27 Aralık 2018 Perşembe

Novella da var, novel ağacı da var ;))

Novella deniyormuş, cahilliğimi bağışlayın, -öyküden uzun, romandan kısa eserlere-
Bu da, en iyilerindenmiş diye hatırımda kaldığı için okudum.
Su gibi, dupduru, eğip bükmeyen, bıktırmayan ama bu yalınlıkla sürükleyen, dokunaklı bi mini eser. İstese ne uzatılabilirdi, yazık mı olmuş acaba kısa bırakılmakla (90 s.) diye düşünmedim değil.


Dün nihayet ağacı kurup, süsledik. Minik bi ağaç bizimkisi. Evimize göre. Mualla pek bi ilgileniyor yine kendisiyle ;)) Minik bi mola demek bu benim için, rutinden ayrılan, seviyorum bu sebeple. Kızımcığımlar çok minik diye gülüşüp dursalar da hatta. İnşallah onların daha büyük evleri, daha büyük ağaçları olsun, ben gider süslerim ;)) Bizden bu kaaa ;))



Haaa, diyet devam. Hergün tartılmamaya karar verdim, sinirim bozulmasın diye. Olumluma devam. Her durumu sevgiyle kabul etmeye devam. Lakin enerjim halâ az(böyle de dememem lazım ama n'apim öyle işte ya), akşamları bişeycikler yapasım gelmiyo, deli dana gibi evde dolanıp duruyorum. Yatmadan önce kitap okuyorum, bırakamıyorsam sabah mesaiye gelmek zûl oluyo gerçi, tıpkı bugünkü gibi. Alıştım demem gerek. Alıştım, enerji doluyum. ;)) 

26 Aralık 2018 Çarşamba

diyet durum filan

Kafayı taktığım(!) zayıflama işiyle ilgili olarak okuduğum bir kitap var şu aralar. Atlayarak okuyorum ama bazı yerlerine çok da hak veriyorum. Sorunum yanlış kodlama galiba. Öyle yazıyor. 30 sene, şişmanlayayım diye bilinçaltımda çok telkin var ve bence de halâ duruyor onlar. Bunu çözersem daha hızlı gideceğim galiba.Becerebilir miyim, bilmemekle birlikte. Misal 15 yıldır eklem sıvı kaybı yaşıyorum ama hiçte böyle kilolu değildim yinede. Tüm faaliyetlerime devam ediyordum. 2 yıl önce gittiğim bir doktor röntgenlerimi gördükten sonra "valla nasıl yürüdüğüne hayret ediyorum, çok acı çekiyor olmalısın" dedi ve ben ondan beri yürümüyorum desem yanlış olmaz. "Dizlerin sahildeki kumlar gibi ufalanmış, ödem de yapmış, zorlama" dedi bi de. O korkuyla oturdum, kalmadım, kalkmayınca malum sonuç oldu. Bugün bu inanışımı da yıkmaya karar verdim. O cümleyi duyana kadar acı çekmiyordum çünkü, ertesi günü acı çekmeye başlamıştım. "Eğer başarabilirsem" de demeyeceğim aslında "evet o kodlamalarımı tersine çevireceğim başaracağım. Biraz uzun sürebilecek ama neticelenecek, ideal bedenimle ömür boyu mutlu yaşayacağım" diye bir motto yerleştirdim. Bunu deneyeceğim. Zira 15 gündür sadece 1,5 kilo verebildim ve en az 20 kilo daha vermem gerek. Bir de şu kodlamam vardı, o da yanlışmış aslında; "yürümediğim için zayıflayamayacağım."Yani yürümek fikrine odaklanan bilinçaltım, yürümediğim için bilinç düzeyimde zayıflama meydana getirmiyormuş. Mantıklı geldi. Deneyeceğim. Bi de şunu demek lazımmış, "ben Mayıs sonuna kadar 60 kg'ya ineceğim" gibi. Gerçi ne dersen de bunun eni sonu ünüğü tutmaktan geçiyor, onu da biliyorum ;))
Etkilendiğim kitap şu;

Karbonhidrat tüketmemek, gerçekten enerji sınırlaması getiriyor. Bunu yulafla bir miktar yerine getiriyorum. Hafta başı izin alıp, biraz yürüme alıştırması yaptım. Bir arkadaşımla buluştum, kahve içtik ve yürüdük. Dönüşte kızımcığımı okuldan aldım, eve geldik, mutlu hissettim. Dün de yapacaktım ama şiddetli yağış sebebiyle yapamadım, izin de boşa gitti o bakımdan.
Cumartesi akşam arkadaşım Filiz'le buluştum, akşam yemeğe gittik. Marina'da bir balık restorana. Hadi dedim, şu biten ama dikilmeyen siyah hırkayı dikip, onu giyeyim. Diktim, bitmiş oldu, giydim, çok da sevdim çünkü sıcak ama 220 gr.bir hırka oldu.


