3 Aralık 2011 Cumartesi

Ecehan da örermişşşş'e devam

Diğerlerinin de resmini çektim.
Nasıl bir sevindirik halim var anlatamam ;-))

:-))





Önemle söylemek istediğim şey şu; Ören Bayan'ın Madam Trikotaj isimli ipi ve 2 numara tığ ile ördüm.
İpin, ipeksi haline hayran oldum, deneyin derim.
Bunca emek verilen örgülerin, tüylenmeyecek, batmayacak ve güzel görünecek bir ip kalitesiyle örülmesi önemli diye düşünüyorum.
Şimdi Zeynebe ördüğüm tuniği bitirmeye gidiyorum anacım, bayyyy...

Ecehan da örermişşşşş

Kalk! dedim kendime,
-Sen de ör onlardan.
Veee,


Düğmelerini de kendim yaptım hem ;-)



İliklere de dikkatinizi çekerim lütfen;


Yastık leopar desenli çünkü bu delikli yüze bir süre sonra baykuş gözü ve burnu öreceğim, konsept tam olsun diye şimdiden böyle olsun dedim.
Aynı yastıktan daha da ördüm, lakin sonra resim çekeceğim.
Oh be; sonunda.........

Ece Hamile Ajandası

-Merhaba Ece,
-Merhaba canımmmm.
-N'apıyosun, dışarı çıkacak mısın?
-Yok biraz işim var.
-Hayırdır?
-Ece Ajandaları'nın Genel Müdürü'ne bir e-posta yazacağım da, onun adresini arıyorum.
-Kime?
-Ece Ajandaları'nın Genel Müdürü'ne,
-Niye ki, tanıyor musun?
-Yoooo, nerden tanıyacağım ya, aklıma geldi adamcağızlar yıllardır bizim için üretip duruyorlar, en son bir hamile arkadaşım söyledi, hamile günlüğü gibi bir ajanda çıkarmışlar,
-Eee çıkardılarsa sana ne, hamile misin yoksa Ece?
-De yürü git be, ne hamileliği, yok öyle bir şey.
-Eeeeeeeeeeeeeeeeeeee?
-Kızım, arkadaşım çok mutlu; yeter sebep değil mi teşekkür etmek için?
-Offf Ece ya, of...Dıtdıtdıtdııııııııııııııııııııttttttt.



Ettim valla teşekkür.

2 Aralık 2011 Cuma

1 Aralık 2011 Perşembe

Hayat neydi?

Hayat, bir merdivendi.
Her basamağı aşkla çıkılması gereken.
Basamaklara ad vermek sana aitti sadece.
Her basamağa ad verdin;
Aile,
Eş,
Çocuk,
Sevgili,
İş,
Aş,
Arkadaş.
........
En sonunda da aşk'a "tanımlanamaz" dedin,
"Elde edilememiş" dedin,
Ne ikiyüzlüsün ey insan!




30 Kasım 2011 Çarşamba

Aşk nedir bugün?

Sessizce gittiğini sandın hayatımdan.
...
Oysa,
İçimde ne gümbürtüler kopuyordu, anlamak istemedin.
Belki de,
Anlamaman normaldi,
Bilemem.
Lakin;
Bildiğim şey,
Seni ölesiye sevdiğimdi.
Öyle, böyle değil...
...
Aradan yıllar geçti.
İçimdeki gümbürtü, en sakinleştiğini sandığım anda;
Belki de en büyük depremi yarattı; bende.
Belki de,
Artık anlaman gerekiyordu,
Bilemem.
Bildiğim şey,
Senin bunu öylesine anlıyor olman.
Şimdi, öyle değil.
Belki kör, belki sağır, belki dilsiz,
Şimdi öyle işte.
ECECE-Kasım 2011

