"Ya bu Acun'la Şeyma kişisinden gına geldi bana. Birkaç ay önce de Meghan'la Harry'den gına gelmişti zaten. Ofiste, tv'de, sohbette, nette sanki nereye baksam herkes ama herkes bunları konuşuyor. Tövbe estağfirullah, çok sinirleniyorum bu hallere, bize ne ayol, n'apar yaparlar ama anladım ki kimsenin başka gailesi, işi gücü, derdi tasası yok, kimse martaval okumasın valla." dedim dün iş yerinde arkadaşlara ve akşam eve gidip kızımcığıma anlattım, o da okulda aynı şeylerin konuşulduğunu anlatmaz mı! Derken bu arada da biz, farkında bile olmadan yine bi 10 dakika bunları konuştuk iyi mi? Bak o zaman günün konusu gıcık olduklarım olsun madem, bende çok malzeme var bu konuda, m a a l e s e f...
Mesela Bodrum'da yaşamayı tercih edip de, başta deli divane olup, her güzelliğini katıksız yaşarken, sanki bunları sürgüne göndermişsin gibi ikide birde Bodrum'a laf sokanlar gurubundan da acayip gıcık oluyorum. Var bunlardan çok sayıda hem de. Ya Hu bağlıyorlar mı seni? Çık git... Köy havasında yaşayıp şehir konforu isteyip de aradıklarını tam anlamıyla bulamayan bu güruhu, bana yetki verseler bir saniye yaşatmam burada. Evet, eksikleri çok. Ama buna sebep olanlar zaten kendileri aslında. Manzarası şahane diye gider en en en tepeye ev yaparlar, sonra da su çıkmıyo, elektrik kesiliyo, yol yok diye bağırırlar. Yani yaşadıkları şehirlerin işkenceye dönmüş sorunlarından bıkmış, buraları daha bakir bularak havasını da ata ata gelmiş, semt pazarlarında direkt köylümüzden öteberi almaya bayılmış halbuki, halbuki şalvar giyip ineğin sağ memesinden süt sağıp selfie çekip sosyal medyada çığrınmış, canı istediği gibi giyinmiş,(hatta canı istediği gibi giyinmemiş) canı istediği gibi eğlenmiş, eğer isterse canı istediği gibi ibadet etmiş, canı istediği gibi korkusuz gezmiş tozmuş, halen kömür gibi yakıtların kullanımının yasak olması sebebiyle mis gibi havasını solumuş, en fazla iki kata izin verilen ve dolayısıyla üstünüze üstünüze gelen dev katlı binaların hiç olmayıp ne zaman baksanız gökyüzünü tertemiz görebildiğiniz, vesaire vesaire güzelliklerini dip noktada yaşarken, üstüne edepsizce konuşanları haz etmiyorum. Yok öyle haksızlık etmek. 100 bin nüfus ölçeğine göre devletten destek alan, kurumlarında çalışanların sayısı, bütçeleri buna göre belirlenen bir ilçenin yazın 1.5 milyon nüfusa hizmet etmeye çalışması elbette ki bazı aksaklıkları beraberinde getirir. Yerleşik nüfusundan 15 kat fazla yük almak demektir bu. Bodrum'un Bodrum olmadığı yıllarda amcam arsasının içine kulübe yapmış mesela. Sonra onun çocuğu bir oda daha eklemiş. Sen gelip bayılarak, hatta 10 liralık yere de 50 lira vererk o arsayı almışsın. Kulübeyi zaman içnde villaya çevirmişsin. Yandaki arsayı da başka biri gelmiş almış, bakmış öteki yapmış o da yapmış. Sonra öteki gelmiş, sen o 50 liraya aldığın yerin yarısını 100 liraya satmışsın, bu böyle sürmüş gitmiş. Nereye kadar? 