31 Aralık 2020 Perşembe

Deve garnı yarılmış olmalen Bodrum'da

 Dün iş çıkışı eve 1 saatte gelebildim. Bodrum inanılmaz kalabalık peki hani seyahat yasağı vardı? Tepenin göründüğü noktaya kadar bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız ;) Dün Bodrum'un yerlisi bir arkadaşım aynen şöyle dedi; "hem firüs va deyola hem kıçlarının üstüne oturagomeyola. Yollada arabadan geçilmedduru. Deve garnı yarılmış olmalen Bodrum'da"

;)))


Son bir haftayı yılbaşı kartı hazırlamakla geçirdim. Halen de göndermek isteyip yetiştiremediklerim vardı hatta. 3 gün önce Ptt'ye gittim, sabah 8:30'du açılmamıştı, 09:00'da açılıyormuş meğer. İşe geç kalacaktım bekleyemedim, akşam üstü uğradım karttan çekim yapmazlarmış, nakit param da yoktu veremeden eve döndüm. 2 gün önce izin alıp 09:00'da gittim sistemleri yoktu veremedim, akşam üstü tekrar izin alıp gittim, devasa bir kuyruk vardı, 10 dk bekledim, daha da beklesem bile sıra bana gelir görünmüyordu. Dün sabah tekrar gittim 09:00'da açık değildi, 10 dakika daha bekledim açılmadı işe gittim mecburen. Öğleden sonra bizim tesisteki arkadaşlara rica ettim yemek molasından dönerlken versinler diye, 13:00'de uğramışlar kapalıymış, 13:30'da açılırmış. Vardiya değişiminde çıkan arkadaşa rica ettim, tamam bu sefer bingo. Ptt kargoya vereceksin demiştim, telefon açtı "bunları tartıyorlar" dedi, "evet doğru tartarlar, sen ver" dedim. Tamam hallettim dedi, defalarca teşekkür ettim. Bu sabah para üstü getirdi. Eee bi terslik var bu kadar az tutmamalıydı dedim, "valla öyle aldılar" dedi. Biraz önce kazı yerinden dönerken içim rahat etmeyip Ptt'ye uğradım "size indirim mi geldi, dün şu kadar kargo gönderdim şu kadar ödeme almışsınız" dedim. "O kargo değildir" dedi, Nasıl yani? ;(( "Tartmışsınız ama kargo işte" dedim. "Biz normal postayı da tartıyoruz" dedi. Hiç duymamıştım normal postanın tartıldığını daha doğrusu hiç güvenmediğimden böyle bir teşebbüsüm dahi olmamıştı şimdiye kadar. Meğer... Yani benim postalar artık ne kadar zaman sonra sahiplerine ulaşır bilemiyorum, çok ama çok üzüldüm. Eh biraz benim cahilliğim biraz da el eliyle yılan tut işi.


Her şey kısmet işi, bir kez daha anladım. Sen ne kadar çabalarsan çabala iş olacağına varıyor.

O yüzden; çabalamadan gelen mutluluklara talibim artık. En azından çabaladığım halde gelen mutsuzlukları istemiyorum artık, o bile yeter.

Hoş gel 2021.


30 Aralık 2020 Çarşamba

30.12.2020

 Yarısı teselli, yarısı kahır olan şu dünyada, yarın kimseye vaad edilmemişken, ertelemeden, durduk yere gelen kokuların peşinden iz süreceğimiz, ya düşersem değil, ya uçarsam diyebileceğimiz ... diye bitirmişim geçen yıl son yazıyı... Bu yıl yaşadıklarımızı düşününce hayret ettim nasıl da tutmuş diye... Bu da bu yılın son yazısıysa madem; bol bol huzur diliyorum yeni yıldan. Huzur varsa geri kalan her şey tamamdır diye düşünüyorum.

Aşı kısmen bir umut tabi. Sıra ne zaman bize gelir bilmem ama inaktif aşıyı tercih ederim doğrusu tabi seçme şansımız olacaksa, olmayacaksa ötekine de tamamım zira bu endişeyle aralıksız-dönüşümsüz sürekli işe gidip gelmekten çok yıprandım. Misal, yarın bari yarım gün olsaydı... ;((

Dün Milliyet'te yazıyordu, bunca yasağa rağmen Bodrum 900.000 kişi olmuş. Aslı vardır zira son hafta uzun trafik kuyrukları daha da uzamıştı. Bu yıl yazdan hiç farkı yok buranın. Daha güvenli buldukları kesin yazlıkçıların ama miniminnacık bir devlet hastanesi ve bu nüfusu asla kaldırmayacak sağlık hizmetleri var oysa. Neyse, hayrolsun demekten başka çare de yok zaten. Allah zor duruma düşürmesin.

