Çoktandır Mualla'dan bahsetmediğimi farkettim.
Mualla hemen her şeyden çok çabuk etkileniyor. Varlığına bir türlü tahammül edemeyip depresyona girmesine sebep olan Dimitriciği yeniden sahiplendirmek zorunda kaldığımızdan beri normal yaşamına döndü bereket. Dışarda başka bir kediciği sevip okşadıysak, nasıl olduğunu bir türlü anlamadığım şekilde anlıyor ve birkaç saat yanımıza gelmeden miyavlayıp duruyor. Korkuyoruz artık kendisinden. Kendi seçtiği kuru mama ve yaş mama dışında sadece ve sadece kuzu ciğeri kebabı ve çim çim karides yiyor, asla ve kat'a başka hiçbir şeyi yemiyor. Küçük kızımcığımın ısrarıyla evimizde ikamet ettiğinden midir nedir ona özel bir sevgi duyuyor, eğer o evde ise başka birimize hiç yanaşmayıp onun peşi sıra geziyor, kanepeye uzanırsa da aradığı en güzel şeye kavuşmuş oluyor. Hemen gurul gurul olup, gözlerini kapatıveriyor. Geçenlerde ben ördüğüm bişeyi boynumda denerken hoşlanıp bir süre öyle oturmuştum evde. O arada "Mualla'da hoşlanır mı acaba?" diye deneyesim deldi ve onunda boynuna bi bandana bağladım. Ogün bugün bunu mutlaka istediğini anlattı bize. Biz evde değilsek herhangi bir tehlike yaratmasın diye çıkarıyoruz, eve geldiğimizde yanımıza gelip boynunu sürtüyor bize, ta ki bandanası takılana kadar. Dolayısıyla rutin oldu bize, çok da şaşırtıcı geldi.
Mualla, bir kaç günlüğüne evden gittiğimizde kesinlikle sorun çıkarmıyor, evi nasıl bıraktıysak öyle buluyoruz. Yazın yaşadığımız tatil dönüşü kâbusunun böylece tek sorumlusunun Dimitri olduğunu anlıyoruz ;)) Kumu kirlendiyse temizlenmeden asla tuvaletini yapmaz oraya mesela, kapıya pençeler atıyorsa ne demek istediğini anlarız. Bazen kumun markasını değiştiriyoruz, kum havuzuna girdiğinde garip sesler çıkarıyor, "yine değiştirmişsiniz bunu hıııı" der gibi. Çok evcimen ve uysal bir sürü yönüyle. Dediğim gibi sadece başka bir kediye hiç tahammülü yok, seçici ve bence ruhu zengin. Her şeyin en pahalısını sevmek zorunda mıydı bilmiyorum ama sanırım hiç tanımadığım genetiği böyleydi, zaman zaman bu duruma söylensem de yapacak bişey yok zira ona bişey söylediğimde kızımcığım direkt alınıyor. Dokunulmazlığı var yani anlayacağınız. Mualla çok hasta iken 3 yıl önce küçük kızımcığımın aşırı ısrarı ile yuva olduğumuz bir sokak kedisi. Tek başına bir çöplük kenarında bulmuştu onu ilk sahibi ama onlarca kedisi olduğundan hepsine bakmakta çok zorlanıyordu. Aşıları yoktu aynı odadaki onlarca kedi gibi ve yeterli beslenemiyordu tabi haliyle. Yuva olmaya çalışan kadıncağız, tek başına yaşadığı evi tamamen kedi evine çevirmişti ve doğrusu hiç açıcı görünmüyordu. Yani Mualla öyle bir ortamdan geldi bizim eve. Başka kedilere tahammülsüzlüğü, yeme alışkanlığı, ilgi manyağı olması belki de taa bu bebeklik zamanlarına dayanıyor. Hakikaten düşününce, şimdi sevmediği her şeyin aslında tersini bebekliğinde yaşamış, yemin ederim yazarken aydınlandım hahahahah... Ayyy kuzum benim yaaa...
