11 Eylül 2018 Salı

Yemekler filan

Dün öğleden sonra kendime, "akşama ne pişireyim, eve giderken ne alayım" diye sora sora bi hâl oldum. İş çıkışı markete mi gideyim, kasaba mı uğrayayım derken vazgeçtim, evde ne bulursam onlarla yeni bişey uydurayım dedim, direkt eve geçtim.
Patates ve dolapta bulduğum kabakları verev verev irice doğradım, yeni bahar, kimyon, karabiber, tuz, biber salçası, azcık da su ve zeytinyağı ilave edip malzemeyi bu karışımla karıştırdım. Dolaptaki etten köfteler yaptırdım küçük kızımcığıma -sağ olsun, dizisini izlerken yoğurdu ve şekillendirdi- ve tüm malzemeyi fırın poşetine atıp, 180 derecede 1 saate yakın pişirdim. Kendi suyu ve lezzeti fırın poşeti sayesinde içinde kalınca ve araya kabak girince herkes çok beğendi. Ahım şahım bi yemek olmasa da anlatma maksadım aslında geçtiğim yeni uygulama; yeni almadan, evdeki malzemeyle ne oluyorsa onu uydur uygulaması bu, bu bakımdan önemli benim için.



Baktım bütçeyi korumak hoşuma gitti, doğruca soğutucunun başına geçtim. Önceden hazırlayıp paketlediğim enginar tabaklarını dörde böldüm, yine önceden ayıkladığım iç bakladan bi poşet de ilave edip, iri kıyılmış soğan, yarım limon (enginarların üzerine) 2 küp şeker ve zeytinyağı, az su ilavesiyle düdüklüyü attım ocağa, 35 dakika sonra bi de zeytinyağlı yemek hazır olmuş oldu. Az bi miktar akşam yendi ama ben zeytinyağlıları asıl 1 gün sonra yemeyi ve ikram etmeyi sevdiğim için bugün tüketilmek üzere dolaba girdi. Bu çoook pratik tarif kayınvalidemin, o neredeyse tüm tencere yemeklerini -etli de olsa- bu mantıkla yapıyor. Hiç uğraşmıyor et kavur, soğan kavur, bilmem ne yap, onu koy, bunu dök filan, hooop hepsi düdüklüye, yarım saat sonra hazır. Ben önceleri bu yöntemi kullanmazdım ama özellikle zeytinyağlılarda artık deniyorum ve şimdilik gayet de hoşuma gidiyor.


Madem yemek yazısı oldu gibi bu, pazar akşam da hamsi kuşu yapmıştım, dövmeli -kabuğu alınmış buğday, aşurelik buğday da denilen ama bizdeki yöresel adı dövme- mercimek çorbası ve roka salatası ile mideye indirmiştik, bak şöyleydi;


Hamsi için ilk kar denize düşmeden yemem derdim ama bu sene daha fazla beklemeye dayanamayıp, az da olsa deneyelim dedik. Marmara hamsisi idi ve gerçekten çok güzeldi. Özlemişlik de araya girince (bir şeyleri özlemek ne kadar güzel değil mi? Özleyen ve özlenen olmak...)  bir de babacık onları balkonda küçük tüpte kızartmayı kabul edince mi dadından yinmez oldu bilemedim tabi ;)) Ara sıra bu tür hoşlukları çok seviyorum, ruhum okşanıyor valla ;))
Neyse işte..
Yarın annem evine dönecek, yine kalacağız kendi başımıza, sonra 24'ünde büyük kızımcığımın okulu açılacağı için o da gidecek. Bu yıl ünv.sınavı sonrasında evimiz hiç boşalmadı, ya misafir vardı, ya biz bir yerlerdeydik, muhtemelen uzun zamandır bu kadar aralıksız kalabalıklar dönemimiz olmamıştı. Ve çoğu zaman çok güzel geçti, inşallah darısı seneye olsun.
Haa bu arada akşamları yeğenime yaz başında başladığım turkuaz renkli şalı dürtüklüyorum ara sıra. 3.ipe geçtim, sanırım bunu bitirince tamamlanmış olur, sonra da püskül mü ne olur bilemediğim bir kenar yapma işi kalmış olacak. 
Haaa haaa, bir de bahçe sakinleştirme işinde az bi yol daha aldık, çit bitkilerini söktük biraz, aman ne hoşuma gitti, anlatamam. Sakinlikte hayat var diyorum da başka da bişeycikler demiyorum şimdilerde. Şööle iyi bir sakinlediğinde bom boş bir bahçe resmi çekesim ve buraya koyasım var, hadi inşallah bakalım.
Şimdilik bu kadar...

10 Eylül 2018 Pazartesi

Huzurlu yorgunluklar...

