşuyordu ara ara onu dinledim ben, neler düşündüm neler... Yine çok gerdi memleket halleri, yine bildik kuruntular, yine bildik bahaneler, yine bildik oyunlar... Takdir ediyorum Başbuğ paşayı. Keşke Cumhurbaşkanı olsa dedim hatta, bakarsın olur ;-)
23 gibi geçti miskinliğim bu arada ve gece 3'ü geçmişti ki o kadar saat dolanıp durdum evde, bir daha akşam şekerlemesi yapmayacağıma kesin kesin söz vererek kendime.
Sabah mı? Kazıdım kendimi bildiğin kazıdım.
Öğleden sonra diş hekimime gidicem, düşen dişimi yapıştırtmaya.
Hadi bay bay görüşene kadar...















9 Ekim 2017 Pazartesi

09.10.2017 / 12.Gün

Telaşlı bir hafta sonundan sonra, pazar günü güzelllce bol bol sendromunu da yaşayarak girdim bugüne ;-))
Bugün arkadaşımın kitabındaki düzeltmelerimi bitirdim, teslim ettim. Kasım ayındaki kitap fuarına yetiştirmeye çalışıyor bir telaş; öyle heyecanlı ki...
Zormuş ama ya bu edit işi. Yani 40 yıldır bildiğim bir kelime için bile, hatta "," bir virgül için saatlerce örnek araştırdım filan. Yetmediyse Türkçe öğretmenlerine sordum, sürekli kızlarımı taciz ettim ;-) Bu ilk düzenlemeden sonra tekrar verecek bu sefer de paragraftı, anlam bütünlüğüydü vs denetleyeceğim gözden kaçan varsa diye. Ödev gibi oldu benim için ama zorunluluktan değil isteğe bağlı yaptığım için de keyif verdi... Evet evet ben "kasılmayı"  sevmiyorum, işi değil...
İki doğurduğum kızım var biliyorsunuz artık ama 3.evlat edindiğim kızımı herkes biliyor mu endişe ettim eksik bilgiden. Hem bir de artık alınmaya başladı Mualla, hiç benden bahsetmiyorsun diye, "halt ettim, derhal gidereceğim bu eksikliği" diye dün gece söz verdim kendisine.


30 Ekim'de 2 yaşını dolduracak, benim canım oldu o da 2 yıldır. Sokağa atılmış halde bulmuş bir abladan alıp evlat edinmiştik. Çok coool'dur kendileri. Öyle her mamayı yemez, gelip rahatsız etmez, çok az yer, sevilmek istediğinden yukarı çıkan merdivenin alttan 8.basamağının korkuluk tarafına gelir ve miyavlamaya başlar, kalkar gidersin yanına, biraz gıdısını okşatır, sen ayrıldığında yanından eğer bakmaya devam ediyorsan oturduğun yere gelir, gel dersen gelir ve başlar guruldamaya. Yıllar önce ilk kedimiz olan Prenses'i bu yüzden veterinere götürmüştüm, karnından garip sesler çıkarıyor, hasta galiba diye, çoook gülmüştü adamceğiz. Hoşlanma sesi olduğuna bi şaşırmıştık ki sormayın gitsin. ;-)) Çok ilgili kendisi benimle. Hastalanırsam da gelir hiç kalkmaz karnımın üstünden, sanki elinden geleni yapmaya çalışıyor gibi. Öyle işte çok sevişiyoruz, iyi ki bizim kızımız...
Akşam oldu, hemen eve gitmem lazım, kızım mercimek çorbası istedi, "başka birşey yapmasan da olur" dedi, bi bakayım ne yaparım...
Birkaç motif işlemeyi ve bir miktar kitap okumayı diliyorum akşamdan. Yarın da tekrar yazmayı...
Bugünlük de bu kadar...
