Tam ben'lik

İnsanoğlu, kendine örmüş örmüş örmüş, çocuğuna örmüş örmüş örmüş,
Yetmemiş,
Eş, dost, akraba, arkadaş daha ne dersen anacım hepsine örmüş örmüş örmüş.
İnsanoğlu derler buna, bu ördükleri yetmiş mi?
Yetmemiş. Aşmışlarmış çünkü kendilerini onlar.
Şişi, mili bırakmış, "gelin uleyn toplu iğneler!" demiş.
Sonra bakın neler olmuş;











Ah Ecehan AHHHHHHHHHH!
Daha sen adam olucan da Zeynebin tuniğini bitiricen he?
Bak aleme de utan kendinden!
Benim bakmaya bile devam etmeye gücüm kalmadı,
El insaf, el insaf!
Burda yapan var yapamayan var, ulu orta konur mu böyle resimler cart diye bu ortama?
Kınıyorum, hemi de şiddetle.

Kaynak burası anacım; http://loucaporlinhas.blogspot.com/search?updated-max=2007-06-25T08:25:00-03:00&max-results=8&reverse-paginate=true

29 Kasım 2011 Salı

Bloglarımız çoğaldı

Kızlarım uzun zamandır benim bloglama işime ilgi duyuyordu.
Hem birçok konuda fikirleri vardı hem de yazım kabiliyetlerini artırmak istiyorlardı.
Derslerinden arta kalan zamanlarda, düşüncelerini paylaşacakları birer blog izni istediler benden.
Mantıklı geldi, merak duydum doğrusu neler yazacaklar diye.
Çünkü biz yetişkinler hayata hep benzer pencerelerden bakıyoruz ve küçüklerimizin ya da büyüklerimizin, bazen imkânsızlıktan bazen zamansızlıktan neler düşündüklerini atlıyoruz.
Uzun zaman düşündüm, ve sonunda,
"Tamam" dedim.
Blog isimleri dahil herşey kendilerine ait, onlardan bir parça.

Elifim, 12 yaşında, 7.sınıf öğrencisi.
Bu da onun bloğu.

http://yildiznagme.blogspot.com

Fotoğrafım


Zeynebim, 10 yaşında, 5.sınıf öğrencisi.
Onun bloğu da;

http://zeynograf.blogspot.com

Fotoğrafım
Eğer;
Hayata bir de bu yaşlardan bakanları izlemek isterseniz, kendileri çok sevinecekler(miş)

Anne, ya biz küçüğüz diye yazılarımızı okuyan olmazsa?
Anne, okuyanlar da bize fikirlerini aktaracaklar mı?
Anne, günde kaç kişi okur sence bizi?
Anne,....
Anne....
Güzel şey annelik. Yaradan'ın emanetine sahip olmak değerli.
Çok şükür.

27 Kasım 2011 Pazar

Bu hafta neler öğrendik?

Hafta sonları yaptığımız evcek yaptığımız bir etkinlik var.
"Öğrenme Saati"
Herbirimiz 15 dakika içinde, bize ilginç gelen konu hakkında diğer aile bireylerimizi bilgilendiriyoruz.
Konu seçimi kendimize ait, ne ilgimizi çekiyorsa, güncel olabilir, olmayabilir; "mutlaka aklımızın bir yerinde bulunmalı" dediğimiz türden.
Farkettim ki daha önce burada bundan hiç bahsetmemişim.
Bizim çok faydalı ve ailece güzel bir paylaşım olarak gördüğümüz bir etkinlik haline geldi, deneyen olabilir ve bundan haberimiz olursa çok da hoşumuza gider doğrusu.

Elif'in konusu "köpekbalıkları" idi. Çok güzel hazırlanmıştı çünkü bu, onun özel ilgi alanı.