Önceee, o beni çok mutlu eden yorumlarınız ve dualarınız için çok teşekkür ederim...
İyi ki varsınız ve hep var olun olur mu güzel dostlar...
Evettt, gittik, kaydımızı olduk, ardından bi 3 günlük Çeşme-Alaçatı tatili yaptık, yorgunluklarımızı hafiflettik, döndük evimize...
Küçük kızımcığımın buradaki okulu da başlamıştı aslında önceki hafta ama hem ablasının mutluluğunu eksiksiz yaşayalım hem de bu sene kendi sınavı öncesinde tercihlerine yardımı dokunur diye hep beraber gittik, anneannemiz de zaten bu keyifli gün için bizimle birlikte gelmişti buraya.
Denizli'yi Tıp Fakültesi için tercih etme sebeplerimiz vardı tabi, bölgenin eğitim ve araştırma hastanesi olması, öğretim üyesi kadrosunun zenginliği (ki bu acı bir gerçek de olsa, pek çok bölüm gibi tıp fakültelerinin pek çoğunda da bu yetersizlik sorunu var, hocalar şu yada bu şekilde görevlerinde değiller ve kocaman kocaman fakültelerin öğrencileri içler acısı bir durumda), organ nakli vs konusunda Türkiye'nin sayılı merkezlerinden biri olmaya aday olması vs vs ama şehrin bu kadar göz doldurucu şekilde yapılanmış olabileceğini ve bu kadar beğeneceğimizi de pek ummuyorduk aslında. Hatta bu okula gelinceye kadar türlü sebeplerle tercih etmediğimiz pek çok okul da vardı, onca puan da boşa gidiyor gibi de hissediyorduk ama gerçekten gidince gönlümüz tamamen ferahladı, iyi ki de, iyi ki de burası olmuş dedik hep. Kayıt sırasında beyaz önlük giyme törenleri için beden ölçüsü alıyorlardı, tabi benim için tam fotoğraf çekmelik bir an oldu bu. Yavrukuşum o sabah saat 07:00'den 16:50'ye kadar heyet raporu alabilmek için hastanede helak olduysa ve yorgun görünüyorsa bile kaçmaz bi andı bana göre, kaçmadı da tabi, bi de dışarda bi resim diye çok dil döktüm, sonunda başardım ama..




En yakın arkadaşı ile birlikte aynı okulu kazandılar demiştim ya, ha işte onunla birlikte kalacağı özel bir yurda da yerleştirdik onları. Şimdilerde öğrenci olmak benim zamanımla hiç kıyaslanamaz tabi, 7/24 güvenlik, sıcak su, odalarında banyo, buzdolabı, tv, kütüphane, dinlenme salonu, kafeteryaları, yemekhaneleri, resepsiyonları, dolapları, kitaplıkları ve derken bi öğrenci için nimet sayılabilecek her türlü imkâna sahipler artık. Ben Samsun'da okurken, devlet yurdunda kaldıydım ilk 3 sene ve kız bloğunun alt katı baya bildiğin Türk Hamamı idi. Haftada 1 gün sıcak su verilirdi, maksimum yarım saat sıcak su akardı, ya banyo yapmak yada o hafta banyondan feragat edip çamaşırını yıkamak zorundaydın ;(( Hatta hiç unutmam bir keresinde bornozumu yıkamıştımda asacak yer bulamamıştım çamaşır serme odasında da(evet yanlış değil, böyle bir oda vardı, çamaşır 3 günde kurumazdı, duvarda sıra sıra ipler vardı) odadaki ranzamın korkuluğuna sermiştim pazar gecesi, pazartesi erkenden okula gidip akşam geldiğimde bembeyaz bornozumu yere atılmış ve bir de çamurlu ayakkabı ile tepelenmiş bulmuş, sinir krizi geçirmiştim. Yurt müdiresi Necla denen cadalozla koşa koşa kavga etmeye gittim, odasının kapısını tekmeledim, hesap sorduydum. Cadaloz sadece "oh iyi yaptım, odalara çamaşır asmak yasak, o kadar, şimdi defol!!" dediydi bana. Aradan 29 yıl geçti, ben o cadalozun sesinin tınısını bile unutmadım. Neyse işte bizim zamanımız gibi değil diyordum ya ha işte buna çok sevindim...
Neyse işte, sonrasında dayımın ısrarlı daveti ile Alaçatı'ya gittik, bi 3 gün havuza gir çık, yemek yap ye, gez yaptık ve eve döndük. Bi döndük su yok, bizim kurum su hattını değiştirmiş, hafta sonu susuzluğu çok kötü bişey, bi kere daha anladım ;)) Ben bu arada cuma pazarından bi de 15 kg kışlık domates aldırdıydım mı.... Neyse cts hallettik su hattı yenileme işini, temizlik, çamaşır vs derken pillerimiz bitti, pazar günü domatesler soyuldu, doğrandı, paketlendi ve soğutucuya yerleşti. Kızlar bu işin bittiğini düşünürken "tabi bu devede kulak, en az 20 kg daha almamız gerek" dediğimde, "neeeeeeeeee, n'apcazzz yaaa bu kadarrr domatesi, abartma anneeeee" çığlıkları atıp durdular. E ne bilsinler, geçen sene bir kısmına küçük kızımcığım yardım etmişti ama genel miktardan haberleri de yokmuş, yaptırmamışım hiç onlara ;)) Neyse işte ben bi 20 kg daha yumurta domates bulma peşindeyim, onlar almayacağımı, bulamayacağımı sanadursunlar. En kötü ihtimalle mahallemizin manavından söz aldım, çarşamba getirecek ;))
Başka ne yaptım, hah bahçe... Bahçemizin düzenini, bitki yerleşkelerini tamamen yenileyip, bahçeyi biraz ferahlatmaya kesin karar verdim. Dayımın bahçesindeki sakinliğe vuruldum, anacım meğer ben bahçeyi çingen çadırına çevirmişim, onu da dik, bunu da dik derken. Yok artık kesin sakinleşeceğim hatta şu malum yoğun harcama dönemini atlatıp, balkonun bahçeye açılan o ön duvar ve trabzanları da söktürücem, veranda gibi olacak ve bahçeye düz ayak inilsin balkondan istiyorum... Aslında her bir bitki aldığımda ve bu ille de şuraya dikilecek dediğimde babacık hep söylemişti bunları, "çok kalabalık oluyor, sıkılacaksın, sök diyeceksin, o oraya olmaz, bu buraya olmaz vs" diye. Neyse işte n'apim öyle yapasım varmış o zaman, şimdi de böyle yapasım var.
İşte böyle...
Mesai arası biter, ben kaçarım.