08.10.2017 / 11.Gün (gecikmeli tarife 2)

Evet pazar gününü yazacağım yine gecikmeli ;-) Sebeplerini bir önceki yazıda anlatmıştım zaten ;-)
Yine erkencikten saat 10:00'da kalktım, aslında 09:32'de kalktım, kuzen whatsap gurubunda zibilyon tane mesaj vardı, okudum, cevapladım filan işte. Çook güldüm kimi yerde, sesli mesajlar attık birbirimize, halamı çekiştirdik kızlarıyla. (Halamın küçük kızı doğum yaptı geçen hafta, halamsa doğumdan 2 gün önce 21 günlük kaplıcaya gitti. Bu bence yeterli sebepti dedikodusu için ;-)) Bebeğin sarılığı yükseldi, hastanede yattılar filan, döneyim demediği gibi bir de arayıp öteki kızını kaplıcaya çağırmış ille siz de gelin diye eniştem; bu kadar yani ;-))
Neyse efendim, kızlarımcığımlarım yine burun akıntısı, hafif ateş, hafif öksürük eşliğinde uyandılar, kahvaltıyı hazırlamıştım en sevdiklerinden. Bir de Mandıra Filozofu usulü sahanda yumurta yaptım tereyağlı filan, ayıplamayın 2 ekmeği gömdük hep birlikte.
Pazar günleri küçük yavru yurda dönüş yaptığı için hem çok zor, hem çok telaşlı geçiyor bizim evde. Zorluğu ayrılığa dayanamadığımızdan telaşı da "aman birşey unutup da zorda kalmasın"dan. Ben genellikle pazar günleri yaşarım aslında pazartesi sendromu dedikleri şeyi. Pazartesi zaten gelmiş kaçmış kaçarı yok hale gelmişse niye sendromu olsun? Oysa pazar öyle mi? Üf yine neler olacak diye 1 gün önce sendroma girmek daha mantıklı her zaman ;-))
Yavruyu yolladıktan sonra istek üzerine lahana aldırdım, Sauerkraut yapacağım kısmetse. Bilirsiniz, Almanlar'ın mucizevi diye adlandırılan lahana turşusu. İnce ince kıydım, tuzla ovdurdum (benim kolum bu işlem için yeteri kadar iyi değil malûm) suyu çıksın diye üzerine ağırlık koyarak dolaba koydum, pzt. iş çıkışı el atmaya devam edecek şekilde.
Akşama kendime ziyafet çektim, çim çim karides ve yine Almanlar'ın Rotkohl'u ile. Rotkohl'u kendim yaptım, kırmızı lahanayı ince doğrayı tuzla ovdum (az diye bunu kendim ovdum ;-)), 1 tane elma rendeleyip, çok az sirke ve 1 çay bardağı vişne suyu ile ocağa koydum, içine bir küçük tutam kimyon tohumu ve karabiber attım, ocaktan aldım, tadına baktım, ne istiyorsam onu kattım, biraz turşu suyu mesela (ama tarifte bu yok aslında) Et, balık, tavuk gibi şeylerin yanında servis edilirmiş bu şey. Beyaz lahanayla yapılanı da varmış, ona da vişne suyu yerine elma suyu koyarlarmış.
Tadı tatlımsı olduğu için pek de Türk damak tadına uygun değil aslında ama arada bir değişikliği seviyorum ben sanırım ondan hoşuma gitti. Mesela bazen ballı hardal yaparım etin yanında sos olarak. Ev ahalisi ağzına koymaz bu gibi şeyleri, ben tek başıma yerim ;-) Karidesten de hiç haz etmezler, bi lokma almazlar hatta ben temizlerken üst kata yada bahçeye kaçarlar, o derece yani.



Face'te de paylaştım, bu bir yemek değil benim için AŞK diye ;-) Blogcuğum da eksik kalmasın, anı olur sonrasına dedim, bi de buraya yazdım yani anlayacağınız.
Tv'de izlenecek hiçbir şey bulamıyorum, çok mu kalitesizleşti ne? Yada benim mi değişti arayışlarım? Çok mu sıkıldım zaten duyduğum, izlediğim hiçbir şeye güvenmemekten? Evcilik oyunu kadar bile anlamlı bulmuyorum ya maalesef bize çoğu zaman gerçek diye yutturulanları vesaire vesaire...
















