3 Kasım 2017 Cuma

Aristo yanılıyor, benden söylemesi...

Aristo yanılıyordu; "bitkilerin ruhu var ama duyguları yok!" derken...
Bitkilerin ruhu var evet ama bu kadarla bitmiyor...
Bitkilerin kesinlikle duyguları olduğunu uzun yıllardır ama şiddetle 3 yıldır deneyimliyorum...
Bitkilerin hafızaları da var...
Bitkiler de soylarını devam ettirmek ihtiyacındalar yaşam döngüsünde ve devam ettirdiğin sürece minnet ve şükranlarını sunuyorlar sana...
Bitkiler sevilmeye de ihtiyaç duyuyorlar...
Sevildikleri zaman onlar da sana sevgilerini sunuyorlar...
Temizlenmeye bayılıyorlar, temizlersen sana sevgilerini gönderiyorlar...
Gül... Solmuş olanları kesersen tekrar tomurcuk veriyor kestiğine en yakın budaktan. Solmuş olanları kesmezsen başka tomurcuk vermiyor, bekliyor.
Küstüm otu... Dokunursan içe kapanıyor.
Ortanca... Çok sıcağa koyarsan yapraklarını aşağı sarkıtıyor, istemiyor sıcağı, "al beni bak perişanım" diyor.
Bazıları kokuyor hepsi değil... Kokanlar; tozlaşmayı rüzgârla sağlayamayanlar; arıları, böcekleri çağırıyorlar çünkü onlar başka türlü gelişmelerine devam edemiyorlar...
Pamuk bitkisi... En büyük düşmanı tırtıl, gövdesindeki suyu emiyor. Bunu fark eden pamuk bitkisi derhal bir salgı salıyor havaya, arılar tarafından fark edilmek için... Arı fark ediyor salgıyı, geliyor, tırtılı yok ediyor...
...ve daha bir sürü şey.
Hiç anlayamadığım bir tabirdir dolayısıyla, ağır koma halindeki, bilincini kaybetmiş, hayatî fonksiyonlarını sürdüremeyen hastalar için kullanılan "bitkisel hayat" benzetmesi...
Ne alâka oysa...

Bahçemizdeki gülleri ailecek hatta sitecek çok seviyoruz.
Hayranlık duyduğumuzu onlara her gün anlatıyorum 3 yıldır...
İki elim kanda olsa bile misali, yaz-kış tüm bakımlarını eksiksiz yapıyoruz.
Güneşe dönmeleri gerekirken, eve doğru dönmeye çabaladıklarını söylesem inanır mısınız?
Deneyimlemeden zor... Haklısınız...Ama öyle...
Üşüyorlar artık onlar ama bir telaş bizi mutlu etmeye de devam etmek için tomurcuk vermekten vazgeçmiyorlar ve bu aylarda artık en çok istedikleri, bir günde rüzgârla oraya savrulmak, incinmek, gazel olmak değil, anlıyoruz onları...
Tomurcuk koruyucu yeşil saplarını açıp haber veriyor, "hazırım al beni" diye.
Alıyorum onları, 1 gün yerine 10 gün yaşayabiliyorlar böylece...
Severek, sevdirerek, göz kırparak...
Kızımcığımın çalışma masasını çok ama çok seviyorlar...
O da onları...
Konuşuyorlar...
Yanıldın Aristo...
Bitkilerin de duyguları var...




Bunu paylaşmasam olmazdı...
Dün kol dinlendirmeye devam ettim zira yeni bir ödemin şu anda hiç sırası değil...
Sirkemiz sanırım iyi bir çizgide...
Ekşi mayamızı besliyorum ama geçen seneki performansı alamayacak olmak gibi bir endişem var. Sevdim, konuştum akşam ve belki canı başka şey istiyordur diye bir kısmına bir değişiklik yaptım, izleyeceğim...
Mercimek çorbası, sebzeli bulgur pilavı, turşu menüsünü yedik, doyduk, şükrettik...
Akşama küçük kızımcığımı bekliyoruz inşallah.
Bol dinlenmeli bir hafta sonu diliyorum, kendime ve ihtiyacı olan herkese...



7 yorum:

  1. Bencede yanılıyor, sana katılıyorum Ececim, hatta bazı bitkilerde aşırı bir hassasiyet narinlik vardır, ona göre davranırsın, güçlüdür kimi, hepsinin ruh halimiz üzerinde inanılmaz güzel etkileri var çiçek yetiştirmek onunla ilgilenmek çok mutlu edici birşey, gülleri de çok severim :)
    müzikler şahane bu arada, mutlu haftasonları dilerim...

    YanıtlaSil
  2. Gülleri çok severim, her rengini..

    YanıtlaSil
  3. Hiiii! Ne kadar güzeller, bayılırım, benim de favorim çok açık pembeler ve kavuniçler. Çok teşekkürler. Sana da güzel bir hafta sonu :)

    YanıtlaSil
  4. Ağaçları korkutmak diye bir şey okumuştum, bunu ürün vermeyen ceviz ağacına uyguladım ve bu sene öyle bir ceviz yaptı ki dalları kırıldı.
    Çiçekler ile de konuştuğunda iletişim kurmak mümkün. Onlar da canlı...

    YanıtlaSil
  5. kaktüsü dahi öldürebilen biri olmaktan utandım resmen... kalktım pencere önünde duran çiçeğimi kontrol ettim, daha ölmemiş :))

    YanıtlaSil
  6. Geldim Deryacım geldim ;-))

    YanıtlaSil