Bu arada, teee Mart ayında gebe olduğunu düşündüğümüz, beslediğimiz Gebeş ile ilgili de gelişmeler vardı. Aylarca dombili dombili dolanıp, bebek getirmeyince yanıldığımızı düşündüğümüz Gebeş'in bi kızı oldu da büyüdü bile. Adı Tip. Ona bir yuva bulmayı çok istiyorum, çok tatlı bişey. Mualla uyuduğu zamanlar, çaktırmadan besleyip, ilgilenmeye devam ediyoruz bahçede. Gerçi günün büyük bölümünde balkon kapısının iki tarafında mırlaşıp oturuyolar. Bebeği hiç sevmedi ama annesiyle geçen gün, arada sineklik varken birbirlerine sürtündüklerini gördüm. Tam alıştı herhalde dediğimde de balkondan gitsin diye içerden bağırıp çağırdığına tanık oldum. Yok yani, huy değişmiyor. Mualla gibi şımarma şanslarının olmadığının o kadar farkındalar ki... Evde ne yemek yaptıysam afiyetle yiyorlar her gün. Probiyotik yoğurda ve yemeğe doğranmış ekşi mayalı ekmeğe bayılıyorlar. Artık büyüdüler diye kuru mama da almıştık ama yeme şekillerden bile onların aslında ev yemeği istedikleri o kadar belli ki. Ehh Mualla daha yemeyedursun. Dün akşam kara lahana ve pazı dolmasıyla, ev yoğurdunu iştahla yediler. Bebeği daha küçükken yanaşmamıza hırlayan annesi de artık güvenle bize bırakıp gidiyor bebişini. Mualla görmeden acelece çekeyim derken biraz puslu oldu resim ama, şöyleler;
Hayvan sevgisi gerçekten güzel ve ulvi bir duygu. Ama küçük kızımcığım ısrarcı olmasa eve alır mıydım, sanmıyorum. Bizim hep bahçe kedilerimiz vardı zaten ve yeterince sevgi paylaşıyorduk. Bana yeten, çocuklarıma yetmedi. Büyük kızımcığım köpeklere, küçük kızımcığım kedilere derken, hayatımızın bir parçası oluverdiler. Aslında benim daha önce de hep köpeklerim oldu ama bundan 8 sene önce biberonla beslediğimiz Koçum çocuklu evimizin ilk köpeği oldu. 4 yıl önce yeni evimize taşındığımızda ne yapsak da onu yanımıza getirmeyi başaramadık. İmkansız zincirlerini kırarak kız arkadaşının yanına gitti eski evin oraya. Arada 4 km mesafe varken, biz onu kayboldu sanıp ağlarken, o vefa gösteriyormuş meğer. İkinci kez de aynı şeyi yapınca, onun mutlu olduğu yerde kalmasına karar verdik. Ara sıra gidip seviyoruz birbirimizi. Ne biz unuttuk onu ne de o bizi. Yüzündeki sevgiyi anlamamak imkansız.
İşte böyle.
Aslında hayvan dostlarımızla olan maceralarımız ne çok da kendi hayatlarımıza benziyor. Bazen onları takip edip kendime örnek aldığım, aklıma bir mıh çaktığım da oluyor.
...
Kimi varlığıyla, kimi yokluğuyla yine de hayatlarımızda. Buluşmalar kısıtlı yada yok olsa da yine de devam eden, yokluğunun bitiremediği...
Neyse işte, daha da uzamasın bu yazı.
hadi bye...
