Dün bir eve gittim ki sirkemin (inşallah yani olursa) meyveleri (elmalar) çökmüş, nihayet tam 10 günde. İlk defa sirke yapıyorum kendi başıma, o yüzden günde bilmem kaç kere takip edip, bekleyince; beklenen sonucun birini almak güzel oldu, bi sevindim anlatamam ;-)
"Sirke sanırım olacak" diye sevinilir mi? Birinden duysam "amma da abartıyor haa" derdim kesin, hayat işte, her gün öğretmeye ve kınadığını başına getirmeye devam ediyor.
Bundan sonraki aşama asıl zurnanın zırt deliği çünkü şimdi ya anası oluşacak yada küflenecek gıda olarak tüketilemeyecek. Sabah işe gelirken baktım, üzerinde bir faaliyet var ve umarım bu onun ana oluşumudur ;-)) Bu arada rengi niye kahverengi, çünkü içinde bir kaşık halis mulis harnup (keçiboynuzu) pekmezi var ;-) Bakteriler buna uygun olanlarını seçerek gelişsin lütfen diye ;-)
Yemek yapmaya başladım gider gitmez ama kızımcığımın burun kıvırması üzerine yemeği değiştirdim, Lebeniye için hazırladığım misket köfteleri tavada kızartıp, sebzeli bir versiyona çevirdim, şehriyeli bulgur pilavı, turşu eşliğinde keyifle yedik, doyduk, şükrettik.
Kızımcığımla sohbet ettik, yine iddiaya girdik yine (malum iki gün önce Vitruvius amca'da kaybetmiştim, korktum ama kaybeden pehlivan güreşe doymaz ya) yine kaybettim. Aslında bir mavi kot kaybettiğime sevindim, kızımcığımı takdir etmeme vesile oldu. "Mütevazi" mi, mütevazı mı?" idi soru. Ben tabi mütevazi diye atladım, değilmiş efenim. TDK kızımcığımı haklı çıkardı. Tevazu'dan gelen bir kelime olmakla birlikte doğrusu mütevazı imiş. Seviyorum, kaybetsem de takdir edebileceğim şeylerle karşılaşmayı...
O ders çalışmaya yollandı, ben önce ekşi mayamı besledim, kendime bi film seçtim, örgümü de aldım, hem izledim, hem ördüm.
Film; Anna Karenina; yıllar yıllar önce 1000 sayfa mıydı neydi, başlayıp tamamlayamamıştım, içinde bi milyon (tamam abarttım ama gerçekten çooook fazla)Rus ismi olduğundan ve kim kimdi yi bulmak için sürekli başa dönüp bir türlü bitiremediğim o muhteşem eser bu. Oldukça özetle tabi kitaba göre ama neticede anlatılmak istenen de ortada. Beğendiğimi söylemeliyim. Başrolde Anna Karenina rolüyle Keira Knightley, Vronsky rolünde Aaron Taylor Johnson ve Alexei Karenin rolünde Jude Law vardı. "Kostümler ve takılar ne şahaneee, offf " dedim izlerken hep ;-)) Sonra bi baktım kostüm de dahil bi dünya ödül almış film, Oscar da dahil ;-)) Takdir ettim Akademi Cürisini ;-))
Ama en çok da şu pırlanta kolyeye bayıldım, filmi izlerken bu resimdekinden çok daha iyi duruyordu ve 2 ayrı baloda kullandı (cimri mi ne yönetmen?) ;-)) Filmi öneririm...
Sonra baktım olacak gibi değil, bi belgesel-film daha izledim... (Bu isimle birkaç film var bu Iris Apfel belgesel-film olanı)
Film; Iris Apfel... Ba yıl dımmm... Tam bana göre bi filmdi. Çarşıdan aldığı pek çok şeyin orasını burasını değiştirmeden kullanmak zinhar harammış gibi gelen ben için ve kombinasyon sanatı için bu kadın idol resmen. Çok benzer yollardan geçiyorum onunla diye düşündüm hep, tabi o kadarını hayatta yapamam ama gönlüm kaldı... (Filmi izlerken sık sık rahmetli Aysel Gürel'i andım... Tanımıştım ve kim ne derse desin çok sevmiştim o deliliğini...)
