23 Aralık 2009 Çarşamba

El iyisi, ev delisi

Bugün Hürriyet'te yayınlanan bir haber aynen şöyle;

Türk lösemi hastaları ile Ermeni donörler arasında yüksek eşleşme oranı tespit eden Ermenistan İlik Bankası yetkilileri, “Türkler ile Ermeniler yeryüzünde birbirine genetik olarak en yakın etnik topluluklar, ayrıca Kürtler de aynı genetik kümede” dedi.(Devamı için şuraya bir tık:-)http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13280523.asp?gid=229)

Yüzyıllarca kardeş olup, yüzyıllarca da düşman olabilmemizin sırrını şimdik biraz daha anladım.

"El iyisi, ev delisi" olmak böyle birşey işte...

22 Aralık 2009 Salı

B İ L M İ Y O R U M

Çok şükür Türkiye ortalamasına göre iyi bir eğitim öğretim aldım diyebilirim.
Haaaa! Daha fazlası olamaz mıydı?

Olabilirdi, ama ailemin ve dolayısıyla benim şartlarımda ancak en iyi bu kadar olabildi.

Hem mesleğimle, hem hayatla, hem yöneticilikle, hem çalışan olmamla ilgili ciddi bir bilgi birikimim oldu.

Mezun olduğum 16 yıldan bu yana çeşitli konularda eğitimler, seminerler için; bir harf daha öğrenebilmek için cansiparâne çalıştım.

Hatta, bir önceki patronum ülkemizin bir CEO'suydu. Dolayısıyla hem idarî anlamda, hem de teknik anlamda sahip olduğum birikimi küçümseyecek kadar mütevazi asla olamayacağım.

Halen de, ülkemizin önde gelen insanları ile birlikte çalışmaktayım.
Öğrendiklerimin içinde en iyi öğrendiğim şeyin, "bilmiyorum" demek olduğunu bugün bir kez daha tecrübe ettim.

Gerektiğinde, "bilmiyorum" demek; meğer sandığımdan bile önemliymiş ve sırf bu yüzden rezil rüsva olan meğer ne kadar çok insanımız varmış...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Bak bakalım

Hedefe ulaşamadın değil mi?
Bi bak bakalım;
Ok'u, ruhunla mı atmıştın?

18 Aralık 2009 Cuma

Kim daha salak?


Okul yıllarımda bir arkadaşım vardı. Adı Melike. Melike her sınava “ayyy, vallağ hiç ama hiç çalışmadım, napcamm bilmiyorum yağğğ!” nağmeleri eşliğinde girerdi. Ben salağa da “sen çalışmışsındır de mi, mutlaka yağğğ?” diye sorar, benden ille de “evet şeker, çalıştım valla” cevabını alana kadar intil ederdi.


Sınava girilir, çıkılır, her nasılsa Melike genellikle 90’lı notlar alırdı.


“Abi kız hiç çalışmadan 99 aldı lan, amma zeki kız haaa” şeklinde özetlenebilecek bir açıklamayla da tüm erkekleri kendine âşık ettiğini falan düşünürdü, çünkü sırf bu sebeple azımsanmayacak bir abaza grubu peşindeydi gerçekten de.


Biz diğer kızlar da uzun aylar boyunca “ulen biz aptalız galiba, zekâ herhalde böyle bir şey” diyerek azap çekerdik. Çoğu zaman kıskanırdık da vallahi.


Toplaşıp eğlenecek oluruz, Melike’nin hep işi vardır. Toplaşıp sinemaya gidecek oluruz, Melike’nin o gün mutlaka başka bir misafiri gelecektir falan filan.


Fitne fücür değiliz ya, biz aptallar kafa bile yormayız Melike doğru mu söylüyor yalan mı diye.


Neyse sadede gelirsek, aylar sonra (annesinin farkında olmadan yaptığı ve kızıyla aralarını 4 yıl süreyle yay gibi geren itiraftan)anladık ki, Melike 48 saat uyumamak üzere ders çalışmazsa kendini “çalışmadım yağğğ” sayıyor.


Ben gibi salaklar da 3 saat çalışınca, kendini “çalıştım işte” sayıyor.


Ondan sebep ben, kimseye bu soruyu zaten sormam, tut ki birileri sordu, “çalışmadım” diyene de, “çalıştım” diyene de inanmam kardeş.


“İyi de bize ne, niye yazıyorsun?”, derseniz,


Yeni duydum ki, Melike okul bittikten yıllar sonra onu çok zeki(!) kabul eden bir sınıf arkadaşımızla tesadüfen karşılaşıp tesadüfen evlenmiş(düğün hazırlığı 3 yıl sürmüş). Çocuk Melike’ye sadece 3 ay dayanabilmiş, 3 ay da “ulen o kadar bekledik boşa gitmesin ben biraz daha gayret edeyim” diye bir 3 ay daha geçirmiş. Lakin gelinen nokta da, boşanma mahkemeleri 3 yıldır devam etmekte olup, Melike her seferinde hâkime “vallağ savunma yapmak, kendimi size anlatabilmek için hazırlanamadım hâkim bey yağğ” diye ağladığı için bizim çocuk(!) katil olmakla olmamak arasında gidip gelmekte imiş.


Oh olsun mu deseeem, vah vaaaaah mı desem, çüşşşş mü desem, diye çalıştım(!) gene de karar veremedim.


Biraz da siz çalışın.






15 Aralık 2009 Salı

Kötüyüm, oryantalistim, ayranım da ekşi!

Kötüyüm ben kötü.
Ayranım da ekşi.
Lanetin biriyim çoğu zaman.
Her daim; her akrabamla ya da arkadaşımla konuşmak istemiyor canım. Telefon ediyorlar açasım gelmiyor, görüşelim diyorlar "ya hadi atla gel!" demiyorum. Ne bir kırgınlıktan ne de başka bir halttan. Bozukluksa bozuğum, kötülükse kötüyüm, düşüncesizlikse düşüncesizim, iğrençlikse iğrencim be kardeşim!
Herkesin, herkese, her zaman söyleyeceği birşeyler olabilir.
Ama benim yok.
Benim vallahi, her zaman, herkese, herşeyi söylemeyi canım istemiyor. Ukalalıksa ukalalık, görgüsüzlükse görgüsüzlük, oryantalistlikse oryantalistlik.
İnsanlar her daim, kendileri her istediğinde emirlerine amade biri olmamı bekliyorlar sanki.
Kimse sormuyor ya da düşünmüyor, "benim istediğimi sen de gerçekten istiyor musun?" diye.
Herkes kendisi mükemmelmiş gibi davranıp, beni aşağılamaya çalıştıkça bi tarafları daha da şişiyor sanki. Gıcık oluyorum ya, gıcık...
Kötüyüm ben kötü, bu iyi anlaşıla.
Kötü olmayı bile sevmeye başladım bazıları yüzünden, Allah hayırlara çıkara...

13 Aralık 2009 Pazar

Kıç, baş

Adamın biri, ünlü bir şeyhe gider. Sıkıntıları vardır, dua ve muska ister. Şeyh dua eder, muskalar yazar. