2 Ekim 2017 Pazartesi

02.10.2017 / 5.Gün



Dün gece Face'te okuduğım bir yazıda diyor ki;

"...hayatın keşfedilmeyi bekleyen olasılıklarına dair bir umut ile davranmaya açık olalım,beklentili olmak yerine, olan her şeyin içindeki umudu görmeye ve ortaya çıkması için çaba göstermeye açık olmak, bizi hayatın bizim tanımlarımız ve beklentilerimiz içinde var olmayan güzelliklerini kucaklamaya açık hale getirir. ...."

Beklediğim o sihirli cümle bu olabilir miydi?

Uykum kaçtı bir süre, sebebini bilmediğim şekilde birileri tarafından atalete süreklenmiş olsamda, hedef değiştirip eski minnoş çalışkanlığıma dönebilir miydim?

Evet bir miktar kıpırdanmalar oldu içimde (ki uzuuunca bir süredir kıpırdanmayı bile unutmuşum ;-)), bakalım ne olur... Ne gibi ceremelere katlanmak zorunda kalırım?... Bir sürü soru, denemezsem ne olacağını bilmediğim,bilemeyeceğim evet tahmin ettiğim ama bilemediğim...

Ama kafamdaki bu proje tamamen "kadınların ve çocukların hayatına dokunmak, onları layık oldukları o muhteşem konuma getirmeye çalışmak" konulu.

Üzerinde çalışıp sunmak istediğim, gerçekten bu... Bir nev'i kadın ve çocuk mühendisliği...

Ahhh ilhamım... Lütfen yanımda kal...

Bir gün nasılsa yapmak istediğimsin, neden şimdi başlamıyoruz?

...

Kekik getirmiş bir arkadaşım, taze, buram buram kokuyor. Kupaya sıcak su aldım, birazcık kekik attım, şölen gibi geldi, ilhamımı nazlıyorum...

...

Dün gece Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'i okudum, bitirdim yatmadan. Tutkunun, mantığın ötesine pek tabi ki geçebilir ve bunun gayet normal olduğunu kabulle yaşadığım için midir nedir ben genel yorumlarda okuduğum kadarıyla hiçte aman aman etkilenmedim. Zaten genellikle kendi tercihlerimizden ziyade zuhur eden rollerde yaşamıyor muyuz ki? Aşkta bunlardan biri ki zaten tanımlanamayan gök cismi gibi girmese adı da aşk olmazdı. Tutku filan hissetmedim açıkcası. Zaten yalnız yaşayan bir kadının, zaten yalnız yaşayan bir adamla -hiçbir detayı da anlatılmayan, wuwww diyecek bi kırıntı bile yokken- bir gece geçirmiş olması mı tutku ki? Sonra sabah biraz gerçekten pek çok siteden yorum okudum ama bir tane bile benim gibi düşünen olmaması tuhafıma da gitti, valla okuyup hakikaten neresindeydi o tutku da ben hissedemiyorum öğrenmek isterdim... Bi de ben aynı uzun betimlemeyi neredeyse aynı kelimelerle cırt pırt gördüğümde bi rahatsız oluyorum. Yani ana manâ hakikaten 3 cümleyken her sayfanın başında yada sonunda tekrarlanması basitleştiriyor gözümde yada yazar hakkında nevroz, stres, zorlanma vs düşünüyorum... Neyse işte böyle... Şimdi adamceğize de ayıp etmek istemiyorum ;-))

...

Akşama kısır ve turşu istedi büyük kızım. Mesai bitimi kısırı sakince yaparım inşallah, turşu da zaten yeni yapmış da hizmete açmış olduğum probiyotik turşu.

Biraz motif işlerim...

Biraz da boyama yapmak istiyorum kıl fırçalarımla çünkü artık masamda ev yapımı sabit duran büyütecim de var ve denemek istiyorum...

2013'te bugün koymuşum bu resmi Face'e, hani ne boyayacağımlara örnek...






