Bu filmler sayesinde örgüde yol alıyorum ama kol ağrım da "alooo ben buradayım, bi yere gitmedim ha bacım" der gibi oluyor sanki... Umarım şu kazak biter de biraz dinlenir bu kolceğiz de. ;-))
Neredeyse sürünme rekoru kıran kitabım dün muhteşem bir Jojo'luk finalle bitti. 292.sayfada başlayan şok şok şok, oldukça sürükleyiciydi, utandım süründürdüğüm için... Yasak meyve/ Jojo Moyes... Kitabın başında şu yazıyor; "güneş ışıldamıyor olsa bile bu kitap kalbinizi aydınlatacak"
Hani mevsim itibarı ile karamsarlık geliyorsa üstünüze şööle sağdan sağdan, hıh tam o anlar için olabilir belki de... Seviyorum, Jojo Moyes okumayı. Aslında Isabell Allende ile çok benzetiyorum stillerini ve söylemeye gerek yok ona da bayılıyorum. Ben aslında hayata dair, biyografi, gerçek şeyler ve olaylar okumayı çok severdim ve bu yaza kadar bu tür romanlar felan okumuşluğum da pek azdı, sonra bir kitabı derken, ikincisi derken, hep ciddi şeyler okuduğumu fark edip, teneffüse çıkmak gibi geldi bunlar, keyiflendim ve devam ettim.
Yeni kitabım, yine bir süre önce neredeyse aynı anda başladığım "Birinci Sınıf Delilik/ Nassır Ghaemi... Kızımcığımın tavsiyesi, "sekiz ünlü liderin biyografilerini parlak bir psikolojik tarih ile bağdaştırıp, psikolojik çözümlemelerin etkileyici bir şekilde anlatıldığı" diye yorumunu yapmıştı, beğendiğini söyledi diye başlamıştım, fırsat buldukça devam edeceğim...
Ayyyy, çenem düşmüş, gittim ben... ;-))
"Sirke sanırım olacak" diye sevinilir mi? Birinden duysam "amma da abartıyor haa" derdim kesin, hayat işte, her gün öğretmeye ve kınadığını başına getirmeye devam ediyor.
Bundan sonraki aşama asıl zurnanın zırt deliği çünkü şimdi ya anası oluşacak yada küflenecek gıda olarak tüketilemeyecek. Sabah işe gelirken baktım, üzerinde bir faaliyet var ve umarım bu onun ana oluşumudur ;-)) Bu arada rengi niye kahverengi, çünkü içinde bir kaşık halis mulis harnup (keçiboynuzu) pekmezi var ;-) Bakteriler buna uygun olanlarını seçerek gelişsin lütfen diye ;-)
Yemek yapmaya başladım gider gitmez ama kızımcığımın burun kıvırması üzerine yemeği değiştirdim, Lebeniye için hazırladığım misket köfteleri tavada kızartıp, sebzeli bir versiyona çevirdim, şehriyeli bulgur pilavı, turşu eşliğinde keyifle yedik, doyduk, şükrettik.
Kızımcığımla sohbet ettik, yine iddiaya girdik yine (malum iki gün önce Vitruvius amca'da kaybetmiştim, korktum ama kaybeden pehlivan güreşe doymaz ya) yine kaybettim. Aslında bir mavi kot kaybettiğime sevindim, kızımcığımı takdir etmeme vesile oldu. "Mütevazi" mi, mütevazı mı?" idi soru. Ben tabi mütevazi diye atladım, değilmiş efenim. TDK kızımcığımı haklı çıkardı. Tevazu'dan gelen bir kelime olmakla birlikte doğrusu mütevazı imiş. Seviyorum, kaybetsem de takdir edebileceğim şeylerle karşılaşmayı...
O ders çalışmaya yollandı, ben önce ekşi mayamı besledim, kendime bi film seçtim, örgümü de aldım, hem izledim, hem ördüm.
Film; Anna Karenina; yıllar yıllar önce 1000 sayfa mıydı neydi, başlayıp tamamlayamamıştım, içinde bi milyon (tamam abarttım ama gerçekten çooook fazla)Rus ismi olduğundan ve kim kimdi yi bulmak için sürekli başa dönüp bir türlü bitiremediğim o muhteşem eser bu. Oldukça özetle tabi kitaba göre ama neticede anlatılmak istenen de ortada. Beğendiğimi söylemeliyim. Başrolde Anna Karenina rolüyle Keira Knightley, Vronsky rolünde Aaron Taylor Johnson ve Alexei Karenin rolünde Jude Law vardı. "Kostümler ve takılar ne şahaneee, offf " dedim izlerken hep ;-)) Sonra bi baktım kostüm de dahil bi dünya ödül almış film, Oscar da dahil ;-)) Takdir ettim Akademi Cürisini ;-))
Ama en çok da şu pırlanta kolyeye bayıldım, filmi izlerken bu resimdekinden çok daha iyi duruyordu ve 2 ayrı baloda kullandı (cimri mi ne yönetmen?) ;-)) Filmi öneririm...