Aklımda kalan ilginç şeyler şunlardı;
*Köpekbalıkları ters çevrildiğinde bayılırlarmış. Tekrar çevrildiklerinde baygınlıkları hemen geçer ve etkinliklerine devam ederlermiş.
*Burunları çok hassasmış.
*5 sıralı bir diş yapıları var. Bir diş kırıldığında en geç 1 hafta içinde yenisi oluşmuş oluyormuş.
*Yüzlerce türü olmasına rağmen, çok azı insanlar için tehlikeliymiş. (Ben hepsi bizi yer zannederdim mesela)
*Dünyadaki en büyük köpekbalığı "balinaköpekbalığı" ve asla et yemezmiş, bir gün içinde tonlarca planktonla beslenirmiş.
*En tehlikeli köpekbalığı, "büyük beyaz"mış. Ve sadece büyük beyazların dişisi erkeğinden daha büyük boyutta imiş.
Anlatırken zaman zaman Elif'in gözlerini ayırarak ve heyecanla anlatması müthişti.

Zeynebin konusu "tavşanlar" idi. Bebekliğinden beri tavşanları çok sevimli buluyor.

*Gözlerine ışık tutulduğunda donakalıyorlarmış. Çünkü "etkinliklerini gece sürdüren memeliler" sınıfında olduklarından, gözlerindeki retinada çubuk şekilli görme hücreleri daha fazla imiş. (Gündüzcü memelilerde ise retinadaki konik görme hücreleri daha fazla) Çubuk şekilli bu hücreler ani ve yüksek bir ışık kaynağı ile karşılaştıklarında geçici körlük oluşturdukları için tavşanlar da kendilerini tehlikelerden korumak amacıyla  donakalıyormuş.
*Tavşanlar her doğumda 2-8 arası yavru doğuruyorlarmış. Hamilelik süreleri 30-40 gün arası. Normalde otobur olmalarına rağmen, yavrularını yeteri kadar  besleyemediğine inanan anne tavşan, en zayıf yavrusunu öldürüp diğerlerine besin yapıyormuş.(Iyyyk)
*Ortalama ömürleri 6-7 yılmış.
*Yediklerini iki kere sindirirlermiş.
*Tavşanlar "kemirgen" ailesine değil, "tavşangiller" ailesine aittirler ve genetik olarak atlarla akrabalıkları varmış.
*Tavşanlar sosyal hayvanlardır ve yalnız kalırlarsa depresyona girebilirlermiş.
Resimlerle zenginleştirilmiş, zaman zaman merak etsek de bir türlü araştırmadığımız türden bir konu olduğu için çok güzel bir sunumdu bizim için. 

Babamızın konusu, Edison ve Nikola Tesla arasında yaşanmış kelimenin tam anlamıyla “Akım Savaşları” idi.
Edison'a "vay hain!" dedik ara sıra.;-,)
Edison'un adını kuşkusuz hepimiz bilmemize rağmen, Tesla adını hemen hiç duymadık.
Halbuki; Edison, akım savaşlarında doğrusal akım tarafını oluştururken, Tesla da alternatif akım tarafındaymış.
Alternatif akım ve elektriğin kablosuz taşınması konusunda hayli önemli buluşlara imza atan Tesla, kendisine inanacak ve sponsor olacak kişi/kişler bulmakta çok zorlanmış. Çünkü buluşlarının esası deneme-yanılma yollu deneyler yerine, teorik bulgulara dayanıyormuş.
Günlerden bir gün, Tesla büyük bir heyecanla çalışmalarından Edison’a söz etmiş. 
Edison, Tesla'ya  böyle teorik çalışmalarla vakit harcaması yerine onunla birlikte çalışmasını önermiş.
(Niyeyse Tesla'yı fazlaca kendime benzettim, bu zamana kadar bir fikrimi söylediğim herkes bana kendisiyle çalışmamı önerdi ;-)
Edison o yıllarda kurduğu şirket ile (General Electronics) şehirlere doğrusal akım kullanarak elektrik üreten santraller inşa ediyormuş. 
Fakat bu santrallerin ürettiği akım kısa mesafelere iletilebildiği için ve tam verimli çalışmadığından dolayı o yıllarda Amerika’da sık sık elektrik kesintileri yaşanmaktaymış. 
Tesla, Edison’un yanında çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra santrallerdeki sorunları çözmeyi başarmış. Ancak Edison’un kendisine söz verdiği ücreti talep ettiğinde Edison şaşırmış bir şekilde; “tam bir Amerikalı gibi düşünmeye başladığında Amerikan şakalarından da anlayabileceğini” söylemiş ve bir ücret ödememiş. Tesla derhal istifa etmiş. 
Oysa,
Florasan lambayı, neon ışıklarını, hız ölçeri, otomobillerdeki ateşleme sistemini, radarın temellerini, elektron mikroskobunu ve mikrodalga fırını Tesla’nın bulduğunu kaç kişi biliyor acaba?
Bugün Tesla’nın bu kadar çok tanınmamasının en büyük sebeplerinden biri Edison’un ona karşı bir karalama yürütmesiymiş. 
Ayıp etmiş valla Edison. 
Tesla, Ocak 1943’te beş parasız öldüğü zaman çalışmalarını not ettiği kağıtlara FBI tarafından el konularak bunların günışığına çıkarılması da engellenmiş. Edison'un çabalarının bir sonucu olarak.
Babamıza teşekkür ettik, Tesla Amca'ya rahmetler diledik, hakikaten çok ilginç geldi konu yavrulara da.