Mualla hemen her şeyden çok çabuk etkileniyor. Varlığına bir türlü tahammül edemeyip depresyona girmesine sebep olan Dimitriciği yeniden sahiplendirmek zorunda kaldığımızdan beri normal yaşamına döndü bereket. Dışarda başka bir kediciği sevip okşadıysak, nasıl olduğunu bir türlü anlamadığım şekilde anlıyor ve birkaç saat yanımıza gelmeden miyavlayıp duruyor. Korkuyoruz artık kendisinden. Kendi seçtiği kuru mama ve yaş mama dışında sadece ve sadece kuzu ciğeri kebabı ve çim çim karides yiyor, asla ve kat'a başka hiçbir şeyi yemiyor. Küçük kızımcığımın ısrarıyla evimizde ikamet ettiğinden midir nedir ona özel bir sevgi duyuyor, eğer o evde ise başka birimize hiç yanaşmayıp onun peşi sıra geziyor, kanepeye uzanırsa da aradığı en güzel şeye kavuşmuş oluyor. Hemen gurul gurul olup, gözlerini kapatıveriyor. Geçenlerde ben ördüğüm bişeyi boynumda denerken hoşlanıp bir süre öyle oturmuştum evde. O arada "Mualla'da hoşlanır mı acaba?" diye deneyesim deldi ve onunda boynuna bi bandana bağladım. Ogün bugün bunu mutlaka istediğini anlattı bize. Biz evde değilsek herhangi bir tehlike yaratmasın diye çıkarıyoruz, eve geldiğimizde yanımıza gelip boynunu sürtüyor bize, ta ki bandanası takılana kadar. Dolayısıyla rutin oldu bize, çok da şaşırtıcı geldi.
Mualla, bir kaç günlüğüne evden gittiğimizde kesinlikle sorun çıkarmıyor, evi nasıl bıraktıysak öyle buluyoruz. Yazın yaşadığımız tatil dönüşü kâbusunun böylece tek sorumlusunun Dimitri olduğunu anlıyoruz ;)) Kumu kirlendiyse temizlenmeden asla tuvaletini yapmaz oraya mesela, kapıya pençeler atıyorsa ne demek istediğini anlarız. Bazen kumun markasını değiştiriyoruz, kum havuzuna girdiğinde garip sesler çıkarıyor, "yine değiştirmişsiniz bunu hıııı" der gibi. Çok evcimen ve uysal bir sürü yönüyle. Dediğim gibi sadece başka bir kediye hiç tahammülü yok, seçici ve bence ruhu zengin. Her şeyin en pahalısını sevmek zorunda mıydı bilmiyorum ama sanırım hiç tanımadığım genetiği böyleydi, zaman zaman bu duruma söylensem de yapacak bişey yok zira ona bişey söylediğimde kızımcığım direkt alınıyor. Dokunulmazlığı var yani anlayacağınız. Mualla çok hasta iken 3 yıl önce küçük kızımcığımın aşırı ısrarı ile yuva olduğumuz bir sokak kedisi. Tek başına bir çöplük kenarında bulmuştu onu ilk sahibi ama onlarca kedisi olduğundan hepsine bakmakta çok zorlanıyordu. Aşıları yoktu aynı odadaki onlarca kedi gibi ve yeterli beslenemiyordu tabi haliyle. Yuva olmaya çalışan kadıncağız, tek başına yaşadığı evi tamamen kedi evine çevirmişti ve doğrusu hiç açıcı görünmüyordu. Yani Mualla öyle bir ortamdan geldi bizim eve. Başka kedilere tahammülsüzlüğü, yeme alışkanlığı, ilgi manyağı olması belki de taa bu bebeklik zamanlarına dayanıyor. Hakikaten düşününce, şimdi sevmediği her şeyin aslında tersini bebekliğinde yaşamış, yemin ederim yazarken aydınlandım hahahahah... Ayyy kuzum benim yaaa...