Sonra baktım olacak gibi değil, bi belgesel-film daha izledim... (Bu isimle birkaç film var bu Iris Apfel belgesel-film olanı)
Film; Iris Apfel... Ba yıl dımmm... Tam bana göre bi filmdi. Çarşıdan aldığı pek çok şeyin orasını burasını değiştirmeden kullanmak zinhar harammış gibi gelen ben için ve kombinasyon sanatı için bu kadın idol resmen. Çok benzer yollardan geçiyorum onunla diye düşündüm hep, tabi o kadarını hayatta yapamam ama gönlüm kaldı... (Filmi izlerken sık sık rahmetli Aysel Gürel'i andım... Tanımıştım ve kim ne derse desin çok sevmiştim o deliliğini...)
Bu filmler sayesinde örgüde yol alıyorum ama kol ağrım da "alooo ben buradayım, bi yere gitmedim ha bacım" der gibi oluyor sanki... Umarım şu kazak biter de biraz dinlenir bu kolceğiz de. ;-))
Neredeyse sürünme rekoru kıran kitabım dün muhteşem bir Jojo'luk finalle bitti. 292.sayfada başlayan şok şok şok, oldukça sürükleyiciydi, utandım süründürdüğüm için... Yasak meyve/ Jojo Moyes... Kitabın başında şu yazıyor; "güneş ışıldamıyor olsa bile bu kitap kalbinizi aydınlatacak"
Hani mevsim itibarı ile karamsarlık geliyorsa üstünüze şööle sağdan sağdan, hıh tam o anlar için olabilir belki de... Seviyorum, Jojo Moyes okumayı. Aslında Isabell Allende ile çok benzetiyorum stillerini ve söylemeye gerek yok ona da bayılıyorum. Ben aslında hayata dair, biyografi, gerçek şeyler ve olaylar okumayı çok severdim ve bu yaza kadar bu tür romanlar felan okumuşluğum da pek azdı, sonra bir kitabı derken, ikincisi derken, hep ciddi şeyler okuduğumu fark edip, teneffüse çıkmak gibi geldi bunlar, keyiflendim ve devam ettim.
Yeni kitabım, yine bir süre önce neredeyse aynı anda başladığım "Birinci Sınıf Delilik/ Nassır Ghaemi... Kızımcığımın tavsiyesi, "sekiz ünlü liderin biyografilerini parlak bir psikolojik tarih ile bağdaştırıp, psikolojik çözümlemelerin etkileyici bir şekilde anlatıldığı" diye yorumunu yapmıştı, beğendiğini söyledi diye başlamıştım, fırsat buldukça devam edeceğim...
Ayyyy, çenem düşmüş, gittim ben... ;-))





Buraya da yapıştırıyorum ekmek tarifini :) Kesin görürsün.
YanıtlaSilHemen tarifini vereyim Ecehancım. Ekşi mayam her zaman dolapta oluyor zaten. Benimki, kendisinin adı Luna, biraz çılgın bir kız. Vahşi mi vahşi, coşkun. O yüzden içinden 30 gram alıp 100 gram su, 100 gram un (organik buğday unu) ile karıştırıyorum. Tam buğday unu mayayı daha fazla besliyor, benimki böyle çılgın bir kız olunca daha fazlasını istemiyorum. Sonra mayama bir işaret koyuyorum ve iki katına çıkana kadar bekliyorum. Sabah 8'de ya da 9'da çoğalttığım mayadan ekmeğimi mayalamaya genellikle saat 6 gibi başlıyorum. Öyle sabırlıyım yani :)
Sonra mayamın içinden 130 alıyorum. (150'de alabilirsin ama benim ekmeğimin içi biraz nemli oluyordu, o yüzden 130 koyuyorum artık ve nefis oluyor.) Sonra 600 gram buğday unu (protein oranı %11-12 olacak) ve 400 gram su koyuyorum. Yoğuruyorum sonra. Makinem olsa biraz daha uzun yoğururum ama olmayınca artık 10 dakika falan :) Sonra üstünü bezle kapatıp 1 saat bekletiyorum. 1 saatin sonunda biraz su ile tuzunu ekliyorum. Maksimum 20 gram su. Ondan sonra da yarım saatte bir katlayıp, ( 4 kez katlıyorum) en sonunda banetona alıp biraz daha dışarıda bekletip, buzdolabına koyuyorum. Gece 11-12 de buzdolabına koyduğum hamurumu genelde sabah 9 gibi pişiriyorum. İlla ki birileri geliyor oluyor çünkü :) Ama pek ala 20 saat de bekleyebilir buzdolabında.