Her gün yeni bir güzellik getirsin.

Her dostumuzdan mutluluk haberleri alalım artık, bu yıl çok fena kötü haberler aldık, lütfen ama lütfen bitsin bu endişe.

Tabi daha önemlisi, gelen gideni aratmasın... Ama yine de bu 2020 biterse her şey daha güzel olacak diye bir hiss taşıyorum içimde. Umarım öyle olur.

Dün eve gittiğimde sevgili Handancığımın paketi ile karşılaşıp çok mutlu oldum... O sevimli ajandayı zevkle dolduracağım,o ayraçla zevkle okuyacağım, çok ama çok teşekkürler Handancım. Umut oldun. Neşe verdin. 


Yıllardır ilk kez piyango bileti aldım kızımcığımlarıma birer tane. Çıkarsa derhal emeklilik dilekçesi vermeyi diledim iyi mi? ;))) İyi olsun ya...

Hepinizi seviyor ve kucaklıyorum. Huzur dolu bir yıl diliyorum.

18 Aralık 2020 Cuma

Nefis şeyler

 Dün nereye dokunsam "sıkıntıyı gidermek, olumlamak, kendini sevmek, kendi üzerinde plesebo etkisi yaratmak" vesaire gibi şeyler çıkıp durdu önüme... Tesadüf olduğuna inanamayacağım kadar çok. Birkaç video izledim. Her günü felaket kumkuması gibi geçirmek yormuş bünyemi, biliyordum ama daha çok farkına vardım. Dünden beri deniyorum, içimden her şeye sevgiler gönderiyorum, tüm düşüncelerimi öpücüklere boğuyorum, zaten gitmiş olanlara uğurlar olsun diyip saygılar gönderiyorum filan. Bunu sürekli yapın diyor, bu önemli (imiş) Her sabah işe gelmem ortalama 45 dakika, e bunun bir de dönüşü var etti mi sana 1,5 saat. Hadi bi yarım saati başka türlü geçse, yine de elde var 1 saat, deneyeceğim. Bu sabaha değilse de yolculukta başladım buna, hayırlısı... 

Ayşe Arman'ın enerjisinden istiyorum halbuki bi parça. Nefissss bir gün başlasın hadi bakalım diye attığı sabah mesajlarına bayılıyorum. Kim yanında yakınında gamlı baykuş ister ki zaten? Bunu da deneyecektim ama sabah klozetin musluğu yerinden çıktı, işe de geç kaldım, sinir oldum, tamir edecek vakit yoktu, kızlara not bıraktım, diğer wc'yi kullanınız ltf diye acele çıktım.

Zeytinli-cevizli ekmek yaptım. "Ne geraaa var, yapma" dedilerdi ama soğumasını bile beklemediler ;)))



Nefisss sözcüğünü daha sık kullanmak üzere aktiviteler yapacağım bu hafta sonu (mümkün mertebe). Banyo temizlemek, odamda istediğim değişiklikleri yapmak, yazlık-kışlık karmaşasını düzeltmek ne nefisss olurdu ;))

Öyle işte... Nefiss şeyler, mucizeler bekliyorum bak bugün mesela, olur mu demeyecekmişim, olur tabi diye bekleyecekmişim. 

15 Aralık 2020 Salı

Ne gereği var?

 Hayatımın en tuhaf, en endişeli, en kalp çarpıntılı yılını yaşadım ve gelecek yılın bunu bile aratmaması için dua ediyorum.

Bırak mesai saati değişikliğini, dönüşüm mönüşüm bile olmadan gümbür gümbür her gün işe gidip geliyor olmak sinirlerimi bozuyor. Daha doğrusu kurumun olmayan adalet anlayışı canımı sıkıyor. Çözümüm var mı? Yok.

Birkaç yıldır peşinde olduğum, kerelerce sipariş verdiğim ama bir türlü sahip olamadığım minik kabakları kendim yaptım, artık var. 


