27 Mart 2018 Salı

Otlu gözleme, ot tanıtımı, bükme makarna filan

Malum iki haftadır ot festivallerinin graliçesi olmaya adaylık koydum, dün de gelen istek üzere, bir süre mutfağımda yıllardır kullandığım ve çok çok beğendiğim otları da sizlere tanıtayım dedim.
Efenim dün eve gittim, yayla çorbası yanına, kızımcığımın da epeydir istediği gözleme yapma fikri geldi aklıma zira bildiğiniz üzere buzdolabından ot fışkırıyor evde ;)


Biz burada börek ve gözlemelerde kullanacağımız ot içi sadece doğrayıp, karıştırıp bırakmıyoruz, içine mutlaka çökelek ve zeytinyağı da katıyoruz.
Kullandığım otlar; kazyak/kazayak şu...

Körmen/köremen/dağ pırasası/dağ sarmısağı (dünkü gönderide resim vardı, şimdi de onun doğadaki halini göstereyim dedim) şu..


Kırmızı pancar sapı (bunu biliyorsunuzdur) şu..



Bunlara ilave olarak, pazı ve taze soğan da vardı... Bu karışım aslında orjinal ot böreğinin esas karışımı. Giritlilerden öğrenilmiş bir karışımmış bu zaten. Ama tabi türlü türlü ot çeşitleriyle de hazırlamak her zaman mümkün, damağınız yönlendiriyor bu konuda. Bunları ince ince doğrayıp, içine arzuya göre ve istenen miktarda çökelek, isteğe göre tuz ve tabi ki zeytinyağı da karıştırırsınız, içiniz hazır olur.
Sonrası zaten hepinizin bildiği gibi, istediğiniz şekilde yaparsınız gözlemelerinizi yada otlu böreğinizi...
Ben hamuru yaparken tahıl unu içerisine bir miktar beyaz un da katıyorum. Sanki böylece biraz daha hoş oluyor tadı bize göre. Ve tabi tahıl ununa göre sert olduğu için sac üstünde hareket ettirirken kolayca kırılmıyor, bölünmüyor... Pişerken üstlerine az az da zeytinyağı sürüyoruz. Ve sac kullandığımız için ocağın batmasına hiç aldırmıyoruz ;))



Ben dikkatli beslenmeye başladığım için ;) sadece 1 denecik yedim valla. Yarım diye başladımdı ama artık kalmasın günah diye bitirdim aslında ;))

Hamurdan laf açıldı madem, size uzun zamandır yine burada yerlilerin sıkça yaptığı "bükme makarna"yı da tanıtmak istedim. Resimleri, burada ev yemekleri yapan bir mutfağın sahibi arkadaşımdan aldım. Burada bükme makarnanın hamurunu normal hamur olarak yoğurup açıyorlar, bazen süt koyuyorlar biraz da. Benim de bundan yapmışlığım var ama ben bu tür hamurları (aslında tüm taze makarna hamurlarımı)İtalyanların yaptığı gibi semolina da denilen irmik unu kullanarak hazırlıyorum (Migroslarda satılıyor), denemek isteyen olursa tavsiye ederim. Yapacağım miktara göre 750 gr. un için mesela 6 yumurta ve mutlaka süt de kullanırım. Hamuru besleyici hale getirdiğim için kızımcığımlara suçluluk duymadan yediriyorum sanki, içimi ferahlatıyorum ;))
Semolina irmik değildir, irmik unudur aman karışıklık olmasın. Benim Migros'tan aldığım paket de şudur;

Bükme makarna şöyle oluyor;



Tabi tüm makarnalar gibi serin bir yerde, bez üzerine yayarak kurutuyoruz biraz. Sonra kaynayan suya atıp istediğiniz kıvama kadar haşlıyorsunuz, aldante denen hafif sert kıvam için kaynamaya başladıktan sonra 7 dakika yetiyor ama tabi bu süre biraz da açtığınız hamurun ve büktüğünüz makarnanın ebatına, kalınlığına ve un içeriğine bağlı olarak + yada - olabilir.
Üzerine istediğiniz sos yada katkı ile servis yapabilirsiniz...
Uzun süredir yapmıyordum, bi ara kalkışmalı sanırsam. Bundan çokca yapıp, derin dondurucuya da atabilirsiniz. Tadı gerçekten çok güzel olur zaten hangi hamur işi güzel olmaz ki ama ;))

