6 Ekim 2011 Perşembe

Hobiler, fobiler, falan filan

Kıskanç olduğumu farkettim.
Evet.
Ben, hobisi olan insanları kıskanıyorum.
Eskiden örgü örmeyi, dikiş dikmeyi, reçel yapmayı, kitap okumayı hobim zannediyordum.
Ama anladım ki değil.
Çünkü hobi "yaratmayı başarabildiği zamanlarda (adına boş zaman denmesini de doğru bulmuyorum) sana keyif veren uğraşlar" demek bence.
Mesela, "ben bir yelek öreyim ya Hu" deyip, 4 çile yün alıp, her yarattığın zamanda eline alıp 3-5 sıra gitsen gelsen ve bu seni dinlendirse oh şahane bir hobi işte.
Ama ben de böyle mi? Başlangıç amacım yazdığım gibi olmasına rağmen hiç bir zaman bunu böyle sonlandıramadım. İp şişe geçtiği andan itibaren bende "bir an önce bitirmeliyim" gibi bir his oluşuyor, sallamaktan kolum, oturmaktan bi taraflarım ağrıyor, ha gayret de gayret öyle bir strese giriyorum ki anlatamam. Al işte hobi, oluyo bana fobi.
Bir kaç yıl önce, teyzeme özenerek gittim bir dünya yağlı boya malzemesi aldım, ben resim yapacağım diye. Bir heyecan başladım güya, sonra çiçek resmi mi yapsam, böcek resmi mi yapsam, denizi mi çizsem, gökyüzünü mü boyasam vs vs diye aldı beni bir sıkıntı. Zar zor karar verdim başladım, anaaaaaaaaaa o da ne, dal çiziyorum bir tane de üstüne yaprak koyveresim var, olmazzzz konmuyoooooor. Neden; önce çizdiğin dalın bir kuruması lazım 3 gün. Kim dayanır onun kurumasını 3 gün beklemeye? Yok dedim bu böyle olmaz, kurumayı hızlandırır dediler bissürü paraya bir sıvı aldım, sonuç hüsran. Çocuklara ayıp olmasın, kötü örnek olmayayım diye üç beş resmi Allah canımı al diye diye bitirdiysem de anladım ki "cıkkk" bana göre değil resim.
Düşünüyorum "ben sabırsız bir insan mıyım?" diye. Evet söz konusu -iş- ise sabırsızın tekiyim ama anlatamıyorum kendime "bu iş değil leyn hobi hobiiiiiii" diye.
Bir tek ben mi böyleyim diye düşünüyorum çok zaman ama sanmıyorum, dolayısıyla benim acilen çözmem gerek bu konuyu.
Geçenlerde ofisten birileri ile paylaştım dedi ki; e kızım sabahtan akşama çalışıp, sonra eve gelip evlatlara yemek hazırlığı vs derken zamanın, sabrın ve enerjin kalmıyordur da ondan böyle düşünüyorsundur" dedi.
Ama böyle olduğunu da düşünmüyorum zira annem de çalışan bir kadındı ve biz neredeyse üniversiteye gidene kadar (ki o Nuh zamanında tekstil sektörü ya bu kadar gelişmediydi) tüm giysilerimizi annem dikerdi. Örgü gırla giderdi, evimiz hiç yemeksiz ve pastasız kalmadığı gibi, temizlikçi felan da gelmezdi.
Ve en önemlisi, annem her zaman gülümseyen bir yüzle yapardı bunları.
Allahım beni annem gibi yapma imkânın var mı?

4 yorum:

Aynur (Küçük Hala) dedi ki...

galiba yapı meselesi bu...tezcanlılıktan olsa gerek :)

laleninbahcesi dedi ki...

Ah Ececim hayatımda bi hobim olmadı olamadı, kitap da okumasam, öyle aval aval bakacakmışım etrafa :))

Arzu Sarıyer dedi ki...

Ne güzel yazmışsın Sevgili Ece,birazcık sabır bak ne güzel hobilerin olur ağır ağır.Sevgili Anneniz bizim kuşatan ;hem çalır hem de örgü,dikiş dantel,yemek hepsini yaparız.Üretmek çok güzel,hele sanatsal olursa daha da güzel...Sevgiler.

okuyan dedi ki...

Alın benden de o kadar. Annemle hep konuşuruz aynı konuyu. Annemle biz birbirimize benzeriz:) Diyelim bir örgüye başlıyorum. Daha karar verdiğim anda bittiği zaman hangi yünle ne öreceğime karar veririm ve elimdeki iş angarya gibi gelir bana. Bir telaş bir telaş kan ter içinde nihayetine erer örgü:) Ama sonrası hep kısır döngü.
Ya da bir kitaba başladım diyelim bitince okuyacağım kitap zihnimi meşgul eder ve başladığımı hemen bitirmenin telaşına düşerim. Sanırım fazlasıyla tez canlıyız:)
Yalnız değilsiniz. Annem ve ben sizin kervandanız:)
Sevgilerimle