10 Aralık 2019 Salı

10.12.2019

Çok güzel geçen bir haftanın öncesi hafta sonu da pek güzeldi. Allah dualarımı kabul etmiş olmalı ki Joe'yu bana gönderdi. Hiç mi yanılmamışım, hiç... Harikulade, dopdolu, çok tatlı, anlatamayacağım kadar yakınlık duydum. Bana verdiği randevu saati bile daha önceleri -günün en sevdiğim saatleri- diye bahsettiği saatlerdi, bu kadar nahif... Tanışma derecesine geldiğim ve tanıştığım her blog arkadaşım için gerçekleşen o güzel mucizenin yeniden gerçekleşmiş olmasına ayrıca sevindim. Demek ki gerçekten yazmak önemli, çok önemli. Bu bloğu yazmasam tanışamayacak olduğum insanları düşündükçe her gün her an yazasım geliyor. Çok şükür.
Sonrasında memlekete gittim, anlatmaya gerek yok misali her şey bi harikaydı. Sadece o bir hafta boyunca zerre kadar uyuyamamış olmak yordu bünyeyi. Kardeşlerimle de buluştum, yeğenlerimle dakika ayrılmadan birlikte oldum, sürekli bir sarmaşlık dolaşlık hali... Anneciğimin en sevdiğim yemekleri yapmış olması, babacığımın ikide bir "canının istediği bir şey var mı?" diye sorması, kızkardeşimin ablam bunu sever, kızlarım şunu sever diye beni sürekli sürprizlerle mest etmesi... Abimin de ikide bir "derhal zayıflamalısın" diye bıt bıt, bezdirici hatta ağlatıcı -ama haklı- telkinleri... Toplamda mutluydum ve zaten baştan öyle planlamıştım, mutlu olmak dışında hiç bir şey ile ilgilenmemek. Öyle de oldu. Çok şükür.
Dizlerim için Amerika'dan aradığım ilacın mucizevi bir şekilde, hiç beklemediğim ve hiç ummadığım şekilde ve anda bana ulaşmış olması da dönüş sürprizi oldu. Eşimin akrabası ancak orada yaşadıkları için bırak beni eşim de aslında tanımıyor, buna rağmen Facebook sayesinde dizlerimden haberdar olup durumumu sorunca ben de ona ilacı almak istediğim siteyi tanıyıp tanımadığını, güvenilir olup olmadığını biliyor mu diye sormuştum aslında. "Bi araştırayım" demişti. Sonra adres istemişti ama anlaşmıştık ben de ücretini yatıracaktım, tamam demişti. Neyse işte PTT kurumunun manyaklıklarını ve artık haftalar geçtiği için kesin kaybetmişlerdir gelmez o, hissiyatımı saymaz isek, ilaç döndüğümde kapıdaydı. Hemen teşekkür edip, hesap numarası istedim çünkü öyle anlaşmıştık. Yazdı ki; "Ececiğim, Can abin, eğer mutlaka ödemek istiyorsa gönlünden ne kopuyorsa Lösev'e bağış yapsın diyor"... Ben, bir dip duygusal olarak bu cevaba bittim. Kızımcığıma gösterdim, o da bitti tabiri caizse. Hayatımda gördüğüm, sarsıldığım en müthiş anlardan biriydi. O yüzden yazmak istedim, kalsın burada. Bu dünya iyilikle dönmeye devam ettikçe, bu düşüncelerde insanlar var oldukça hakikaten dünya daha bir yaşanası oluyor günlük her türlü olumsuzluğa rağmen. Lösev'e bütçemiz ölçüsünde bağışımızı yaptık, çok da sevinerek, daha öncekilerden daha da çok mutlu olarak. Yıllar önce kızlarım bir ilanda görüp, özene bezene büyüttükleri saçlarını yemin olsun hiç düşünmeden kestirmişlerdi Lösev'e bağışlamak için ama ilan sahte çıkmıştı, saçlar elimizde kalmıştı. Biz de saç yerine bağış yapmaya başlamıştık öylece. Çok şükür.
Gidiş dönüşü Adana'dan yaptık, haliyle hem gelirken hem giderken de kebap yedik afiyetle. Etin lezzeti bir başka oralarda. Harika. Ve bir şalgam manyağı olarak ben şişelenmiş değil de kendi yaptıkları şalgama bayılıyorum. Ustadan tam tarifini aldım yine, geçmişte yapmıştım ama sonra hiç aklıma gelmemişti doğrusu yapmak. Bugün öğle arası buranın pazarından malzeme almaya gittim ama siyah havuç bulamadım. Yani bulamadım derken, burada dışı morumsu ama içi bildiğin sarı olan havuca kara havuç diyorlar ama şalgam için uygun olan havuç o değil aslında. Zaten o içi sarı olan bile 2,3 tezgahta vardı, "başka bulamazsın, hiç görmedik o dediğini" dediler. El mahkum olanı deneyeyim, kırmızı pancarla biraz renk katkısı yaparım diye düşünürken, bi adamcağız elini gösteriyor, "bak bak" diye bağırarak resmen. Herhalde bana demiyordur dedim geri döndüm bu sefer omzumdan dürttü "bak diyom sana baksana" diye. "Abicim bakıyorum da n'apem senin elini, hıh buyur" dedim ;)) Bak bu elimdeki kapkara iz var ya o işte senin aradığın havucun izi" dedi. Valla şööle bi düşündüm, "tamam da abi elini mi götürüp sokayım şişeye, napim ben senin elindeki kara lekeyi töbe töbeee" diye. Bereket daha uzatmadan "pazarın bitiminde Şok Market var, git oraya, orda bulursun, ben dün bu neymiş böyle diye bi kopardıydım, dünden beri elimden rengi çıkmadı" demesin mi... Valla bin kere teşekkür ederek doğruuu markete gittim ve ta ta ta taaaam, evet vardı. Gözlerime inanamadım. Kasada ne kadar varsa alayım dedim, bize çok olursa eşe dosta dağıtırm ne var. Marketteki çocuk "abla sağolasın, elledikçe her yerimiz batıyodu kurtardın bizi bundan, ilk defa geldi, inşallah da son defa gelmiştir" dedi gülmekten ölerek. Ben tabi "yaa niye öyle diyorsunuz bak bu şöyle faydalı, böyle az bulunan bişey buralarda, müşteri kazanırsınız" filan diye anlatırken arkamda duran adamın marketin sahibi olduğunu nerden bileyim. Bi ses geldi, "abi sen yarınki sevkiyatta bi kasa daha kara havuç getir bize" Çocuk şok. Bu sefer ben gülmekten öldüm. Ama söz verdim, yarın gelir de cumaya kadar satılmazsa hepsini yine alacağım. Yedik bi_ok temizleyelim barim ;))Yanisi akşam kısmetse probiyotik şalgam suyu kuracağım. Bir de ayrıca acı sosunu kurmayı deneyeceğim bu sefer. Kara havucu bile mucize eseri bulmuşum, yapmim mi? O adam, o saniyede orada olmasa, beni duymasa, benim şalgam ya olmayacak ya da hakkıyla olmayacaktı düşünsene. Kulağa basit gelse de gerçekten hiç bir şey tesadüf değil. İyi anlamak, iyi algılamak lazım. Ya bir adamın elindeki kara leke senin aradığınsa? Çok şükür.
Ve yine şükürlerin en güzeli Bodrum... Hakikaten çok şükür. Bazen bir günü diğer yerlerde yaşayanlara göre iki gün yaşamış gibi hissediyorum. Ecel de o oranda yarı yarıya mı gelir yoksa diye bir yandan da korkarak hem de;)) Şaka şaka.

