20 Kasım 2010 Cumartesi

El öpmece, öptürmece

Ah be tatil nasıl da bitiverdin bir çırpıda? Özliycez seni anacım.
Dün Elif, komşumuz Osman Bey'i gördü yolda. Osman Bey emekli Ürolog. Tahminen 60 yaşlarında şimdi.
Elif "iyi bayramlar" diyerek eline yapıştı Osman Bey'in, O ise müthiş bir şiddetle elini geri çekti.
Elif şapşaşkın kaldı öylece.
Doğrusu ben de.

"Bir daha sakın kimsenin elini öpme ve kendi elini de kimseye öptürme kızım!" dedi.
"Zillete alıştırıyorsun çocuklarını, bundan vazgeçin" dedi bana da.
"Çocuk elini öpüyor diye yarın o yanlış birşey bile yaptıracak olsa - o büyük - diye karşı çıkamıyor, saygı adına zillet inşa ediliyor beyinlerde" dedi bir de.
Gak guk saygı, maygı dediysem de aslında bir yandan da düşündürdü beni.
Nerden çıktı bu el öpmece işi acaba?
İnsan niye elini öptürür ki? Yani eli öpülen insan acayip mutlu falan mı olur? Yoo ben öyle mutlu falan da olmuyorum hakkaten.
Elif, "ben bir daha bu adama selam bile vermem" diyor, yapma etme kızım fikrini söyledi, desem de kızgın.
Acaba diyorum;
İnsan, anne-baba-abi-abla-dede-nine dışında öpmese el, daha iyi olabilir mi?
Ne bileyim, benim küçüklüğümde el öpmemek saygısızlıktı ve annem bize tembih bile ederdi bir yere giderken.
Osman Bey'in haklı olduğu yer var tabi.
Ama ben sıkıldım be anacım, küçükken öğrendiğim bissürü şeyin yanlış çıkmasından!
Ateşlenirdik, battaniyeye sarmalarlardı, şimdi soğuk duşa sokuyoruz.
Hakeder, dayak yer, it gibi korkardık anamızdan da psikolojimiz falan bozulmazdı valla öyle zırt diye, şimdi ne mümkün ben yazarken korkuyorum şimdi. Oh ne güzel dayak yerken de ben korkuyordum, dayak atacak yaşa geldim gene ben korkuyorum.
(Dayak kelimesinden anladığınız, popoya bir kaç el şaplağı falan anlaşılsın ha, aman derim)
Vesaire vesaire.
Neyse,
Baktım işin içinden çıkamıyorum;
Elif'e "içinden geldiği gibi davran" dedim ve kurtuldum.

Diyorlar ki;

Nefes alıyorsak;
UMUT VAR DEMEKTİR.
-Deli Saraylı-

?

17 Kasım 2010 Çarşamba

Mutluluk elimde galiba

Öyle dost eller uzattınız ki; mutluluk elimde galiba diye düşündüm.

Teşekkürler. Sımsıkı sarılan kollarınız, destek veren gönülleriniz için.
Hep diyorum ya, iyi ki varsınız ve ben hepinizi çok seviyorum.

16 Kasım 2010 Salı

Yetinmeyi bil Ecehan

Elimden geldiğince, olması gerektiği gibi kutlamaya çalışıyorum çalışmasına da,
Özellikle bu bayramlarda, gurbetlik daha bir içime dokunuyor be ya, dayanamıyorum.
Gurbette bayram çok ama çok zor.
Keşke şimdi anneciğimin, babacığımın, kardeşlerimin yanında olsaydım, doyasıya sarılsaydım onlara.
Bir lokma ekmek uğruna 1300 km. uzakta yaşıyor olmayı anlamıyorum aslında.
Kader mi yoksa seçim mi, onu bile bilmiyorum.
Sanki, onların yanında olsam aç mı kalacaktım? Hiç sanmam ve biliyorum ki fazlası olur eksiği olmazdı.
Site nerdeyse boş.
Tüm arkadaşlarımız orda burda. Güray İzmir'de. Çok özledim halbuki onu.
Millet Bodrum'a geliyor, arasan uçak, otobüs falan bulamıyorsun.
Ama bu site bomboş, herkesin bir köyü var herkes ailelerinin yanına koştu tabi.
Bir ben burda yapayalnızım, aman iyi ki annem okumuyor bu yazdıklarımı.
Üzüntüden harap olurdu canımın içinin.
Neyse, n'apalım? En kolayını tercih edip, -kader işte- deyip arkamıza yaslanalım kuzu kuzu.
Blogları dolaşalım sakin sakin, gönle huzur veren sayfalar keşfedelim, biraz kitap okuyalım şayet konsantrasyonu sağlayabilirsek falan filan.
Çok yağmur yağıyor Bodrum'a.
Al işte süpürdü gitti, kanı kokuyu, ortalık gayet sakin, sokaklardan araç geçmiyor, terkedilmiş bir şehir gibi henüz bu saatlerde.
İyi ki varsın be blog. Ordan bir yerlerden birileri bir laf atıyor, el sallıyor bari.
Yetinmeyi bil Ecehan!
Hâlâ alışmadın mı sanki?

15 Kasım 2010 Pazartesi

Kurban

Blogları okuyunca içimi bir an bir korku kapladı.
Tüm fikirlere saygım sonsuz bu arada.
Lakin, her zaman olduğu gibi samimi davranmalıyım yine.
Ailecek kırmızı eti çok seviyoruz. Hele iki balım doğduktan beri günlük protein ihtiyaçlarını hiç taviz vermeden aldılar kırmızı etten. Bu, doktorlarının tavsiyesiydi üstelik.
Şiş kebap, bonfile, kasap köfte olmazsa olmazlarımızdan, kesemiz elverdiğince.
Hele etli kemik ile yaptığım taze fasulye, nohut, kuru fasulye doyamadıklarımızdan.
Yani sözün özü, her fırsatta tüketiyoruz kırmızı eti severek.
Soframıza gelen kırmızı etin, bu sebeple yaşam bulmuş hayvanların kesilerek geldiğini bilmek için kahin olmakta gerekmiyor sanırım.
Anlayamadığım, her fırsatta önümüze gelen eti löp löp götürürken, kurban bayramı sebebiyle bu kesim işinin bir vahşetmiş gibi gösterilmesi.
Bu karşı çıkanların hepsi vejeteryan olsa anlayacağım. Benim tanıdıklarım benden fazla löp löp götürenlerden.
Hayatlarında bir kere mezbahaya gitmişler mi acaba? Bunca kan reva bayrama mahsus değil yani. Bu hergün olan birşey. Bayramda el değiştiriyor sadece. Kasap yerine evimize geliyor et, hepsi bu.
Koyun dediğin, dana dediğin hayvan hadi kesmedik diyelim, n'apar, ne bekler hayattan bilemem.
20 yıl yaşatsak koyunu, danayı; yaşar mı onu da bilemem.
Aman,
Diyeceğim o ki, ben kurban keseceğim.
İnancım bu.
Geleneğim, göreneğim bu.
Huzursuz oluyorum her kesmeyeyim dediğimde, n'apıp edip buna bir bütçe ayırıyorum üstelik.
Evlerine aylardır et girmeyen ama çok gururlu oldukları için normal zamanda asla teklif edemeyeceğim 4 aileye gidecek ve ben bundan acayip mutlu olacağım yine.
Ki; bayramdan amaç bu sanırım.
Yarın kurban kesecek olmamı, vahşet gibi görmüyorum, kalan 364 günü düşününce kendime dürüst olmaya çalışıyorum.
Onlarca blog takip ediyorum, hiç okumadım ben kurban keseceğim diyeni.
Bu da garip aslında, kesen de korkuyor itiraf etmeye, mahalle baskısı var çünkü.
Hepinizin kurban bayramı kutlu, mutlu olsun inşallah.
Sevenlerinizle, sevdiklerinizle daha nice bayramlar dilerim.

