Gümüşlük'te gün doğarken...
İçimi açıyor burada yaşamak. Gün doğumları ve gün batımları enfes lezzette. Hele de şu aylar, hani büyük bir yorgunluğun ardından dinlenmeye çekilmiş gibi doğa. Yalın, sessiz... Çoğu zaman "doğa yoga yapıyor" diyorum.
Bir kitaba başladım. Yazarına bayılmam hariç, her satırında bir şeyler öğrenmekte geç kaldığımı hissettiren satırları, onun tüm eserlerini ezbere bilmem gerektiğini hatırlatıyor. Zaman zaman hayıflanıyorum, niye bu kadar geç kalmışım diye. Bunu da öyle okuyorum. Uzun süredir bir kısmını bilip, bir kısmını da tahmin ettiklerimin bir bilim insanı tarafından dile getirilişi. Keşke herkes okusa, öğrense dediğim türden 104 sayfacık bir dev bu kitap.
Ekmek yapmaya devam ediyorum. Karakılçık ve çavdar ağırlıklı yapıyorum bu ara. Hatta bu akşam eve gittiğimde mayalanmış bi ekmeği fırına yollayacağım. Pişen ekmek kokusuna bayılıyoruz.
Örgü örmeye devam ediyorum. Siyah hırkanın ilk koluna başladım.
Boğazımın arkasında bir fabrika çalışıyor gibi, sürekli bir üretim halinde, bir türlü atlatamadım. Bi terle, bi üşü mevsimi olduğu için bu defa severek kabul ediyorum ama yine de. Doğal.
Haftaya kayınvalidem gelecek. Ben davet ettim. Yalnızbaşınalığına, istediği kadar arkadaşlık edeyim, ara vereyim dedim. Biraz yemeklik şeyler hazırlayıp dondurucuya atasım var, pratikçe pişirelim, o uzun saatleri daha iyi değerlendirebilelim diye.
Maydanoz diye tee bir ay önce ektiğimiz bölüm yeşerdi diye bi seviniyodum ki sorma.Lakin dün farkettim ki onlar hiçte maydanoz değil. Ne bilmiyorum. Şaşırdım kaldım. Soğanlarda ve nanelerde minik kıpırdanmalar var, bu sevindirici.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'yu izledim.
İlhami Algör okumamıştım/ hikayelerinden uyarlanan film izlememiştim hiç. Çok etkilendim. Film böyleyse, kitap daha da iyidir mutlaka. Hep öyle oluyor. Pek çok cümle var altı çizilecek ama en aklımda kalan şu; "aynı kitabı okuyup farklı yerlerin altını çizmişiz"...
Okumakta olduğum kitapla ilgili hislerime de nasıl oturuyor... Aslında pek çok şeye... Bi de şu cümle vardı; "bitse ne, bitmese ne"...
Neyse işte.
Gün doğar, gün batar... Ne doğuşa ne de batışa; ne üzülmek ne de sevinmek gerek. Hepsi ayrı güzel. Belki de hep aynılar... Enfes lezzette...
Yalıkavak'ta gün batarken...
| Fotoğraf: İbrahim Hakkı Zırh |
Bir kitaba başladım. Yazarına bayılmam hariç, her satırında bir şeyler öğrenmekte geç kaldığımı hissettiren satırları, onun tüm eserlerini ezbere bilmem gerektiğini hatırlatıyor. Zaman zaman hayıflanıyorum, niye bu kadar geç kalmışım diye. Bunu da öyle okuyorum. Uzun süredir bir kısmını bilip, bir kısmını da tahmin ettiklerimin bir bilim insanı tarafından dile getirilişi. Keşke herkes okusa, öğrense dediğim türden 104 sayfacık bir dev bu kitap.
Ekmek yapmaya devam ediyorum. Karakılçık ve çavdar ağırlıklı yapıyorum bu ara. Hatta bu akşam eve gittiğimde mayalanmış bi ekmeği fırına yollayacağım. Pişen ekmek kokusuna bayılıyoruz.
Örgü örmeye devam ediyorum. Siyah hırkanın ilk koluna başladım.
Boğazımın arkasında bir fabrika çalışıyor gibi, sürekli bir üretim halinde, bir türlü atlatamadım. Bi terle, bi üşü mevsimi olduğu için bu defa severek kabul ediyorum ama yine de. Doğal.
Haftaya kayınvalidem gelecek. Ben davet ettim. Yalnızbaşınalığına, istediği kadar arkadaşlık edeyim, ara vereyim dedim. Biraz yemeklik şeyler hazırlayıp dondurucuya atasım var, pratikçe pişirelim, o uzun saatleri daha iyi değerlendirebilelim diye.
Maydanoz diye tee bir ay önce ektiğimiz bölüm yeşerdi diye bi seviniyodum ki sorma.Lakin dün farkettim ki onlar hiçte maydanoz değil. Ne bilmiyorum. Şaşırdım kaldım. Soğanlarda ve nanelerde minik kıpırdanmalar var, bu sevindirici.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'yu izledim.
İlhami Algör okumamıştım/ hikayelerinden uyarlanan film izlememiştim hiç. Çok etkilendim. Film böyleyse, kitap daha da iyidir mutlaka. Hep öyle oluyor. Pek çok cümle var altı çizilecek ama en aklımda kalan şu; "aynı kitabı okuyup farklı yerlerin altını çizmişiz"...
Okumakta olduğum kitapla ilgili hislerime de nasıl oturuyor... Aslında pek çok şeye... Bi de şu cümle vardı; "bitse ne, bitmese ne"...
Neyse işte.
Gün doğar, gün batar... Ne doğuşa ne de batışa; ne üzülmek ne de sevinmek gerek. Hepsi ayrı güzel. Belki de hep aynılar... Enfes lezzette...
Yalıkavak'ta gün batarken...
| Fotoğraf:Mehmet Deniz |


Emin olun film çok daha güzel. Kitap anlatımı acaip karışık ben kitabı sevmediğim halde filmi çok sevdim. Aylin Kurhan
YanıtlaSilYazlık yerleri kışın daha çok seviyorum sanki :)
YanıtlaSilMaydonoz kadar geç çıkan bitki bilmiyorum. Roka ekerdik ertrsi sabah uç verirdi, maydonozu ektiğimi unuttuğum bir zaman çıkardı ortaya :)
Ececeim, filmi bende merak ediyorum henüz izleme fırsatım olmadı, kitabı not ettim geç olmadan bende okumuş olmak isterim, ahh sizin oralar günün batımı/doğumu herşeyi çok güzel bence, çok şanslısın, o miss ekmeklerini afiyetle yiyin, bahçende yemyeşil olsun canım benim öperimm :)
YanıtlaSilNe güzeldir Bodrum sonbaharları, gözümde tüttü bir an. Fotoğraf anlatıyor zaten tüm dinginliğiyle. Kitabı kesinlikle okuyacağım, adı çok ilgimi çekti. Yazarının ismi karşısında zaten saygıyla eğiliyorum.
YanıtlaSil