Kardeşime örmeye çalıştığım hardal kazak da bi miktar ilerledi akşamları. Aslında üzerine bi süsleme de yapasım var ama bakalım, ne zaman bitecek de, ne zaman yapabileceğim, yoksa vaz mı geçeceğim, bilmiyorum.
Yemekte bi meze getirdiler, çoook beğendim. Dün akşam da bizimkilere yaptım, keyifle yedik. Dolmalık kurutulmuş biberi, üzerine azcık zeytinyağı sürüp, ızgara ayarında fırına atıp gevretiyorsun (gevresin ama bayağı)ve az sarmısaklı yoğurda bandırıp, çıtırdata çıtırdata yiyosun. Biberin fırınlanmış kokusu cezbedici geldi bize, dedim adamlar boşuna menüye koymamışlar ya. Şöyleydi son anda çektiğim resim,


Başka n'aptım, cuma günü küçük kızımcığımın arkadaşlarına da götürdüğü sable bisküvi keyifle yenmiş. Pazartesi "yine getirdin mi?" diye sormuş arkadaşları, akşam anlattı. O ders çalışmaya çıkınca hadi bi sürpriz yapayım dedim, iki tepsi bi daha yaptım. Dün götürdü, "annem sizin için yaptı" demiş, çok duygulanmış isteyen arkadaşları, hatta birinin gözleri dolmuş "ilk defa bir şeyi, birisi ben istedim diye yaptı, biliyor musun" demiş, aman nasıl içlendim anlatamam. Var öyleleri, ev hanımı, akşama kadar boş ama tövbe yapmazlar böyle şeyler. Anlamam ben bu türleri. Neyse işte dün akşam keyifli keyifli anlattı konuşulanları ben de keyifle dinledim.


Bugün hava buzzzz.
Büyük kızımcığım yılbaşına gelsin diye dua etmekteyim.
Hadi öptüm





20 Aralık 2018 Perşembe

Minik bir istek

Sor bakim, "bi gıdım enerjin var mı?" diye.
Yok.
Sağlık Bakanı'ndan şiddetle bir istirhamım var. Diyet, doktor tavsiyesi ise, çalışanlara en az ilk 21 gün rapor versinler. Diğer türlü çok haksızlık ;((


18 Aralık 2018 Salı

Hadi be, bu çıtadan kadın mı olur hiç! ;))

Asıl haber şu ki, cidden ama bu sefer kesin cidden diyete başladım.
Hedef, Haziran ayına kadar, çok ama çok tembel olan metabolizmama inat, haşimatocuğuma feyk atarak, dizlerime hareket çekerek ;) fit bir 38 bedene inmek.
Hayatımın büyük kısmında 34,36 hadi hadi maksimum 38 bedendim halbuse. Amma kör şeytana lanet, o zamanlar ne XS diye bir beden vardı ne de böyle slim modeller filan. Yıllarca Ceylan diye bi çocuk markası vardı ondan giyindimdi ben. Şirket sahibiydim hem de o ara düşünebiliyor musun? Gelen giden "bi yetkiliyle görüşebilir miyiz?" filan diyodu. Gittim saçıma röfle yaptırdımdı. Gittim şişmanlama tedavisi gördümdü. Onlarca kan iğnesi yaptırdımdı. Vitamin komasına girmişliğim olduydu. Ebelek gibi de oldum işte sonra. Ama şu moda sektörüne nefretim hiç azalmadı bu yıllar boyunca, pisler. Lisede bi arkadaşım anasına resmimi gösterikti de, "hadi be, bu çıtadan kadın mı olur, çok zayıf bu" deyikti, oğlu edepsiz de gelip bana aynen böle anlattıydı. (Sonra kendi camız yeğenini aldı kıymetli oğluna) ;)) Hatırlayıp kahkaha attığım anılardan biridir bu. Benim kilomla ilgilenen herkes bu hikayeyi bilir, anlatmışımdır. ;))
Geçen bi pantolon alayım dedim, 42 beden istedim, kemçik kadın diyor ki "hanımefendi bedenlerimiz dar, ben size 44 vereyim." "Hayır, siz 42 verin" diyorum elini uzatmıyor ona. Israr ediyor, "olmaz" diyorum, baktım olmuyo çoğu zaman söylediğim cümlemi tekrarladım, "bak şekerim prensip olarak 44 asla giymem, çıplak kalsam da giymem ok?" Başladı gülmeye, o güldü ben güldüm ama bi yandan da "gülmesene yaaa" deyip durdum. İşte böyleyken böyle bilogcum. Aha buraya yazdım, ömrüm olursa Haziran başı hesaplaşma yapıcam. Bakarsın gençlikle yaşlılığın arasında bi bombastik olurmuşum ha ;))
Aslında bundan bi 5 yıl önce çok başarılı bir diyet yapıp, istediğim hale kavuşmuştum. Sonra aşırı yoğun ve vakti zamanı belirsiz bir iş hayatı bütün vücudumu -beynim dahil- yıprattı ve şamşırttım. Yani istikrarla devam edersem yine olur gibime geliyor. Olur di mi? ;))
Bak Haziran'da bi de şöle şeyler yapcam ;)))


Bundan başka...
Siyah hırka bitmesine rağmen halen dikilmemiş ikene, kızkardeşcağzıma istediği hardal renk kazağı örmeye başladım.