12 Kasım 2010 Cuma

Dalgaları Aşmak Mim'i

Hiç öyle "mimleri sevmem, bana göre diil" falan kaprislerine girmiycem.
Sevgili Dalgaları Aşmak bana bir mim koyduruvermişti, zamanım olduğunda ilk iş demiştim, sırası geldi.
Kendisini, resimleriyle tanıdım, resimlerinin hüznüyle saatlerce dalıp gitmişliğim vardır.
Mim benim için bir döngü sağlamaktan ibarettir, dolayısıyla hem hediye edeni takdir eder, hem de takdir ettiklerimi kısmî olarak belirtme fırsatı yakalamış olurum.
Süreklilik arzeden şeyleri severim ben, belki budur asıl neden.
Ez cümle Sevgili Dalgaları Aşmak'a çooook teşekkür ederim.
Ödül buydu;

Kural 1- Ödülü kabul etmek ve ödülü veren kişiyle bloğunuzda bağlantı kurmak.
Kural 2- Ödülü 15 blogcu arkadaş ile paylaşmak, genele bırakmamak.
Kural 3- Seçilen 15 blogcu arkadaş ile iletişim kurmak ve seçilmiş olduklarını bildirmek.

Şimdik;
Kural 1 yerine gelmiş oldu üstte galiba ama yine de eksik kalmış ise, son bir hareketle en sevdiğim çiçek olan;


Kural 2 ve Kural 3'ü de, -biraz da bana uysun diye- affınıza sığınarak ihlâl ediyorum.

9 Kasım 2010 Salı

Hem de nasıl karşıyım

Sabah işe geliyorum, radyo "ilkokulda türban" konusunu veriyor, muhtemelen yine birileri birşey söylemişler.
E ben de kusur kalsam olmazdı tabi.
Hatırlar mısınız bilmem,
Ana sınıfı çocuklarına dansöz kıyafetleri giydirip yok bilmem ne gününü kutluyoruz, yok bilmem ne günü diye eğleniyoruz ayağına -kutladıklarının ne olduğunu bile bilmeyen- yavruları kent meydanlarında, okul salonlarında dans ettirirler hep.
Hatta bir kaç yıl önce aynı durumu ben de yaşayıp, kızıma giydirecekleri dansöz kıyafetine de izin vermeyip, öğretmenle aramı da açmıştım, yaşadım yani birebir.
Beni epeyce eleştiren de olmuştu ama benim fikrim buydu.
Kızım şort giyiyor, mini etek de giyiyor, tayt da giyiyor, canı ne isterse onu yani, herhangi bir kısıt -henüz- gerekmedi.
Derdim etin görünmesi değil yani.
Ayrıca namus kavramının etle ilişkisi olmadığını da savunurum, benim için önemli olan kişinin beyni ve toplumsal kurallar arasındaki dengedir.
Geçenlerde Blogcuanne de yazmıştı, bloglara çocuğunuzun resimlerini koyarken dikkat edin diye. Bu da önemli bir anektodtu. İlgilenenler burayı okuyabilir.
 Yanisi,
Karşı olduğum şey tek kelimeyle İSTİSMAR!
Bu kelime benim için TECAVÜZ ile aynı çünkü.
O gün bugün okul çocuklarına dansöz kıyafetine nasıl karşıysam;
Çocukların resimleri üzerinden birilerinin birşeylerini tatminine ne kadar karşıysam;
Şimdi de aynı hissiyatla,
İlkokulda türbana son derece karşıyım.
Büyüklerin(!) sadece kendi arzu ve istekleri için çocukların şu ya da bu şekle sokulmasına,
Hem de nasıl karşıyım!


2 Kasım 2010 Salı

2 Kasım

.........................................................................................
.........................................................................................
.......................................................................................(buraya sonsuzluk işareti gelicek de beceremedim.)
Derken,
Anşalıldı hehralde!