Benim konum, "Fazıl Say" idi.
Zaman zaman abidik gubidik insanların magazin malzemesi yapmaya çalıştığı, müziğin dahi çocuğu Fazıl Say.
Bilgileri esas olarak derlediğim yer Hasretsenfonileri'nin bu yazısı idi. 
“Fazıl”, meğer Fazıl Say’ın dedesinin adıymış.
Matematikçi Fazıl Bey ile felsefe öğretmeni Nüzhet Hanım, 1930/1940’ların çoğu aydın ailesi gibi, daha Ahmet doğmadan eve bir Alman piyanosu almışlar.
Ahmet Say, savaş yıllarında Yahudi bir “matmazel”den piyano dersleri alarak büyümüş. 
Annesi, ilerde ünlü bir piyanist olacağını düşlüyormuş. 
Babası ise “İki bilinmeyenli denklem çözemeyen, Thomas Moore’dan, Voltaire’den habersiz bir çocuk piyanist olamaz” diyormuş.
...
Bu konuyu seçme sebebim kesinlikle babanın bu düşüncesi idi. Ne bileyim beni çok etkiledi ve Fazıl Say'ın boşuna Fazıl Say olmadığını, genetik mirasının da ne denli güçlü olduğunu anlattı bana. Sevgili Gülsenim; sana çoook teşekkür ederim.

Anlatımlarımız bittiğinde, üzerine yorumlar yaptık, düşündük, eğlendik.
Şimdi, önümüzdeki haftanın öğrenme saati için,  herkesin ilgisini çekecek, faydalı olabilecek yeni konular aramaktayız.







24 Kasım 2011 Perşembe

Madem 24 Kasım

Ben daha minicikken;
Bana "önemli" olduğumu hissettiren,
Bulunduğum çevrede bir "fark" yaratacağımı öğreten.

Ben bir anneyken;
Önemli kavramları atlamamaya gayret eden, farkındalıklarına her gün hayran olduğum biçimde evlatlarıma bir bir veren,
Fedakârlık kavramını beynim/iz/e nakşeden tüm öğretmenlerimi/zi/n,

Öğretmenler Gününü'nü kutluyorum.
Hayatını kaybetmiş öğretmenlerimizin ruhlarına küçük birer hediye gönderiyorum, bugün de.

Ve tüm öğretmenlerimizin yanında,
Annem,
Babam,
Kızkardeşim...
Emekleriniz, yürekleriniz, elleriniz, gözleriniz dert görmesin.
Gurur duyuyorum sizlerle...

Ve hepinizin, yıllardır çektiğiniz sıkıntılara bakıp bugün de yine,
"Bu paraya bu işi yapmak için "insan olmak" lazım diyorum.
Hakkınızı helal edin bizlere...