20 Aralık 2011 Salı

Son Dakika

Polyanna'nın kafadan kontak olduğu anlaşılmıştır!
.
.
.
En azından, benim tarafından.
Herşeyi bu kadar geç farketmek zorunda mıyım acaba?!





18 Aralık 2011 Pazar

Okaliptüs dediğin

Çalışma ofisime giden kapının önünde bu okaliptüs ağacı var;


Penceremden de böyle görünür;


Özeldir, hatıradır çünkü;


Leylak Dalı'nın yılbaşı kartı etkinliğine katılmama onlar ilham oldular bana.
Kartlar sahiplerine ulaştığında resimler daha da anlam kazanacak.
sevgilerimle.

15 Aralık 2011 Perşembe

SON

En nihayetinde;

Bütün İLK'ler,
Aradaki herşey ama herşey,
Hep bir SON içindir...

Ecece.......

13 Aralık 2011 Salı

Somon Izgara, Cezerye e daha n'olsun?

Ben bilim adamlarının yalancısıyım;
Onlara göre;
Akıl ve ruh sağlığının merkezi olan beyin, en ufak değişim ve eksiklikten anında etkileniyor. 
Besin ve mineral değeri düşük, aşırı mayalanmış hamurdan yapılan ekmek, sinir sistemini bozuyor. 
Buna karşın balık gibi fosforlu gıdalar beyni ışıldatıyor.
Omega-3 yağ asitleri ise, özellikle beyin, retina ve kalpte yüksek oranlarda bulunuyor. 
Beynin birçok fonksiyonunda önem taşıyor.
Devir beyin devri.
Kokuşmuşluktan, akılsızlıktan, ileriyi görememekten geliyor ne başımıza geliyorsa, haksız mıyım?
Neyse,
Eeee bu durumda Ecehan sorumlu anne kimliğiyle ve hane halkına faydası dokunur niyetiyle, somon yapmaya karar verir.
Elif kızı ikna etmek zordur çünkü kendisi levrek ve deniz çipurasının üstüne balık tanımaz. Hatta annesinin en favorilerinden dil balığını bile dilinin tersiyle masa örtüsü üzerine itmişliği bile vardır. Ama evin sahibesidir ve genel olarak anlayışlı kıvamdadır, zar zor da olsa ikna edilme ihtimali yüksektir.
Zeynep kız, değişik tadlara ablasından daha çok açıktır. Ve fakat yiyeceği şeyler hakkında ön bilgiye sahip olmak istemek gibi bir alışkanlık edinmiştir. Bu durum zaman zaman hoşumuza gitse de bize "gıık" getirdiği zamanlar da azımsanmayacak kadar çoktur. Ama evin minnak prensesidir ve gözyaşları gözünün birkaç milimetre ötesinde garajda depolanan dolmuşlar kıvamında hazır beklediği için pek üstüne gidilmez. 
Ecehan, kafaya takmıştır, ille de deneyecek ve sevdirecektir bu somon omegasını;-)
Ve,
Norveç'ten geldiğine paketi görerek ikna olduğu somonlardan 4 dilim kestirir,
Hayatının bir nümerolu kurtarıcısı haline gelen Tefal ızgarayı fişe takar,
Somonların üzerine limon,az karabiber, az kekik sürer, iyicene ısınmış ızgaraya atar,
Çok çok çok taze olduğuna inandığı karışık sebzeleri de zeytinyağlı vok tavaya.
Somonlar için püf nokta odur ki, ızgaraya atıldığı ilk anda mühürlenmeleri lazımdır. Yani en en en yüksek ısıda, içindeki lezzetli suyun balık içinde hapsolmasını sağlamaktır mühürlemek.
Mühürlenen somonların üzerine tepsi kapatılır, kapatılır ki eccük buhar metoduyla içinde de pişmeyen yer kalmasındır.
Son 5 dakika için tepsinin kapaklık vazifesi biter ve son sürat nar gibi olmaları beklenir;
Ve servis başlar...