07.10.2017 / 10.Gün (gecikmeli tarife 1)

Eveeet, ço yoğun geçti hafta sonum.
Planladığım pek çok işimi bırakmak zorunda kaldığım gibi bloğa da yazamadım çünkü malûm mevsimin malûm alerjik reaksiyonlarıyla hemhâl olan kızlarımı toparlamam gerekti.
Olsun ben yine de, gecikmeli de olsa atlamayayım günlüğümü ;-)
Cuma akşamı "anne beni iyileştir, çok halsizim" diyerek geldi yurttan eve kızım. 2 saatlik yolculuk iyice yormuş cancağzımı. Yemekti, bitki çayıydı, meyveydi, ilaçtı, vitamindi derken ben de yorgun düştüm, sızmışım koltukta teee gecenin bir yarısı yatabildim yatağıma.
Cumartesi sabahı erkencikten (hafta sonu 10 benim için çok erken n'apim 5 mesai gününe nezemesin istiyorum hafta sonları da ;-)) kalktım, metabiotik ve bakteriyosin içeriği zengin bir krep yaptım, yanında da acı-biber reçeli, süzme peynir eşliğinde. Bu arada hemen söyleyeyim reçelin çok az acısı var, sanırım biberler sandığım kadar acı değildi yada eşlikçisi tatlı biber miktarı daha çoktu. Çocuklar yiyemez endişesiyle az acı olsun istemiştim ama sanki bi tık daha acı olsaydı adına daha çok yakışacaktı.


Film izledim çocuklar uyurken ara ara, "5 kat yukarı", "Oda hizmetçisinin günlüğü" ikisini de sevdim diyebilirim. Muhteşemdi diyemem ama eh kapatasım da gelmedi açmışken öyle yani.
Bir süredir arı popülasyonu artışından mütevellit hiç faydalanamadığımız bahçemizi ilaçladı babişkomuz zira kızlarım arıdan çok korkuyor. Meğer bizim çimlerimiz kurtçuk kaynıyormuş, arılar da beslenmeye geliyorlarmış iyi mi? Neyse bakacağız ilaçlamanın başarısına önümüzdeki günlerde.
Akşama fırın poşetinde patatesli tavuk budu ile sebzeli pilav yaptım, yoğurt, turşu vs eşliğinde.
Hiç kitap okumadım çünkü ben çocuklar hastayken odaklanamıyorum bir türlü, anlamıyorum okuduğumu. Bu yüzden birkaç motif daha işledim. Ha bu arada, ne olacağına niyetlenmediğim için midir nedir, şeytan kulağına kurşun hiç olmadığım kadar hızlıyım bu örgüde, olduğu kadar olsun, gittiği yerde dinlensin konulu başlamıştım biliyorsunuz ;-)) Kasmayınca bişeyler beni, rahatlığı daha da çok teşvik ediyor beni sanırım, evet öyle sanmıyorum...
Bu hafta sonu yürüyüşe çıkmak istiyordum aslında yine o da olmadı, zaten o kadar az oluyor ki bu, bir türlü motive olamıyorum, evde kalsam bir sürü iş yaparım gibi geliyor hep ve manâsızca bunu yapıyorum.
Haa bi de bu aralar ön komşularımız sürekli tartışıyor, birbirlerine bas bas bağırıyorlar, 5 dakika geçmeden bahçede görüyorum mesela birini sanki hiiiç bişey olmamış gibi öyle kibar, öyle sakin konuşuyor ki benimle sürekli kendimden şüpheleniyorum "gaiptan mi duydum ben o sesleri?" diye. Ya hu 5 dakika önce canhıraş kavga etmişsin hiç mi yansımaz yüzüne? Aman ne bileyim belki de öyle olmak gerekir ki ben asla olamam mesela.
Cumartesilik bu kadar...