1 Ekim 2017 Pazar

01.10.2017 / 4.Gün

Sabah kalkmak bilemedim çünkü gece de yatmak bilememiştim...
Düzensiz uykucuk fasıllarım devam ediyor, sıkılıyorum bir de, uyuyanları rahatsız etmemek için ve uykusuz kaldığıma üzülmemeleri için bir şey de yapamıyorum...
Yarının pazartesi olması ve mesai zorunluluğu içimi bir hoş ediyor. Son aylarda motivasyonumu sıfırlamaya çalışan her şey başarılı bir istikrarla devam ediyor. Aslında sırf bende değil, kurumdaki pek çok arkadaşta da aynı durum sözkonusu dolayısıyla pazar gecesinden itibaren bir sıkıntı başlıyor bünyede... Neyse, la havle deyip, yine de şükredip koşturmaya devam ediyorum...
Küçüğüm yurduna döndü bugün. Alışılmıyor yada ben alışmıyorum ayrılıklara, neyse yine de şükredip dayanmaya devam ediyorum...
Dün yavruların sepetime yeni eklediği 10 renkle toplam 24 renk olan neşeli iplerle oynadım bugün biraz. Peşin peşin bilmem ne örmeye başladım diyemiyorum çünkü ben de bilmiyorum maymun iştahımın nasıl bir seyir uygulayacağını ;-)

Niye bilmiyorum ama Stefan Zweig okumamışım galiba hiç. Bir kadının yaşamından 24 saat dün hoş bir tesadüfle hediye gelmişti, çok az okuyabildim fırsatsızlıktan ama sanırım gayet iyi.
Akşam, sık yapmadığımız üzere dünden kalan yemeklerle idare ettik. Biraz mücver, tavuklu karnabahar, kombiyotik yoğurt, azıcık da makaroni...
Çay demliyorum, isteyene kahve yapacağım, revani var biraz da yanında, dileyene servis tamam olacak.
Bir de bugün sabah yağan ama ardından hemen yüzünü gösteren güzel havayla daha bir haşır neşir olacaktım, balkonu yıkadım, bahçeyi toparlayacaktım ki eşek arısı istilası vardı resmen, saatlerce ne kondular ne gittiler, fır fır dönüp durdular ve tabi çok rahatsız ediciydi, bu güzelim sarı yaz gününde resmen bizi esir ettiler evde. Hiç böyle bir şey görmemiştim, çok garipsedim.
Keşke bugün cuma akşamı olsaydı demekten vazgeçemediğim bir pazar gecesi, büle işte...

30 Eylül 2017 Cumartesi

30.09.2017 / 3.Gün

Dün akşam küçüğüm geldi yurttan, bir sarmalaş bir dolanmaş geçti akşam...
Yaptığım tatlıları öyle beğenerek yedi ki anlatamam, tabi ki çok mutlu oldum...
Şunu farkettim ki şu an; yıllar sonra ilk kez bir akşam blog yazısı yazıyorum. Beni çağıran felan olmadığı halde nedense böyle bir istek zuhur etti çünkü ben bazı arkadaşlarımın her gün yazmasını talep edenim. ;-))
Biraz alışverişe çıktı çocuklar, ben o sırada bir film izledim "Maudie"... Harika diyemem ama matematik adı geçen her filmi seyrederim ben şikayetlenmeden, bu da öyleydi.
Çocuklar eve hediyeleriyle geldiler. Örgü sepetimde eksik tespit ettikleri renkler (öremesem de o sepeti cıvıl cıvıl görmek isteğimi bildiklerinden ötürü) ve tabi ki kitaplar... Kitap seçimleri öyle zarif ki benim için; kolum ağır kitap tutmakta zorlanıyor diye küçük hafif ama güzel kitaplar seçmişler... Çok ama çok mutlu oldum...

Yarın küçüğüm yurda dönecek, ben şimdi yıkanan çamaşırları katlamaca, ütülemece işlerine girişeceğim...
Çayımız demlenmekte...
Yarına kadar hoşçakal blogcum...

