Doyamıyor ayol bünyem tatillere... Aradaki çarşamba günleri de tatil olsa bence pzt, salı, perşembe ve cuma pek daha verimli geçer ;)) Ve mesela 08:00'de başlamasa mesailer, ne bileyim şöyle bi 10:00 felan olsa en azından...
Ööyyyleee, bol bol tatil ilan edilse, alsam kitabımı, kahvemi elime, biraz okusam, biraz uyusam, acıkırsam minik bir atıştırmalık başucumda hazır beklese, hafif seste bir müzik hep arka planda olsa falan filan...
Yok, gerçek dünya bu diil ;((
Kendime taahüt ettiğim ev derleme, toplama ve ütü işlerinde ne cumartesi-pazar ne de salı tatilinde bir milim ilerleme kaydetmedim. Ama şiddetle çamaşır yıkamaya devam ettik mi, ettik... Yani o cuma günü bahsettiğim iş miktarı en az iki katına da çıktı böylece ama insanın canı bir gram mı istemez ya? İstemiyor n'apayım...
Hafta sonu cumartesi günü nerdeyse akşama kadar bir etkinliğe katıldık kızımcığımlarımla. Bodrum Hayvan Hakları Derneği'nin yavru kedi-köpek sahiplendirme etkinliği idi. Bizim gebeşten ümidi kesince, söz verdiğim üzere kızımcığımlarım yeni minik dostumuzu seçti. Arada bir "2 tane olsa olmaz mı annneeeğğğ?" sızlanmalarını da mümkün mertebe duymamaya çalıştım. Mualla ne yapar, nasıl karşılar sorularıyla aklım zaten karışıktı.
Ve, bir oğlan bebeğimiz oldu...
Annesini kaybetmiş bu zavallı yavrucak. 1 ay bir barınak gönüllüsü tarafından biberonla beslenerek bu hale gelmiş. Hani ısrarla soruyorlar bize ya, "evde bi tane varken neden ikinciyi alma gereği duyuyorsunuz?" Cevabı çok net aslında işte... Bir sahipsiz cana can olmak, hepimize iyi geliyor ve onun yaşama tutunma ihtimalini kuvvetlendiriyor, hepsi bu...
Adı Zekeriya olsun dedim ama kızımcığımlarım ille de Dimitri dedi ve tabi onların dediği oldu. (Aslında şimdi de yoksa Sylvester mi olsa demekteler)
Mualla kardeşi konusunda çok tedirgin, ne yapacağını bilemiyor, şaşırdı kaldı kızım... Ama geçen 3 günde ikisi de epeyce olumlu yol katettiler diyebilirim...
Bugün sevgili Dimitri kontrol edilmeye ve aşılanmaya gidecek akşam üstü. Böylece sağlığı konusunda daha rahatlamış olacak içimiz...
Dün tatil diye kızımcığımın arkadaşını da yanımıza alıp, Bodrum'un yeni nesil kütüphanesi Zai'ye gittik. Muhteşem bir yer... Nasıl güzel bir düşünce olmuş, yıllardır hayal ettiklerimin bir kısmını barındırıyor diyebilirim.
15 yaşından küçük çocukları alamıyorlar, ders çalışmak içinse kapalı bölümde iki-üç masalık minik bir yerleri var. Konsept tamamen huzurlu ama çok zevkli bir ortamda okumaya adanmış... Fekat ne oldu, kızımcığımlarım ders çalışma masaları dolu olduğu için, dış mekandaki ortamlarda buna izin verilmediği için, bi 10 dakika oturamadan kalkmak zorunda kaldık. "Olsun varsın ben kaçarım ki her fırsatta" diye kendimi ikna ettim ama...
Neyse işte günün ortasından sonra daimi mekanlarımızdan biri sayılan İmge'ye attık kendimizi... Harika demlenmiş çayları, minik tereyağlı kurabiyeleri ve masalarımıza doldurduğumuz yepisyeni kitaplarımıza daldık uzun süre.
İnsan Vücudunun Öyküsü çok ama çok okumak istediğim bir kitaptı... Geçmiş yıllardan bu yana vücutlarımızın neye, nasıl ve niçin uyarlanımlar gösterdiğini ama en önemlisi kendisinden neleri bekleyip bekleyemeyeceğimizi ve eğer mümkünü var ise buna nasıl ulaşabileceğimiz konusunda yazılmış, bilimsel ama merakla takip edilesi bir kitap... Oldukça kalın ama zaman içinde sindirerek okumak istiyorum.