6 Ekim 2017 Cuma

06.10.2017 / 9.Gün

Dün iş çıkışı sevinçle ve heyecanla gittim eve. Kızıma rica ettim üst kata çıkmaktan üşendiğim için ev kıyafetlerimi aşağı istedim ;-) O arada biberleri suya koydum, TV 8'de Gerçeğin Peşinde'yi açtım hemen. Hani katil arayan program, onu. Kızım çok yadırgıyor olsa da her gün bu -ruh sıkıcı- diye nitelendirdiği programı seyretmemi, ben gerçekten insan profil ve davranışlarını izlemeyi seviyorum galiba; hani bu sevgi sevecenlik sevgisi gibi de değil bir nevi sosyolojik bir takım gerçeklerle farkındalığımın arttığını hissedip buna sevinme sevgisi. (Nasıl ama açıklamam; daha bi karıştı hissim de yok değil şu anda ama olsun silmicem ;-))
Neyse...
Biberleri yıkadım, bir kısmı acı bir kısmı tatlıydı bunlar.


Minnak minnak doğradım, acı biberleri eldivenle tabi, mutfakta eldiven kullanmaktan gıcık olduğumu bir kez daha bünyemin iliklerine kadar hissettirerek hemi de...
Üzerine şekeri koyup 3 saat dinlenmeye bıraktım tencerede. Başlangıç ve 3 saat sonrası şöyleydi;



Sonra malum pişme evresi, ağır ateşte 1 saat kadar pişirdim ben. 1 yemek kaşığı (belki de 1,5) limon sıktım, 5 dakika daha kaynatıım, kavanozlara koydum bitti gitti ;-))



İlk incelemelerimize göre renk, doku tam istediğim gibi yalnız tadı konusuna yarın değineceğim zira bu işlem bittiğinde saat 23:30 sularıydı ve ben de sıcakken tadına bakmadım, bugün iş çıkışı ilk tadımı yapacağım inşallah ;-))
Şimdi de ki; "eee koca akşam bi bununla bitti mi, 3 saat beklerken oturdun mu?"
Yok anacım bitmedi, dinle bak ;-)) Ben doyumsuz, acı ve tatlı olmak üzere 2'şer kg aldırmıştım (hatta bir ara 3'er kg da geçtiydi valla aklımdan) e ne bilim reçel yapcaz ya malum, sonra açtım netten tariflere bakıyorum ki durum şu; 5 adet acı, 5 adet tatlı; 8-10 adet acı, 10 adet tatlı vs vs... Anacım ben aldırmışım 30-40'ar tane. Neyse bu kadar insan böyle yapıyosa vardır bi bildikleri felan dedim ama yine de ben muhtemelen 12-15'şer tane doğramışımdır. ;-))
Eeee hadi doğradık koyduk tencereye sonra şöyle bi Hülya Koçyiğit gibi ani bir dönüş yaptımda tezgâha ne gördüm? Ne görücem bi dolu acı-tatlı yıkanmış biber melül melül bana bakıyo. Aklıma küçük kızımın ne zaman yemeğe gitsek közleme biber siparişi verdiği geldi trink trink trink... N'apıyoruz bu durumda? Balkondaki küçük tüpe közleme tepsisini yerleştiriyoruz, közledikçe poşete alıyoruz, bitince kabuklarını soyuyoruz, soyunca da rulo yapıp sarmısak eşliğinde evde hunharca tüketilen probiyotik turşunun (bak gene yazmadan geçemedim görüyon mu?) kalan suyuna biraz da zeytinyağı ilave ediyor ve dolaba kaldırıyoruz...
Sorumlu blogcu kimliğimle tek tek resimledim;



Eeeee bitti mi?
Onca acı biber nolucak?
Şöyle oldu;