29 Eylül 2017 Cuma

29.09.2017 / 2.Gün

Dün öğleden sonra toplantı vardı, katılmam gerekiyormuş, katıldım...
Toplantı kelimesi uzun zamandır "boşa geçirilen zaman" kavramıyla özdeşleşti bende, toplanıyorsunuz, herkes söylemesi gerekeni değil, aklına eseni söylüyor, curcuna halinde, sonuç pek bir çoğunlukla sonuçsuz... Keyifsizdi çünkü anlamsızdı ve sonuç yoktu... Koştura koştura kendi ofisime döndüm, mesai bitmiş, kapılar kapanıyordu ve benim köyden gelen sütüm, kızımın kargodan gelen kitapları ofisteydi.
Bir telaş eve girdim, niye telaşlı olduğumu anlamaya çalıştım o ara. Evet bendeki sürekli arkamdan atlı kovalıyormuş hissinin kaynağına epeyce sövdüm, ev kıyafetlerime bürünürken ancak hemen aşağı inip sütü ocağa koydum...
Bu aralar probiyotik, kombiyotik beslenmeyle pek bi haşır neşirim. Sütün bir kısmıyla kombiyotik yoğurt mayaladım, bir kısmıyla da bugün yurttan gelecek küçük kızımın geçen haftadan verdiği siparişi tramisuyu yaptım. Hızımı alamayıp bir de haşhaşlı revani yaptım. İki tane ders çalışan bebenin böyle istekleri oluyor ve ben onları çikolatayla savuşturursam suçluluk duyuyorum, elbette ki evde yapılan revani ve tramisudan sağlık fışkırıyor ya;-))
Akşam yemeği için tavuksuyuna şehriye çorbası, kızartılmış zeytinyağı ve kekiklenmiş küp ekmeklerin yeterli olduğuna kanaat getirildiği için ohhh dedim ;-)
Pazara uçtum, karnabahar, tavuk aldım o da bugün iş dönüşü acilen pişecek bu da küçüğümün siparişi ;-)) Elimde karnabaharı gören büyük kızımın suratının düşmesi saliseler aldı, sevmiyor da sevmiyor sebzeleri genel olarak. Çok az şey yiyor bu kategoriden isteye isteye, deniz dörülcesi, normal börülce ekşilemesi, kabak mücver. Bundan gayrısını sadece ve sadece emeğe hürmeten ve gözlerini masadan hiç kaldırmadan yiyip kalkıyor. Küçüğüm de tam tersi, sebze, ot ne varsa bayılıyor. Zor oluyor bu durumda diye yakınırdım eskiden ama yatılı okuduklarından olsa gerek 4 yıldır hiç zoruma gitmiyor herkese göre çeşit çeşit yemek yapmak.
Bir sürü örgü sayfasını takip eder olmuşum Facebook'ta. Valla kadınlarımızın maşaallahı var, kafayı kırıyorum bazen. Bazen de görüp beğendiklerimi kaydediyorum, 2030 yılına kadar tamamlamak üzere herhalde ;-) Bazen de koskoca battaniyeyi 100 TL'ye satmak isteyen birine "çok pahalı fiyat veriyorsunuz, bu fiyat etmez bu" diye yorum yapanlarla seviyeli bir yazışmaya giriyorum dayanamadan. Şimdi misal benim Yaşar'ı ben bitirsem ne 100 TL'si ayol 1.000 TL'ye zor satarım gibime geliyor ;-)))
Tanıştırayım Yaşar, 4 yıllık oğlumuz;-))

Tam Yaşar'a biraz şefkat göstereyim dedim, 3 ay'dan beri ne bana ne de doktorlara bir türlü yenilmek bilmeyen sağ kolumdaki lenfanjit hayatımı ciddi ölçüde etkilemeye devam ediyor. Azıcık bile yorulursa sabaha kadar uyku bozukluğu yaratıyor, zaten her zaman rahat uyurmuşum gibi. Boş oturmayı hiç mi hiç sevmedim ve denememişken ben şimdi kitabı tutmak bile acı veriyor 15 dakika sonra. Ne yapacağımı bilemedim gitti velhasılı. Haa bir de yeteri kadar ip almamışım şimdi de bu numaralardan ip bulamıyorum yüncülerde iyi mi? ;-))))
Aslında uzun zamandır kafamda bir sürü tilki dinleniyor. Bir şeyler yapıp satmak istiyorum sürekli. İnsanların yapmak yerine almayı hiç düşünmeden tercih edecekleri, başka hayatlara azıcık da olsa keyifle dokunabileceğim ve benim yapabileceğim türden şeyler olsa... Böylelikle saati 200 TL olan özel derslere bir süre kızımı gönderebilirim belki bende herkes gibi. Ama ne yapsam satarım, nerede satarım bilmiyorum, acilen de arıyorum. Ne yapayım?
İşte bugünlük böyle...















28 Eylül 2017 Perşembe

28.09.2017 / 1.Gün

Günlerdir blog okuyorum halbuki ama yazamıyordum bir türlü...
Mari hadi deyince üstüme alındım ;-)
21 gününümüzü yazacağız ve bakarsın devamı gelir.
Son günlerde eskiden daha sık yazan ve benim hep sevdiğim blogları gezip duruyorum, yıllar önce ne yazmışlarokuyorum, gülümsüyorum, eski bir dost ile yeniden karşılaşmak gibi bir haz veriyor bana, Derya kuzusu var mesela. Bayılıyorum rengârenk üretimlerine, düzenine, titizliğine... Ben tam bunları yaparken Mari'nin hadi deyişi ve aynı şeyden bahsediyor olması içimde bir cızzz etkisi yarattı, tevafuk belki de...
Eveet... Son zamanlarda aklımdan ve hayatımdan neler geçiyor yazıyorum;
Cart diye birinin aklına geldi diye, hop diye değişen ve hala ne idüğünden tutacağımzı bilemediğimiz (ve da hi kendilerinin de bilmediği, bilemediği, bilemeyecekleri) bu sınav ve eğitim sisteminden midem bulanıyor. Dayanamıyorum çocuklarımızın bu kadar keyfi bir şekilde hayatlarıyla oynanmasına. Aklım almıyor, almıyor.
Kandırıldık diyor birileri sonra da yanılmışız diyor, aklım almıyor. Bu kadar yanılma ve kandırılma hakkına sahip başka hangi meslek yada çalışma adı var, aklım almıyor. Düşünsene bir doktorun yanıldığını, Allah muhafaza böbrek yerine mideni aldığını, grip yerine kanser ilacı yazdığını! Düşünsene bir mühendisin yanıldığını, su şebekesine atık su bastığını! Düşünsene bir hakimin yanıldığını ve kirasını yatıramadığı için mahkemeye verilen davalıya müebbet hapis verdiğini! Düşünsene bir öğrencinin yanıldığını ve türkçe yerine matematik cevap bölümünü işaretlediğini! Ne olur ha ne olur??? Alimallah cümlesinin hayatı kararır... O halde bunu nasıl hazmedeceğiz? Bildiğim tüm duaları yolluyorum kendilerine Allah biliyor. Ve dörtgözle bekliyorum bu kadar günahın bedelinin nasıl ödeneceğini...
Gerginlik bir türlü çıkmıyorken şu yada bu sebeple zor be mutlu yaşamak. Mutluluk doğal halimiz olmalıydı değil mi aslında bunca çaba gerektirmeyen?.. İnsan doğal yaşamını sürdürürken zaten mutlu olmalıydı böyle incik cincik sebep aramaktansa... Hele de ebeveyn isen yetiştirdiğimiz çocukların hayata güvenle bakabilmelerini sağlamak için çırpınmıyor muyduk gücümüzün yettiği en iyi eğitim-öğretim imkânını koşturmaya ve bunun için ter dökmeye? Neye yaradı peki bunca emek? Bunca fedakârlıktan sonra o çocuklar bir gün birileri kandırıldı, öbür gün birileri yanıldı diye alaşağı edilirken, eğitimi biten sırtını iktidara dayamadan bir iş-güç sahibi bile olamıyorken? En önemlisi hayata güvenle bakamıyorken? Hep bir endişe halinde yaşayan bir genç ne tesis edebilirki hayatta?
Koca koca adamların hep yanılma hakkı varken neden minnacık yavrularımızın böyle bir hakkı yok? Neden benim yanılma hakkım yok? Neden ben yanıldığımda hep burnumdan fitil fitil gelerek ödemek zorundayken bedelini, neden onlara birşey olmuyor? Neden hiç sebep soran yok? Neden hep biz bedel ödüyoruz?Vesaire vesaire...
Bugünlerin aklımdan çıkmayan en vurucu konusu bu işte sevgili bloğum...
Öyle kızgınım, öyle umutsuzum ki gari yetmiyor başka uğraşlar sakinleşmeme...
Yine de ara sıra adını "Yaşar" koyduğum bir battaniye örmeye çalışıyorum, 4 yıl önce Elif'in yatılı okuyacağı belli olunca bi heves başlayıp,  hemen örüp onu sıcacık sarmalamasını istediğim lakin aramızdaki büyük aşkı bir türlü sonlandıramadığım ;-))
Haa bi de, Jojo Mayes'in Yasak Meyve'si var elimde günde 20 sayfa okuyamadığım ;-))





11 Temmuz 2017 Salı

Yemeni, yağlık, yazma, çevre ne dersen de ;-)

2 yıl önce...




Yemeniyi değişik bir yorumla bluz yaptım...
8 TL'ye yemeni alındı, kenarlara zürafa çekildi, yaka oyuğu açılıp oraya da tabi, sonra evdeki boncuklarıda değerlendirmek üzere tüm kenarlar oyalandı...Bendeniz altına sporcu atleti denilen şeyin üzerine geçirip bir kombin yapacağım ancak pareo yada başka altlıklarlada değişik hallere sokulabilir...Bu tip el işlemelerinin olduğu kıyafetlere ciddi paralar ödemek yerine keyif alarak üretmek iyi hissettiriyor kesinlikle...(tabi bu son cümlenin züğürt teselisi olma ihtimalini yada benim köle ruhumu karıştırmadan kurulduğu da bir gerçek😆😉😆...)

Şimdi...

Çok rahat kullandım, herhangi bir askılı üstüne çok hava verdi sanırım, hiç tanımadığım insanlar bile nereden aldığımı sordu, o derece yani ;-)) Belki birine bir fikir olur diye paylaşmak istedim...




10 Temmuz 2017 Pazartesi

Yarını beklemece... Heyecanlanmaca...

Yarın Elif kızım için ve dolayısıyla bizim için önemli bir gün...
Üniversite sınav puanları açıklanacak. Hiç belli etmemeye çalışsa da birdenbire daldığı anları bu bekleme heyecanına bağlıyorum.
4 yıldır yatılı okuduğu için oldukça fazla özlem duydum zaten, o yüzden bir yandan "gönlündeki bölüm ve okula giremeyeceksen seneye tekrar dene, bu arada da yanımda kalmış olursun ben de sana doyarım biraz daha" diyorum ancak bu kısır, bu hantal, bu iğrenç eğitim sisteminin yavrumu bir yıl daha üzmesi fikri de annesi olarak koyuyor bana. Hakkında hayırlısı olur inşaallah... Yıllardır onlardan tek istediğim yüreklerinin götürdüğü yere gitmeleri, tereddütsüz, emin ve çok istekliyim bu yönde. Hangi mesleği seçerlerse seçsinler; önce insan ve mutlu olmalarını diledim ve bunu istedim onlardan. Ha bir de son yıllarda Atatürk'ü sevmeyen insanlarla bırak arkadaşlık ilişkisi kurmayı, aynı masada çay bile içmemelerini de önermeye başlamıştım, bu fikrimden de eminim. Çok şükür ki onlar da benimle aynı fikirde... Annem de çok sevdi bu fikri ;-) Şiddetle destekliyor ve bu benim çok hoşuma gidiyor...
İşte öyle, elim kolum hiçbir işe gitmiyor bu aralar, daha çok yavrularla zaman geçirmek, sohbet etmek, hatta hiç konuşmasak bile aynı odada olmanın verdiği mutluluğu ve huzuru doyasıya yaşamaya çalışıyorum. Anne olmanın harikuladeliğine şükrediyorum hep.
Bakalım hayat bize ne sürprizler hazırladı yine, şimdi yeni bir dönemeçte bekliyoruz vesselam...
Bu arada, acayip ilgi duymaya başladığım kuantum fiziğinin bir versiyonu ile karşılaşmak hoş oldu, gayet ilgiyle okuduğumu söyleyebilirim, kitap 1-2 şeklinde ama ben önce 2.yi okudum niyeyse ;-) Şimdi ilkini okuyorum ;-)

şifacı 2 ile ilgili görsel sonucu

Ve yine bu arada, Vehbi Koç'un kısmî hayat hikayesi, kısmî olarak da o yılların -ve aslında şimdinin de- siyasî hayatına göz attıran ve zaman zaman dehşete kapıldığım bir kitap daha bitirdim;
Erol toy artık Bodrum'da yaşıyormuş ve umarım en kısa zamanda kendisi ile sohbet etme fırsatım olur. Ülkemde kimler nasıl nerelere gelmişler, seçimleri hep kimler yönlendirmiş, darbeden tutun da gelene gidene, ne olup ne olmayacağına kimler nasıl karar vermiş, okurken dudağım uçukladı...
erol toy imparator ile ilgili görsel sonucu
Hey gidi ülkem hey...

20 Haziran 2017 Salı

Evren avucunda...

