Dün öğleden sonra toplantı vardı, katılmam gerekiyormuş, katıldım...
Toplantı kelimesi uzun zamandır "boşa geçirilen zaman" kavramıyla özdeşleşti bende, toplanıyorsunuz, herkes söylemesi gerekeni değil, aklına eseni söylüyor, curcuna halinde, sonuç pek bir çoğunlukla sonuçsuz... Keyifsizdi çünkü anlamsızdı ve sonuç yoktu... Koştura koştura kendi ofisime döndüm, mesai bitmiş, kapılar kapanıyordu ve benim köyden gelen sütüm, kızımın kargodan gelen kitapları ofisteydi.
Bir telaş eve girdim, niye telaşlı olduğumu anlamaya çalıştım o ara. Evet bendeki sürekli arkamdan atlı kovalıyormuş hissinin kaynağına epeyce sövdüm, ev kıyafetlerime bürünürken ancak hemen aşağı inip sütü ocağa koydum...
Bu aralar probiyotik, kombiyotik beslenmeyle pek bi haşır neşirim. Sütün bir kısmıyla kombiyotik yoğurt mayaladım, bir kısmıyla da bugün yurttan gelecek küçük kızımın geçen haftadan verdiği siparişi tramisuyu yaptım. Hızımı alamayıp bir de haşhaşlı revani yaptım. İki tane ders çalışan bebenin böyle istekleri oluyor ve ben onları çikolatayla savuşturursam suçluluk duyuyorum, elbette ki evde yapılan revani ve tramisudan sağlık fışkırıyor ya;-))
Akşam yemeği için tavuksuyuna şehriye çorbası, kızartılmış zeytinyağı ve kekiklenmiş küp ekmeklerin yeterli olduğuna kanaat getirildiği için ohhh dedim ;-)
Pazara uçtum, karnabahar, tavuk aldım o da bugün iş dönüşü acilen pişecek bu da küçüğümün siparişi ;-)) Elimde karnabaharı gören büyük kızımın suratının düşmesi saliseler aldı, sevmiyor da sevmiyor sebzeleri genel olarak. Çok az şey yiyor bu kategoriden isteye isteye, deniz dörülcesi, normal börülce ekşilemesi, kabak mücver. Bundan gayrısını sadece ve sadece emeğe hürmeten ve gözlerini masadan hiç kaldırmadan yiyip kalkıyor. Küçüğüm de tam tersi, sebze, ot ne varsa bayılıyor. Zor oluyor bu durumda diye yakınırdım eskiden ama yatılı okuduklarından olsa gerek 4 yıldır hiç zoruma gitmiyor herkese göre çeşit çeşit yemek yapmak.
Bir sürü örgü sayfasını takip eder olmuşum Facebook'ta. Valla kadınlarımızın maşaallahı var, kafayı kırıyorum bazen. Bazen de görüp beğendiklerimi kaydediyorum, 2030 yılına kadar tamamlamak üzere herhalde ;-) Bazen de koskoca battaniyeyi 100 TL'ye satmak isteyen birine "çok pahalı fiyat veriyorsunuz, bu fiyat etmez bu" diye yorum yapanlarla seviyeli bir yazışmaya giriyorum dayanamadan. Şimdi misal benim Yaşar'ı ben bitirsem ne 100 TL'si ayol 1.000 TL'ye zor satarım gibime geliyor ;-)))
Tanıştırayım Yaşar, 4 yıllık oğlumuz;-))
Tam Yaşar'a biraz şefkat göstereyim dedim, 3 ay'dan beri ne bana ne de doktorlara bir türlü yenilmek bilmeyen sağ kolumdaki lenfanjit hayatımı ciddi ölçüde etkilemeye devam ediyor. Azıcık bile yorulursa sabaha kadar uyku bozukluğu yaratıyor, zaten her zaman rahat uyurmuşum gibi. Boş oturmayı hiç mi hiç sevmedim ve denememişken ben şimdi kitabı tutmak bile acı veriyor 15 dakika sonra. Ne yapacağımı bilemedim gitti velhasılı. Haa bir de yeteri kadar ip almamışım şimdi de bu numaralardan ip bulamıyorum yüncülerde iyi mi? ;-))))
Aslında uzun zamandır kafamda bir sürü tilki dinleniyor. Bir şeyler yapıp satmak istiyorum sürekli. İnsanların yapmak yerine almayı hiç düşünmeden tercih edecekleri, başka hayatlara azıcık da olsa keyifle dokunabileceğim ve benim yapabileceğim türden şeyler olsa... Böylelikle saati 200 TL olan özel derslere bir süre kızımı gönderebilirim belki bende herkes gibi. Ama ne yapsam satarım, nerede satarım bilmiyorum, acilen de arıyorum. Ne yapayım?
İşte bugünlük böyle...