Bazen bir şeyler yapıyor oluyorum, annem arıyor tam o sırada, "n'apıyorsun?" diyor, "şunu şunu yapıyorum" diyorum, "ne gereği var ki?" diyor. "Örgü örüyorum" dersem "kolun ağrıyor, bırak yapma" diyor. "Yemek yapıyorum" desem "çok değişik şeyler yapıyorsun, yiyip kilo alıyorsunuz yapma biraz" diyor. "Kitap okuyorum" desem, "okuya okuya gözlerin bozuldu, ara ver" diyor. "Seramik yapıyorum" diyorum, "evin zaten minnacık, gene gerekli gereksiz boş yere evi dolduruyorsun" diyor. "Ne yapayım istiyorsun anne ya?" diyorum, "aman bana ne, karışmam ben, ne bileyim" diyor. Salgında eve tıkılmak, annem kadar gezmeyi seven kişilere hiç mi hiç yaramadı, mecbur olduklarını bilse de, olağanüstü titiz davransa da annem o kadar çok değişti ki, bazen anlayamıyorum. Daha doğrusu anlıyorum belki de ve anladıklarım sinirimi bozuyor. Verdiği cevaplar yada yorumlarda gerçeklik payı var mı, var, haksız mı pekte değil aslında. Ama...

Bu yıl gerek salgın gerekse de salgın dışı o kadar çok vefat eden tanıdığım oldu ki, hepsi de birer yara açtı sanki yüreğimde. Yıllar önce de anneme kızmıştım, bana "her sabah, eyvah bugün neler olacak vesvesesiyle güne başlıyorum" demişti, çok şaşırmıştım, kızmıştım da. İnsan güne umutla, güzel enerjiyle başlar, bu ne kadar kötümser ruh hali demiştim. Şimdi aynı durumdayım. Zaten anneme öykündüğüm ne varsa yıllar içinde en az onun kadarını yapıyor görüyorum kendimi. Yukarda sızlandıklarımı bir gün ben de yapar mıyım çocuklarıma bilemiyorum zira bizde de tam tersi durum var şimdilik. 

Yıllardır gece-gündüz uzun mesai saatleri çalışıp, birkaç yıl öncesi daha normal (ama pek çok çalışana göre halen fazla) düzene girince, evde kalacağım saatlerde kolay kolay gezmeye bile gitmemiştim, çok özlemiştim evde yaşamayı. Yani karantina süreçlerinde mesela patlayıp, çatlamak, sıkılmak gibi zamanlarım olmadı benim doğrusu, her zaman bir meşguliyetim vardı. Ama ne var ki, baharda şuraya gitsem, yazın şunu görsem, yeğenlerim bize gelse, şununla birlikte şöyle yapsam gibi hayalleri bile kuramamaktan çok üzülüyorum. Fırsat yaratabilecekken, görüşebilecekken boşa geçen zamanlara üzülüyorum sevdiklerimle, bazılarına da kızıyorum, tek benim çabamla olamayanlara... Aşı umut gibi görünmeye adaysa da, bu işin uzuuun yıllar süreceği aşikar, umutlanamıyorum.

Çok özlediklerim var. Sesini bile duyamadıklarım, varken yok olanlar...

Umarım umutlarımız geri döner. Umarım sağlıklı kalabiliriz her bakımdan. Umarım sarılabiliriz bir gün. Yoksa yaşamanın ne gereği var?

6 Kasım 2020 Cuma

6 Kasım 2020

 Blogda bile her şey değişmiş.

Hani upuzun yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızla bulaşacakken duyduğunuz bir tedirginlik vardır, kısmen heyecan, kısmen ne konuşacağını bilemeyip depresifleştiren. Haftalardır öyle bir haldeyken, bugün bunu kırmak adına bir merhaba demek istedim.

Arayan, soran, mesaj yollayan her birinize çok teşekkür ederim. Hepiniz gibi desem daha doğru olacak ki bir sürü şey değişti hayatım/ız/da. Bazılarına hala alışamadım.

Güzel şeyler yazmak istiyorum. Ama sanki dünya topyekûn birleşmiş, engelliyor gibi/ydi.

Umarım devam edebilirim zira yazmamak çok çok çok kötüydü.