Şimdi evde değilim iyi ki.... ;))))))

26 Mart 2018 Pazartesi

Bodrum acı ot festivaliertesi

Bütün hafta sonumu, yağmuru gözetleyip, güneşin göz kırptığı anlarda atağa geçip, acı ot festivalini gezerek geçirdim desem hiç yalan olmaz.
Bence; eksiklere rağmen fevkalade geçti.
Dağdan, tarlalardan tap ama taptazecik toplanmış gelmiş elvan çeşit otlar; bu otlarla pişen elvan çeşit yemekler; ünlü aşçıların çeşitli yemekleri oracıkta yapıp sunmaları, halk oyunları, yerel müzikler, pazarı dolaşanların -ben de dahil- oynaya oynaya gezmesi, yöresel kıyafetlerle tezgah başında yerlerini alan satıcılar, üreticiler derken ben iki günümün önemli bölümlerini ayırmakla mutlu oldum.
Festival devesiyle selfie çektim. Başıma bir yemeni alıp bağladım. Her güzel şeyin fotoğrafını çektim...




Çökelekli, yumurtalı tilkişen kavurması ile kuzu göbeği mantarı kavurması ünlü aşçıların yaptığı yemek sunumları arasında en favori bulduklarımdı, haaa bir de festivalle ilgisi olmasa da yine ünlü bir şefin yaptığı Bodrum mandalinalı risotto enfesti...


Körüklü çizmeleri ve giyim kuşamlı efeler de pek bi havalı oynadılardı hani ;)


Bak bu da yöresel adıyla körmen/köremen otu. Aslında dağda kendiliğinden yetişen orjinal pırasa bu, dağ pırasası. Pırasayı andıran ama sarmısak benzeri bir kokuyu da muhteviyatında bulunduran, ot kavurmaları ve ot böreklerinin en baba malzemesidir kendisi, diğer otlara göre pahalıdır da. Bunun birde çok daha ince olanı var, o da aynı bitki ama ince köremen o da. İrisi şöyle ve oncacığı 10 lira;


Onca otu sırtlamış gelmişim, yemelere doymamışım da eve gelir gelmez de tattıklarımdan yapmadan durur muyum? Cıks tabi. Ebe gümeci (ilmik), kazyak ve köremeni bir güzel kavurmuşem, bol soğanla, kendi sucağızıyla... Üstüne atmışım tuzunu karabiberini, yapmışım yöresel peynir ve ızgara zeytinle sunumumu, ikram etmişem komşularımaaa ;))



Valla tadan çok beğendi... Benceğzim de o gazla işte pazar günü tekrar gidip, sırtlanıp geldim gene tazecik otceğizleri... Bakalım kimlere nasip olacak...

Ayyyy; pek tabi ki... Ekmek yapmadığım hafta sonu olu mu hiçç? Yazık ama kurbağalar kısır mı kalaydı? ;)) Yaptım tabi cumartesi, yine iki tane biri de pazar sabahı yine bir başka komşumun sofrasında yerini aldı. Sabah yetişemem onlara diye gecenin 12'sinde gönderdim valla ;-)) Fırından yesyeni çıkmış, misler gibi kokarkene, ıpsıcacıkkene ;))



İşte böyle...
Kitap okumaya fırsatım olmadı ama yemek kitabı aldım... Örgü de örmedim, film de izlemedim...
Hala da zonklamakta ayaklar ;))
Daha n'apim ay ;))))









23 Mart 2018 Cuma

...seviyorum...

Anaaa, mimlenmiştim de unuttum a ben onu ;))
Ezgi mutluluk garantili bir mim başlatmıştı. Geciktiğim için özür dileyerek hemen başlıyorum.

Neleri seviyorum?