50 metrelik dereyi, derelikten çıkarmış 5 metre dibine kadar almışsın, villalarını kondurmuşsun, devasa paralara da bir kısmını satarak servet sahibi olmuşsun. (Arsa satmayan nadir aileler var artık Bodrum yerlisi olupta zengin anılan. Gerisi, hele hele de deniz kenarlarındaki arsalar çitftçiliğe müsait olmadığı için ilk elden çıkarılanlar olmuş.) Neyse devam edelim, zaman zaman içinde 50 senelik evi yıkamayacağın (çünkü o arada bin tane af çıkmış, oralar iskanlaşmış yapıya dönüşmüş artık) için, yeni imar planları yapılmış. 50 metrelik dere 5 m. olmuş misal artık. Eeeee doğanın gücüne kim karşı koyar? Bodrum'da son afette en çok zarar gören sokağın adı ne biliyor musunuz? Dere Sokak. Var mı başka diyebileceğim bir şey? Vatandaş geliyor "bilmem nereye ev yapıcam" diyor. "Orada su ve kanalizasyon alt yapısı yok" diyor belediye. "Olsun" diyor vatandaş. "Tankerle taşıma su getirtirim, atık su işimi de fosseptikle hallederim, sen iznimi ver" Böyle de bir hakkı var çünkü kanunen. İnşaat ruhsatı aldığında orada işaretli hatta bu belirtilenler. Neyse işte, evse ev, otelse otel bitiyor. Vatandaş başlıyo şikayete. "Vay efendim kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz, vay efendim suyu niye tankerle almak zorunda, vay efendim niye kanalizasyon yok?" E sen biliyodun o inşaatı yaparken bunun böyle olduğunu. Haa diyebilirsin ki "e tamam şimdi yapın" E tamam yapalım, yapalım da bizim 100 bin nüfusa göre hizmet edecek gelirimiz var. Dolayısıyla hoop diye olmuyor o işler. Bodrum'da mülk pahalı evet. Pahalı da, mülklerin pahalı olmasının belediyeye sağladığı bir fayda yok. Ben şahsen 25 yıldır, orda su yok, burda kanalizasyon yok diye ev alamadım. Benim almadığım evleri alan olmadı mı, boş mu kaldı onlar? Yooo tabi ki diil. İskan yok dedim almadım, tapu yok dedim almadım, depo tapulu dedim almadım, dere yatağında dedim almadım, iki kata izin veriliyor diye rant olsun diye yol kotunu oyup ev yapmışlar dedim almadım, e işte sen aldın, siz aldınız onları, o zamanlar böyle bir pahalılık da yokken üstelik. Af çıktı, bilmem ne oldu, o benim almadığım evlerin hepiciği şimdi izinli, ruhsatlı, tapulu, iskanlı yerler oldu, kimisine su geldi, kimisine gelmedi.
Yani demem o ki; bir şeylerden şikayetçi olmaya kalkarken, önce bilgi sahibi olunmalı sonra fikir sahibi olunmalı. Suçlu aramak çok kolay, çözümün bir parçası olmaya yanaşmadan... Meteoroloji uyarıyor aşırı yağış beklenmekte diye. Belediye durmadan anons ediyor, gerekli önlemleri alın diye. E vatandaş dere yatağının dibindeki evinin önüne aracını park etmeyeyim demiyor. Tam aksine "ben ne önlemi alcakmışım, kendi alsın önlemini diye belediyeye veryansın veryansın... Ya Hu belediye senin evi yıkıp dere yatağını eskiye mi çevirecek? Ne böyle bir hakkı var ne de bu durumda alabileceği başka bir önlem. Sen alıcan tabi, kim alıcak?