13 Mart 2020 Cuma

13.03.2020

Dahiyane olmasa da okulların tatil edilmesi iyi bir fikir olabilir/di. Lakin o kuzuları tıktık eve, güzel; ya anneleri çalışan minikler n'apacak? Ne kamuda ne özelde sanmıyorum ki annelere yada babalara 3'er hafta izin versinler... Bu çocuklar mutlaka dışarılarda daha kalabalık olacaklar bu bir. İki; o kuzuları tıktık eve, güzel; amaş eğer çocukları/gençleri korumaktıysa, çalışan anne-babanın dışardan her gün virüs getirmeyeceğini nasıl garantiliyoruz da, çocukları korumuş oluyoruz?
Nerden tutarsan iki ucu boklu değnek.
Bütüncül olamıyoruz. Hiçbir konuda. Dizin ağrıyor, uzman doktora gidiyorsun, ilaç veriyor, kullanıyorsun, küt tansiyon 17 doğru acile. Uzman doktorun ben anlamam, kardiyoloji baksın diyo. Kardiyoloji ilacı kes o zaman diyo. Uzman doktoruna ilacı kes diyor diyosun, ben bilemem o kısmı, o zaman ödemlerin gitmez, ağrın şiddetlenir diyo. Gibi gibi.
Nerden tutarsan iki ucu boklu değnek.



12 Mart 2020 Perşembe

12.03.2020

Korona morona'dan gına geldi. (Böyle mi yazılıyor bu?) En son dün gece 23:00'e doğru, paket sipariş yapan aslan marketimiz de arayıp, "abi kaç şişe kolonya söyliim size?" diye sorunca eşime, bilfiil doğru yolda olduğumu anladım. Virüsten daha fazla yine memleket sahtekarlıklarının ön plana çıkmış olması ne acıtıcı. Aman neyse, söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. Kendimi amigurumiye vurmuş durumdayım. Oğluş paketini almış, öyle bi sevinmeyi anlatamam, içimin cacıkları gevşedi, gece kediciğini göğsünün üzerinde uyutmuş bi de. Anneme de ara sıra "istersen biraz da sana verebilirim, güzel uyuman için" demiş yaaa ;))) Ehh daha n'olsun, devam o halde.



8 kollu diye bildiğim ahtapotun meğer 6 kolu, 2 bacağı varmış, yeni öğrendim. Tutangaçların ikisi o yüzden farklı renk ;)) Ben ayırt etmeksizin, gömüle gömüle yediğim için bunca yıl fark edememişim heralde.
Valla sonu nasıl bağlayayım bilemedim zira çok işim var, bu da böyle bi bitiş olsun. Kalın sağlıcakla..

10 Mart 2020 Salı

bi tuhaf şeyler

Bahçeden de belli. Bu kış da bi tuhaf geçti, tuhaflığı dibine kadar özümsedikse de... Ağaçların bazıları eski yapraklarını dökmedi hatta yapraklar eskimedi bile, anlayamadım doğrusu, anlayamadığım pek çok şey gibi. Bak bu geçen yıl diktiğimiz şeftali. Üst yapraklar geçen yıldan ve sadece alt kısımlarda birkaç çiçek var, üstler bomboş. Ya görmedim yada bu zamana kadar görmeyi bilmiyordum bakarken, bilemedim.


Ama az da olsa çiçekler bi ömür, ennn sevdiğim... Şahane kokuyor, bu da ilginç.


Bu anjelik eriği, geçen yıl oldukça başarılıydı verimi bu yıl henüz anlayamadım, geç kaldılar zaten ama henüz tam çiçeklenmedi yada bu haliyle kalacak bilmiyorum, bu da miss gibi kokuyor, daha önce farketmemiştim sanırım.



Datça'dan çağla badem getirtmiştim yine geçen yıl, onda henüz bi numara yok, birkaç tomur tomur dışında. Ama bu ikisine gidip gelip bakıyorum, enfes bir seyri var.
Kaktüs faciamı hatırlıyorsun di mi? Geçen yaz komşunun çocuğunun paramparça ettiği saksıları. Oraya buraya saçılmışlardı ve haftalarca elimi sürmemiştim. Bundan önce yapraktan üretim yapmaya çok çalıştım ama asla beceremiştim ki, bu yıl sanırım bana acıdı kaktüs meleği, başardımmmm... Sanırsın Nasa'ya kabul edildim yada Microsoft çağırdı beni yada yada bi günde bi kazak ördüm bitti gibi, dehşet içerikli bir sevinç ;)))