31 Ağustos 2018 Cuma

Şahane mutluluklar bunlar

Güzelin de ötesinde güzel haberlerim var blogcum...
Büyük kızımcığım, o çocukkenden beri hayalini kurduğu beyaz önlüğü giyecek, üstelik en sevdiği arkadaşı ile birlikte, en sevdiği şehirlerin birinde, en beğendiği fakültelerin birinde ;))
Denizli yolcusuyuz, tıp okuyacağız ;))
Dün gece sınavlar açıklandığında onun gözlerindeki ışıltıyı satın almaya kalksam dünyanın hiçbir servetini yetiremezdim, öylesine harika bir duyguydu hepimiz için.
Bizlere yaşattığı mutluluklar için tüm öğrenim hayatı boyunca hep takdir etmiştim zaten ama bu sefer yolun sonunda -hedefine ulaşmış olmanın ona verdiği muazzam sevinç dolayısıyla- taçlanmış oldu, bir daha bir daha takdir ettim.Çok duygulandım, birazda ağladım hatta mutluluktan, Allah bundan sonra da yolunu şaşırtmasın, tahtını da bahtını da (tüm çocuklarımızın) sağlık ve huzurla en güzelinden versin Yaradan.
İnsanlığa, vicdanına, aslına, asaletine yakışır ümitleri ve çabaları olsun inşallah. Darısı da küçük kızımcığıma olsun inşallah der kaçarım zira çoook işim var çookkk... ;))

27 Ağustos 2018 Pazartesi

Tatil dönüşü kâbusu

Yaşarken güzel ama yazarken içimi sızlatan ;)) -bol yemeli, içmeli- güzel bir bayram geçirdik ailemle. Gezdik, tozduk, bol bol yedik içtik, sıra onları eritme vakti diye dün rejim yapmaya başladım. Henüz 24 saat oldu ama istikrarla devam etmeyi ne çok istiyorum bilemezsin...
Sınav sonuçları ayın 31'inde açıklanacak, günleri azalttık ama aklımıza geldikçe bir merak kemirip duruyor hepimizi de. Umarım kızımcığımı en en en mutlu edecek bir yer nasip olur dileklerimi yine tekrarlıyorum.
İki haftalık tatilden sonra bu sabah mesaiye başlamak çok koydu. Sanırım ruhum gerçekten emekliye ayrılmış durumda. Yani aslında emeklilikten kastım boş boş oturmayı tercih ediyor yada özlüyor olmak değil de, bu yaptığım iş artık bitsin ve ben hayatımda yine yeniden yeni bir sayfa açayım özlemi daha çok. Öööyle daldan dala atlayıp heyecan arayan bünyeme karşı gelemiyorum bu konuda. Heyecan duymadan, herhangi bir şeyi özlemle bekliyor olmadan, hayaller kurmadan mutlu olamıyorum, hep böyleydi. Neyse işte bugün mesaiye başlamak zor oldu diyordum ya, bu sıkıntı birkaç gündür vardı ama dün akşam baktım ki epeyce sıkmış beni, rahatla tonton dedim kendime, rahatla uleyn, hani tecavüz kaçınılmazsa....gibi...
12 günlük tatil sürecimizde Mualla ve Dimitri'yi evde bırakmak zorunda kalmıştık tabi ve evi nasıl bulacağımızı da acayip merak ediyorduk. Aslında onları dayımlara bırakmayaı düşünmüştük, bırakmıştık da ancak yengem sadece 2 saat dayanabildi ve tekrar alın bunu, dayanamıyorum diye aradı, teee Turgutreis'e almaya gittik bi de tekrar bunları. Tabi o saatten sonra da yeni bir yer arayıp bulmak mümkün olmadı, öylece evde bırakmak zorunda kaldık. Cumartesi akşam üstü döndük Bodrum'a, kapıyı açmamızla birlikte halâ da devam eden şokumu/zu yaşadım/k. Ev alt-üst olmuş. Muhtemelen geveze Dimitri elebaşıydı. Bulaşık süngerini bulmuş mesela ve mercimek büyüklüğünde parçalamışlar tüm eve dağıtabilmişler, ev öbek öbek kıl olmuş, 3 büyük kum havuzu tıka basa dolmuş çünkü 5 kilo mama yemişler inanılmaz şekilde. Leğen leğen değişik yerlere koyduğumuz suların bir kısmı dökülmüş, koltukları örttüğümüz battaniyeler tırmık tırmık edilmiş. Amaaa en berbatı da kokuydu... 4 lt kadar klorak tükettik şu ana kadar, evde dokundukları her şeyi dezenfekte etmeye uğraştık saatlerce, koltuklar, sandalyeler kılıfları değişmekle birlikte, kaç kez de silindiler lakin bu sabah halâ o pis kokudan kurtulabilmiş değildik. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor halen. Kendilerini de hava alsınlar diye balkona çıkardık, şimdilik gezinip duruyorlar bahçede. Eve sinmiş kokudan kurtuluncaya kadar eve almamaya karar verdim kendilerini. Hayvanseverler kızacak belki ama inanın öyle böyle alt-üst değildi ev. Yıllardır hayvan besliyoruz evde ama ben böyle şeyle hiç karşılaşmamıştım. Geçen yıl sadece Mualla kalmıştı yine aynı sürede evde ve ben "biz yaşasak daha çok kirletirdik, bravvo kızıma" demiştim mesela. Dimitri feci bir oğlan, saniye yerinde durmuyor, durmadan bir atlama zıplama peşinde zaten, Mualla'yı da yoldan çıkarınca iş çığırından çıkmış olmuş yani.
----
Öğle arası için eve gelmeden arandım, lavantalı oda spreyi, klorak ve bilumum kokulu yer temizleyicileri istedi büyük kızımcığım, aldım götürdüm geldim şimdi.
Ben o şokla resim çekmedim ama temsîli olarak ev şöyleydi ;



