Günlerdir blog okuyorum halbuki ama yazamıyordum bir türlü...
Mari hadi deyince üstüme alındım ;-)
21 gününümüzü yazacağız ve bakarsın devamı gelir.
Son günlerde eskiden daha sık yazan ve benim hep sevdiğim blogları gezip duruyorum, yıllar önce ne yazmışlarokuyorum, gülümsüyorum, eski bir dost ile yeniden karşılaşmak gibi bir haz veriyor bana, Derya kuzusu var mesela. Bayılıyorum rengârenk üretimlerine, düzenine, titizliğine... Ben tam bunları yaparken Mari'nin hadi deyişi ve aynı şeyden bahsediyor olması içimde bir cızzz etkisi yarattı, tevafuk belki de...
Eveet... Son zamanlarda aklımdan ve hayatımdan neler geçiyor yazıyorum;
Cart diye birinin aklına geldi diye, hop diye değişen ve hala ne idüğünden tutacağımzı bilemediğimiz (ve da hi kendilerinin de bilmediği, bilemediği, bilemeyecekleri) bu sınav ve eğitim sisteminden midem bulanıyor. Dayanamıyorum çocuklarımızın bu kadar keyfi bir şekilde hayatlarıyla oynanmasına. Aklım almıyor, almıyor.
Kandırıldık diyor birileri sonra da yanılmışız diyor, aklım almıyor. Bu kadar yanılma ve kandırılma hakkına sahip başka hangi meslek yada çalışma adı var, aklım almıyor. Düşünsene bir doktorun yanıldığını, Allah muhafaza böbrek yerine mideni aldığını, grip yerine kanser ilacı yazdığını! Düşünsene bir mühendisin yanıldığını, su şebekesine atık su bastığını! Düşünsene bir hakimin yanıldığını ve kirasını yatıramadığı için mahkemeye verilen davalıya müebbet hapis verdiğini! Düşünsene bir öğrencinin yanıldığını ve türkçe yerine matematik cevap bölümünü işaretlediğini! Ne olur ha ne olur??? Alimallah cümlesinin hayatı kararır... O halde bunu nasıl hazmedeceğiz? Bildiğim tüm duaları yolluyorum kendilerine Allah biliyor. Ve dörtgözle bekliyorum bu kadar günahın bedelinin nasıl ödeneceğini...
Gerginlik bir türlü çıkmıyorken şu yada bu sebeple zor be mutlu yaşamak. Mutluluk doğal halimiz olmalıydı değil mi aslında bunca çaba gerektirmeyen?.. İnsan doğal yaşamını sürdürürken zaten mutlu olmalıydı böyle incik cincik sebep aramaktansa... Hele de ebeveyn isen yetiştirdiğimiz çocukların hayata güvenle bakabilmelerini sağlamak için çırpınmıyor muyduk gücümüzün yettiği en iyi eğitim-öğretim imkânını koşturmaya ve bunun için ter dökmeye? Neye yaradı peki bunca emek? Bunca fedakârlıktan sonra o çocuklar bir gün birileri kandırıldı, öbür gün birileri yanıldı diye alaşağı edilirken, eğitimi biten sırtını iktidara dayamadan bir iş-güç sahibi bile olamıyorken? En önemlisi hayata güvenle bakamıyorken? Hep bir endişe halinde yaşayan bir genç ne tesis edebilirki hayatta?
Koca koca adamların hep yanılma hakkı varken neden minnacık yavrularımızın böyle bir hakkı yok? Neden benim yanılma hakkım yok? Neden ben yanıldığımda hep burnumdan fitil fitil gelerek ödemek zorundayken bedelini, neden onlara birşey olmuyor? Neden hiç sebep soran yok? Neden hep biz bedel ödüyoruz?Vesaire vesaire...
Bugünlerin aklımdan çıkmayan en vurucu konusu bu işte sevgili bloğum...
Öyle kızgınım, öyle umutsuzum ki gari yetmiyor başka uğraşlar sakinleşmeme...
Yine de ara sıra adını "Yaşar" koyduğum bir battaniye örmeye çalışıyorum, 4 yıl önce Elif'in yatılı okuyacağı belli olunca bi heves başlayıp, hemen örüp onu sıcacık sarmalamasını istediğim lakin aramızdaki büyük aşkı bir türlü sonlandıramadığım ;-))
Haa bi de, Jojo Mayes'in Yasak Meyve'si var elimde günde 20 sayfa okuyamadığım ;-))
Mari hadi deyince üstüme alındım ;-)
21 gününümüzü yazacağız ve bakarsın devamı gelir.
Son günlerde eskiden daha sık yazan ve benim hep sevdiğim blogları gezip duruyorum, yıllar önce ne yazmışlarokuyorum, gülümsüyorum, eski bir dost ile yeniden karşılaşmak gibi bir haz veriyor bana, Derya kuzusu var mesela. Bayılıyorum rengârenk üretimlerine, düzenine, titizliğine... Ben tam bunları yaparken Mari'nin hadi deyişi ve aynı şeyden bahsediyor olması içimde bir cızzz etkisi yarattı, tevafuk belki de...