Derkennn, akşam oldu, eve bi girdik, üf bu seferde "hiç iş yapmıyorum kaç gündür Allah'ım ne olecek bu benim halim?" diye söylendim durdum. Artık bi planım yok bu derleme toplama işiyle ilgili, "hayatı yakalamaya çalışıyorum ben, işi gücü boşver" diye bir slogan bile buldum valla. Haa slogan buluncaya kadar, işi ortadan kaldırsam daha bi mantıklı gibi görünüyor ama hiç bitmiyor ki iş... Hayır olanca gücümle kıyafet azaltıyorum bir yandan, e geri ne oluyor da dağınıklıktan zerre eksilmiyor, matematiğini yapamaz oluyorum...
Öyle işte...
Ööyyyleee, bol bol tatil ilan edilse, alsam kitabımı, kahvemi elime, biraz okusam, biraz uyusam, acıkırsam minik bir atıştırmalık başucumda hazır beklese, hafif seste bir müzik hep arka planda olsa falan filan...
Yok, gerçek dünya bu diil ;((
Kendime taahüt ettiğim ev derleme, toplama ve ütü işlerinde ne cumartesi-pazar ne de salı tatilinde bir milim ilerleme kaydetmedim. Ama şiddetle çamaşır yıkamaya devam ettik mi, ettik... Yani o cuma günü bahsettiğim iş miktarı en az iki katına da çıktı böylece ama insanın canı bir gram mı istemez ya? İstemiyor n'apayım...
Hafta sonu cumartesi günü nerdeyse akşama kadar bir etkinliğe katıldık kızımcığımlarımla. Bodrum Hayvan Hakları Derneği'nin yavru kedi-köpek sahiplendirme etkinliği idi. Bizim gebeşten ümidi kesince, söz verdiğim üzere kızımcığımlarım yeni minik dostumuzu seçti. Arada bir "2 tane olsa olmaz mı annneeeğğğ?" sızlanmalarını da mümkün mertebe duymamaya çalıştım. Mualla ne yapar, nasıl karşılar sorularıyla aklım zaten karışıktı.
Ve, bir oğlan bebeğimiz oldu...
Annesini kaybetmiş bu zavallı yavrucak. 1 ay bir barınak gönüllüsü tarafından biberonla beslenerek bu hale gelmiş. Hani ısrarla soruyorlar bize ya, "evde bi tane varken neden ikinciyi alma gereği duyuyorsunuz?" Cevabı çok net aslında işte... Bir sahipsiz cana can olmak, hepimize iyi geliyor ve onun yaşama tutunma ihtimalini kuvvetlendiriyor, hepsi bu...
Adı Zekeriya olsun dedim ama kızımcığımlarım ille de Dimitri dedi ve tabi onların dediği oldu. (Aslında şimdi de yoksa Sylvester mi olsa demekteler)
Mualla kardeşi konusunda çok tedirgin, ne yapacağını bilemiyor, şaşırdı kaldı kızım... Ama geçen 3 günde ikisi de epeyce olumlu yol katettiler diyebilirim...
Bugün sevgili Dimitri kontrol edilmeye ve aşılanmaya gidecek akşam üstü. Böylece sağlığı konusunda daha rahatlamış olacak içimiz...
Dün tatil diye kızımcığımın arkadaşını da yanımıza alıp, Bodrum'un yeni nesil kütüphanesi Zai'ye gittik. Muhteşem bir yer... Nasıl güzel bir düşünce olmuş, yıllardır hayal ettiklerimin bir kısmını barındırıyor diyebilirim.
15 yaşından küçük çocukları alamıyorlar, ders çalışmak içinse kapalı bölümde iki-üç masalık minik bir yerleri var. Konsept tamamen huzurlu ama çok zevkli bir ortamda okumaya adanmış... Fekat ne oldu, kızımcığımlarım ders çalışma masaları dolu olduğu için, dış mekandaki ortamlarda buna izin verilmediği için, bi 10 dakika oturamadan kalkmak zorunda kaldık. "Olsun varsın ben kaçarım ki her fırsatta" diye kendimi ikna ettim ama...