*Kızımcığımlarımın mutlu olmasını çok seviyorum.
*Kızlarım için yaptığım her şeyi seviyorum.
*Her yerde ve her şeyde rengarenk olanı seviyorum.



*Bodrum'u seviyorum. En çok da sahil kasabası görünümünü kısmen de olsa koruyan yerlerini çok seviyorum.



*Ekmek yapmayı seviyorum.
*Arkadaşlarımı görmeyi, onlarla güzel anlar da dahil olmak üzere paylaşmayı seviyorum.
*Kedileri ve köpekleri de seviyorum.
*Yardıma ihtiyacı olan arkadaşlarım için elimden geleni yapmayı seviyorum.
*Annemin ve babamın telefonda da olsa seslerindeki neşeyi hissettiğim zamanları seviyorum.
*Yaptığım kekin manyakça kabarmasını seviyorum.
*Duş sonrası yeni yıkanmış, mis kokan havluya sarınmayı seviyorum.
*Mavi yumoş kullanmayı seviyorum. (Kokusu evi doldursun istiyorum, oh öyle yumşak yumşak;))
*Bahçedeki çiçeklerin açmasını, ağaçların canlanmasını, fidelerimin ürün vermesini seviyorum.
*Denize güneş gözlüğüyle girmeyi seviyorum.
*Eski sahaflar başta olmak üzere, buram buram kitap kokusu alabildiğim her yeri seviyorum.
*Hediye almayı da, vermeyi de seviyorum.
*Örgü, el işi, keçe, resim, hat, tezhip yapmayı seviyorum.
*Eski usul, tahta, kahvehane sandalyelerini seviyorum. Hele bi de rengârenkse...



*Emekli olup, dünyayı gezmek hayalimi seviyorum.
*Çamaşır suyunun hijyen veren hafif ve bahar kokulusuyla temizlik yapmayı seviyorum. 8Aman töbe yanlış anlaşılmasın, temizlik yapmayı değil, temizlik sonrası o kokuyu seviyorum, başka biri yaparsa da dadından yinmez derecede hemi de)
*Koyu yeşil ve iri olan Napolyon cinsi can eriğini seviyorum.
*Dağdan, bayırdan ot toplamayı ve onları yemek yapmayı seviyorum.
*Kamu çalışanıyım ve yanımdan mutlu ayrılan vatandaşlar olması halini seviyorum.
*Hormonlarımın dengesini koruyabildiği, sağlıklı olma hissini seviyorum.
*Gündelik yaşamı konu alan blogları okumayı seviyorum.
*Resim yapmayı seviyorum. En çok da tuval üzerine akrilik çalışmayı seviyorum.
*Geri dönüşümün her halini seviyorum. Evde, işte, çevrede bu türlü çalışmalara katılmayı ve bu hissi seviyorum.
*Bahçeyi balonlarla, renkli ışıklarla ve tüllerle süslemeyi seviyorum...
*Aldığım yeni şeylerin bir yerlerinde kafama göre değişiklikler yapmayı seviyorum.
*Probiyotik yoğurt, turşu yapmayı ve sevdiklerime yedirmeyi seviyorum.
*Mangal partilerini ve özellikle piknikte bunu yapmayı seviyorum.
*Çiğköfteyi seviyorum.
*Ha bak bi de Türk kahvesini, normalinden bi boy büyük fincanla içmeyi sefiyom.
*Bodrum lalesini seviyorum.



ve daha bir sürü şeyi....
Sevmeyi... Öznelleştirmeden dahi olsa ben gerçekten ve samimice sevmeyi gerçekten seviyorum.
Ve Ezgi... Evet hakkaten gülümsüyorum şu anda, teşekkürler fıstığım...