Türkiye'nin en en en zenginlerinin hiçbiri Bodrum'dan eksik kalmamış ama. Madem bu kadar kötü niye geldiler? Madem bu kadar kötü git Cannes'te yaşasana, ne işin var burda? Ya da bi işin ucundan da sen tutsan mesela? Ben ülkeyi yönetenlerden olsam, o çok büyük otellerden, işletmelerden tonla alınan gelir vergisinin önemli bir kısmını hizmet için o yerin yerel yönetimine direkt aktarırdım. Böylece özellikle turizm gibi en önemli geçim kaynağı olan marka kentleri daha da kalkındırırdım. Ortak bir bakanlık bütçesi Bodrum'a ayrı gözle bakmıyor çünkü. Dediğim gibi Çemişgezek 100 nüfusla ne kadar pay alıyorsa, Bodrum'da aynı yerleşik nüfusa göre aynı payı alıyor, ve bu da pratikte çalışmıyor.
Uzamış da uzamış anacımm yazı...
Aslında pahalılık başta olmak üzere daha yazacağım, gıcık olduğum bi dünya şey var, ilerleyen zamanlara bırakayım.
Kimse bağlı değil, kimse silah zoruyla tutulmuyor anacım burda. Havasını soluduğun, ekmeğini yediğin, güzelliklerini seyreylediğin, nimetlerinden yararlandığın, doğmadıysan bile doyduğun yeri yerden yere vururken koy bari elini vicdanına. Ya da "ya sus, ya terk et" o kadar...
Al bak, dün akşam Gündoğan'da çekildi bu resim...
Mesela Bodrum'da yaşamayı tercih edip de, başta deli divane olup, her güzelliğini katıksız yaşarken, sanki bunları sürgüne göndermişsin gibi ikide birde Bodrum'a laf sokanlar gurubundan da acayip gıcık oluyorum. Var bunlardan çok sayıda hem de. Ya Hu bağlıyorlar mı seni? Çık git... Köy havasında yaşayıp şehir konforu isteyip de aradıklarını tam anlamıyla bulamayan bu güruhu, bana yetki verseler bir saniye yaşatmam burada. Evet, eksikleri çok. Ama buna sebep olanlar zaten kendileri aslında. Manzarası şahane diye gider en en en tepeye ev yaparlar, sonra da su çıkmıyo, elektrik kesiliyo, yol yok diye bağırırlar. Yani yaşadıkları şehirlerin işkenceye dönmüş sorunlarından bıkmış, buraları daha bakir bularak havasını da ata ata gelmiş, semt pazarlarında direkt köylümüzden öteberi almaya bayılmış halbuki, halbuki şalvar giyip ineğin sağ memesinden süt sağıp selfie çekip sosyal medyada çığrınmış, canı istediği gibi giyinmiş,(hatta canı istediği gibi giyinmemiş) canı istediği gibi eğlenmiş, eğer isterse canı istediği gibi ibadet etmiş, canı istediği gibi korkusuz gezmiş tozmuş, halen kömür gibi yakıtların kullanımının yasak olması sebebiyle mis gibi havasını solumuş, en fazla iki kata izin verilen ve dolayısıyla üstünüze üstünüze gelen dev katlı binaların hiç olmayıp ne zaman baksanız gökyüzünü tertemiz görebildiğiniz, vesaire vesaire güzelliklerini dip noktada yaşarken, üstüne edepsizce konuşanları haz etmiyorum. Yok öyle haksızlık etmek. 100 bin nüfus ölçeğine göre devletten destek alan, kurumlarında çalışanların sayısı, bütçeleri buna göre belirlenen bir ilçenin yazın 1.5 milyon nüfusa hizmet etmeye çalışması elbette ki bazı aksaklıkları beraberinde getirir. Yerleşik nüfusundan 15 kat fazla yük almak demektir bu. Bodrum'un Bodrum olmadığı yıllarda amcam arsasının içine kulübe yapmış mesela. Sonra onun çocuğu bir oda daha eklemiş. Sen gelip bayılarak, hatta 10 liralık yere de 50 lira vererk o arsayı almışsın. Kulübeyi zaman içnde villaya çevirmişsin. Yandaki arsayı da başka biri gelmiş almış, bakmış öteki yapmış o da yapmış. Sonra öteki gelmiş, sen o 50 liraya aldığın yerin yarısını 100 liraya satmışsın, bu böyle sürmüş gitmiş. Nereye kadar? 