Hane halkı afiyetle mideye indirirken, Elif kızın nazlanmalarını duyan kalmamıştır maalesef ;-)
Masa kaldırılırken Ecehan tatlı faslı için dün Bir Tutam Kekik'in bloğunda gördüğü cezerye tarifini vatana millete hayırlı olması duasıyla yürürlüğe koyar;
Sonuç vallahi çok başarılı olmasına rağmen, resim cep telefonuyla çekildiği için sonuç şöyledir;
Ve kedinin görevi blog dostları için özenilmiş bir hoşluk olmaktan öte değildir ;-)


Aslında buraya yemek-içmek resmi koymayı sevmiyorum, vallahi düşünmüyor değilim alan var, alamayan var felan diye ama en nihayetinde ben de hergün böyle yiyip içiyor değilim ki be anacım deyip kendime, kaydı yayınlaya'ya basıveriyorum işte. 
Bugünlük bu kadar pırıl pırıllarım. 
Sorumlu bloggerlık görevim bugün burada noktayı koyar...
Selametle kalın.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Sistemsizlik sisteminde dürüst vatandaş olmanın dayanılmaz hafifliği(!)

Toplumsal dediğimiz olayların içinde olma, yargılama, fikir yürütme, yuhalama, alkışlama sınırımız ne olmalı?
Olayların dışında kalmak istediğimizde "asosyal, duyarsız",
İçine girip, objektif doğrulardan ziyade, - kendimize göre doğrularla - fikir yürüttüğümüzde "ahkâm kesen",
olmak, size de acı vermiyor mu?
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, lügatlerimize geçmiş bir ATAsözü olarak algılanır ve bu çocukkenden itibaren beynimize ister isteyerek, ister istenmeyerek kazınırken,
Susmanın da, nara atmanın da cezalandırıldığı bu sistemsizlik sisteminde "doğru vatandaş olmanın" sırrı nedir Allahınıseversen?

Hafta sonu öğrenme saatimizin konusu bunlardı.
Ricam üzerine, ön araştırma vs. yapmadan, şu ana kadar beynimizde oluşanlarla, kendiliğinden gelişen şekilde aile meclisinde tartıştık.




Elif ve Zeynep; her yerde ve her zaman çok dürüst olmak gereğini savundular. Hatta bunun sonucunda ceza almaları gerekse bile. Çünkü ceza verenle de konuştuklarında nasılsa doğruyu söyledikleri ortaya çıkacak, mış onlara göre.
Dürüst olmak gerekirse ;-) ne diyeceğimi şaşırdım ben.

Kendi öğrencilik yıllarımda, YÖK'ün insafsız kararlarına çok da haklı -bana göre haklı- sebeplerle karşı çıktıklarında günlerce nezarette ve kötü şartlarda bedel ödemişlerdi. (Ben katılamamıştım bu karşı çıkışa çünkü babam nerdeyse hergün çok çok çok ama çok tembihlerdi bana "aman kızım, canım kızım lütfen bana söz ver, karışma birşeye, yapayalnızsın o başka şehirde, elim ermez, gözüm görmez, söz ver!" diye söz bile almıştı benden.)

Kendine göre doğruyu savunanların idam edildiği bir ülkenin çocuğuydum ben.
Kendine göre doğruları yazanların iddianame bile yokken aylarca hapis yattığı,
Halk kahramanı olarak kurgulandıkları ama bir gün gelip düğmeye basıldığı anda "hain, şerefsiz, onursuz" damgası yiyenlerin hiç de azımsanmayacağı sayıda olan bir ülkenin!
Türküm! dediğinde faşist, demokrasi dediğinde hain ilan edildiğin...

Sustum.
Çocuklarımın binbir emek ve çabayla, inanarak kurdukları "vatandaşlık" olgusunu yıkamazdım.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Ördükçe güller açtı gönlümde

"Verimlilik" harika bir kavram.
İnsanın kendini güller açmış hissetmesi gibi sanki.
Günün götürdüklerinden, gidenlerden, kaybedilenlerden sonra bir kazanç "umut" oluveriyor insana.
Bu yüzden seviyorum üretmeyi.
Tazeleniyorum her birinde...




Peki bu hafta nasıl tazelendi Ecehan, sanırım anladınız.

Yapmak isteyen olabilir diye anlatıvereyim bir de; şimdi,

Bir adet Nako Tiftik ebrulî yün alındı.
Örgü perisinin sitesinde gördüğüm bu usule benzer şekilde çiçekler oluşturdum.




Uçlarına tığla bir deliğe 3 kez olmak üzere ikili-üçlü trabzanlar yaparak uçlarının kıvrıklaşmasını sağlasam daha hoş bir gül elde ederim diye düşündüm ve uyguladım,


Tiftiğin boynuma batmasını engellemek için Nako saten yünden bir altlık lastik altlık ördüm ve 1 adet tiftik yünden elde ettiğim 20 adet gülü gelişigüzel dikmeye başladım lastik altlığa.



Altlığın iki ucunu büzüp bir tarafa pembe, bir tarafa yeşil kurdela diktim.
Arkadan da şöyle;


Bana göre çok neşeli bir boyunluk oldu ve de sıcacıcıkkkk...