22 Mart 2018 Perşembe

Damak anahtarı

Hayırdır inşallah...
Bir süredir rüyamda üstü dualı bi büyükçe anahtar görüyordum. Çok rüya peşine koşan biri de değilim ama sık sık gördüğüm için ara sıra aklıma da takılmıyor değildi "bu ne demek acep ki?" diye.
Bir kaç gün önce eski ürünler satan bir mezata tesadüfen facebook üzerinden bakarken şırrak diye o anahtar gelmez mi ekrana? Ben bi şok... "Alayım" dedim, "satıldı" dediler. "Almam lazım valla benim bunu, ben bu anahtarı rüyamda görüyorum" dedim, sağ olsun mezat sahibi arkadaş, alan arkadaşa "size başka göndereyim, biraz öncekinin yerine olur mu?" dedi, "olur" dedi adamceğiz de. Böyle bi meşakkatli süreç sonunda aldığım anahtar geldi. Üzerinde sanırım Kelime-i Tevhid yazılı. Yanında bi anahtar da hediye etmek istemiş mezat sahibi arkadaş, "rüyamda görüyorum" deyince etkilenmiş.

Etkilendim elime alınca ben de, yeniden... Bilgim bunu anlamlandırmaya çok yetmese de "hayrolsun inşallah" dedim, diyorum. Lakin n'apcağımı da bilemedim. Bi yere mi asayım, bi dolaba mı koyayım bilemedim. Peki bunu niye yazdım; yazmasam olmayacak kadar kaç gündür aklımı meşgul ettiğinden.
Ben çocukken, şimdiki gibi böyle çelik kapılar filan yok iken ;) büyük tahta kapıların anahtarlarından hariç bir de "damak/damah anahtarı" denen, neredeyse her evde bulunan ve neredeyse her kapıyı açan bi tür böyle anahtarlar olurdu, büyücekti boyu diğer anahtarlara göre. Anahtarını unutan ev sahibi, komşusundan damah anahtarı ister, pıt diye açardı kapısını. Ve mesela üniversite okumaya gidene kadar ben, tek bir hırsızlık olduğunu hatırlamıyorum mahallemizde. Şimdi anlatırken çok basit bir detay gibi görünse de, "aman Allah'ım, ne güzelmiş, ne güzel şeymiş güven duygusu içinde yaşamak, ne şanslıymış dedelerimiz, ninelerimiz" demekten alamıyorum kendimi.
Bırak evi barkı, çocuk çoluğu; kedimizi, köpeğimizi emanet edecek kadar güvenmediğimiz bir toplum haline gelirken acaba hakikaten nerede eksik yaptık da, dünyanın harika değerlerinden biri olan "güven duygusunu" kaybettik? Ne zaman getirdik güvenmeyi lüks haline?
Gün geçmiyor ki sosyal medyada, haberlerde vs. hayvan, çocuk, engelli, kadın tecavüzlerine rastlanmasın. Gün geçmiyor ki caniler, bir de üstelik en yakın çevredekilerden ve hatta aileden çıkmasın. Bu çok üzücü.
Bir anne olarak ben çocuğuma her gün "aman yavrum dikkat et, aman yavrum temkinli ol, aman yavrum kimseye güvenme, aman yavrum kimseyle yalnız kalma" demekten insanlık adına utanç duysam da, diyorum. Bu kahredici...
Keşke böyle olmasaydı... Ya da en azından bunu düzeltmek adına elimden gelen bir şeyler olsaydı.
Ezcümle...
Kandiller önce "güzel ahlak" duygusuyla sindirilmeli ve doyasıya kutlanmalı ki mübarek olmalı diye düşünüyorum.
Bilmem anlatabildim mi?

21 Mart 2018 Çarşamba

21.03.2018

Valla bir derin donukluk hali var üzerimde.
Bir sürü şey yapmak isteyip, hiç bir şey yapamama durumu.
Ekinoks etkisi dedi bir arkadaşım, şüpheliyim, zira bendeki öle bi haftalık bir durum değil.
Her sabah işe gelirken "keşke bugün cuma olaydı" psikolojisi hissetmediğim tek gün olmuyor mesela.
Diyorum ya derin bir donukluk işte...
Yedi cüceleri oynuyorum sanki kendi içimde.