----
Bodrum'a annemciğimle döndük, kayıt işlemleri vs sırasında bize destek olacak sağ olsun... Dolayısıyla yemek yapma işi kısmen de olsa anneme devrilmiş durumda otomatikmen, ben de bu arada kolumu biraz dinlendirmeye çalışacağım.
Bodrum hâla feci dolu. Aslında özel okullar başladı eğitime ama daha giden yok buralardan ;)) Ah Ekim ah Ekim, bi gelsen de biz de kendimize gelsek. Bu arada küçük kızımcığım da uzun bir aradan sonra Bodrum'da bugün okuluna başladı, umarım bu da onu mutlu eder ve sonuçtan memnun kalır. Farklı bir yeni okul, farklı bir disiplin, doğrusu bu akşam duyacağım ilk izlenimlerini merak ediyorum.
Şimdilik bu kadar olsun, ben sayfalarınızda gezinmeye devam edeyim...



10 Ağustos 2018 Cuma

Durumlar

Aslında hiç vermek istemediğim kadar uzun bir ara vermişim. Epeydir yazmak istediğim halde, gecesi ayrı, gündüzü ayrı yoğun, bir o kadar da merak ve heyecanla geçirdiğimiz bir yaz oluyor. Misafir misafir üstüne kılı kılına gidip gelirken, mahvolduk karmaşadan. Bulaşık ve çamaşır makinecağzımızda kendilerine göre nasiplendiler bu karmaşadan aralıksız çalışarak, onlara da teşekkürlerimi iletmeliyim. Elini sıcaktan soğuğa değdirmeyen misafir kitlesine de zinhar gıcığım artık bunu da kesin belirtmeliyim. Yazacak çok şey var, gıybetlik dolu malzeme var ama hadi neyse diyeyim, anlayın siz gerisini...
Deriiiiin bir nefes alarak geçelim şimdi...
Tabi bi de bizim bu yılın en önemli olaylarımızdan biri de büyük kızımcığımın gireceği üniversite sınavı idi, yazmıştım bunu ve "...o bir daha deneyenlerden, gurur duyuyorum" diye bitirmiştim hatta.  Evet, sonuç henüz puan bazında, okul belli değil ancak bu haliyle de amacına ulaşmış olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla yılın en güzel haberi sanırım bu oldu. Umarım ki okul bazında da en en en istediği olur ve bundan sonraki meslek hayatını hep çok istediği gibi geçirir.



Tabi bu yıl böyle oldu diye bizim toplam heyecanlarımız bitmiş değil çünküm seneye de küçük kızımcığımla aynı heyecanı yaşayacağımız için yine o aynı bilindik tempo devam etmekte evde... Başka ne oldu bu arada, küçük kızımcığımı da 3 yıldır her hafta yolladığım fen lisesinden aldık, buradaki anadolu liselerinden birine kayıt yaptırdık. Amaç; son senesinde derslere boğulmaktan ziyade sınav hazırlığını daha konforlu yapsın ve orta öğretim başarı puanını da doğal olarak biraz yükseltsindi. Ablacık da bu cesareti gösterememiştik ancak onun da tavsiyeleri ve etkisiyle böyle bir kararı vermiş olduk. Daha da doğrusu bu kararı küçük kızımcığım verdi, biz de her zamanki gibi "tamam" dedik ;)) Umarım sınav annesi rolüm bu bir sene içinde mütemadiyen biter ve ben başka bir moda geçebilirim ;))
Gerçi; ne ucundan ne dibinden emin olamadığım, neredeyse hiç bir olandan hoşlanmadığım güzel ülkemde benim çocuklarım neler yaşayacak onu da bilemiyorum. Kuzguna yavrusu güzel görünür cinsinden de olsa çoğunlukla bu ülkenin bu halinin çocuklarımı hakkettiğini asla düşünmüyorum. Bu ne idüğü belirsizliğinin içinde çırpınmalarına zerrece gönlüm razı değil. Ama ne var ki bunların hepsini hissedip genede başka bir çaresizlikle boyun eğiyoruz şimdilik... Bunu sevmiyorum...Başkaca da ne yapmam gerekirdi, bilmiyorum...
Neyse işte...
Bayramda terkedeceğim Bodrum'u, ne üzgündür o şimdi ;)) Kaçacağım, kaçacağız...Şiddetli bir kalabalık var, hiç hoş değil... Bunca kalabalık sadece tatil için gelseydi eyvallah derdim de yok anacım ya bu seneki öyle değil yada benim tahammül sınırlarım çok geriledi. Trafik ayrı bir keşmekeş, hadi onu geçtim yaw bir Migros'a gitmek de bu kadar işkence olabilir mi, evet olabilir/miş. Bir an önce Ekim ayını çağırıyorum, keşke yatsam kalksam Ekim gelmiş olsa, o derece...
Ve başka bir kendime not daha, çok çekirdek ailem hariç, akrabadan bir daha misafir çağırmayacağım, yazdım buraya ki unutursam bakayım diye. İflah olurum belki ;))
Hadi buna da neyse...
İşte bayramdan önce mi sonra mı olur bilemediğimiz Yök'ün açıklama takvimi bize hangi şehri, hangi okulu, hangi ve nasıl bir yeni hayatı, hangi boyutu ile getirecek biz merakla bekliyor olacağız.
Mutlu haberlerle tekrar burada olmak istiyorum tabi ve paylaşmak...
O vakte kadar bye...