Bildiğin inşaat kumunu seviyormuş bu hayta, oysa ben yıllardır, özene bezene torflu morflu, perlitli merlitli falan filan, bu özel ilgi, pamuklara sarmalamaca fazla geliyormuş meğer;)) Fazla değer baş eğermiş meğer ;)) Matematikte de olur ya bazen değer verirsin yanlış çıkar ;)) blablablaa... Öylece duran kumlu bi saksıya kesinlikle de umutsuzca öylece koymuştum bu yaprakları oysa ;)) Valla hayat dersi gib tokat attı bana bu minnaklar. "Görürsünüz bundan sonra" dedim ben de ;))
Bu yıl sebze bahçesi yapmamayı düşünüyorum. Küçüğümün sınav sonrası bi operasyon geçirme ihtimali var, bir süre burada olmazsak da harap oluyor bahçe, çok üzülüyoruz. Bahçeyi otlardan temizleyelim, ağaç diplerini çapalayıp gübreleyelim yeter diye düşünüyorum. Gerçi pazarda fideler görünmeye başlayınca tutabilir miyim kendimi onu da bilmiyorum ;)) Koministlik parayı, feminist kocayı... hikayesine de dönebilir her an ;)) Gülleri yaz budaması yaptık, hepsi de tomurcukluydu hep, kıyamamıştım kaç gün ama gerekliydi işte. Şimdi bi de asmanın yaz budaması var. Çok yaprak istediğim asmayı 3'er budaktan, üzüm istediğim asmayı 1'er budaktan budayacağım yine. Geçen yıl hiç yaprak koyamamıştım dolaba çünkü topladığımı sarmıştım taze taze, çok azdı yani dondurucuya koyabildiğim, çocuklarım bütün kış mahrum kaldılar yaprak sarmasından sanki. Ne kadar aldıysam da değişik yerlerden bi memnun olmadık, katır katır, kutur kutur. Yaprak işine özel el atıcam bu sene inşallah, ömür olursa.
Büyük kızımın istediği pembe kedili anahtarlığını dürtünmeye çalışırken ta ta ta taaam, tammm da beklediğim gibi, küçük kızımcığımdan da yeni bir minnak ahtapot anahtarlık siparişi almış bulunuyorum ;))) Bitmez bu 25 renk mutluluk hırkası söylimm de ;))
Mutlu bi hafta olsun. Çok özledik mutluluğu be ya...

9 Mart 2020 Pazartesi

Kedicik, kazak filan

Azimle çalıştım, duvarı deldim mi bilmem ama pek fena olmadı ha sanki ;))




Oğluşa ördümdü ya, şimdi kızımcığımlarım da istiyor, hem oynamalık hem anahtarlık hem de. Bakiciğiz artık. Çok çalışkan bi hafta sonu geçirdim, zira kazağı da bitirdim, diktim, kediciğiyle kazağı söylediği gibi bugün kargoya vereceğim. Kafa kısmı dar mı oldu diye endişe edip duruyordum, gece rüyalarıma bile giriyordu, üşenmeyip, değitirdim, artık olmama ihtimali yok, nasıl rahatladım anlatamam. Her tarafını diktiğim için lastiği misinalı şişe geçirip düz örgü yaptım aralarda birkaç artırarak. Bu yakayı kızımcığımlarım küçükken onlara da çok örerdim. Boyunda kabalık oluşturmaz, sıkmaz, bunaltmaz diye hatırlıyorum. Oğluş seneye de giysin diye 6-7 yaş yaptım ölçüleri, şimdi o 5 yaşında ama yaz geliyor neredeyse. Bu arada şunu farkettim ki ;))) 6-7 yaş çocuk kazağı ile 20 yaşındaki kızıma ördüğüm sayılar birbirine öyle yakın ki ;)) Aman ne var bi çocuk kazağı işte dememeliymişim onu anladım ;))




Kızım üstüne kedi işle anne dedi, malum kedi manyağı bi çocuk oğluş, öyle mi olsun, böyle mi olsun derken... İnstagram'da severek takip ettiğim @petiteknit'ten ilhamla böyle bişey yaptım. Umarım severek kullanır yavrum. Gerçi bundan sonra başıma geleceği biliyorum bana bilumum hayvan oyuncak siparişi verecek oğluş ve tabi ki ablaları ;))) Hayat böyle güzel ama. İşe yarayınca. Yaptığın bişeye kıymet verilirse. Şimdi kargoyu almasını, heyecanla beni aramasını bekliyorum, ne güzel teyze olmak, yaşasın.

6 Mart 2020 Cuma

herkes işi derdinde...