Bir süredir astrolojik fallarda -hiç anlamadığım konu bu fallar ama bakmadan da duramam-  "öfkeli konuşmaktan, agresif davranmaktan, yeni bir işe başlamaktan" kaçınmamı salık verip duruyolar. Aklıma gelirse aniden sakinleşmeye çalışıyorum.
"Mutlu olmak için büyük nedenlere gerek yok. Cebimde yetmiş beş kuruşum var, havada bahar" demiş Nazım Hikmet; sık sık bu sözü hatırlamaya çalışıyorum bi de, iyi geliyor.
Amaaa....
Ben sakinleşmeye çalıştıkça...

Sabah saatlerinde adamın biri hiç de benimle yani bölümümle ilgili olmayan bir konuda, bağırarak odama girdi. Külliyen haksız. Sakinim. Bağırdı çağırdı. Sakinim. Cevap vermediğim için beni Cimer'e şikayet edeceğini söyledi. Suskunluğuma hiddetlendi. Sakinim. "Sakinleştiğiniz anda konunun buradaki hiç kimseyle bir ilgisi olmadığını anlatabilirim ama bağırmaya devam ederseniz zaten beni duyamazsınız" dedim. Sustu. Anlattıklarımı dinledi ama tatmin olmadı olmalı ki, bir yerleri aradı. Anladı nihayet. "Kusura bakmayın" dedi. Gülümsedim. "İlaç mı kullanıyorsunuz?" dedi, "yok" dedim, "alıştım"... Kötü ama evet "alıştım"
Densiz insanlardan hep uzak kalmaya çalışsamda, şerbetliymişim gibi mutlak buluyolar beni. Mıknatıs gibi bir şeyim ben bu gibi insanlar için, çekerim... Densizliği, hiddeti ama en çok da gerizekalılığı sevmiyorum. Sakinim ama...

Memlekette desen, yaşadığın yerde desen dakka geçmiyo ki bi densizlik olmasın. Sakinim... Eski yazdıklarıma bakıyorum, sanki ben yazınca her şey düzelecek, değişecek sandığım zamanlara, kendime de kızıyorum; amma beylik lakırdılar etmişim diye. Bıraktım onları da, ne de olsa ben sakinim...

İşte bugünde böyle oldu.
Dün yine örgü örmedim, kitap da okumadım. Akşamın tek marifeti oje sürmekti, "çok bile" dedim...
Akşama ne pişireceğim konusunda hiç fikrim yok.



20 Mart 2018 Salı

Erguvan,gül,kedi

Bahçedeki erguvan ağacımız bi keyiflendi, sormayın gitsin... Yaklaşık 2 yıl oldu onu dikeli. Boylandı poslandı ama biz onu budadık, daha kısa ama daha bol çiçek elde etmenin formülü olarak. Çok yeni örendim ki ekşimsi bir tadı olan yenilebilir bir çiçekmiş, en kısa zamanda bir pasta üzerini süsleyebilirim demekki ;)


Mart başı gibi budadığımız sarı turuncu gülümüzden fideler dikmiştik, (geçen yıllarda da gül fidelemeyi denemiş ancak başaramamıştım) bu sefer içimde bir umut var. Bu gül kolay kolay bulunmayan, görenin hayran olduğu bir gül, dolayısıyla becerebilirsek çoğaltıp, beğenenlere hediye etmeyi düşündüm. Gül şu,


Fideler şu,


Dün eve gittiğimde gebeş olduğunu zannettiğimiz minnoş balkondan miyavda miyav, miyavda miyav beni çağırıyordu. Anladım, acıkmış. Onu doyurayım derken de bizim Mualla içerden miyavda miyav, miyavda miyavvv... :-)) Başım dertte anlayacağınız. Hiç sevmem halbuki ben kıskançları ;))


Dün manava uğrayıp eve gittim. Kabak, patlıcan aldım. Patlıcanları imambayıldı yaptım, dolapta kavrulmuş iç hazırdı çünkü. Yanına domatesli, biberli bulgur pilavı, yoğurtlu semizotu salatası afiyetle yedik. Bugün yeriz diye de kabak kavurması yaptım, kendi suyu ve domatesin bıraktığı suyla. Bugün yanına biraz yoğurtlu kereviz salatası da yapıp, dünden kalan bulgur pilavı ve şevketi bostanla yedirmeyi planlıyorum.
Dün hiç örgü örmedim, kitapta okuyamadım. Yemek faslından sonra çöken rehavete kendimi kaptırıp erkence uyuyup, saat 01:00 gibi de cin olup ayaklandım taaaki 05:30'a kadar. Akşamları mutlak örgü örmem lazım yani.
Hadi ben gider...