50 metrelik dereyi, derelikten çıkarmış 5 metre dibine kadar almışsın, villalarını kondurmuşsun, devasa paralara da bir kısmını satarak servet sahibi olmuşsun. (Arsa satmayan nadir aileler var artık Bodrum yerlisi olupta zengin anılan. Gerisi, hele hele de deniz kenarlarındaki arsalar çitftçiliğe müsait olmadığı için ilk elden çıkarılanlar olmuş.) Neyse devam edelim, zaman zaman içinde 50 senelik evi yıkamayacağın (çünkü o arada bin tane af çıkmış, oralar iskanlaşmış yapıya dönüşmüş artık) için, yeni imar planları yapılmış. 50 metrelik dere 5 m. olmuş misal artık. Eeeee doğanın gücüne kim karşı koyar? Bodrum'da son afette en çok zarar gören sokağın adı ne biliyor musunuz? Dere Sokak. Var mı başka diyebileceğim bir şey? Vatandaş geliyor "bilmem nereye ev yapıcam" diyor. "Orada su ve kanalizasyon alt yapısı yok" diyor belediye. "Olsun" diyor vatandaş. "Tankerle taşıma su getirtirim, atık su işimi de fosseptikle hallederim, sen iznimi ver" Böyle de bir hakkı var çünkü kanunen. İnşaat ruhsatı aldığında orada işaretli hatta bu belirtilenler. Neyse işte, evse ev, otelse otel bitiyor. Vatandaş başlıyo şikayete. "Vay efendim kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz, vay efendim suyu niye tankerle almak zorunda, vay efendim niye kanalizasyon yok?" E sen biliyodun o inşaatı yaparken bunun böyle olduğunu. Haa diyebilirsin ki "e tamam şimdi yapın" E tamam yapalım, yapalım da bizim 100 bin nüfusa göre hizmet edecek gelirimiz var. Dolayısıyla hoop diye olmuyor o işler. Bodrum'da mülk pahalı evet. Pahalı da, mülklerin pahalı olmasının belediyeye sağladığı bir fayda yok. Ben şahsen 25 yıldır, orda su yok, burda kanalizasyon yok diye ev alamadım. Benim almadığım evleri alan olmadı mı, boş mu kaldı onlar? Yooo tabi ki diil. İskan yok dedim almadım, tapu yok dedim almadım, depo tapulu dedim almadım, dere yatağında dedim almadım, iki kata izin veriliyor diye rant olsun diye yol kotunu oyup ev yapmışlar dedim almadım, e işte sen aldın, siz aldınız onları, o zamanlar böyle bir pahalılık da yokken üstelik. Af çıktı, bilmem ne oldu, o benim almadığım evlerin hepiciği şimdi izinli, ruhsatlı, tapulu, iskanlı yerler oldu, kimisine su geldi, kimisine gelmedi.
Yani demem o ki; bir şeylerden şikayetçi olmaya kalkarken, önce bilgi sahibi olunmalı sonra fikir sahibi olunmalı. Suçlu aramak çok kolay, çözümün bir parçası olmaya yanaşmadan... Meteoroloji uyarıyor aşırı yağış beklenmekte diye. Belediye durmadan anons ediyor, gerekli önlemleri alın diye. E vatandaş dere yatağının dibindeki evinin önüne aracını park etmeyeyim demiyor. Tam aksine "ben ne önlemi alcakmışım, kendi alsın önlemini diye belediyeye veryansın veryansın... Ya Hu belediye senin evi yıkıp dere yatağını eskiye mi çevirecek? Ne böyle bir hakkı var ne de bu durumda alabileceği başka bir önlem. Sen alıcan tabi, kim alıcak?