Kurursa kuruyacak işte gerisine sonra bakarız ;-))
Balık sezonu açıldı malum, bu akşam bulabilirsem güzel bir balıkcık, alacağım, köz biber, turşu, yoğurtlama vs, menü geniş olacak bugün cuma ve küçük kızım geliyor bu akşam çünkü...
Allah evlatlarımıza hayırlı tahtlar ve bahtlar versin cümlemizin. Bazen düşünüyorum da, "onlar olmasa bunca şeyi yapar mıydım?" diye.. Şu anda "hayır, kesinlikle yapmazdım" diyorum mesela. Onlar bi lokma yiyecekler diye, bunca sağlıksız şeyin arasında belki minik bir sağlık katkısı olur diye, evlerini sevsinler, fırın kokusuyla mutlu olabilsinler diye, şu üç günlük dünyada birlikte oturulan sofraların kıymetini öğrensinler diye, turşuydu, yemekti, reçeldi vs birlikte üretilen ve geçmişten gelen hiç değilse bazı ananeler unutulmasın diye, bir sürü hıyar gün içinde seni bezdirmiş olsa da demlediğin bir bardak çayla huzur yakalayabilsinler diye...diye...diye...diye...
Değer be...
Sağlığım, gücüm yettiğince sanırım vazgeçmeyeceğim...
Bugünlük bu kadar günlükcüğüm...


























5 Ekim 2017 Perşembe

05.10.2017 / 8.Gün

Bol dedikodulu bir iş günü geçiyor bugün, aklım almıyor bu kadarını. Yine o zırt pırt olan değişiklikler, birbirleri ardından konuşmacalar, yanlışlar, vs vs. Ben gerçekten sevmiyorum bu kadarını, kaçtım hemen oradan, döndüm işimin başına.
Dün eve gidince İzmir köfte yaptım dünden kalan pilavın yanına, yedik. Köyden gelen sütü ocağa koydum, pişerken misss gibi kokusunu bile isteye içime çektim vallahi de ruhumun tazelendiğini hissettim, ruhum köylü benim. Yeni yoğurt mayalayacağım için az kalmış da olsa bir kaseden biraz fazla yoğurdu, süzeğime bezimi serip süzdürmeye bıraktım. Bir kâse süzme yoğurt oldu böylece onu da cuma günü gelecek olan küçük kızıma ıspanak ezmeli mi olur, şimdiden ne olur bilemediğim bir şekilde yedirmeyi düşünüyorum.
Dün işten tam çıkarken bir arkadaşım geldi, kitap yazmıştı, yayın evleriyle görüşüyordu. Birine karar vermiş, matbaayla anlaşmış, "kitabımın editörlüğünü yapar mısın?" dedi öle dümdük, öle birden ;-)))
Meğer daha önce -ben yardımcı olurum diye söz vermişim- Aslında heyecanlandım ve "seve seve" dedim tabi.
Akşam yemeğinden sonra başka hiç bir iş yapmadım. Kızımla sohbet ettik biraz ondan sonra o ders çalışmaya, ben arkadaşımın kitabıyla ilgili düzeltme çalışmasına başladık. Oldukça dikkat etmek istediğim için bir yanda bilgisayar, bir yanda kızım, bir yanda annem ve kız kardeşim (onlar öğretmenler) destekli gece 24:00'e kadar çalıştık. Arada kekik içtik, meyve yedik filan.
Motiflerimize bakmadık, dün siparişim olan acı biber reçeli malzemelerine de gereken yakınlığı göstermedik tabi bu arada. Ben bu kadar çok düzeltme yapılabileceğini tahmin etmemiştim o bir tomar kâğıdı elime aldığımda valla.