19 Mart 2018 Pazartesi

Yine mi ekmek yaaa ve yeni bluz

Yeni bir haftaya iş yerindeki müthiş bir yoğunlukla başladım zira diğer arkadaşım bu hafta izinli.
Hafta sonu çok normal olarak yine ekmek yaptım; bu sefer biri bize, biri de bu gibi lezzetleri denemeyi çok seven komşum Atilla abiye gitti. Erkek olduğuna bakmayın, eşi Şebnem abladan pek daha meraklı bu gibi işlere. Probiyotik turşu maceralarımda da yol arkadaşımdı kendisi, birbirimize tattırıp duruyoruz hala her yeni kavanozu açtığımızda. Bazen diyorum ki ona; "ah Atilla abi bi de örgü örsen dadından yinmez bi arkadaş olcen ya bana.." gülüyo tabi n'apsın adamceğiz. Bakalım bugün yorumlarını iletecektir. :)


Bu ara en rağbet gören ekmeğim zeyinli ve bol cevizli. Hani öyle ki yanına başka bir şey almasan da bir dilimi kâfi miktarda doyurucu. Ben ve kocam rejimde olduğumuzdan (yazınca bile pek havalı duruyor ama ööle sımsıkı diil bu rejim tabi bu arada) eve yaptığım boyutu küçülttüm. Gerçi yine de buzdolabında sakladığım kalan ekmekleri elimle bölüp fırına gönderiyorum peksimet yapıyorum Acil durumda üzerini hafifçe ıslattığımda burnuma gelen o muhteşem kokuya da bayılıyorum ayrıca.
Cumartesi günü Çamlık Köyünde ot festivali vardı, oraya gittim. Köy meydanında aman aman büyük olmayan bir festival de olsa taze toplanmış şevketi bostan nam-ı diğer kenker aldım, bir kısmını dün kuşbaşı etle pişirdim, bir kısmını da yazın annemler geldiğinde yapmak üzere dondurucuya attım. Akşam yemeği olarak dün ben sadece bir tabak etli şevketi bostan yedim yani ve peeek memnun kaldım.
Cumartesi yünve hobi malzemesi satan bir arkadaşıma uğradım, yolu bana tersti, aylardır uğrayamıyordum. Kahvemizi içtik, cigaralarımzı tüttürdük derken ben kafamdan bir model uydurup ona uygun iki değişik ip aldım yine. Şööle atletlerin üstüne annemin tabiriyle "dal geçirlik" delik delik gibi bir üst bluz öreyim diye. Bakalım işte hemen biter inşallah ;))
Resim çok güzel olmasa da renk laci.
Öle dümdüz haroşa örüyorum, arada ip değiştirerek.

Tabi bu örgü sayesinde yine bol bol film seyrettim ama sor bakalım ismini bile hatırlıyor musun diye cık...
Bahçe kedilerimizden birinin karnı gayet şiş, hamile olduğunu zannediyoruz. Dolayısıyla her akşam hamiledir önsezisiyle kendisine gayet cillop gibi sofralar kuruyoruz. Bunu gören bizim Mualla camın arkasından yapmadığını bırakmıyor tabi, küslük de dahil.
Akşama bize ot kavurucam elime ne geçerse, kızımcığım için de şinitzel ve salata düşündüm. Ha bi de yoğurtlu soğuk dövme çorbamız var, umarım afiyetle yeriz.
Havalar b sıcak, bi yağmurlu. Çimlerdeki ayrık otları ayıklanmalı, arka bahçe fideler için hazır hale gelmeli ama hem dizim hem de belim hergün kandırıyor beni "bugün de yapma boşver" diye. Ufak ufak başlamazsam mevsimi kaçırmış olurum, umarım bu hafta az az başlarız.
Benden bu kadar, ee sizde ne var ne yok?