Sıradaki işim, Elif kızıma kendisinin tabiriyle -cici bici ama çocuk gibi değil ama büyüklerin gibide değil bir modelden- bir hırka örmek. Aklımdakileri uygulamaya başladım bile, bitince göstereceğim ;-)
İyi ve üretken hafta sonları dilerim hepinizeeeee...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Siz hala öksürüyor musunuz?

İzle bak şimdi,
Elmaları dilimle ve her bir dilim üzerine karanfilleri sapla, demliğe at.


Sonra ayvaları dilimle, öyle olduğu gibi, çekirdekleriyle özellikle, onu da demliğe at.


Biraz zencefil, biraz tarçın kabuğu, bir tutam papatya, bir tutam ıhlamur, birkaç karabiber de ekle, at demliğe.



Koy suyu,
Çok değil kaynamaya başladıktan sonra 3 dakika sonra ateşi kapa.
Demlensin biraz,
Afiyetle hane halkına içir.
En kısa zamanda bana dua etmeye başlayacaksın zira kendimden biliyorum.
Aktarlarda bu ve benzeri şeylerin hazır poşet halinde satılanları var ama ben hepsini ayrı ayrı alıp kendim karıştırmayı tercih ediyorum. Böylece herbirini alırken, kokular ayrı ayrı olduğu için bayat mı taze mi olduğunu anladığıma inanıyorum ;-)
Allah gerek etmesin ama eğer gerekirse,
Şifa niyetiyle için derim...

6 Aralık 2011 Salı

Neydi hayatımın 7 gerçeği?

Hayatımın 7 gerçeği neydi?
Bak, en tepede ne yazıyor?
Ama yine de söyle diyorsan sen, buyur buradan yak...



1- DOĞUM 
    Kendi doğumum,
    Evlatlarımın doğumu,
    Sevdiklerimin doğumu,
    Aşkın doğumu,
    Ülkemin doğumu,
    Ülkülerimin doğumu,
    Amaçlarımın doğumu...

2- SEVGİ
     Milyonlarca spermin arasından sadece bir tanesi, bir yumurtayla birleştiğinde oluştu sevgi. İster bilerek ister bilmeyerek, ister farkındasındır ister değilsindir ama o; sen kadar gerçek, ben kadar gerçek...

3-NEFRET
    Atmaya da çalışsan aklından, dindirmeye de çalışsan yüreğindeki akslarını, bir sebepten ve çoğunlukla insanı tarumar eder cinsten aniden çıkan.

4-NEFES
   Öyle gerçek ki; sen kendi başına gerçekleştiremezsen solunum cihazına bağlıyorlar seni. İlle de alman lazım, kaçış yok. Kafanın üstünde bir beyin, kaburgaların içinde taşıdığın o kalp durmadıkça; mecburen, mecburen.

5-EKMEK PARASI
   İster somun, ister pide; ister kuru yavan, ister ballı yağlı...Nasıl olursa olsun kursağından geçmemiş bir yaratılmış yok ki! Gerçek olmasın da ne olsun? Üstüne, dünya dediğin şu alemde hemen her şey, neticesinde sadece onun için değil mi?

6-İKİYÜZLÜLÜK
   Hani kanırtılmış gibi, hani içine bıçak sokmuşlar da har saniye biraz daha içeri sokuyorlarmış gibi acıtan, kanatan; mevki, rütbe, para, iş, çoluk çocuk, eş, sevgili telaşı ile yani yaşam ile içiçe girmiş, sen kırmaya çalıştıkça birilerinin sürekli çoğalttığı, pes etme noktasına gelmen için uğraşan, haklıyı haksızla aynı kefeye koyan...

7-DÜĞÜN
   Son an,
   Son nefes,
   Son bakış,
   Son söz,
   Son gelinlikle gelen...

Bir Yanılsama - Görmek


Sen sordun, ben söyledim.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Öğrenme saati 04.12.2011

Hafta sonu çocuklarla yaptığımız öğrenme saati etkinliklerimize dün bir yenisini daha ekledik.

Elifimin konusu; "beyaz hayvanlar"dı.
Doğrusu ben bugüne kadar aslan ve kaplanların beyaz renkli olabileceğini hiç duymamıştım. Hani Kenan Işık sorsa aşağıdakilerin hangisi beyaz tüylü olamaz diye şıppadanak söyleyebilirdim aslan yada kaplan şıkkını.