Uzay'a olan ilgim minnacıkkenden beri hep vardı hele Einstein'a her zaman manyak bir hayranlık duydum. Hep Fen-Matematik bölümü okuyup sonra da mühendis olmam bu ilgiyi hep diri tuttu. Düşünmeye o kadar zorlardım ki kendimi çoğu zaman başaramazdım ama evreni, uzay-zamanı, bilinmeyeni, bilineni, kuantumu vs... Son yıllarda özü kuantum fiziğine dayanan türlü yöntemlerin ve imgelerin popülaritesinin artması sebebi ile ne kadar çok okursam, araştırsam o kadar daha bilinmezliğe ve karmaşaya gark olurdum... Einstein ile ilgili hepsini değilse bile pek çok kitap ve yayın okumuşumdur hatta ilkokuldayken Aynştayn olarak okunuşunu bilmediğim için bildiğin Einstein diye okudum onlarca kitabı, yıllar sonra benim Einsteinimin Aynştayn olduğunu öğrendiğimde çok bozulmuşluğum bile vardır halen zihnimde ;-))

Ve sonunda... Bir arkadaşımın tesadüfen okumam için uzattığı kitabın, gelişigüzel çevirdiğim ilk sayfasında Einstenimin adını görünce okumak farz oldu diye, normalde okuduğum Sapiens'i atıverdim yine bi kenara ;-)) (Bu Sapiensciğim de bu durumdan bıkmıştır herhalde, okuma len beni mi diyo acaba diye de düşünmüyor değilim de)
Neyse kitap şu:



Bunca yıldır okuduğum sayısını bilmediğim yayınlar olmasına rağmen, evreni ilk defa bu kadar güzel anlamlandırabildim diyebilirim. Ve bir o kadar da şaşkınlıklara uğramışlığım oldu okurken.
Yazar ünlü astrofizikçi Stephen Hawking danışmanlığında teorik fizik dalında doktorasını bitiren nadir kişilerden biri ve 1976 doğumlu.Fransa’da yılın bilim kitabı seçildikten sonra 20 dile çevrilmiş ve kısa sürede bir popüler bilim klasiğine dönüşmüş zaten. Yazarın daha doğrusu eserin özelliği, pek çok tanıtımda da anıldığı gibi denklemler yerine hayal gücümüzden faydalanmamızı sağlaması. 
http://www.christophegalfard.com web sitesinden insanlarla bağlantıda ve aslında bu sebeple ayrılmış Cambridge'ten.


Kitap benim olmadığı için üzerine notlar alamadım, kalemle çiziktiremedim ben de ayrı bir bloknot'a içimden geçeni, bundan sonra araştıracaklarımı vs not aldım ve şiddetle kızlarıma da tavsiye ettim. Kızlarım Fen Lisesi eğitimi alıyorlar/dı ve onlar da çok ama çok beğendi hatta bu yıl mezun olup üniversite sınavına giren kızım Elif "keşke bu kitabı aylar önce okusaydım anne!" dedi. Mesajı aldınız umarım... ;-)


Evrende yalnız değiliz.
Evrene yapacağımız bu yolculukta da.









7 Haziran 2017 Çarşamba

Çiçeklenelim mi?

Motifli bluzü ör, sök derken bi zaman önce başladığım çantamı bitirdim...
Hep derim; rengârenk herşeye bayılıyorum...



Keşke her günümüz de böyle olsa...

5 Haziran 2017 Pazartesi

Akşama kadar ör kızım, sabaha kadar sök kızım...


Akşama kadar ör kızım, sabaha kadar sök kızım...
Her şeyi hep beceriyor değilim tabi, bu post onun için kalsın burada...
Bu ipte mi yoksa bende mi sorun var anlamadım valla zira bu ikinci sökülüş, ilkini burada başlayıp keyifle anlatmaya, neticeyi de burada anlatmıştım. zaten..
Bir anlık dikkatsizlik eseri, ilk başta yaptığım yanlış tam da bitmeye yaklaşmışken "buna n'oluyo ayol?" dedirtti ve epeyce bir inceleme araştırmadan sonra "tink tink tink" sesi çıkararak düşen jetonları mı anlatayım, çizgi filmlerde başını duvara çarpınca gördüğün yıldızların aynından gördüğümü mü? ;-))
Allah başka dert vermesin tabi de ay öyle çok da kolay değil yani, günlerle uğraş ve sonra bu...



Ben aslında bi kere sökersem bi daha yeniden yapmaya kaçardı hevesim... Ama üçüncü defa yeniden başladım bir şeye, "hayatımızda sanki bir sürü şeye yeniden başlamak zorunda kalmadın da sanki..." diyerek... Ve sanırım, bu hayatımda bir ilk...
Bu sefer sonuç nereye varır bilmiyorum...
Azimle 3.kez başladım, Allah'tan bu sefer motifler kurtulabildi, zayiat daha az ;-))