16 Mart 2018 Cuma

Ekşi maya ekmek ekmek ekmek

Evet belki baharın etkisi, belki biraz da memleketin ve daha doğrusu dünyanın bitmek tükenmek bilmeyen can sıkıcı hadiseleri sebep oluyor üzerimdeki tuhaf yılgınlığa...
En son, düşen jette hayatlarını kaybeden 11 genç kadın için çok üzüldüm... Pazartesi günü çok sevdiğim başkan yardımcımızı beklenmedik anda kaybettik, çok üzüldüm...Sizde de olur mu bilmem; bu türlü ölüm vakalarında hayatın anlamsızlığını sorguluyor da sorguluyor insan. Sonra ne yapıyor peki, dönüp eve hayata mecburen de kaldığı yerden devam ediyor. Böyle olunca da üzüntü diye hissettiğim duygunun bile anlamsızlığı geliyor aklıma... Pek çok şeyi samimiyetsiz bulunca da insan, hiç beklememeye başlıyor ve en ufak bir samimiyet hissettiği bir olayla da karşılaştığında bu sefer makara tekrar başa sarıyor; "güven" diyor kendine, "yaşamak her şeye rağmen umutlu ve güzel"...
Kısır döngü...
Kelebek etkisi...
Vesaire...

Son uyuşuk zamanlarımda en çok yaptığım şey ekmek desem? Tuhaf di mi? Canım sıkıldıkça ekmek yapıyorum, eşe dosta hediye ediyorum. Geri dönüşleriyle beni o kadar memnun ediyorlar ki; şu aralar dünyanın en güzel hediyesinin de samimiyet içeren sevgi olduğuna inanıyorum... Önceki gün gece 3'e kadar bilmem kaçıncı mayalamayı, katlamayı filan bekledim mesela... Ekşi maya ekmek yapmayı çocuk büyütmeye benzetiyorum, hiç işi bitmiyor, sürekli ilgi istiyor mübarek...

Ekmeği sadece sade yapmıyorum; zeytinli, cevizli, haşhaşlı, çörek otlu, susamlı, tahinli, kuşburnulu ve ve ve aklıma gelen her şeyli yapıyorum. Bazen kızımcığımlar özel sipariş veriyor şunlu şunlu şunlu olsun diye, en keyiflisi de bu oluyor benim için. Her gün ekmek mayaladığımı gören ve bana un yetiştiremeyen eşim de her gün ama her gün "yeter artık be ya, yine mi?" dese de bakalım ne kadar devam edeceğim. Çeşidi sadece ekmeğin içeriğinde de yapmıyorum, coştum ben;) her türlü kap çeşidini de denemeye başladım. Çelik, döküm, cam, krom, toprak ;))) Hangisinde en güzel olduğunu test etmeye çalışıyorum...



Bugün küçük kızımcığım gelecek, fırında kremalı patates istedi yanında, mangal yapacak babişko onlara.

Sağlık, sıhhat ve afiyetle geçecek güneşli günler diliyorum blogcuğum...

15 Mart 2018 Perşembe

Spagetti cipsmiş, suşiymiş filan

Buraya yazmaya başlarken bir tutukluk oluyor bende, neden bilmiyorum. Hani en önemli bir yazışmaya bile bir çırpıda başlayabiliyorum da, burada neden olmuyor bilemiyorum.
Nereden başlayacağını bilmek önemli galiba, nerede bitireceğini bilmek gibi, neyse işte öyle...
Hafta içi akşamları yine eve gider gitmez yemek vs uğraştığımdan, başka hobilerimle uğraşmaya mecalim kalmıyor şu aralar. Günler biraz daha uzadığında umarım bende bir miktar daha heveslenebilirim.
Hafta sonu küçük kızımcığım aklıma getirdi, ben onlara bir süre önce cips niyetine bişeyler yapmıştım, çok sevmişlerdi, söyler söylemez ayaklandım. Cips her ne kadar sağlıksız da olsa eğlencelik gibi bişey olduğundan hatırladığınızda nispeten daha sağlıklısını öneririm, biz pek memnunuz.