Bu arada, teee Mart ayında gebe olduğunu düşündüğümüz, beslediğimiz Gebeş ile ilgili de gelişmeler vardı. Aylarca dombili dombili dolanıp, bebek getirmeyince yanıldığımızı düşündüğümüz Gebeş'in bi kızı oldu da büyüdü bile. Adı Tip. Ona bir yuva bulmayı çok istiyorum, çok tatlı bişey. Mualla uyuduğu zamanlar, çaktırmadan besleyip, ilgilenmeye devam ediyoruz bahçede. Gerçi günün büyük bölümünde balkon kapısının iki tarafında mırlaşıp oturuyolar. Bebeği hiç sevmedi ama annesiyle geçen gün, arada sineklik varken birbirlerine sürtündüklerini gördüm. Tam alıştı herhalde dediğimde de balkondan gitsin diye içerden bağırıp çağırdığına tanık oldum. Yok yani, huy değişmiyor. Mualla gibi şımarma şanslarının olmadığının o kadar farkındalar ki... Evde ne yemek yaptıysam afiyetle yiyorlar her gün. Probiyotik yoğurda ve yemeğe doğranmış ekşi mayalı ekmeğe bayılıyorlar. Artık büyüdüler diye kuru mama da almıştık ama yeme şekillerden bile onların aslında ev yemeği istedikleri o kadar belli ki. Ehh Mualla daha yemeyedursun. Dün akşam kara lahana ve pazı dolmasıyla, ev yoğurdunu iştahla yediler. Bebeği daha küçükken yanaşmamıza hırlayan annesi de artık güvenle bize bırakıp gidiyor bebişini. Mualla görmeden acelece çekeyim derken biraz puslu oldu resim ama, şöyleler;
Hayvan sevgisi gerçekten güzel ve ulvi bir duygu. Ama küçük kızımcığım ısrarcı olmasa eve alır mıydım, sanmıyorum. Bizim hep bahçe kedilerimiz vardı zaten ve yeterince sevgi paylaşıyorduk. Bana yeten, çocuklarıma yetmedi. Büyük kızımcığım köpeklere, küçük kızımcığım kedilere derken, hayatımızın bir parçası oluverdiler. Aslında benim daha önce de hep köpeklerim oldu ama bundan 8 sene önce biberonla beslediğimiz Koçum çocuklu evimizin ilk köpeği oldu. 4 yıl önce yeni evimize taşındığımızda ne yapsak da onu yanımıza getirmeyi başaramadık. İmkansız zincirlerini kırarak kız arkadaşının yanına gitti eski evin oraya. Arada 4 km mesafe varken, biz onu kayboldu sanıp ağlarken, o vefa gösteriyormuş meğer. İkinci kez de aynı şeyi yapınca, onun mutlu olduğu yerde kalmasına karar verdik. Ara sıra gidip seviyoruz birbirimizi. Ne biz unuttuk onu ne de o bizi. Yüzündeki sevgiyi anlamamak imkansız.
İşte böyle.
Aslında hayvan dostlarımızla olan maceralarımız ne çok da kendi hayatlarımıza benziyor. Bazen onları takip edip kendime örnek aldığım, aklıma bir mıh çaktığım da oluyor.
...
Kimi varlığıyla, kimi yokluğuyla yine de hayatlarımızda. Buluşmalar kısıtlı yada yok olsa da yine de devam eden, yokluğunun bitiremediği...
Neyse işte, daha da uzamasın bu yazı.
hadi bye...

En az çocuklar kadar bakım ve sevgi istiyorlar anlaşılan..
YanıtlaSilÇok tatlılaarrrr :))
YanıtlaSilMualla çok tatlı hele o bandanalı oturuşu yok mu, bende öyle çok yakın değildim hayvanlara, Çınar'ın ilgisiyle birden içimdeki hayvansever ortaya çıktı, çok istiyor ama henüz eve almaya hazır değilim, kendimle epey mücadeledeyim bu konuda ahh huylu ben, oysa ne çok özeniyorum evde pisi, gelmiş kucağına yatmış koyun koyuna, ne güzel siizn eviniz çok müsait bahçe falan bizde o bile zor, "alıştırmayın buraya" cılardan bıktık. Kesinlikle hayvan sevgisi çok ayrı birşey ve malesef her yüreğe nasip değil..
YanıtlaSilHahaha bandana istemesi ne şaşırtıcı :D
YanıtlaSilMualla tam şahsına münhasır bir karakter vallahi.. Haspam birde bandana bağlatıyor... Vallahi tam sıkıştırmalık ♥
YanıtlaSilBen de hayvanları dışarıda besleyenlerdenim... Oytun eminim benden ayrıldığında ilk işi köpek almak olacak :)
Ve ben ondan daha çok seveceğim biliyorum... Azıcık ilk başlangıç cesaret işi diyorum ben bu işe...
Çok tatlılar. Özellikle Mualla' ya bayıldım. Çok asil bir kediymiş. Süsünden de , tercihlerinden de vazgeçmiyor:))
YanıtlaSil