Yahu çok seviyorum ülkemi aslında. Ama neredeyse her gün ağlatan, yürek çarptıran haberlerden, her türlü krizden öyle bıktım ki. Bazen düşünüyorum, hayatımı yeni kurmaya başladığım yaşlarda olsaydım kalır mıydım, gider miydim diye. Kaldı ki, hakikaten enfes bir yerde yaşıyorum, ben bile böyle düşünüyorsam kim bilir bütün bu zorlukları bir bir yaşayanlar ne düşünüyorlar...
İlk şehit haberinden itibaren yaptığım her şeyden utanmaya başladım. Buraya yazmaya bile utandım, bizim orda bi laf var "herkes işi derdinde Fadiş gişi derdinde" diye. O misal.( Buradaki -gişi- koca anlamında, Maraş'ta sıkça kullanılır koca yerine.) Bugün benimle çok benzer duyguları yaşayan bir kaç arkadaşımın da yazılarını okudum. Tanışmadan sadece yazı diliyle tanıdığım ama mutlaka ortak bir takım duygulara sahip arkadaşlarla aynı düşüncelerde olmanın şaşılacak bir yanı olmasa da, bizi bu duruma düşüren her beceriksiz hamleye halâ şaşırıyor olmama da şaşırıyorum. Cümle karışık mı oldu bilmiyorum ama eğer öyleyse bile doğrudur zira kafam duman.
Neyse...
Şu ateşkes her ne kadar doğru, ucunda ne tavizler var yine bilemesem de, tek bildiğim hiç bir ananın yüreğine ateş düşmemesi, gerisi tırt. Umarım.
Bir süre işten güçten de soğudum. Hobilerimden bile. Ama sonra fark ettim ki depresyonla aramda kıl payı var, mümkün mertebe eski günlere dönmeye çabalıyorum.
Bahar bile bu yıl geç geliyor. Bahçedeki ağaçlar, çiçekler geçen yıla göre en az 15 günlük gecikmedeler. Dün, eriğin ilk birkaç çiçeği selam çaktı. Geçen yıl bu tarihte çiçeklenmeyen dal kalmamışmış, Facebook hatırlatıyor sağ olsun, bana kalsa dün yediğimi bilmiyorum.



Bodrum-Milas karayolu arasındaki Tuzla sulak alanına her bahar flamingolar göç eder, onlar için önemli bir alan. Bargilya da denir o bölgeye. Geldiler, enfesler... Efsaneye göre "tanrılar dünyayı parça parça, her noktasına özenerek yaratırlarken, tüm balıkların babası Eoltaran ve dağların kızı Peymesera tarafından dünyaya hediye edilmiş, büyük cennetin küçük bir parçasıydı Bargilya. Flamingolar biliyor işini yani azizim.


Büyük kızımın kazağını bitirmiştim bu arada. Geçen hafta geldiğinde giydi, şükür ki çok sevdi. Ben de sevindim. Nako Paris'ti ip, şiş 5 numara, 3 yumak bitmedi bile, beden 38, renk mantar.


Küçük oğluşa bi kazak başladım zira ablalarının varsa ve onun yoksa çok söyleniyor kendi kendine ;)) İçime sinmedi ve 25 renk hırkam az daha bekleyegosun dedim mecbur. Alize'nin Bambu içerikli baby best ipi. Nasıl yumuşacık anlatamam. Bundan sonra bebek ve çocuk örgüleri için kesinlikle tercih edebileceğim tür. Umarım bu hafta sonu bitiririm. 20 gün sonra gelecek olmalarına rağmen bi bu kazağı bi de ona kedi oyuncak örmeliymişim ve kargoya vermeliymişim, bekleyemezmiş. ;))


Akşamları fırsat buldukça da amigurumi kedi örmeye çalıştım tabi bıdığımın verdiği ödev olarak. Pekçok tarif var ama amigurumi dili çok karışık, anlayamıyorum, acemiyim. Açıyorum önüme bi resim yada geçiyorum Mualla'nın karşısına öre söke deniyorum. Bu sefer çok keyifli geldi yalnız  bu iş, eskiden çok sıkılırdım. Birkaç deneme daha yapabilirm sanki, bakalım.
Geçen hafta sonu kızkardeşim, eşi ve çocuklar burdaydı. Büyük oğluşun bi estetik operasyon işi için tekrar Mutaf hoca'ya  gittik, Nisan ilk günlerindeki ara tatile denk tarih kararlaştırıldı. 2 gün bile olsa nasıl iyi geldi gelmeleri anlatamam. Birlikte olta attık çocuklarla, bayılıyorlar buraya, kendilerine kalsa burada bizimle yaşamak istiyorlar. Nisan'da tekrar gelip bu sefer en az 1 hafta kalacaklar. Düşünüp düşünüp geleceklerine mutlu oluyorum, bir de operasyonu güzelce atlatırsak oh ne ala.
Kazasız, belasız, kedersiz bir hafta sonu olsun inşallah... Utanmayacağımız...