Aralık sonu biter de yılbaşı hediyesi olursa sevinirim diye evrene mesaj yolladım. Tam kardeşime mesaj atmıştım ki, oğlumcuğumun ordan "teyzeeeee, ablalarımın atkısından ben de istiyorummmm" mesajı geldi. Evren'e yine de "sen sen ol, yetiştir tamam mı?" diyerek, ona kocaman ağlamaklı gülücük gönderdim. Hayır sorun değil de o zaman bi de küçük oğlancığım var, e ona n'apcam sorusu dolanıyor şimdi de. Çok mutlu oluyorum sevdiklerim için uğraşırken velhasılı. Hatta aklımda biri daha var istesin diye beklediğim.
Yazdan bu yana özenle bezenle kuruttuğum güllerim vazolarında son durumlarını alıp, Mualla kişisi yüzünden dolaba girdiler bi de akşam.


Bu akşam detoks çorbası yapıp içicez. Benden sebep babamız da diyette. Benim iki katım kilo vermesi gerekiyorsa da benim yarı zamanımda vereceğine hiç kuşkum yok. Arada onun yemeğine bi parça yağ filan atıp, bana hava atmasını engellemeye çalışcam mecbur. Bu kaa da dürüstüm. Gıcık ediyo gıcık yoksa.
Hadi bay bay.


17 Aralık 2018 Pazartesi

Çocuk ruh...

Yaşca büyüyen ama ruhları hep çocuk kalan kızımcığımlarım için...


Bu duygunun, çok kıymetli olduğunu biliyor, bunu bize bahşeden hayata minnet duyuyorum...


Üçümüz de kar küresi aldık. Birbirimizi özlediğimizde, karları uçuşturup, öpücükler yollayacağız.
Bu benim ki.






12 Aralık 2018 Çarşamba

Mualla, Gebeş, Tip, Koçum

Çoktandır Mualla'dan bahsetmediğimi farkettim.
Mualla hemen her şeyden çok çabuk etkileniyor. Varlığına bir türlü tahammül edemeyip depresyona girmesine sebep olan Dimitriciği yeniden sahiplendirmek zorunda kaldığımızdan beri normal yaşamına döndü bereket. Dışarda başka bir kediciği sevip okşadıysak, nasıl olduğunu bir türlü anlamadığım şekilde anlıyor ve birkaç saat yanımıza gelmeden miyavlayıp duruyor. Korkuyoruz artık kendisinden. Kendi seçtiği kuru mama ve yaş mama dışında sadece ve sadece kuzu ciğeri kebabı ve çim çim karides yiyor, asla ve kat'a başka hiçbir şeyi yemiyor. Küçük kızımcığımın ısrarıyla evimizde ikamet ettiğinden midir nedir ona özel bir sevgi duyuyor, eğer o evde ise başka birimize hiç yanaşmayıp onun peşi sıra geziyor, kanepeye uzanırsa da aradığı en güzel şeye kavuşmuş oluyor. Hemen gurul gurul olup, gözlerini kapatıveriyor. Geçenlerde ben ördüğüm bişeyi boynumda denerken hoşlanıp bir süre öyle oturmuştum evde. O arada "Mualla'da hoşlanır mı acaba?" diye deneyesim deldi ve onunda boynuna bi bandana bağladım. Ogün bugün bunu mutlaka istediğini anlattı bize. Biz evde değilsek herhangi bir tehlike yaratmasın diye çıkarıyoruz, eve geldiğimizde yanımıza gelip boynunu sürtüyor bize, ta ki bandanası takılana kadar. Dolayısıyla rutin oldu bize, çok da şaşırtıcı geldi.