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Kudret narı, misafir, deniz filan

Havalar sıcak olmaya sıcak lakin deniz neden bu kadar buzzzz?
25 yıldır Bodrum'da ben böyle soğuk deniz suyu görmedim, hatta Haziran ayında daha ılıktı... Elbette hiç bir zaman Akdeniz gibi değildir ama bu yık Bodrum gibi de değil, sebille yarışa çıksalar deniz kazanır o derece. Her yer böyle mi merak ediyorum...
Geçen perşembe oğluşumun doğumgünü idi, en en en çok sevdiği şeyi yaparak hediyelendirelim istedik ve sabahın 4'ünde tekneyle balığa çıktık. Sözde 12'ye kadar balık avlayacaktık, öğlen bir koyda mangal yapacaktı kaptan bize, denize girecektik, eğlenip gelecektik akşam 5 gibi.
Sayemde ne mümkün...
Gittik gittik gittik gittik 1 saat kadar sonra avlama bölgesine geldik, kaptan motoru durdurur durdurmaz oh my god!!! Anacım beşik halt etmiş, sallan sallan sallan sallan, benim ilk 5 dakikada duracak halim kalmadı ve o malum şey oldu. Attım kendimi bir minderin üstüne, gözümü açık tutsam olmadı, kapalı tutsam olmadı, uyusam dedim olmadı, uyanık durayım dedim olmadı... Dayandım dayandım dayandım dayandım içimden de diyorum ki; "saat 10 filan olmuştur, 2 saat daha dayan hadi lütfen kimsenin keyfini kaçırma" Son bir kuvvet toplayıp, saat kaç dedim, 7 DEDİLER SADECE 7...
5 saat dayanmak için ne yapayım felan derken köpükler çıkmaya başladı içimden, neyse işte o baygınlık arası haldeyken biz 9,5'da eve zor düştük. Akşama kadar parasını da ödemiştik halbuki, babişkoyla oğluşa siz geri dönün dedi kızımcığımlar, onlar geri döndü...İşte o perşembe 9,5'tan sonra gözümü -güya teknede kesmeyi planladığımız- pasta kesmek için 15 dakika aralayıp, cumartesi 3'e kadar pert yattım evde. Bir daha da tekneye adım atan Ecehan'ı n'apsınlar ki n'apsınlar. Bu şekilde iş yapayım derken _iş yaparak geçirdiğim 3 günden sonra da pazar günü denize gittik, şööle kendimi denizin kucağına bırakma hayaliyle. Bu arada teknede gidip, gelirken yediğim rüzgardan boynum ve üst göğüs bölgem nefesimi zor aldıracak kadar da tutulmuş halde, iyi mi? Parmağımı değdirmemle soğuktan ürperen hücrelerimle 15 dakika cebelleştikten sonra accık yüzüp, çıkıverdim... Geçen hafta da böyleydi bu deniz, hakkaten hayret verici...
Telefonum da bana son derece uyumlu zaten bir kaç haftadır günün % 80'inde kilitlenip kalıyor. Telefonun telefon dışındaki diğer özellikleri işlevsel aslında ve tamirciler "eskidi artık bunu değiştir apla yaa" deyip duruyor ona da gıcık oluyorum. Kızımcığımlarında dediğine göre Iphone her güncellemede aslında telefonlarımızın bir takım özelliklerini bozuyormuş ve evet 5 yıl kullanım ömrü için tamam sayılıyormuş. Yok valla değiştirmice desem de bilmiyorum artık. Şimdilik çocuklar yanımda diye çok da takmıyorum ama okul açılıp giderlerse bununla da zor bir birliktelik sürecek gibi... Diğer taraftan telefonsuzluk aslında hiçte fena da değilmiş ;))
Aaa bak bahçemdeki kudret narı büyüdü de meyve bile verdi. Birgün yemyeşil görmüştüm onu ertesi gün kehribar sarısıydı. Şimdilik iki tanesini kopardım, çekirdeklerini temizleyip, ince ince doğradım ve Ayvalık zeytinyağıyla kavanoza koydum. Karanlık yerde 1 ay bekletip, mide hassasiyetlerim için kullanmak istiyorum. Resimlerin ilk iki tanesini fotoğrafçılık merakı olan küçük kızımcığımın  çektiğini hemen fark edeceksiniz bu arada ;))





