4 Aralık 2017 Pazartesi

Anacım ne ararsan var yazısı bu

Tık tık tık,
Geldim geldim...
Eeeee kaç gün ara vermişim uzuuuunca bir yazı olcek benden söylemesi...
Aslında izinli olduğum geçen hafta her gün yazmak istedim ama bir türlü gerçekleştiremedim.
Yapmak isteyipte uzun süredir yapamadıklarımı sıkıştırmaya 1 hafta yetmedi bilem...
Bazen bir plan yapmaksızın, içine seyahat vs sıkıştırmaksızın bu tür dinlenmelerden oldukça keyif alıyorum. Yıllardır "sorumlu çalışan" sıfatımla gebersem de izin almazdım, alsam da telefonum susmaz, eve kadar gelen giden, soru soran eksik olmazdı zaten, keyif almazdım izinden filan. Ama yıllar geçince bir de soğutulunca bir sürü işten demek ki bu hale de gelinebiliyormuş, onu anladım. Artık izin haklarımın bir tek saatini bile ziyan etmemeye kararlıyım, umarım gerçekleştirebileceğim.
Havanın güzel olduğu her gün dışarı çıktım, yürüyüş yaptım, hiç geçmediğim sokaklardan geçtim, kitap okudum molalarımda. Anacım bi de örgümü götürdüm gittiğim yere, e malûm yetiştirmem gereken gün vardı, kitap arası örgü de ördüm valla. Keyif buydu... Ama var ya bi bakışları vardı insanların bana anlatamam, kızımcığım bi ara "anneeğğ kaldır şu örgünü yaaa herkes bize bakıyor" bile dedi. Ne var bunda anlayamadım ama valla bi baktım aa gerçekten bana bakıyolardı. Hiç de tınmayacaktım ama gel gör ki ergeniçemin ısrarını yenemedim, kaldırdım torbaya.



Şimdilerde favori mekânım merkezdeki Marina Starbucks. Yazmıştım efenim, sütlü filtre kahvesinin kokusuna bayılırım. Bina muazzam bir bina, manzara desen şahane, sahilde bir ev aslında burası ve fakat bir binanın iç mekânı ancak bu kadar hor ve kötü kullanılabilirdi, işletmecisini bi bulsam iki çift lafım olcek kendisine. Her gittiğimde "ben olsam şurayı...., ben olsam burayı..." vs gibi de düşünmüyor muyum deli oluyorum kendime ayrıca. (Sen değilsin, olmayacan, ne düşünüyon di mi? Çok düşüncen varsa git evini toparla, süsle felan aslında ;-))))



Ekşi mayamla, ekmekler yaptım, bir kaç tane de hediye gönderdim, geri dönüşler için de mutluluk düştü payıma. Mutluluk buydu...
Mayam gittikçe güzelleşiyor sanırım, bu kez makine yerine fırında yaptım, keyifle yedik, hele dün sabah kahvaltıda babişkomuz dilimleyipte bir garlic bread yaptı ki pazar günü şölene dönüştü. Onların resmini çekmek hiç aklıma gelmedi bile ama ekmeğimi çekmiştim.


Çarşamba akşamı küçük kızımcığım erken gelerek sürpriz yaptı, çok ama çok sevindim. Zira bu hafta sonu büyük kızımcığımla bir seyahat planladığımızdan hafta sonu kendisini göremeyeceğiz, bu iki gün fazlalığı göremeyeceğimiz o iki güne saydık.
Madem tam takım olduk dedim bi gün, hava da yağmurluydu sokağa fıttıramıyordum zaten, çoktandır aklımda olan, İkea restoranlarının meşhur yemeği İsveç köftesi denedim. Sonuç gerçekten mükemmeldi çünkü nerden biliyorum büyük kızımcığım çok severek yedi ve "artık başka köfte yemem, sık yap anneeğğ" dedi de ordan. Çok seçicidir kendisi. Bir de yediği şeyi çook severse yerken burnu akar, hepimiz için tüyodur bu. Değişik tatlara çok kapalıdır aslında, denemek istemez ama bu sefer nasıl olduysa "deneyebilirsin, bakarım tadına" demişti de o cesaretle yapmıştım ben de. Şöyleydi;