Neyse işte günün ortasından sonra daimi mekanlarımızdan biri sayılan İmge'ye attık kendimizi... Harika demlenmiş çayları, minik tereyağlı kurabiyeleri ve masalarımıza doldurduğumuz yepisyeni kitaplarımıza daldık uzun süre.
İnsan Vücudunun Öyküsü çok ama çok okumak istediğim bir kitaptı... Geçmiş yıllardan bu yana vücutlarımızın neye, nasıl ve niçin uyarlanımlar gösterdiğini ama en önemlisi kendisinden neleri bekleyip bekleyemeyeceğimizi ve eğer mümkünü var ise buna nasıl ulaşabileceğimiz konusunda yazılmış, bilimsel ama merakla takip edilesi bir kitap... Oldukça kalın ama zaman içinde sindirerek okumak istiyorum.
Derkennn, akşam oldu, eve bi girdik, üf bu seferde "hiç iş yapmıyorum kaç gündür Allah'ım ne olecek bu benim halim?" diye söylendim durdum. Artık bi planım yok bu derleme toplama işiyle ilgili, "hayatı yakalamaya çalışıyorum ben, işi gücü boşver" diye bir slogan bile buldum valla. Haa slogan buluncaya kadar, işi ortadan kaldırsam daha bi mantıklı gibi görünüyor ama hiç bitmiyor ki iş... Hayır olanca gücümle kıyafet azaltıyorum bir yandan, e geri ne oluyor da dağınıklıktan zerre eksilmiyor, matematiğini yapamaz oluyorum...
Öyle işte...



harikasınız, yeni bebişiniz hayırlı olsun çok şeker maşallah:) çok güzel bir etkinlikmiş gerçekten, Zai'ye ise bayıldımmm, 15 yaşından küçükleri almamaları da çok hoş:)) sevgiler:)
YanıtlaSilUfaklık muhteşem bir güzellik, sizinle musmutlu yaşamasını dilerim.
YanıtlaSilKütüphane de çok farklı imiş, severim böyle yerleri.
@Eren O; çok teşekkür ederim...Sevgiler...
YanıtlaSil@Yüreğimin İklimi; çok teşekkür ederim... Evet çok farklı ve güzeldi...
YanıtlaSilÇınar görmesin yeniden beni dürtmeye başlar, çok tatlı hayırlı uğurlu olsun minik yavru çok tatlı ve çok şanslı. Kütüphane fazlasıyla ilgimi çekti ne güzel bir fikir ve ne güzel bir yer, Ece işi gücü takma bu kadar boşver bak nasıl güzel bir huzur ve keyif var yüzünde uzat o güzel saatleri, işler nasıl olsa yapılır sevgilerleee.. ;)
YanıtlaSilyeni mutlu evine hoş gelmiş dimitricik... :)
YanıtlaSilbir post şart oldu... ben kediyle yapamazmışım, öyle diyorlar... ama kedili evlere çok hayranım...
kitabı merak ettim, not aldım...
ayyy işte o işler ömür törpüsü ececim... şu insanoğlu her şeyi buldu da evişlerine köklü bir çözümü bulamadı gitti... :(
@Deryacım; şiddetle dinleyeceğime emin olabilirsin tavsiyeni ;)) Takmayayım di mi, nasıl olsa yapılır di mi? <3 <3 <3
YanıtlaSil@ruşyena; yıllarca ben de kendimi öyle bildim aslında, "uzaktan sevmek aşkların en güzeli" derdim bi de... ama... yok valla...öyle değilmiş... "öncekiler sevme bile değilmiş" diyorum şimdi de...zaman...getiriveriyor onların birini ansızın veeee ta ta ta taaam oluyor ondan sonra...
YanıtlaSilVe insanoğlundan bi buluş bekliyorum hakkaten ;))
Zai'yi ben de cok begendim. Arkadasimizin kitap soylesisi vardi, gittik ama baska da birsey yapmadik. Yerde minderler falan cok iyi olmus. Bizim bahce de bqkimsiz, yabanileri sokmem lazimm. Tum postlari okuyup buraya yazdim:))
YanıtlaSilDimitri'ye sevgiler.
Tatillere doyulmaz ki zaten :)
YanıtlaSil:)
Ben de beklerim bloguma, sevgiler :)
heeey eski dostlardan ruşyena burdaa :) wordpresse geçmiştiydiii :)
YanıtlaSil