Toplantı kelimesi uzun zamandır "boşa geçirilen zaman" kavramıyla özdeşleşti bende, toplanıyorsunuz, herkes söylemesi gerekeni değil, aklına eseni söylüyor, curcuna halinde, sonuç pek bir çoğunlukla sonuçsuz... Keyifsizdi çünkü anlamsızdı ve sonuç yoktu... Koştura koştura kendi ofisime döndüm, mesai bitmiş, kapılar kapanıyordu ve benim köyden gelen sütüm, kızımın kargodan gelen kitapları ofisteydi.
Bir telaş eve girdim, niye telaşlı olduğumu anlamaya çalıştım o ara. Evet bendeki sürekli arkamdan atlı kovalıyormuş hissinin kaynağına epeyce sövdüm, ev kıyafetlerime bürünürken ancak hemen aşağı inip sütü ocağa koydum...
Bu aralar probiyotik, kombiyotik beslenmeyle pek bi haşır neşirim. Sütün bir kısmıyla kombiyotik yoğurt mayaladım, bir kısmıyla da bugün yurttan gelecek küçük kızımın geçen haftadan verdiği siparişi tramisuyu yaptım. Hızımı alamayıp bir de haşhaşlı revani yaptım. İki tane ders çalışan bebenin böyle istekleri oluyor ve ben onları çikolatayla savuşturursam suçluluk duyuyorum, elbette ki evde yapılan revani ve tramisudan sağlık fışkırıyor ya;-))
Akşam yemeği için tavuksuyuna şehriye çorbası, kızartılmış zeytinyağı ve kekiklenmiş küp ekmeklerin yeterli olduğuna kanaat getirildiği için ohhh dedim ;-)
Pazara uçtum, karnabahar, tavuk aldım o da bugün iş dönüşü acilen pişecek bu da küçüğümün siparişi ;-)) Elimde karnabaharı gören büyük kızımın suratının düşmesi saliseler aldı, sevmiyor da sevmiyor sebzeleri genel olarak. Çok az şey yiyor bu kategoriden isteye isteye, deniz dörülcesi, normal börülce ekşilemesi, kabak mücver. Bundan gayrısını sadece ve sadece emeğe hürmeten ve gözlerini masadan hiç kaldırmadan yiyip kalkıyor. Küçüğüm de tam tersi, sebze, ot ne varsa bayılıyor. Zor oluyor bu durumda diye yakınırdım eskiden ama yatılı okuduklarından olsa gerek 4 yıldır hiç zoruma gitmiyor herkese göre çeşit çeşit yemek yapmak.
Bir sürü örgü sayfasını takip eder olmuşum Facebook'ta. Valla kadınlarımızın maşaallahı var, kafayı kırıyorum bazen. Bazen de görüp beğendiklerimi kaydediyorum, 2030 yılına kadar tamamlamak üzere herhalde ;-) Bazen de koskoca battaniyeyi 100 TL'ye satmak isteyen birine "çok pahalı fiyat veriyorsunuz, bu fiyat etmez bu" diye yorum yapanlarla seviyeli bir yazışmaya giriyorum dayanamadan. Şimdi misal benim Yaşar'ı ben bitirsem ne 100 TL'si ayol 1.000 TL'ye zor satarım gibime geliyor ;-)))
Tanıştırayım Yaşar, 4 yıllık oğlumuz;-))
Tam Yaşar'a biraz şefkat göstereyim dedim, 3 ay'dan beri ne bana ne de doktorlara bir türlü yenilmek bilmeyen sağ kolumdaki lenfanjit hayatımı ciddi ölçüde etkilemeye devam ediyor. Azıcık bile yorulursa sabaha kadar uyku bozukluğu yaratıyor, zaten her zaman rahat uyurmuşum gibi. Boş oturmayı hiç mi hiç sevmedim ve denememişken ben şimdi kitabı tutmak bile acı veriyor 15 dakika sonra. Ne yapacağımı bilemedim gitti velhasılı. Haa bir de yeteri kadar ip almamışım şimdi de bu numaralardan ip bulamıyorum yüncülerde iyi mi? ;-))))
Aslında uzun zamandır kafamda bir sürü tilki dinleniyor. Bir şeyler yapıp satmak istiyorum sürekli. İnsanların yapmak yerine almayı hiç düşünmeden tercih edecekleri, başka hayatlara azıcık da olsa keyifle dokunabileceğim ve benim yapabileceğim türden şeyler olsa... Böylelikle saati 200 TL olan özel derslere bir süre kızımı gönderebilirim belki bende herkes gibi. Ama ne yapsam satarım, nerede satarım bilmiyorum, acilen de arıyorum. Ne yapayım?
İşte bugünlük böyle...

her yaz bir hanıma erişte yaptırıyorum... hijyenik ortamda yaptığı için çok yaptıran var... malzemeleri ben veriyorum, sadece yapım ücreti 5 kilo un için 50 tl... bu yıl 15 kilo un verdim, tüm malzeme için bir kez yorulmasına rağmen üç ayrı işmiş gibi para aldı, mecburen verdim... :)) ama erişte nefis.... diyeceğim o ki... şu ara bildiğim evde yapılacak işlerden en karlı iş bu...:)
YanıtlaSil