Türkiye'nin en en en zenginlerinin hiçbiri Bodrum'dan eksik kalmamış ama. Madem bu kadar kötü niye geldiler? Madem bu kadar kötü git Cannes'te yaşasana, ne işin var burda? Ya da bi işin ucundan da sen tutsan mesela? Ben ülkeyi yönetenlerden olsam, o çok büyük otellerden, işletmelerden tonla alınan gelir vergisinin önemli bir kısmını hizmet için o yerin yerel yönetimine direkt aktarırdım. Böylece özellikle turizm gibi en önemli geçim kaynağı olan marka kentleri daha da kalkındırırdım. Ortak bir bakanlık bütçesi Bodrum'a ayrı gözle bakmıyor çünkü. Dediğim gibi Çemişgezek 100 nüfusla ne kadar pay alıyorsa, Bodrum'da aynı yerleşik nüfusa göre aynı payı alıyor, ve bu da pratikte çalışmıyor.
Uzamış da uzamış anacımm yazı...
Aslında pahalılık başta olmak üzere daha yazacağım, gıcık olduğum bi dünya şey var, ilerleyen zamanlara bırakayım.
Kimse bağlı değil, kimse silah zoruyla tutulmuyor anacım burda. Havasını soluduğun, ekmeğini yediğin, güzelliklerini seyreylediğin, nimetlerinden yararlandığın, doğmadıysan bile doyduğun yeri yerden yere vururken koy bari elini vicdanına. Ya da "ya sus, ya terk et" o kadar...
Al bak, dün akşam Gündoğan'da çekildi bu resim...
zaten en büyük sorunumuz bu değil mi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamız ...
YanıtlaSilBiz de bodrumdan kucuk bi 1+1 alma hayali kuruyorduk erkek arkadasımla. Bu kadar sorun sıkıntı yasadıgını bilmiyordum memleketin. Cok dogru diyorsun 100 bin yerlesik nufusa sahip memleketin bütcesi nasıl kaldırsın o tatilcileri. Kendi sehrimden biliyorum bizim de nufus asagı yukarı o kadar sel vurdu köprü yıkıldı 2 yılda zor bitti sehrin göbegndeki köprü neden cunku bütce yok. Yerel yönetimler güclense de her sehir kendi ihtiyacına göre yönetmeligini devreye soksa artık. Kesinlikle Bodrum'un dedigin gibi vergi konusunda buna ihtiyacı var. Yazın belediyeden "gelmeyin yerimiz yok" cagrılarını duymustuk da illallah etmisler demistik. Güzelim yer talan edilmis haberimiz yok. Biz de diyoruz yahu milyon tl ev fiyatları niye :/
YanıtlaSilYani asıl sıkıntı kentlerimizden ziyade sorgusuz suçlayan, infaz eden beyinlerde be Melci... Hayallerinize kavuşmanızı diliyorum...
SilNe güzel yazmışsın. Ben de İzmir' e göç eden insanların sürekli olumsuz eleştirmesine sinirleniyorum. Hiç bir şeyden memnun olmayan bir kitle var. Beyefendiler, hanımefendiler sizi tutan yok, siz tercih edip geldiniz. Gitme kararı da verebilirsiniz.
YanıtlaSilDemek ki aynı düşünüyoruz ;)
SilBizim mahalleye de yeşillik diye gelip bahçeleri yok ederek büyük bina dikerler. Gelme kardeşim, git büyük binalara.
YanıtlaSilNe doğru sözleriniz, sırf Bodrum da değil üstelik anlayış, kafa yapısı olarak hep böyle ya bizim millet... Biz niye böyleyiz ya?
YanıtlaSilBodrum'da tepelere kadar dikilmiş evleri görünce çok şaşırmış ve üzülmüştüm.Bir şeyin cılkını çıkartmada üzerimize yok.
YanıtlaSilBu milleti değiştirmek na-mümkün. Buna inanmıyorum artık :)
YanıtlaSilİnsanlar bir tuhaf. Her şeyi başkaları yapsın istiyorlar. Kimse üstüne düşeni yapmıyor. Sonra da şikayet şikayet.
YanıtlaSil