Yanında olmazsa olmaz patatesi haşlama değil de fırınlayarak sunup, araya bir de şehriye pilavı attırıverdim. ;-))
Yağmurlar güzel yağdı bu hafta diyebiliriz Bodrum'a. Yemeklik, salatalık otlar fışkırmaya başladı, mandalinalarımız tezgahlarda, en keyifli aylarına başladık yani buranın... Burada ısınmak için kömür yakmak yasak o sebeple hava kirliliği denen melun şey olmaz ve soluduğunuz havayı güvenle ciğerlerinize doldurursunuz. Aslında emekliliğini burada yaşamak için insanların akın akın buraya yerleşmesinin en önemli sebeplerinden biridir de bu ama çoğu kimse bu konuyu dillendirmez hiç.
Haa bu arada, bazı gündüzler hariç ;-) akşamları film izlerken bordo kazak bitti, kızımcığımlarım çok beğendi, Elif bugün sabah onu giyip gitti derse hatta ama üzerinde çekemedim sabah sabah, bilahare çekiciğim resmi ;-))


Aslında bir kazak daha örmek istiyorum ama şu heves ettiğim sürpriz hobimin önce biraz yol alması gerek. Bir kısmını tamamladım zira bundan sonra çok ince işçilik isteyen bölümleri var, hafta sonu seyahat için de bu bir kaç gün akşamları hazırlık yapmak gerekecek, fırsat bulurda bitirir miyim bilmiyorum ama o bitene kadar araya başka iş de karıştırmayayım diyorum kendimi tutabilirsem şayet.

Kumbahçe sahilde oturduk bi gün kızımcığımla, hava tam da kararmak üzereyken çok etkilendiğim bir an oldu orada. Ben kitap okuyordum sakin sakin, bir ara buranın müdavimi olan köpekler kendi aralarında kavgaya başladılar. Oturanlar derhal müdahale edip kavgayı ayırdılar ama siyah olan köpek bacağından yaralanmıştı ve sekiyordu. Tam yerimden kalkıp nesi var diye bakmaya gidiyordum ki, oradan bir yerden can havliyle fırlayan bir delikanlı yavaşça sahile geldi, onun yakınına ürkütmeden oturdu, biraz bakıştılar, hafifçe başını okşamaya başladı ve sonra yavaş yavaş hırçınlığını giderip bacağına baktı köpeğin. Veee, boynundaki atkıyı çıkardı, hiç tereddüt etmeden köpeğin yaralı bacağını silmeye başladı. Nasıl duygulandım anlatamam, dönüverdim önüme, masaya gittim, gözyaşlarımı durduramamacasına bir hal geldi, hiç bu kadar etkilenmemiştim bir şeyden uzun süredir. Hani diyoruz ya bazen dünya böyle insanların varlığı sebebiyle halâ yaşanır bir halde olmaya devam ediyor diye, tam da bunu hissettim o an. Çaktırmadan bi resim çekeyim dedim çektim,


...aklımdan neler geçti neler. "Ben" dedim, bu delikanlıya bir atkı örüp hediye edeyim" felan, sonra bi adres felan alayım diye kalktım bi baktım yok olmuş. Yan masalara filan sordum "ne yöne gitti" diye, ve maalesef kimse dikkat etmemiş, kaybettim izini. Ah keşke dalmasaydım da önce bi öpseydim sonra da bi iletişim kurabilip, bir atkı örüvereydim, çok isterdim, olmadı.

Efenim akşamları film izledim yine, bir kaç tanesi aklımdayken;