Daha birçok şey öğrendik bu beyazlık hakkında, bir daha bir daha yazmayayım diye ilgisi çekenleri Elif'in sayfasına davet edeyim, kendisi de sevinsin ;-)

Zeynebimin konusu, -evde aşure de pişince hafta sonu- Aşure Günü nerden çıktı? konusu idi. Özellikle ablası çok merak etmişti, demek ki ben bugüne kadar anlatmamışım, Zeynep bu görevi üstlendi, iyi de oldu. Artık hiç unutmayacaklar eminim ve bir geleneğin daha kızlarım tarafından da bilinip, kısmetse büyüdüklerinde devam edeceklerini hissetmek bana ayrıca iyi geldi.
Benim de yeni öğrendiğim şey şu oldu ki; Hz.Muhammet (SAV) aşure gününü oruçla geçirmeyi buyurmuşlarken, Ramazan ayının oruçla edası emri gelince, "ümmetime yük olmasın aşure orucunu isteyen tutsun" demesi oldu.
Zeynep bize Muharrem ayının 10.gününe denk gelen bu günde oruç tutmanın faziletlerini de anlattı.
Oldukça iyi hazırlanmıştı onun için buraya kopyala yapıştır yapıp emeğini üslenmek istemedim Bu akşam bu geniş çalışmayı Zeynebin sayfasında göreceksiniz zaten.

Babamızın konusu "altın oran" idi.
Kısaca şöyle tarifledi bize çizerek:

Altın Oran; CB / AC = AB / CB = 1.618; bu oranın değeri her ölçü için 1.618 dir.

Rönesans sanatçıları Altın Oran'ı tablolarında ve heykellerinde denge ve güzelliği elde etmek amacıyla sıklıkla kullanmışlardır. Örneğin Da Vinci, Son Yemek adlı tablosunda, İsa'nın ve havarilerin oturduğu masanın boyutlarından, arkadaki duvar ve pencerelere kadar Altın Oran'ı uygulamış, bunu bilmiyordum.

Örneğin, 1970'lerde Roger Penrose, o güne kadar imkânsız olduğu düşünülen, "yüzeylerin beşli simetri ile katlanması"nı Altın Oran sayesinde bulmuş.
AOBesgen.jpg  AOBesgen1.jpg      

Beşgenin karşılıklı köşeleri birleştiğinde, 
AOYildiz.jpgoluyor. Bu yıldız altın yıldız. Bu yıldızın içinde bulduğunuz tüm üçgenler mesela onlar da altın üçgen oluyormuş böylece.




Resimde gördüğünüz piramitler, bazı tablolar, bu orana göre yapılmış. Tabi Allah'ın yarattıklarına baktığınızda da bu oranı görüyorsunuz mesela salyangoz kabuğu, mesela ay çiçeğine çekirdeklerin sarmal sıralanışı. Ve daha bir sürü şey. Ne büyük mucize!

Örneğin;

Leonardo da Vinci insan vücudundaki ölçüleri belirlerken altın oranı kullanmıştır.
Şöyle ki;


Parmak ucu-dirsek arası / El bileği-dirsek arası,
Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe / Kafa boyu,
Göbek-baş ucu arası mesafe / Omuz hizasından baş ucuna olan mesafe,
Göbek-diz arası / Diz-ayak ucu arasıYüzün boyu / Yüzün genişliği,
Dudak- kaşların birleşim yeri arası / Burun boyu,
Yüzün boyu / Çene ucu-kaşların birleşim yeri arası,
Ağız boyu / Burun genişliği,
Burun genişliği / Burun delikleri arası,
Göz bebekleri arası / Kaşlar arası.
...ve daha birçok oranlara baktığınızda Altın Oran'ı göreceksiniz. 

Vücudumuzun ve doğadaki her şeyin asla bir tesadüfle değil, akıl almayacak ölçüde bir düzenle yaratıldığını bilmek beni her zaman çok etkilemiştir. "Tanrı'nın olmadığını-haşâ-" savunanların, altın oranı bilmediklerini yada anlamadıklarını düşünmüşümdür hep.
Çocuklar ilk defa öğrendi ve müthiş etkilendiler, ben bilgilerimi tazeledim, iyi oldu. Umarım size de bir hatırlatma olmuştur.

Benim konum,
Helen Keller-Anne Sullivan'ın hikâyesi idi.
                              