Eveet... Son zamanlarda aklımdan ve hayatımdan neler geçiyor yazıyorum;
Cart diye birinin aklına geldi diye, hop diye değişen ve hala ne idüğünden tutacağımzı bilemediğimiz (ve da hi kendilerinin de bilmediği, bilemediği, bilemeyecekleri) bu sınav ve eğitim sisteminden midem bulanıyor. Dayanamıyorum çocuklarımızın bu kadar keyfi bir şekilde hayatlarıyla oynanmasına. Aklım almıyor, almıyor.
Kandırıldık diyor birileri sonra da yanılmışız diyor, aklım almıyor. Bu kadar yanılma ve kandırılma hakkına sahip başka hangi meslek yada çalışma adı var, aklım almıyor. Düşünsene bir doktorun yanıldığını, Allah muhafaza böbrek yerine mideni aldığını, grip yerine kanser ilacı yazdığını! Düşünsene bir mühendisin yanıldığını, su şebekesine atık su bastığını! Düşünsene bir hakimin yanıldığını ve kirasını yatıramadığı için mahkemeye verilen davalıya müebbet hapis verdiğini! Düşünsene bir öğrencinin yanıldığını ve türkçe yerine matematik cevap bölümünü işaretlediğini! Ne olur ha ne olur??? Alimallah cümlesinin hayatı kararır... O halde bunu nasıl hazmedeceğiz? Bildiğim tüm duaları yolluyorum kendilerine Allah biliyor. Ve dörtgözle bekliyorum bu kadar günahın bedelinin nasıl ödeneceğini...
Gerginlik bir türlü çıkmıyorken şu yada bu sebeple zor be mutlu yaşamak. Mutluluk doğal halimiz olmalıydı değil mi aslında bunca çaba gerektirmeyen?.. İnsan doğal yaşamını sürdürürken zaten mutlu olmalıydı böyle incik cincik sebep aramaktansa... Hele de ebeveyn isen yetiştirdiğimiz çocukların hayata güvenle bakabilmelerini sağlamak için çırpınmıyor muyduk gücümüzün yettiği en iyi eğitim-öğretim imkânını koşturmaya ve bunun için ter dökmeye? Neye yaradı peki bunca emek? Bunca fedakârlıktan sonra o çocuklar bir gün birileri kandırıldı, öbür gün birileri yanıldı diye alaşağı edilirken, eğitimi biten sırtını iktidara dayamadan bir iş-güç sahibi bile olamıyorken? En önemlisi hayata güvenle bakamıyorken? Hep bir endişe halinde yaşayan bir genç ne tesis edebilirki hayatta?
Koca koca adamların hep yanılma hakkı varken neden minnacık yavrularımızın böyle bir hakkı yok? Neden benim yanılma hakkım yok? Neden ben yanıldığımda hep burnumdan fitil fitil gelerek ödemek zorundayken bedelini, neden onlara birşey olmuyor? Neden hiç sebep soran yok? Neden hep biz bedel ödüyoruz?Vesaire vesaire...
Bugünlerin aklımdan çıkmayan en vurucu konusu bu işte sevgili bloğum...
Öyle kızgınım, öyle umutsuzum ki gari yetmiyor başka uğraşlar sakinleşmeme...
Yine de ara sıra adını "Yaşar" koyduğum bir battaniye örmeye çalışıyorum, 4 yıl önce Elif'in yatılı okuyacağı belli olunca bi heves başlayıp, hemen örüp onu sıcacık sarmalamasını istediğim lakin aramızdaki büyük aşkı bir türlü sonlandıramadığım ;-))
Haa bi de, Jojo Mayes'in Yasak Meyve'si var elimde günde 20 sayfa okuyamadığım ;-))

İnsanın kafası meşgul ve genel olarak hayattan endişeli ve keyifsizse hiçbirşeyin ucundan tam tutamıyor malesef, -..miş, mutluymuş herşey yolundaymış gibi yapıyor ama içten içe düşünceliyiz hep. Kısa süreli de olsa kafayı dağıtabildiğim tek şey kitaplar ve elişleri.
YanıtlaSilMerhaba sevgili Ecehan, Kedi Perisi'ni unutmamışsın üstelik ziyaretime gelmişsin ya çok duygulandım, çok mutlu oldum. Hey gidi günler dedim, bayağı zaman olmasına rağmen unutmadığın için çok sevindim.
YanıtlaSilKonuya geleyim kızmakta yerden göğe haklısın, valla benim de içim daralıyor, koskoca adam sürekli "Kandırıldım"; "aldatıldım", yakında "Beni enayi yerine koydular", "Benle maytap geçtiler" i bekliyorum.:))))
Sevgilerimle canım.
Şimdi sevincim daha da katlandı, güzel şey aslında blog işi di mi? Ben de seni halâ yazıyor bulunca müthiş sevindim, ne güzel tekrar merhaba demek... Sevgilerimle...
YanıtlaSil#Deryacım... Sen bu işte idolsün ve gerçekten özlenensin... Geri dön bize... Hatta şu 21 gün sürekli yazma işine gel tamam mı? Kocaman öptüm...
YanıtlaSil