Mualla, bir kaç günlüğüne evden gittiğimizde kesinlikle sorun çıkarmıyor, evi nasıl bıraktıysak öyle buluyoruz. Yazın yaşadığımız tatil dönüşü kâbusunun böylece tek sorumlusunun Dimitri olduğunu anlıyoruz ;)) Kumu kirlendiyse temizlenmeden asla tuvaletini yapmaz oraya mesela, kapıya pençeler atıyorsa ne demek istediğini anlarız. Bazen kumun markasını değiştiriyoruz, kum havuzuna girdiğinde garip sesler çıkarıyor, "yine değiştirmişsiniz bunu hıııı" der gibi. Çok evcimen ve uysal bir sürü yönüyle. Dediğim gibi sadece başka bir kediye hiç tahammülü yok, seçici ve bence ruhu zengin. Her şeyin en pahalısını sevmek zorunda mıydı bilmiyorum ama sanırım hiç tanımadığım genetiği böyleydi, zaman zaman bu duruma söylensem de yapacak bişey yok zira ona bişey söylediğimde kızımcığım direkt alınıyor. Dokunulmazlığı var yani anlayacağınız. Mualla çok hasta iken 3 yıl önce küçük kızımcığımın aşırı ısrarı ile yuva olduğumuz bir sokak kedisi. Tek başına bir çöplük kenarında bulmuştu onu ilk sahibi ama onlarca kedisi olduğundan hepsine bakmakta çok zorlanıyordu. Aşıları yoktu aynı odadaki onlarca kedi gibi ve yeterli beslenemiyordu tabi haliyle. Yuva olmaya çalışan kadıncağız, tek başına yaşadığı evi tamamen kedi evine çevirmişti ve doğrusu hiç açıcı görünmüyordu. Yani Mualla öyle bir ortamdan geldi bizim eve. Başka kedilere tahammülsüzlüğü, yeme alışkanlığı, ilgi manyağı olması belki de taa bu bebeklik zamanlarına dayanıyor. Hakikaten düşününce, şimdi sevmediği her şeyin aslında tersini bebekliğinde yaşamış, yemin ederim yazarken aydınlandım hahahahah... Ayyy kuzum benim yaaa...
Bu arada, teee Mart ayında gebe olduğunu düşündüğümüz, beslediğimiz Gebeş ile ilgili de gelişmeler vardı. Aylarca dombili dombili dolanıp, bebek getirmeyince yanıldığımızı düşündüğümüz Gebeş'in bi kızı oldu da büyüdü bile. Adı Tip. Ona bir yuva bulmayı çok istiyorum, çok tatlı bişey. Mualla uyuduğu zamanlar, çaktırmadan besleyip, ilgilenmeye devam ediyoruz bahçede. Gerçi günün büyük bölümünde balkon kapısının iki tarafında mırlaşıp oturuyolar. Bebeği hiç sevmedi ama annesiyle geçen gün, arada sineklik varken birbirlerine sürtündüklerini gördüm. Tam alıştı herhalde dediğimde de balkondan gitsin diye içerden bağırıp çağırdığına tanık oldum. Yok yani, huy değişmiyor. Mualla gibi şımarma şanslarının olmadığının o kadar farkındalar ki... Evde ne yemek yaptıysam afiyetle yiyorlar her gün. Probiyotik yoğurda ve yemeğe doğranmış ekşi mayalı ekmeğe bayılıyorlar. Artık büyüdüler diye kuru mama da almıştık ama yeme şekillerden bile onların aslında ev yemeği istedikleri o kadar belli ki. Ehh Mualla daha yemeyedursun. Dün akşam kara lahana ve pazı dolmasıyla, ev yoğurdunu iştahla yediler. Bebeği daha küçükken yanaşmamıza hırlayan annesi de artık güvenle bize bırakıp gidiyor bebişini. Mualla görmeden acelece çekeyim derken biraz puslu oldu resim ama, şöyleler;


Hayvan sevgisi gerçekten güzel ve ulvi bir duygu. Ama küçük kızımcığım ısrarcı olmasa eve alır mıydım, sanmıyorum. Bizim hep bahçe kedilerimiz vardı zaten ve yeterince sevgi paylaşıyorduk. Bana yeten, çocuklarıma yetmedi. Büyük kızımcığım köpeklere, küçük kızımcığım kedilere derken, hayatımızın bir parçası oluverdiler. Aslında benim daha önce de hep köpeklerim oldu ama bundan 8 sene önce biberonla beslediğimiz Koçum çocuklu evimizin ilk köpeği oldu. 4 yıl önce yeni evimize taşındığımızda ne yapsak da onu yanımıza getirmeyi başaramadık. İmkansız zincirlerini kırarak kız arkadaşının yanına gitti eski evin oraya. Arada 4 km mesafe varken, biz onu kayboldu sanıp ağlarken, o vefa gösteriyormuş meğer. İkinci kez de aynı şeyi yapınca, onun mutlu olduğu yerde kalmasına karar verdik. Ara sıra gidip seviyoruz birbirimizi. Ne biz unuttuk onu ne de o bizi. Yüzündeki sevgiyi anlamamak imkansız.


İşte böyle.
Aslında hayvan dostlarımızla olan maceralarımız ne çok da kendi hayatlarımıza benziyor. Bazen onları takip edip kendime örnek aldığım, aklıma bir mıh çaktığım da oluyor.
...
Kimi varlığıyla, kimi yokluğuyla yine de hayatlarımızda. Buluşmalar kısıtlı yada yok olsa da yine de devam eden, yokluğunun bitiremediği...
Neyse işte, daha da uzamasın bu yazı.
hadi bye...

11 Aralık 2018 Salı

Yağmur, karnabahar kısırı filan

Dün yine feci bir yağmur yağdı. Süresi uzun olmadığı için pek bir zarar vermemiş olsa da, meteorolojinin uyarısı ile saat 15:40 gibi okullar tatil edildi. Bugün de yağmurlu bir gün olacak, toprak suya doyacak, yıkımsız gelsin inşallah. Mevsimlerin seyri garipleşti bütün dünyada. Sayemizde. Baksana erik ağacına kar yağmış, aslında eriklere ne olduğunu bir tarafa koysak, pek de güzel bir görüntü olmuş. Aslında bu yağmurun bir kısmını, yılbaşı gecesi kar olarak alsak olma mıydı? ;)) Hafif hafif, uçuşarak yağsaydı, loş bir sarı ışığın altında, onların döne döne yer inişini seyretseydik. Nefes kesici olurdu.



