30 Ocak 2010 Cumartesi

"Siz kimsiniz?" mi'ye devam...

Sevgili Karakalem; bu yazı öncelikle senin için. Belli ki yüreğinle okudun ve devamını merak ettin, ben de yazıyorum...
Buket Hanım,
-Çok farklı bir düşünce tarzın var Ececiğim, dedi. Şaşırdım.
-Söylediklerim içinde sizin ya da genel düzlemi bozan bir yaklaşım mı var ki farklı düşündüğümü söylüyorsun hocam?, dedim.
-4,5 yıldır bu eğitimi veriyorum, kimse bu soruya cevap vermek istemediğini söylemedi, dedi.
-Tam aksine Buket Hanım, ben bu soruya -tüm içtenliğimle doğru cevap" vermek istiyorum ama siz bana ekşi elma sever misin diye sorarsanız ben de hıyar yemeyi tercih ederim dersem ne kadar alâkasız bir cevap vermiş olursam, bu soruyu cevaplamam da aynı olur, dedim.
-Ece, bu bir eğitim ve aldığınız notlar 1,5 yıllık bir eğitimin sonundaki başarınızı etkileyecek o yüzden bu soruya cevap vermen gerekiyor, dedi kibarca.
Diğer arkadaşlarımda -bir kere olsun normal davranmamı ve ne deniyorsa onu yapmamı- tavsiye ettiler(!) dalga geçer halleriyle.
-Peki, işte yine beni haklı çıkarıyorsunuz aslında ama ben yine de sizin dediğinizi yapacağım, dedim.
Verilen kâğıdın üzerine kocaman "?" işareti yaptım.
Kimse sesli yorum yapmadı ama herkes benim çatlak olduğumu düşündü kesin.
Hele birisi kalktı; "yoksa sen hâlâ kim olduğunu mu bilmiyorsun Ece?" der demez, müthiş bir haz aldı. Beni alt etmişti aklınca.
Falan filan...
1,5 yıl boyunca epeyce zorlandım, işin ilginç yanı eğitimin adı "kişisel gelişim" di ve ben kişisel olarak gelişiyor muydum ki ya da acaba en çok ben mi gelişiyorum diye düşün babam düşün kılıklarında dolaştım.
Sonra bir sürü sınav yaptılar, ben Türkiye 3.oldum.
1.olamama sebebim "?" işareti imiş.
Herhalde hayatımın sonuna kadar bu işi yaparım diye deli divane çalıştığım bu işyerinden bu ve benzer durumlar sonucu ayrıldım. Ayrılmak zorunda idim çünkü gerçekten "aykırı" oluveriyordum hiç istemeden...
Hiç istemeden, "düşünme" yetisinin zarar ve ziyana yol açabildiğini öğrendim.
Hiç istemeden, "hakkını vererek" iş yapmaya çalışmanın "aykırı" olduğunu öğrendim.
Hiç istemeden, "başarı" denen şeyin aslında "başarısızlar" sayesinde elde edildiğini yaşayarak öğrendim.
Hiç istemeden, kimilerine göre "cennet"in, kimilerine göre "cinnet" olduğunu öğrendim.
Daha uzatmak mümkün ama bu kadar öğrendiğim şey yeter burada dediğim an kayıplarımı ve kazançlarımı düşündüm.
Her ikisi de anlamsızdılar.
Şimdi başka bir yerde çalışıyorum. Kişisel gelişim denilen kavramın ne kadar önemli olduğunu gücümün yettiğince anlatıyorum. Bazen ben de soruyorum insanlara "siz kimsiniz?" diye. Henüz "soru yanlış" diyen falan da olmadı bu arada. :-)
Alıyorum heybemi, gidiyorum beynimin en dip yerlerine. Ordayken yazıyorum sizlerle paylaştıklarımı. Kendi haremimde kendime kölelik yapıyorum anlayacağınız.
Kayıplarım önemli değil.
Kazançlarım da.
Ama kendimden kaçırdıklarıma çok yanıyorum...

4 yorum:

Kara Kalem dedi ki...

Samimice anlatmışsın Ecem.
Aslında anlattıklarının bir yerinde bir kafes açılmalı ve uçurmalı içindeki tüm kanatlıları. Patlamamlı insan, ağlamalı, ağlamalı. Sonra da gökyüzüne bakıp gülümseyip ohbe der gibi salmalı isyanını. Bu bir an için bile; Hayat yaşamaya değermiş. O ufaldıkça ufalmış bir an için dahi olsa.

Yazmaya devam canım.

Sevgiler

Ahmet

sihirliyazilar dedi ki...

Hayret; 4,5 yıl içinde kim olduğunu bilmeyen bir kişi daha çıkmamış, öyle mi? Bence birçok kişi vardır da senin yaptığını yapmaya cesaret edememiş, kendilerini zorlayarak birşeyler karalamaya çalışmışlardır kağıda... Aslında çoğu kişi tam olarak bilmiyor kim olduğunu. Kendilerine zorla dayatılan tahsilleri yapıp, zorla dayatılan hayatları yaşıyorlar. Bunun sonucunda "dayatma kişilikler" geliştiriyor, gerçek benliklerini bulamıyorlar. Benim öykümdeki Betül de istemediği bir bölümde tam 5 yıl kaybetmiş biri mesela. Ülkemiz bu tür örneklerle dolu. Diğerleri aykırı kaçmamak adına kağıda birşeyler yazmaya çalışmışlar. Sen "?" yazmaya cesaret göstermişsin. Fark bu. Açıkçası ben de bu cesareti gösteremezdim herhalde:)

hasretsenfonileri, dedi ki...

Bana sorulsaydı bu soru.... yani, "siz kimsiniz?" sorusu..
ne cevap verirdim diye düşündüm salise kadar süre içinde!!!
"annen olmadığım kesin" derdim soruyu sorana.. diye geçti aklımdan.. sonra bu cevabın açılımını hiç bir baba yiğidin isteyemeyeceğini düşünüp keyifle gülümsedim.. Daha sonra belki bir cesur aptal çıkıp sorar diye düşünüp sıraladım aklımdan cevaplarımı ve zevkten dört köşe oldum sayende ecelerimin ecesi..

a-aa ben sana küstüm ya..

orhankaradogan dedi ki...

Soru doğru diyenler yanlış düşünmüş olamaz ki !
Henüz "soru yanlış" demeyen gibi!Bu bir değer yargısı "herkes aynı düşünse kimse düşünmüyor" olmaz mı sonuçta.
Benzer olaylarla bir eğitmen olarak bende çokça karşılaşıyorum.
Yorumlarda saygı ve hoşgörü dozu kaçıyor bazan.
İrade ve erdeme sahip olduğumuz yaştan (+18) itibaren evet "biz kimiz" veya "siz kimsiniz" sorgulanmalı.
Zorla güzellik olmadığı gibi, güzellikle de tüm zorluklar aşılamıyor maalesef.
"Nokta gibi menfaat için, virgül gibi" eğilmediğinize göre kazancın, kaybın ve de kaçırdıklarınızın hiç bir anlamı olmamalı.