Spagetti makarnayı ortadan (yandan olacak hali varmış gibi töbe töbe) ;-) evet şaşırdınız ama ortadan ;)) ikiye bölün, usulen yağladığınız tavada karıştıra karıştıra pembeleştirin, arzu ederseniz tavanın altını kapatırken biraz karabiber, biraz pul biber katın ve dahi aklınıza gelebilecek başka şeyler de olabilir. İşte hazır. 5 dakikada gayet güzel bir eğlencelik olarak ara sıra yiyeceğiz.

Geçenlerde kayınvalidelerle görümcemler (ki kendisine börülcem demekteyiz aslında) geldiler bize. Hadi suşi yapalım dedik, yaptık valla. Ben hiç evde denememiştim zira dışarıda yeme teşebbüsünde bulunduklarım hüsranla sonuçlanmıştı. Bunun iç malzemesini kendi keyfimize keder aldığımız için valla bayıldık. Efenim çiğ balık yerine somon füme ve lakerda ile denedik biz. Avakado, havuç, salatalık eşlik etti onlara ve yaban turpu turşusu, soya sosu ve wasabi de vardı tabi. Valla kızımcığımların pek bi hoşbeş olmamasına rağmen ben ayda en az 1 kez yapıp yerim tek başıma da olsa niyetlendim, bak ama yenme mi hiç? ;-)

Bu gördüğünüz kadar suşiyi biz sadece ve sadece 4 kişi yedik bitirdik desem? O ha di mi? Öyle valla ;-)) 
Kaç haftadır kitap okuyamaz oldum be blog. Elime almıyor değilim ama dikkatimi hemen kaybediyorum, bu beni biraz keyifsizlendiriyor. Bi de farkettim ki, elimde iş olmazsa film de izleyemiyorum, uyuyorum hemencecik.
Konuya başladım, yazasım da var ama işim de çok, hadi ben kaçar...

13 Mart 2018 Salı

Mualla'nın minderi filan

Zaten eskiden beri bi takıntım var çift yılların çok yıpratıcı geçtiği ile ilgili, 2018 de bu anlamda beni bana tekrar doğruladı.
Şu güzelim blogcuğuma hep iyi ve güzel şeyler yazmak istesem de bazen olmuyor işte...
Diz iğnelerinin henüz hiç bir faydasını görmedim. Ama bununla beraber, benzer durumdaki görümcemin uyguladığı ve gerçekten müthiş fayda gördüğünü benim de bizzat gördüğüm farklı bir metot denemeye karar verip başladım. Tıbben gerekeni yaptıktan sonra biraz da bitkisel yöntemlere dönmem umarım ve sanırım cahilce bir karar olmaz ;) Mucize beklediğim şey "bamya tohumu". Son yıllarda şiddetle iddia edildiğine göre bamya özütü eklem sıvılarını artırıyormuş. Sabahları aç karnına, günde 7 tane bamya tohumu yutuyorum. "Diz ve eklem ağrılarında müthiş bir iyileşme fark edeceksin" diyen yakınlarımı ve sevenlerimi haklı çıkar Yarabbim, ne olurrrr... Kendim yuttuğum gibi bu dertten muzdarip tüm tanıdıklarımı da teker teker arayıp başlattım valla :)

Bilmeyenler varsa bamya tohumu şöyle bişey:


Patcwork battaniyeyi bitirdim ama fotoğraf için uygun bir zaman yakalayamıyorum nedense ;)
Bu battaniyeyi örerken bizim Mualla'nın gelip gelip üstüne yattığından epeyce bahsetmiştim zaten burada, kızımcığımların içine sinmedi hal böyle olunca ve Mualla için de bir yastık oluverdi... Öyle çok sevdi ki, nereye koysak oraya gidip, kimseye de ellettirmiyor. Minder kısmı fermurlı, o yüzden tüylendikçe de yıkamak mümkün olacak...



Böyle işte...
Mesai saatlerim çok yoğun geçiyor malum Bodrum yaz mevsimine hazırlanıyor...
Sevgiyle ve sağlıkla kalın...