Büstiyerleri ördüm tamamladım bu arada. Beyaz, sarı ve turuncu. Turuncu olanı pazar günü giydi küçük kızımcığım vee çok beğendi. Onun beğenmesi sebebisiyle de bendeniz çook sevindim. Bi ara resimlerini çekeceğim ;)) Araya giren büstiyer macerasını tamamladığım için artık yine yeğenime başladığım turkuaz şala dönüş yapabileceğim.
Bu haftanın sürpriz yumurtası memleketten amca kızımın gelmesi olacak. Sanki çalıştığımı bilmiyormuş gibi bugün gelip cuma günü dönecekmiş, yaw arkadaş gelene kapım açık, zaten davet eden de benim ama insan bi hafta sonuna denk getirirdi diye hayıflanmadan da edemedim doğrusu. Zaten sürekli binbir sorun masalları yaşadığım işten e maalesef her misafir için izin de alamıyorum. Gelen de gezdirilmek, tozdurulmak istiyor haliyle ve ben bu durumda çok çıkmaza giriyorum. Ve tuhaf olan da, elimden geleni yaptığım halde herkes de bir miktar gücenerek ayrılıyor buradan, kahroluyorum işte buna. Bu zorluğu yıllardır yaşadığım için kendim hiç bir yere gitmez oldum neredeyse. Oysa çözüm basit, çok basit hem de... Bir gramcık empati...Yeter de artardı bile...
Ev kuşu olan benim için bu hafta nasıl geçer gerçekten merak ediyorum. Bugün yetişemeyeceğim için dün gece imam bayıldı yaptım, dolaba kaldırdım, akşam eve gidince -onlar gelmiş olacak- bir de pirinç pilavı ve cacık yaparım diye düşünüyorum.
Bu arada raporlu günlerimde evde yatarken Anne with an E'ye başladık, neredeyse 2.sezonu da bitirmek üzereyiz. Bu da kötü hafta sonunun iyilerindendi.
Böyleyken böyle işte.











17 Temmuz 2018 Salı

Oğlumcuğum geldi, Dimitri, Büstiyer

Hani şu yazıda sizi Dimitri ile tanıştırmıştım, biliyorsunuz evimizin, kızımcığımların çok istedikleri ikinci minik dostumuz. 80 gün olmuş evimize geleli, gelgelelim o gün bugün evde atraksiyon hiç bitmedi, bitmiyor.




Dimitri oldukça büyüdü ve harikulade bir kedi oldu. Çok ama çok oyuncu, hiç Mualla gibi değil be bakımdan. Ve sürekli onunla oynamak isteği var, Mualla sürekli bir hırlama ve mutsuzluk içinde 80 gündür. Yaklaşık 2 aydan beri alt kattaki tuvalet klozetinin üzerinde yaşamak istiyor, salona gelmemek için ve buna rağmen Dimitri onu, orada da yalnız bırakmıyor. Kedi deyip geçilmeyeceğini bir kez daha anladım ki; bebekken bile yapmadığı huysuzluklar yaparak, bize sıkıntısını anlatmaya çalışıyor Mualla... Evin her yerine tuvaletini yapmaya başladı mesela... Ölmeyecek kadar yemek yiyor, iştahını tamamen kaybetti.Klozetten uzak tutmaya çalıştığımızda en kuytu köşeye geçmeye, Dimitri'den mümkün mertebe gizlenmeye çalışıyor, gerçi tüm çabaları da nafile çıkıyor. Ev ahalisi olarak biz bu durumdan oldukça yorulmuş durumdayız. Havalar sıcak olduğu için koku daha bir etkili oluyor ve biz sürekli evin bir yerinde bir kaka parçası var mı aranıp duruyoruz. Ve daha bir sürü şey işte... Evcek Mualla'ya çok üzülüyoruz, en çok da ben sanırım. O çok uslu, onay almadan yanıma bile gelmeyen, hiç rahatsız etmeyen, tertemiz bir kediyken şimdiki haline çok üzülüyorum. Aslında o ilk yazımda da belirttiğim gibi "Mualla ne yapar, nasıl karşılar sorularıyla aklım zaten karışıktı." 
Haklı çıkmanın ne menem birşey olduğunu öğreneli çok oldu ve sevmiyorum ama yine öyle oldu...
Şimdi güzel Dimitri'ye yeni bir yuva bulmak istiyorum ve Mualla'yı eski mutlu günlerine döndürmeyi... Zor bir durum bu... 
Geçen hafta Zeynepçiğimin istediği örgü büstiyer denemesi yaptım. Plajda giymek istedi, beyaz renk seçti, aslında tamamlandı ama resmini çekmemişim ;)) Çok beğendi ve çeşitli renklerde olsun bile istedi. Dün bir de turuncu renge başladım, tamamlanmadı ama şimdilik durum böyle;


Sırada bir de sarı renk olacak. Gayet az zamanda biten ve çok işe yarayacak bir ürün olacağından örerken keyfime diyecek yok. Akşamları yemekten sonra açıyoruz bir film yada belgesel, hem ailecek vakit geçiriyoruz hem de ben örüyorum. Haa bu arada geçen hafta sonu yeğenciğim oğlumcuğum geldi tek başına bize... Tüm yazı bizimle geçirmek istediği için evden kaçarcasına hem de ;)) Çok ama çok akıllı, uyumlu ve özellikle kuantum fiziğine dehşetengiz bir merakı var, tabii haliyle bu beni uçuruyor. Bir de -iştahsız bir çocuk olmasına rağmen- yaptığım yemeklere bayılıyor ve beni tatmin edecek kadar yiyor. Bunun nasıl bir mutluluk olduğunu bilen bilir ;)) Teyzeliğimin zirvesini yaşıyorum resmen.