Dün bahsettiğim losyon bardan gayet memnunum. İçerik amacı sayesinde herşey istediğim gibi. Ama belki ekstra bir doğal koku esansı düşünülebilirdi. Gerçi burada dikkat edilmesi gereken nokta, içerikteki maddelerin birbirleriyle olan etkileşimlerinin de nümerolojiyi bozmaması. Bu konuda cilt doktoru olan bir arkadaşımdan, bitki bilimci bir arkadaşımdan yardım alıyorum. Mesela, fesleğen ve bal mumu kokusu, hindistan cevizi kokusunu bastırıp, daha otsu ve topraksı bir koku oluşturduğunu tespit ettik. Dolayısıyla esansiyel bu yönü zayıf ama ilk denemede amaç zaten bu da değildi. Avuçta kalan kısmını da boyun bölgeme sürüyorum zira kırışmaya en müsait ve en çok besleme gereken yerlerden biri de orası. Üstelik insanın kendi kendine hissettiği o ipeksi doku bence harika. İlerlemeleri kaydedeceğim.



Dün sarmaları pişirdim, ben zaten kara lahanaya da pazıya da feci düşkünüm, azimle ve kararla kara lahanayı kızımcığımlara da sevdireceğim sonunda. ;) annelik biraz da bu değil mi? :)


Yanına ek ne yapayım da bize de diyet yemeği olsun derken, bişiy yaptım.


Karnabahar kısırı. Harika oldu. Sebzeci küçük kızımcığım "sanırım bundan sonra, boşver annem bulguru, karnabaharlı istiyorum" diyeceğim dedi. Çok basit ve müthiş bi fikirmiş. Tek kişi için 300_350gr karnabaharı ,1 soğan ile robottan geçir yada rendele, 1 yemek kaşığı zeytin yağı ve 1_2 kaşık salça ile 10_15 dk sotele, bir kenarda soğumaya bırak, sonra istediğin yeşilliklerden normal kısıra koyduğun ölçülerde doğra, domatesi de doğra hepsini karıştır, limon sık (yada tercihen nar ekşisi, sumak ekşisi), oldu bitti bile. Öğlen yada akşam yemeği yerine bu miktarı bir kişi tüketebilir yiyebilir diyor diyetisyenler, evdekiler de severse yağ ve karnabahar miktarını ölçüye göre arttırıyorsunuz. Soğanla sotelendiği için kesinlikle karnabahar kokusu almıyorsunuz zaten. Yeşilliklerin arasındaki taze nane de her kısıra olduğu gibi müthiş bir ferahlık veriyor. Doyurucu, diyetik ve denenmelilerden yani bu tarif.


Küçük kızımcığım amigurumi yapmayı öğrenmek istediğini söyledi. Nasıl sevindim anlatamam. "Yapabilir miyim ki?" diye sık sık sordu dün akşam. "Yaparsın" dedim. Bir sürü oyuncak bakmış kendine, dün okuldan erken gelince. Programının ilk müsait olduğu zamanda kolayca bir başlangıç yapacağız. Şeytanın bacağını kırmak harika olacak. Büyük kızımcığım meraklıydı el işlerine hatta geçen sene burdayken ördüğüm patcwork battaniyeye katkıda da bulunmuştu, 10 kadar motifle. (Aaaa bu arada biz onu daha hiç kullanmadık, unuttuktu, hemen çıkarmalı neredeyse ;)) Küçüğümden gelen ilk talep bu. Umarım güzel bir başlangıç yapar. Her dakika yapmasalar/yapamasalar da, ellerinden her iş gelsin istiyorum. Olur da bir gün yapmak isterlerse bir kenarında dursun akıllarının.




Bunların biriyle başlayabiliriz diye düşünüyorum. Dün, bir önceki gecenin uykusuzluğu ve günün yorgunluğuna pes edip, hiç bir iş yapmadım. Hatta kızımcığımın okulunda bu sabahki kahvaltı partileri için, babamıza yattığım yerden direktif vererek kakaolu kek yaptırttım. Kıvam testi için de yanıma getirip götürdü adamceğiz, çırpma kabını. Neyse gayet güzeldi ve fekat tüm kalıbı yolladığımız için bugün kızımcığıma akşamları yemesi için tekrar pişireceğine söz verdi. Pek bi rahatmış bu duygu. Daha sık yaptırmalıyım. Bi de bu durumdan güç alıp, bu akşama somon ızgara siparişi verdim, bakalım n'olcek ;))
İşte böyle.
Bugünlük.
Bye.