Sizler bilirsiniz, hani 19 aylıkken geçirdiği bir ateşli hastalık sonucu kör, sağır ve dilsiz olan Helen'in, öğretmeni Anne Sullivan sayesinde Almanca, Latince, Fransızca ve Rusça'yı şahane bir şekilde öğrenen, bizlere ders verecek nitelikte bir yaşam öyküsünün sahibi Helen.
Bir gün, ormanda, parklarda gezintiye çıkan bir arkadaşına heyecanla sormuş:

“Haydi anlat, neler gördün ormanda?”

Arkadaşı Helen’in bu heyecanını anlamaktan uzak “Hiçbir şey” demiş: 
“Herkesin bildiği sıradan şeyleri gördüm." Helen aldığı yanıt karşısında büyük bir düş kırıklığı yaşamış ve arkadaşı adına çok üzülmüş.
“Ben New York'un müzelerinde dolaşırken dokunduğum eşyaları keşfetmekten inanılmaz bir heyecan duyuyor, sözcüklerle anlatılmayacak kadar büyük bir mutluluk yaşıyordum. Sen nasıl oluyor da görme engelli olmamana karşın çevrendeki güzelliklerin ayırdına varmıyorsun?" diye sormuş.

Helen kendisi yaşamı parmak uçlarında hissederek yaşarken, fiziksel engelleri olmamasına karşın “görmeden, duymadan” yaşayanlara şöyle sesleniyor:

“Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın tüm saniyelerini nasıl özlemle yaşadığınızı göreceksiniz."

Sonra konuya şöyle devam ettim,

Kimin öyküsü olduğunu söylemeden başladığım anlatımın sonunda sizce bu kimin yaşam kesitleri olabilir dedim;
Çocuklar bir sürü isim saydılar.
Onlara "hayır, size Mustafa Kemal'in yaşamından kesitler sundum" dediğimde, yüzlerindeki şaşkınlığı görmenizi isterdim. Tam bir şok...
"Demek ki!"dedim;
"Dünya çapında isimleri olan tüm büyük insanlar, nelerle nelerle savaşarak, tabiri caizse sürünerek gelmişler oralara, çalışmışlar, çok çalışmışlar ve asla pes etmemişler. Benzer performansı sizden de bekliyorum :-)"
Allah herkese önce sağlık sonra da çalışma azmi versin, versin ki ülkemin sırtı yere gelmesin!
Bizden bu kadar, hoşçakalın...

4 Aralık 2011 Pazar

Zeynebin tuniği bitti ve giden günün getirdikleri

Gece 2'ye kadar uğraştım.
Renk ve ip seçimi Zeynep'e ait.
İp seçimi : Nako Nakolen (% 50 yün, % 50 akrilik)
Renkler : Fuşya ve gri
Örnek : Pirinç ve düz örgü
Örme süresi :  9 gün :-((
Şiş : 4 numara lastikler, 5 numara geri kalanı

ve tatataaaammmm..........


Bi de mankenli;


Omzu dikişsiz, tabi modelin müsait olması sebebiyle, ön lastikten başladım arka lastikte bitirdim. Acımasın yavruşkomun omzu dikiş dolayısıyla diye.
Kurdela takılıp çıkarılabilir cinsten. O kısma yaptığım bir birit ilik üzerinde. Zira Zeynep, giydiği diğer kıyafetlere uygun çeşitli renkte kurdelalar kullanmak istemekte.
Bi de herşey kendi seçimi olunca Zeyepcim çok sevdi, sağlıcakla giysin inşallah.
Kızlar sabah tiyatro kulübüne gittiler, ablamız Elif kısa film çekiyor da. ;-)
Saat 14'te Erdal Sarızeybek'in konferansı vardı, ben oraya gittim. Birçok şeyi biliyor olmama rağmen yine de duyduklarım kanımı dondurdu. Çok etkileyici, halim selim ama acı çeken bir konuşma tarzı var kendisinin.
O kadar ilgiliydim ki, gözümün içine baka baka anlattı o da ve tabi ki ben, pekçok yerde açtım çeşmeleri.


Teröre tekrar, yine, yeniden lanet ettim.
Son kitabını okumamıştım, onu aldım ve imzalattım bir de.



Eve dönen Ecehan'ın işi biter mi? Bitmez. Ne yaptı?


Bahçelerin son mahsulü biber ve salatalıkla turşu kurdum -çok meşhurdur Allah için- Allah sağlık verirse yeriz inşallah.
Sonra yine "öğrenme saati" etkinliğimizi yaptık, onu yarın yazacağım.
Ve,
Yarın mesai başlıyor.
Ben, kızlarımı ve kendimi yatmaya hazırlayıp, güzel bir uyku çekmek istiyorum, gözlerim yanıyor.
Sevgiyle kalın...