27 Ekim 2011 Perşembe

Cımbızla ayırdıklarım

Günlerdir TV'lerden, gazetelerden, radyolardan; ülkemizde neredeyse her konuda olduğu gibi -anasının karnından afet uzmanı olarak doğduğuna inandığım kişilerden- onlarca konuşma dinliyorum.

İstisnalar da olmak üzere, neredeyse her konuşma neredeyse birbirinin aynısı, anlamsız, suçlayıcı, yıkıcı, sorumsuz, çözüme yönelik olmaktan son derece uzak ve kesinlikle akılcılıktan uzak.


Ama "Afet Millî Takımı" onlar. Depremden depreme idman yapıyorlar.


O takımdan olmamakla birlikte, "yiğidi öldür ama hakkını ver" mantığıyla, bana mantıklı ve akılcı gelen iki açıklamayı bu sayfaya eklemek istedim. 


Birincisi; İstanbul Teknik Üniversitesi Afet Yönetim Merkezi Müdürü, Prof.Dr.Mikdat KADIOĞLU'nun açıklamaları idi. Özetle diyor ki; "çadır ve çadır kentlerin bilimsel afet yönetiminde yeri yoktur."


Çadırların kurulduğu zemin ıslak ve sağlıksız, içinde ısınma maksatlı kullanılan sobalardan kaynaklanabilecek yangın riski var, çadırkentlerde seyyar tuvalet uygulaması ya yok ya da  asla hijyenik değil. Ekrandan izlediğimiz kadarıyla çadır alan da şikayetçi, almayan da. Dolayısıyla konunun uzmanının tespiti yabana atılacak türden değil. Belli ki barınma sorununa da çadır çözüm değil.


Öte yandan da dikkatimi çeken ikinci akıllı açıklama da Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar'a aitti. O da özetle diyordu ki; "bölgedeki tüm çadır ihtiyacının giderilmesi için 120 bin çadır kapasitesine ihtiyaç var. Afet yönetiminin mantığında bu boyutta bir çadır stokunu elde tutmak doğru değildir. Depolama, bakım, sevkıyat ve maliyet açısından bu mümkün değil. Afet müdahalesi ile ilgili hesaplar herkesin bir çadır isteyeceğine yönelik yapılmamaktadır.Türk Kızılay'ının incinmesi, horlanması, günah keçisi haline getirilmesi kimsenin işine yaramaz"


Evet,
Yapmamız gereken bir afet yönetimi olmalı ama bu, çadır stoğunu artırmaktan ziyade, içinde ölünmeyecek binalar yapmak gerçeği etrafında planlanmalı. Ne diyoruz; "deprem öldürmez, bina öldürür" Zira, 8.9 şiddetinde depremi ve sebep olduğu Tsunamiyi yaşayan Japonların binalara doğru koştuklarını hepimiz gördük ekranlarda. Ama ben, cümlenin devamında "Onlar başarıyorlarsa biz neden başarmayalım?" diyemeyeceğim. 


&&&


Günlerdir aklımda, bir Orhan Veli şiiri dönüp duruyor;


4 yorum:

Aynur (Küçük Hala) dedi ki...

yardım kampanyaları düzenlenirken bile çok başlılık var ne enteresan
birçok dernek, kanal, gazete ve dahi şahıslar...hepsi ayrı ayrı
amaç bir olsa da bilemiyorum işte aklıma kötü şeyler gelmiyor dersem yalan olur

biz toplananları bile toparlayamıyoruz...toparladıklarımızı bile dağıtamıyoruz ki sen de Japonya'yı örnek veriyorsun bize ilahi Ecehan !!!

neyse yeni Çevre ve Şehircilik Bakanımız açıkladı da içimiz rahatladı! "bundan sonra denetim esaslı yapılar yapılacakmış, herkes istediği gibi yapamayacakmış mış mış"
eskileri ne yapacaklarsa...yıkıp dört dörtlük tekrar yapacaklar zahir
tabi şu an seçim zamanı değil ya...hele bi yaklaşsın seçimler bak nasıl kat kat çıkıyor vatandaşım istediği yere istediği yapıyı

ne çok konuşasım varmış benim de ya...tv kanallarında boy gösteren terör uzmanları, deprem uzmanları, beslenme uzmanlarına döndüm aha buyur...

Ecehan dedi ki...

Sevgili Aynur,
Japonya'yı örnek v e r e m e d i ğ i m i söylüyorum. "Onlar başardılarsa biz de başarırız diyemiyorum" diyorum.
Susma, konuş sen; her zaman;-)
sevgiler

İkiz Annesi dedi ki...

Şu yaşananlardan öğrenecek çok şeyimiz var diyemiyorum biz bunları daha önce de yaşadık.
Yardımlar böylesine çığ gibi büyürken tek elden organize olup dağıtım yapmayı bile beceremiyoruz .
Milyarlarca lira toplanıyor ve maalesef aklımızın bir köşesinde şu soru hep var "Acaba yerine ulaşacak mı"?? Ne kadar acı:(

Aynur (Küçük Hala) dedi ki...

yok Ecehan anladım tabi ne demek istediğini de ben yorumumda tam ifade edemedim sanırım :)
yani demem o ki Japonya ve Türkiye'nin bu tür bir konuda ve hatta birçok konuda yanyana ve aynı cümle içinde geçmesi bile bir garip...