Kızımla, uyku öncesi çok tatlı sohbet ettik. Sanırım hepimiz aslında zaman zaman birbirimiz için ne kadar önemli olduğumuzu, sevildiğimizi, önemsendiğimizi duymayı istemek gibi bir duyguya sahibiz. Sadece hissetmek yetmiyor yani. Dokunmak, öpmek, okşanmak, duymak hepimize iyi geliyor. Zamanın sürekli devam eden telaşesinde mutlaka ama mutlaka bir yeri olmalı bunun. Dün gece bir kez daha tekrarladım kendime; sevdiklerime, değer verdiklerime, önem verdiklerime bunu söylemekten ve hissettirmekten vazgeçmeyeceğime.
Gece 03:30'da mayaladığım probiyotik yoğurdumu buzdolabına koymam gerekiyordu, saati kurdum yattım ama hiç uyuyamadım o saate kadar... Pek çok şey geldi geçti gönlümden...
Böyle işte sevgili günlük.
Bugün eve dönünce kırmızı biber reçeli yapmak istiyorum. İlk denemem olacak bu yüzden biraz daha meraklanıyorum. Dün akşam 10 küçük yeni kavanoz aldım yaptıklarımı koymak için, özeniyorum yani oldukça ;-)  Bayramda Ayvalık'ta tadıp çok ama çok sevmiştim. Alayım dedim, görümcemlerin aldığı yer baya uzakmış, gidememiştik bayram telaşında, bir de 150 gr.'lık reçeli 15 TL'ye aldıklarını duyunca da çok gelmişti zaten bana fiyatı. Bakalım kısmet olacak mı bu akşam yada enerjim... Bakalım tattığım gibi de olacak mı reçelim... "Aşk" gibi demiş satıcı görümceme bu reçel için; "önce tatlı tatlı yiyorsun sonra çıkıyor ceremesi ama yine de hoşlanıyor, bir kaşık daha alıyorsun"demiş...
Reçelden ziyade adamı da merak ettimdi duyunca ;-))) Çatlağın biriydi herhalde benim gibi ;-)))
Hadi güzel akşamlar olsun hepinize, güzel sabahlar...




















4 Ekim 2017 Çarşamba

04.10.2017 / 7.Gün

Bir tavuk aldım, eve gittim, kızım daha gelmemişti, dolabı açtım 3 küçük kabak, 2 küçük havuç buldum sevindim. Tüm tavuk alıyorum genellikle, göğüs kısımlarını ayrı bir yemek, butları ayrı bir yemek, diğer kısımları da düdüklüye atıp kaynatarak 3-4 çorbalık, pilavlık yada yemeklik tavuk suyu çıkarıyorum. Göğüs etlerini ve sebzeleri çubuk çubuk (niye jülyen demişler halen bilemediğim için kullanamıyorum cümlede) doğradım, ayrı ayrı kavurdum, birleştirdim, tereyağlı ve tavuk suyuna bir pirinç pilavı yapıverdim bitti. Çok şükür afiyetle yendi... Ben yemek yapmayı çok seviyorum aslında. Ama bulaşık makinesi boşaltmak vs kıvır zıvır işler yapmamalıyım mesela. Bu konuda babişkomuz sağ olsun destekliyor beni.

Birer kahve yaptım, kızım derse, babişko bilgisayar başına ben de örgü koltuğuma yerleştim. Kızım salonda çalışmak istiyor son zamanlarda, bana da iyi geliyor bu, ara sıra onu seyrediyorum, kaç yıldır hasrettim çünkü. Tv'de zaten elle tutulur bişey yok, belgesel desen artık birçok hayvanın sülalesini kendi sülalemden daha iyi tanıyorum, o yüzden ya sessiz açık yada kapalı.
Dün adını hatırlayamadığım ama aklımda kalan kitabı da aldım önüme, renk renk ip cümbüşü sepetimi de, 4-5 motif ördüm toplamda. Ama yıllardır hiç böyle bir hevesi olmayan (5-10 yaşındayken pek çok şey örmüştü) kızım "anne bana da başlayalım, ders molalarında ara sıra iki ilmek atarım madem stresi alıyormuş" deyince kalbim küt küt atarak ona da başladığım motifi bitirdi o da dün akşam. Şu anda toplam katkısı 2 motif. Çok seviniyorum ve sıkı mı gevşek mi olmuş vs demeden keyifle ekliyorum onları da bütüne. Yıllar yıllar içinde "bak bunu Elif yaptıydı" diyesim var, ömrüm olursa.