Yücel Niego/Turgutreis/02.12.2019
Her günün, her an'ın, her doğuşun olduğu gibi her batışın da içinde taşıdığı güzellikleri hep görebilmek, şükredebilmek ümidiyle...

10 yorum:

  1. İyi ki tanıştım dediklerimdensin, seni okumak çok keyifli. Aile bağların beni çok mutlu etti. Çok geçmiş olsun ayrıca ve eline sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Fotoğraf şahane. Ve blog gerçekten aynı dili konuşup, aynı hislerle anlaşabildiğimiz insanlar ile tanışmamız için çok iyi bir araç. Bende ilk blog arkadaşımla buluştuğumda o mutluluğu hissetmiştim. Çok sevindim sizin adınıza da, çok güzel olmuş :) Emeğinize sağlık, yine çok güzel bir paylaşım yapmışsınız :)

    YanıtlaSil
  3. Hahaha marketteki çocuğa acıdım :D Pazardaki adama güldüm bayağı :) İlaç şifa olsun. Ama asıl şifayı baba ocağında almışsındır sen bence. Ne güzel bir hafta olmuş :) Ömrün uzamıştır bunun sonucunda bikerem :)

    YanıtlaSil
  4. Süper fotoğraf, samimi yazı, ellerine sağlık :)

    YanıtlaSil
  5. Çok güzel bir duygu bizlerle aynı düşüncelere sahip birileriyle konuşmak fotograf da çok güzel :)

    YanıtlaSil
  6. yaaaa çok teşekkür ederim, beni çok onurlandırdın, seninle tanışmasam çatlardım. Nasıl hatırladın o saatlerin en sevdiğim saatler olduğunu? Biliyor musun müze projen hala aklımda, yani hala aklımda derken hep aklımın bir köşesinde, çok etkilendim. O bilginin mutlaka belgelenmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Gerçi belgelenmeden yüzyıllarca süregelmiş. Aşırı etkilendim.

    YanıtlaSil
  7. İyilikler yapmak ve başkalarını düşünmek ne güzeldir. Sizi tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  8. Ececim bloğumuz iyi ki var bak kaç sene oldu, bırakıp gidemedik var bunda bir keramet, güzel insanlar da bonusu :) ne güzel geçmiş günlerin ailenin kanatları altında pamuklarda ohhh ohh maşallah... Şalgam suyun eminim şahane olacak canı gönülden ve lezzetli ellerinden. İyilik gerçektende bir denge unsuru bence de, iyi insanlara denk gelelim inşallah hep, öpücükle ;)

    YanıtlaSil
  9. Ayy Ece Losev ile ilgili kısımda ağlamaya başlamıştım ki market kısmını okuyup çok.guldim sen de Bodrum gibisin farklı farklı... ne guzelsin

    YanıtlaSil
  10. Yazı içinde farklı duygu hallerini bize yaşatıığın için teşekkürler. Dünyayı iyilik kurtaracak, iyi insanlar var oldukça ve çoğaldıkça dünya daha yaşanılır olacaktır. Markete çok güldüm, canım şalgam çekti. Ambalajlı ürünle idare edeceğiz artık :)).

    YanıtlaSil