Dün akşam aramızda şöyle bir diyalog geçti;
O       :Teyzeciğim, ablam ehliyet kursunu bıraksa da olur aslında 
Ben   : Nasıl yani 
O       : E ışınlanmayı bulmak üzereyiz ya, bence ehliyete gerek duymayacak
Ben   : Kim bulmak üzere, biz mi?
O       : Eeeee tabii ki biz teyzeciğim, seninle ikimiz pekçok buluşa imza atacağız, farketmiyor musun yoksa?
Ben   : Haaaa, -hık, mık- öyle mi diyorsun?
O      : Teyzeciğim şüphen yok değil mi?
Ben   : Hee yok çoccuğum yok, buluruz tabi, onu da buluruz ;)))
Diyaloğa sebep şu ki; ikimizde fiziğe ilgi duyuyoruz, özellikle de kuantum fiziğine. (Hatta ben zaman zaman keşke bu isteği lise yıllarımda duyaydım da diyorum) Birbirimize kitap öneriyor ve mutlaka ikimizde okuyoruz aynı kitabı. Ne var ki o daha 11 yaşında. Zorlanır mı acaba, şimdiden başlarsa usanır mı diye de endişelenmiyor değilim ama durdurmuyor zaten o. 2 kişilik whatsap gurubumuz var, o kurdu, adı da Uzay, 51.bölge, EVREN evet tam böyle ;)) Dün eve ayak attığım an geldi yanıma, karda batmadan giden bir taşıt tasarladığını söyledi, çizimini gösterdi ve "prototipini birlikte yapalım mı?" diye sordu. Her ne kadar o benim mühendis olmamı çok fazla abartıyor olsa da "hee tabii, sen malzeme listesi çıkar önce, sonra bakarız" dedim. N'apayım şimdi, efeliğe _ok sürsem olmaz, hevesini kırsam olmaz. İşte böyle her an sürprizli ve bilimsel şeylerle de dolu dolu geçiyor her anımız.
Hafta sonu hep rüzgârlıydı Bodrum. Denize gittik iki gün. Valla su bizim sebille yarışır hatta geçerdi. Tirim tirim titredim, zaten 15 dakika sürüyordu tamamen girmiş olmam, öyle böyle buzz diildi.. Çoluk çocuk hastalanmasın diye dua ettim durdum, şükür iyiler şimdilik... Ama o buzzz gibi su kolumun ağrısına öyle iyi geldi ki, şimdi hemen bir daha hafta sonu gelsin istiyorum herşeye rağmen...
Ehh oldukça uzun yazmışım, şimdilik kadar yetsin ;))





12 Temmuz 2018 Perşembe

sıcak, hasat, ekmek, şerbet, sıcak

Hafta sonu rahmetli kayınpederimin 52 mevlüdü için Ayvalığa gittik, döndük. Aman Allah'ım bir kalabalık bir kalabalıktı ki yollar, anlatılmaz, sinir olunurdu. 6 saatlik yol oldu 10 saat. Üstüne üslük klimaya alışmış bünyeye klimasızlık 1 saat bile uyku uyutmadı iki gün boyunca. Döndüğümüzden itibaren klima altındayım ve hâla sönmedi içimdeki alev topu desem hiç abartmış olmam.
Neyse işte, sıcaktan hiç hoşlanmıyor, kıştan hiç şikayet etmiyor olduğum doğrudur, tescillidir ve bir daha mecbur kalınmadıkça yaz seyahati yapılmayacaktır benim için, hele de klimasız bir yerlere...
İşte içimdeki bu malûm yangın sebebiyle bahçe mahçe de görmediydi gözüm, düne kadar. Sonra bunlar gerçek bir ödül oldu...

Bir gün önce yenilediğim ekşi maya ekmeğimizin yanına, zeytinyağıyla pek güzel bi katık oldular...


Her zamanki gibi iki ekmek, biri bizim için, biri hep hediye... Mayacığım keyifli, Allah nazarlardan sakınsın ;))
Ayvalık'ta uğradığımız aktarda lohusa şekeri görünce dayanamadım, aldım. Az şekerli, tarçın, karanfil ve zencefilli bu içecek yaz günleri için mutluluk verici birşey bence...

Şerbetin tarifi;
3 lt.su
300 gr.lohusa şekeri
1 sb esmer şeker
6 çubuk tarçın (parçalara ayırdım)
10 adet karanfil
Dilim zencefil damak tadınıza göre miktarlandırılarak...

Her ne kadar, her akşam hava durumunda buralar 34 derece civarı verilse de bence 78 derece, belki de 100, bilmiyorum ama dışarısı kaynıyor, acayip bir nem var bu sene... Ne kadar yanmışım anla blog, sıcakla başladım, sıcakla bitirdim...
Keyifle ve serin serin kalın...













10 Temmuz 2018 Salı

İdam...mı?