10 Aralık 2018 Pazartesi

Bowtreckles amigurumi, losyon bar falan filan

Üretken bir hafta sonuydu.
Siyah hırkayı örmeyi bitirdim, dikişleri ve düğmeleri kaldı. İncecik bir Angora ve siyah olması accık zorlamış olsa da sanırım fena olmadı. Dikince bakıcam artık.
Büyük kızımcığımın istediği fantastik canavar Bowtreckles (diğer adı kabuluk) de bitti. Ecüş bücüş bir hayvan olduğundan ve benim aslına en yakınını yapmaya çalışmamdan dolayı tüm gün uğraştım nerdeyse. Kollar bacaklar bi incelip, bi kalınlaşıyor filan derken, hareketli de olsun diye, chenille çubuklar ve elyaf da kullandım. Her yeri hareket edebiliyor, kolu, bacağı, kulağı, gövdesi vs ;)) Oynak kabuluk oldu bu ;)) Herhangi bir tarif kullanmadım çünkü doğrusu bulamadım da. Yerli yabancı sitelerde pek çok araştırma yaptım ama maalesef tarif yoktu. Gerçi belki iyi ki de yoktu zira bu amigurumi tarifleri çözmek Soyuz aracını çözmek gibi bişiy. Bin tane harf var anacım, her biri bi başka şeyi anlatıyo. 1s, 2sc, 5dec filan filan filan. Orjinal resme baka baka, söke söke yaptım işte.







E hadi bi de bebişi olsun dedim, baby Bowtreckles ile birlikte aile şöyle şimdilik;


Resim attım çok sevdiğini söyledi kızımcığım ama buluşma bu hafta sonu inşallah. Oda arkadaşı da çok beğendiği için ona da sipariş verdi, bi ara onu da yapıcam. Bundan sonra sırada Nifflers var ama o siyah, dolayısıyla acelece yapamam herhalde. Bi ara yapıcam.
Çoooktandır kremlerde bulunan başta paraben vs gibi hiç hazzetmediğim katkıların zararlı etkilerini okuyup okuyup, evde, neye ihtiyacımız varsa o malzemeleri bir araya getirip losyon bar yapmak istiyordum. Uzuuun bir malzeme toplama sürecinden sonra (özellikle doğal bal mumu bulma aşaması zor oldu) dün gece uykum kaçınca kalktım yaptım.





Silikon kalıba döküp, dolaba kaldırmıştım, sabah baktığımda her şey yolunda görünüyordu. İçinde Hindistan cevizi yağı (harika bir nemlendirici ve leke gidericidir, uzun zamandır kullanıyoruz ve çok memnunuz), kantaron yağı (hücre yenileme özelliğini, antiseptik oluşunu ve yaralara, sivilcelere müthiş etkisi olduğunu deneyimlediğimiz için), fesleğen yağı (bakteri ve mantar enfeksiyonlarına duvar ören ve sinir sistemini dinlendirici etkisi için), E vitamini ampulleri (kırışıklık, donukluk, yaşlanma karşıtı etkisine güvendiğimiz) ve tabi kral bal mumu (A vitamini içeriği sayesinde özellikle kışın cildi müthiş korur, besler, sıkılaştırır, tahriş ve yaralar için birebir bir mucizedir) kullandım. Hazırladığım bal mumları bugünden itibaren kullanılmaya başlanacak. Güvenli bir şeyler yapıp kullanmak beni cezbediyor doğrusu her konuda. Öyle sevindim ki, sabaha kadar uyuyamadım ;))) Dışarıdan aldığımız kremlere göre ve özellikle gerçek bal mumu arayışları tabi ki biraz pahalı oldu ama o barları avucumuza alıp, vücut ısımızla hafif hafif eriyerek bize sunacağı güzellikleri ve diğerlerinin zararlarını düşününce önemi kalmıyor tabi hiç bir şeyin. Kullandıkça yorumlara devam edeceğim, ekstra ihtiyaç için yeni yağlar araştıracağım, birbirleriyle etkileşimleri konusunda bilenlerden yardım alacağım ve birkaç farklı bar üreteceğim ilerleyen zamanda. 
Örgü anlarımda Adnan Kahveci'nin hayatını anlatan Tanıklar'ı izledim. 24 Kitchen'da Top Chef Kalifornia'yı izledim, epeyce uzun sürdü ve özellikle deniz ürünlü menülere bayıldım. 
Yapımı henüz tamamlanmayan üzüm sirkelerimizi mutfakta yeni yerlerine yerleştirdim. Ev ahalisine kokmasın diye balkona çıkarmıştım ama oluşumun yavaşladığını fark ettim çünkü. Bir miktar temizlik yaptım ama derine dalmadan. 
.....
Sabah dişçiye gittim, 3.kez yine beni salladı kadın. Her randevuda bir bahanesi var. Hele bugün sohbete gitmişim meğer, tutturdu diş taşı temizleyeyim diye, "ya sen boş ver taşı, proteze başla, keseceğini kes hadi" diyorum, "öğleden sonra gel o zaman" diyor, "e niye sabaha randevu veriyorsun o zaman" diyorum, kem küm mırın kırın. Korkum bir taraftan, bir taraftan böyle sallanan diş işleri acayip moralimi bozuyor. Zaten kendimi zor hazırlıyorum. Haftaya çarşamba 4.çağrışı olacak, eğer yine de yapmazsa protezimi kendisine elveda diyeceğim, sabrım feci zorlanıyor artık.
Öğle arası eve gidip, birkaç yaprak kara lahana, bir kaç yaprak da pazı haşladım. Etli dolma harcı hazırladığımda hep bir miktar fazla hazırlıyorum, pirincini katmadan birazcığını dondurucuya atıyorum. Sonra kritik bir zamanda, az miktar yapmam gerektiğinde, örneğin kızımcığıma ilave yemek olarak vs, öğle arası yaprakları haşlıyorum, içi mikrodalgada çözüp, pirincini de katıp acele tombul sarmalar yapıyorum. Bugün de yaptım, akşama domates sosuyla pişirip, kızımcığımı mutlu edeceğini umuyorum. Babayla ben (ben minnak ama yine de ona da ona da takılıyorum) diyet hallerindeyiz, dolayısıyla normal yemek pişirme oranlarım çok küçüldü.Koca bir hafta geçti 1 kilo verdim mi vermedim mi belli diil. Tartının kafasına göre sanki. Neyse işte miktar olarak az yemek yapıyorum, çarçabucak oluveriyor. Gidince ilmik kavuracağım bize de, yumurtlayıp yiyeceğiz sanırım.