Peki nasıl pişiriyorum. Deli bir tencere aldım. Nefis. LOdge combo cooker. Kapaklı döküm tencere. 250 derecede yarım saat hem kapağı hem tencereyi ısıtıyorum. Çok kızgın bir tencerem oluyor yarım saatin sonunda. Fırından çıkardığım kızgın tencerenin içine ekmeğimi atıyorum. Üstünü kesiyorum. Ağzı kapalı 250 derecede yarım saat pişiriyorum. Sonra kapağı açıyorum. ve fırını 220 dereceye alıp 10 dakika daha pişiriyorum. Bonne Appetit şekerim.
@Özlem; wuwwwww.... Bunların hepsini gram gram ölçerek mi hazırlıyorsun? Valla accayip takdir ettim, anacım ben boşuna ekmek kokusu duyunca seni hatırlıyor değilmişim ki... Bir de buzdolabına alınca aktifleşme duruyor sanırım çünkü mayalanma için gerekli sıcaklık kayboluyor, o niye buzdolabına alınıyor? Lodge Combo'ya bakındım biraz ama hep saplı benim gördüklerim, sapsız olmalı ki fırına girebilmeli diye durdum öyle. Seninki saplı mı?
YanıtlaSilTarifi aldım, şu yeni mayam olunca deneyeceğim şayet bu kadar sabredebilirsem ;-)
Çoook ama çoook teşekkür ediyorum sana, canımsın cannn...
Özlem o ne be? Yakında TV'lere çıkarsın sen ekmek piri olarak, bişi anladıysam arap olayım, benim aklım ermez öyle mayalara, oyalara. Yapın, gönderin, iyi yerim bak :)
YanıtlaSilEcehan o kolunun kıymetini bil kuzum, sonra benim gibi çok pişman olursun. Zorlama örgüyle falan, benim eller artık iğneye iplik geçiremiyor ki zamanında iki yüzlü palto dikmişliğim vardı.
İkinizi de öpüp, sevip, gidiyorum :)
@Leylak Dalım; ben Özlem kadar usta değilim valla ;-)
YanıtlaSilYa bu kol hakikaten beni zorluyor ama valla billa boş duramıyorum, hasta gibi oluyorum, yerini dolduramıyorum ki... Annem de çok kızıyor face'te felan görürse diye korkuyorum da. Bi de sağ taraff ne yazık ki ;-(
Teşekkür ediyorum, sarılarak öpüyorum seni...
Ececim birkaç yıl oldu heralde elma sirkesi denemişliğim var üzeri sineklenmesi gerekiyor gibi bir beklentim olmuş olmayınca da içime sinmemiş bir daha da denemememiştim, ekşi mayamda dün bir kazaya kurban gitti, tekrar yaparmıyım bilmiyorum, sabır konusunda berbatım, filmlerle beraber örgü şahane gidiyor ha gayret kazak bitecek ama çok da yüklenme koluna, Jojo moyes hiç okumadım belki de şu ara ihtiyacım tam da budur, haftasonu ona da bakacağım not aldım :)
YanıtlaSilSirken turar inşallah canım.Üzerinde gördüğün anadır bence :)
YanıtlaSilHeyecanını anlıyorum. Bende ilk evde yogurt ve peynir yaptığım da aynı heyecan ve telaşı yaşamıştım.
Kızınla olan ilişkinde ne güzel.
Keyifle okudum yazını canım.
Kalemine sağlık
Sevgiler 😍
harika görünüyor sirkeniz.. bir de anası olursa daha da güzel olur...
YanıtlaSil@Deryacım, maya için "tüh" dedim ama "her şerde bir hayır var" da dedim daha sonra ;-) Jojo okuyacaksan "senden önce ben" ve "s"enden sonra ben"i de öneririm. Öptüm seni...
YanıtlaSil@İncidennotlar; evet sirke ilk ve hakikaten gözüm üstünde ;-)
YanıtlaSilKızımla çok şükür çok neşeli bir ilişkimiz var ve umarım hep böyle devam eder, Allah nazarlardan korusun, kış kış kış ;-) Senin minik doğup büyüdüğünde daha iyi anlayacaksın ne dediğimi ;-)
Teşekkür eder, öperim, güzel haberlerini bekliyorum...
@EMİNE ÖZTÜRK; yaa çok sağolun, umarım anaların anasını da görürüz ;-)
YanıtlaSilSirke anası:)) en çok yapmak istediğim ama cesaret edemediğim. Anna Karanina' ya bayılmıştım, müzikal gibiydi. Belgeseli not ettim, sevgiler
YanıtlaSil"mütevazi"nin, "mütavazı"nın yanlış yazılmış biçimi olduğunu düşünüyordum, paralel demekmiş. töbee... :))
YanıtlaSilSirke var ya çok istiyorum yapmayı ana galiba ekmek yapmayı beceremem ben .☺☺
YanıtlaSil