Lion; Akademi ödüllerine aday gösterilmesine rağmen bildiğim kadarıyla ödül alamadı. Dramseverler için iyi bir film, tabi kadrosu da öyle. Ben türkçe dublaj izlemeye çalıştım (ki örgü de örebilmek için) ve doğru dürüst bir site bulamadım doğrusu. Bulduğum yer de yarı dublajlı bişeydi, bereket versin zaten çok konuşmalı bir film de değildi. Muhtemelen çoğu kişi zaten izlemiştir, aday film olduğu için ama izlemediyseniz öneririm mutlaka.
Catch Me If You Can / Sıkıysa Yakala; 2003 yapımı biyografik, suç ve dram filmi. Leonardo Di Caprio bence role göre pek çocuksu kalmıştı, zaman zaman bu beni rahatsız etti nedense ama gerçek hayattan uyarlanmış olması ilgimi gayet çekmişti zaten. İzlemeyen varsa öneririm mutlak çünkü hiç akla gelmez bi sürü sahtekârlığın kitabını yazmış gerçekten ;-)
Marathon man / Vahşi Koşu; "hiç bir şey yeni açılmış bir sinir ucu kadar acı vermez" cümlesinin beynime kazındığı, Starbucks'ta arka masadaki adamın yükses sesle, öve öve anlatması üzerine not alarak izlediğim bir filmdi.Adam, Dustin Hoffman'ın bu filme hazırlanmak için 30 km maraton koşuları yaptığını anlattı arkadaşına uzun süre. Dustin abi, her zamanki gibi mükemmeldi. Ben çok hoşlaşmam tür olarak böyle yakalamacalı filmlerden ama sırf Dustin abi için keyifle izledim diyebilirim.
Esio Trot; Hani ütü mütü, yemek memek, örgü mörgü filan yaparken izlenecek türden Dustin abili bi film. Sıkılmadım izlerken zira ben -artık hayatımda beni yoran her şeyi tamamen sildiğim için- yoran filmleri de sevmiyorum ya ondan da olabilir.
Revolutionary Road - Hayallerin Peşinde; Leonardo-Kate Winslet ikilisi filmlerinden. Ya hu ben bu ikiliye Titanic de tamam ama geri kalan zamanda hiç yakıştıramıyorum karı-koca olmalarını. Kate çok yaşlı görünüyor adamceğize göre, ne bilim ben olsam oynatmazdım beraber ama Altın küre filan da almış, bol psikolojik dram filmi, izlenir yani, pişman olunmadan, bakmayın siz bana ;-)
The Help / Duyguların Rengi; Harika bir biyografik film, bayıldım ben, uzun süre unutamayacağım cinsten, mutlaka öneririm. Oscar ödülü de var, amcalar boşa vermemiş.
Hours / Saatler; Çok beğendim. Meryl Streep, Julianne Moore and Nicole Kidman oynuyor; film Virginia Woolf'un hayatından ve başyapıtı sayılan Mrs.Dalloway'den beslenmiş. Zaten Nicole bu filmle Oscar almış, mükemmel oynamış gerçekten de ;-) Ben olsam ben de verirdim valla, o kadar yani. İzlemeyenlere mutlak öneririm.

Filmleri yazmaya devam edeceğim, bu kadar değil aslında izlediklerim amma çok uzadı yazı da, istemem sıkayım sizi ;-))
Hadi gittim ben ;-))

5 yorum:

  1. Bir dönülmüş pir dönülmüş! :) hiç boş durulmamış tabii, miss... <3

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel dopdolu geçirmişsin iznini Ececim, okurken üzüldüm, her konuda herşey bu hale dönüşüyor diye, o canla başla çalışan işini pek çok şeyin önünde tutan fedakar insanları meslek aşkından soğutanlara inan bu konuya çok rastlıyor ve üzülüyorum, O ekmekler ahh o ekmekler ve köfteler beni benden aldı nasıl tabaklardı öyle şölen gibi ellerine sağlık, kahve keyfine bayıldım bende bazı yerler için içimden geçiririm o kadar açıktır ki (bana göre tabi) şöyle olması ve daha güzel olması ama yapmaz veya düşünmezler işte, bir kazak daha bitti helal olsun ellerine kollarına sağlık iyi günlerde sağlıkla giysin fıstıklar, sahildeki olay benide duygulandırdı ne güzel böyle bir olaya tanık olmak, daha bugün dinledim bir kediye işkence duymuşsundur belki, insan değil bunlar nasıl bir yüreksizlik nasıl bir merhametsizliktir allah kahretsin o yaratıkları, bizi meraklandırdın ama dolu dolu geldin, projeni çok ama çok merakla bekliyorum öpüyorum ;)

    YanıtlaSil
  3. Hoşgeldin merak etmiştim ama bir ihtimal izin olayını düşündüm ve haklı çıktım. Filmlerin güzelmiş, isveç köftesinin tarifini isteriz. Kazak için ellerine sağlık iyi günlerde giysinler.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
  4. Ay ben o delikanlı da kaldım... Hala ümidim var böyle insanların varlığı sebebiyle...

    Filmlerde çoğunuizledim ama Saatler aklımda olmasına rağmen bir türlü izleyemedim... Yine not ettim bacım...

    O köfteden ben de isterim :)))

    Borda çok yakışmış kazağa, ellerine sağlık ♥

    YanıtlaSil
  5. Ay ben biliyorum komur meselesini. Somineli ev tuttum bilerek. Klima bana yeter mi bilemiyorum simdi.

    O delikanli icin ne desem bilemedim. Sevgi cok muhim. Muhtesem sevgili komsum :))

    YanıtlaSil