Coğrafya çalışıyordu dün akşam kızım, dünyada en büyük kömür yatağı Sibirya'da dedi, hemencecik itiraz ettim. Ayol onca karın, buzun altında ne kömürü varmışmış diye ;-)))) Öyleyse öyledir di mi niye bu itiraz? Var öyle taraflarım. Aaaaaaa hiç mantıklı diil-lerim... Sonra kişisel mantığımın neye göre şekillendiğini, hangi kıstasa göre doğru ve yanlış diye ayırdettiklerimi anlamaya çalışan melankolik de denebilecek bir seyre çıkışım... Bu düşünce çok açık bir yol ucu her şeye çıkabiliyor ben de, kimi zaman komik, kimi zaman anlamsız, kimi zaman anlanamazlı...
...
Evde tertiplemek gereken bir dolu iş ver ama hiç yapasım yok günlerdir. Kuruyan çamaşır yerleştirme işini de oldum olası hiç sevmedim. Zaten ev ahalisine sık sık uyardıda bulunuyorum -lütfen kirli çamaşır üretme hızınızla, katlama, yerleştirme hızınızı eşitleyin arkadaşlarrr- diye. Sonuç başarılı oluyor mu olmuyor çünkü balık baştan kokuyor, ben de tembelim bu konuda ;-))
Babişkoya acı kırmızı biber reçeli yapmak için sipariş verdim, yanında da birşeyler aldıysa pilavın yanına o bir şeyleri uydurabilirim belki diye düşünüyorum net bir plan yok kafamda yemek için.
...
Haa bu arada, kadınlar ve çocuklar konulu projem için çalışmaya da başladım haberiniz olsun. Sürdürülebilir ve maddi manevi getirisi olsun istiyorum projenin kadınlarımıza. Akşamları bir parça da buna çalışıyorum.
Sevgiyle kalın...
Acı biber reçeli tarifi vermek isterseniz takla bile atabilirim bu arada...

















3 Ekim 2017 Salı

03.10.2017 / 6.Gün

Ne demiştim dün;
..

".Akşama kısır ve turşu istedi büyük kızım. Mesai bitimi kısırı sakince yaparım inşallah, turşu da zaten yeni yapmış da hizmete açmış olduğum probiyotik turşu.
Biraz motif işlerim...

Biraz da boyama yapmak istiyorum kıl fırçalarımla çünkü artık masamda ev yapımı sabit duran büyütecim de var ve denemek istiyorum..."

Sakince ve güzelce kısır yaptım. Kısır bizim evde çok önemsenen bir yemek. Yemek diyorum çünkü o olduğunda yanında başka ne olursa olsun kimse dokunmadığından, yaklaşık 2 yıldır onu yemek gibi tek başına yapıyorum. Neden 2 yıl? Çünkü ancak 2 yıl önce şarzetti benim kafa ↯💡Bu işaretler ne? Yukarda bir kutuya dokundum, kendiliğinden oldu valla ;-)) Tabakta evet mandalina da var, neden var? Çünkü o meşhurrr Bodrum Mandalinamız henüz yeni yeni olmaya başlar bu mevsimde ve şu anda biraz ekşimsi tadı da vardır. Hem aroması hem de ekşiliği sebebiyle ben onu pekçok şeyde kullanırım mesela salatalar, mesela kereviz yemeği, mesela kısır... Turşuları ben yaptım, probiyotik ( anacım bi turşu yaptım, her yayında yazmazsam kurbağalar kısır kalıcak gibi sürekli tekrarladığımı dün de farketmiştim ama n'apim bu çok güzel oldu, yazarsam siz de tadıyorsunuz sanıyorum)


Biraz da motif işledim, 4 tane...

Sonra kolum ağrıdı ama, boya yapamadım.
...
Kızımın ders çalışması bitince ona manikür yaptım, oje sürdük keyifli, az ve öz sohbetler yaptık. Yeni bir kitap almış o yine, adını unuttum iyi mi şimdi; delilikle dahilik arasında bişeydi. Aklım onda kaldı, şu Yasak Meyveceğzime bir türlü odaklanamadım ya Jojo görse yüzüme tükürcek gibi hissediyorum.
Sorumluluk güzel şey, bak mesela mesai arasında lay lay lom, boş boş zaman öldüreceğime oturdum bloğumu yazıyorum. Gaza gelecek yer arıyomuşum demek ki, az diğilim ha ben de ;-))
Hadi kal sağlıcakla...