Bu arada öğlen, losyon barların birini aldım, bi yarım saat önce kullandım, m u h t e ş e m olmuş. Ellerim pamuktan bile daha yumuşak şu anda. Devam o halde ;)) Besleyici etkisini de zamanla göstereceğinden her gün not alacağım.


Öğle arası eve gitmeden en yakınımdaki yüncüme uğradım ama kapalıydı :( Ne düğme alabildim ne de kardeşim için sipariş ettiğim hardal rengi ipleri. Kafasına göre takılıyor bu bizim yüncü, o size uymuyor, siz ona uymak zorunda kalıyorsunuz. Hep bi neşeyle ve sevgiyle anlattığım Bodrum'da büle dar imkânlar da söz konusu. Hele de bu tür hobi işleri konusunda çok ama çok kısır. Malzemesizlik canımı sıkıyor zaman zaman. Bi kişinin de aklına gelmiyor, şöyle her bir şeyi olabilen bir mağaza açmak.
Bir parça yağmur başladı ve kahve molam bitmek üzere, sevgiyle kal bilogcum...

7 Aralık 2018 Cuma

Aziz Cuma

En en, en en  en ennnnnn sevdiğim gün cuma... Azizdir. Kıymetlidir. Bu benim için hiç değişmeyecek sanırım.
Öğle arası mahallenin pazarına gittim hep yaptığım gibi. Hava feci soğuktu. Malum Bodrum mandilanası ve portakalı çıkıp, en taze haliyle de mahalle pazarlarında satıldığı için, öyle çok dolmuş ki torbalar... 3 saattir feci kolum ağrıyor hem de arızalı olan sağ kolum. Umarım artmaz zira hafta sonu için bana çokca lazım.
Dün bahsettiğim misket köfte tabağını çok beğendi kızımcığım, bu resmi kaybetme dedi. Burda da olsun madem;


Dün akşam örgüde bir miktar ilerleme kaydettiysem de bir an bastıran uykuya yenik düşüp, diziyi bile bitirememişim.
Yeni bir kitaba başladım; ve her Steve Jobs anlatılan kitaplar gibi keyifle okuyorum fırsat buldukça. şu ana kadar en iyisi Walter Isaacson'un yazdığı, biyografisiydi. Bu da fena başlamadı.


Hafta sonu Zeynep kızımcığımın programı ve havası müsait olursa Hedefim Sensin filmine gideceğiz.
Günlerdir doğal malzemelere ulaşıp, losyon bar yapmak isteğimi sanırım cumartesi gerçekleştirebileceğim zira malzemeler tamamlandı.
Bu akşama çılbır ve meyhane pilavı yapacağım inşallah. Yemek sonrası İstanbullu Gelin eşliğinde örgü örmeye devam eder, ıhlamur-tarçın içer ve uyku beni yenmezse birkaç sayfa da kitap okursam süper olurdu.
Hatta siyah hırka bu akşam bitebilse ve ben cumartesi gününden itibaren kızımcığımın oyuncaklarını örmeye başlasam daha da tam süper olur. Çok minik iki tanecik tecrübeyle bu sözü nasıl verdim bilmiyorum ama denemekten zarar gelmez, deneyeceğim.
Güzel, güpgüzel hafta sonlarımız olsun hepiciğimizin...