İdam; son günlerde özellikle sosyal medyada yeri yerinden oynatıyor...
Oysa bana göre...
Konu ile ilgili yazalacak, konuşacak öyle çok anektod var ki... Ama en en en kısa haliyle şöyle düşünüyorum;
İdam; cezai şartları uygulayabilme yetisinden yoksun, devletinin adalet ve yargı kurumlarına güvenemeyen, gelişmemiş toplumların uygulamaya çalıştığı ilkel bir yöntemdir.
Kaldı ki; idam uygulaması geçerli olduğunda, şu anda hassaslaştığımız sapık ve aşağılık dediğimiz sınıfı kapsamaz. Yıllar öncesini düşünün... İdam edilen insanlarımız için yıllar sonra anıt mezarlar yapmış bir ülkeyiz biz...
Evet, ben bir hukukçu değilim ama eğer yasalaşırsa nasıl istismara açık olabileceğini görebiliyorum...
Adaletine, yargısına güvenmediğiniz ve gereken daha doğrusu hak ettiği şekliyle cezai şartların uygulanamaması sebebiyle istediğiniz idam için yine o güvenmediğiniz ve belki yıllar sonra adına "bunlar da kandırmış bizi, bunlar da bilmem şuymuş" diyeceğiniz karar verici kişilere nasıl güveneceksiniz peki?
Ben, o hassas ailelerin içini, idamın soğutacağına zaten inanamam zira anneyim...
Bu yaklaşım tarzının ne gibi felaketler yaşatabileceğini düşünmek bile istemiyorum çünkü içimizden hâlâ temizlenememiş gurupların üst yönetimlerde var olduğu neredeyse her gün açıklanıyorken...
Diri diri yanmalarını istediğim sapkınlar için idamın ödül olduğunu ve içinde yaşadığım toplumun algısının biraz daha kapsamlı değişeceğine inanmayı, adaletine ve yargısına hangi şart altında olursa olsun şeksiz şüphesiz inanıyor olmayı seçiyor ve istiyorum...
Bu bir algı operasyonu olabilir... Son aylarda özellikle çocuk ve hayvanlara yapılan dehşet verici haberlerin çok sıklaşmış olduğunu ve nedenini merak etmem için gazeteci olmam da gerekmiyor...
Hassas yerimizden vurarak, ilkelliği ve yetmezliği kabul etmemiz, feveranla ayrışmamız bekleniyor gibi geliyor bana...
Yani aslında yönetsel güç olmak isteyenlerin tuttukları, para verdikleri toplum mühendisleri(!) gol üstüne gol atıyor...
Dikkatli olmamız lazım zira Türkiye Cumhuriyeti akıllı ve zeki insanlarla var olacaktır diye düşünüyorum...

Çocuk ve hayvanlar üzerine odaklaştırılan bu çok tehlikeli haykırışların ardını arkasına iyi düşünmez isek, daha da yazık olacak ülkemize...





5 Temmuz 2018 Perşembe

konser filan

Teee ne zaman olmuş yazalı valla elim değmedi n'apim çok yoğun geçiyor zaman...
Evet Evrencan konserine geçen hafta da gittik kızımcığımlarımla yeniden. (Önceki yorumlara buradan cevap vereyim istedim) Ama ne gidiş, güya iş çıkışı eve gidip, sardığım sarmaları pişirip, ılık ılık götürecektim ve fakat o benim bayıldığım(!) son dakikalarda şıppadanak ciddi bir toplantı planlanmış olunca, eve zaten çok geç gidebildim ve pişiremedim tabi sarmaları...
Üstümü zor değiştirebildim saçımı bile taramadan ancak yetiştik.
Konser başlamadan önce Evrencan yanımıza geldi canım yaa, anlattım ona böyle böyle diye. "Seni aradım açmadın" dedi, anaa dedim ne bileyim ben onun numarasını almadıydım ki zaten, bilememişim. Neyse işte sonuç, "ben haftaya çarşamba Bodrum'a gelince sana yemeğe gelicem, olur mu?" dedi, "olmaz mı oğlumcuğum olur tabi" dedim... Yemekleri kararlaştırdık, ben tüm ekibi davet ettim ve dün akşam geldiler... Bahçede oturup, yemeklerimizi yedik, sohbetler ettik, hepimiz çok mutlu olduk... Yemeklerim için de "efsaneeeee" diye bağırdılar a, o beni çok mutlu etti işte ;)) İşte böyle... Dün hiç resim çekmek gelmemiş aklımıza valla... Ama konserde çekmiştik tabi...






Geçen hafta sonu sınava gittik geldik zaten, yorucu ve bir o kadar da stresliydik diyebilirim... Şimdi de heyecanla 31 Temmuz'u bekliyoruz... Umarım, diliyorum kızımcığımın en mutlu olacağı basamak olur alacağı sonuç... Bunu tüm hak eden çocuklar için diliyorum aslında...
Ülke gündeminden mümkün mertebe uzzak kalma isteğim devam ediyor.
Bu arada bizim damat bana kareoke mikrofon göndermiş hediye,ü akşamları şarkı söylüyorum artık ;)) Ben mikrofonu açar açmaz bizim babacık kapılara, pencerelere filan saldırıyor kapatmak için, alınıyorum buna valla ;)) Tamam billur gibi sesim yok ama nepneşeli bi ruhum var sonuçta, daha ne ;))
Düşündüm de şimdi, geçen haftadan beri yemek ve ekmek yapmak dışında elim hiç bir işe gitmemiş zaten.
Bir önceki gönderide bahsettiğim çiğ köftenin resmini buldum şimdi;


Benim kızımcığımlarım çiğ köfteyi bana hep fazla yaptırırlar, arta kalana şekil verip bir sonraki gün de çayın yanında yada yemek olarak kızartıp yiyoruz, çok seviyorlar... Denemek isteyene tavsiye edebileceğim bir tat kesinlikle...


Bunlardan başka, bahçe hasadına girdik tabi bir 15-20 gündür... Şükrediyorum... Seviniyorum...Bayılıyorum...Herkese bu güzelliği yaşamasını diliyorum... Hele hele hafta sonları... Çay demlenirken, bahçeden o anda kopan domatesi, biberi, salatalığı, semizotunu, maydanozu, acuru, vs vs doğrarken çıkan kokuyu... Maşallah deyin tamam mı bak nazara filan gelmesin bahçemciğim ;))



Hadi kalın sağlıcakla...