6 Aralık 2018 Perşembe

Her telden şeyler ;)

Öğle arası eve gittiğimde yemek yaparken bir yandan da tıngırtı olsun diye tv'yi açmıştım. Psikiyatr Prof.Dr.Mehmet Zihni Sungur konuşuyormuş. Ses tonu çok etkileyici idi bir kere ama bir cümle etti ki, işi gücü bıraktım, onu izledim. Türkiye'de boşanma oranlarının % 50, buna rağmen evlenme isteği davranışının % 90'larda olduğundan bahisle, "insanlar yarı yarıya iflas eşiğindeki bir kuruma sizce niye bu kadar yüksek oranda hala ilgi duyuyor?" dedi. Hakikaten o başlarken ki dehşet özgüven nedense ilk yıldan itibaren sürdürülemediği gibi iş şiddete gidiyor çoğu zaman. Kadınlar için "çocuk sahibi olma" duygusu ağırlıklı olsa dahi tek eşli olmaya müsait yaratılmadığına inandığım erkek ne düşünüyor acaba, gerçekten bir sosyolog olsam bu konuyu derinlemesine incelerdim. Dinlediğim son cümle daha da güzeldi; "bedelin, ödülü öldürdüğü bir kurum çalışmaz" Valla al nereye koyarsan koy. İşlerimiz, evliliklerimiz, arkadaşlıklarımız, her türlü etkileşimimizde cuk diye gerçekliğini kanıtlar bence. Bu konuda kızımcığımlarımla da sohbet etmeye niyet ettim.
Neyseciğime işte, akşama köfte yoğurdum, akşama kızartmak üzere misket. Ondan önce de birer çeşit sebzeyi yağsız tavada 2 yk zeytinyağı ile parpaladım, köftenin yanına eşlik etsinler diye. Ha bir de bu tabaktan hazırlarken yanına, küp küp doğradığım ekşi maya ekmekleri, önce zeytinyağı, kekik ve karabiberle marine edip tavada şöyle bi çevittiriveriyorum, pek güzel kruton oluyor. Domates çorbamız da var, üstüne kaşar rende ve istenirse o krutonlardan da ilave edilerek afiyetle tüketilir diye umuyorum. Ha bu arada babamız sıkı bir diyete girdiğinden bizim yemeklerin sadece protein kısmı ile yetiniyor, dolayısıyla çeşidini değil ama yemek miktarını oldukça azaltmış durumdayız, işime de gelmedi diil. ;))
Sebze tarhındaki naneler pek bi güzel oldu, yağmurlardan sonra. Bir zaman önce diplemiştik tazelensin, kışın keyifle yiyelim diye, amaca ulaşmış olduk böylece.


Maydanoz niyetine ektiğim ama içinden bir tane maydanoz çıkmayan tarhtakinin ne olduğunu halen çözemedik. Kuş yüreği midir acaba diye sökmüyorum da, eğer öyleyse maydanozdan daha bile çok sevinebilirim, harika bir börekliktir çünkü. Arada tek tük de ısırgan var ama asıl ürün ne bilemedik ;)) Bilen varsa lütfen söylesin bunun ne olduğunu olur mu?


Peyderpey ektiğimiz soğanlar da çeşitli boylardalar ve eskiden başlayarak sıra sıra kullanmaya başladık. Bence taze soğanın mutlulukla bir ilişkisi var ;)) Kıtır kıtır doğramak, ahhhh...


Ön bahçe çimlerinin çok sık bastığımız yerlerine, çeşitli yerlerden topladığımız taşlarla, bahçeye bordür niyetine taşlar yapıyoruz fırsat buldukça. Taşlar, dizen kişinin ruh haline göre değişiyor. 3. baktık kurumuş, onu da yerleştirilmek üzere kalıbından çıkardık. Çok seviyoruz bu taşları, fırsat ve taş buldukça devam edeceğiz gibi görünüyor.




Dün akşam "Acı, tatlı, ekşi" filmini izledim. Özge Özpirinçi'nin Michael Jackson'a çok benzediğine kesin kanaat getirdim. Filme çok laf sokan olduğunu okumama rağmen yine de izledim zira örgü örmem için acayip motive olduğum şey birşey izlemek. Siyah hırkanın yarım kalan kolunu bitirdim, ikinci kolun ilmeklerini hazırladım, bu akşam da benzer bir görüntüde Bir zamanlar Çukurova izlerken devam etmek niyetindeyim, kısmetse.


Gece 1'e doğru yatarken büyük kızımcığımdan şu resmi aldım; altında da "anneeeeeeee, bana bundan örer misinnnn?"


Hiç görmemiştim ama tanışmış oldum böylece. Fantastik Beast karakterlerinden Bowtruckles'miş ;) Ben tabi "elimden geleni yaparım bebeğim" diye mesaj attım, o da kalp işaretiyle, "Ceylin'e de istiyor anneeee" diye mesaj attı. "hı hı tamam olur tatlım" yazdım. Sonra cart bi resim daha geldi;


O     :"Anneeeeee"
Ben : "Neeeee;), yok artık ;)"
O     : "Çook sevimli değil miii?"
Ben : " Tamam da bu ne? Bundanda mı istiyorsun yoğsam? Töbe töbe"
O     : " ;)))"
Ben : " Hadi yat uyu artık sen, bak bi daha ki resme bakamicam bile varsaaaa"
O    : " ;)) seni seviyorum <3 p="">
Mesajlajma bitince ben gece 3'e kadar bunlarla ilgili amigurumi modelleri bulmaya çalıştım ;)) Bi ara heyecanlandım, işe kalkacak olmasam gece başlayacaktım. Ahh bu evlatlar... Canları sağ olsun...
Bak gene coşmuşum, gidiyom ben ;))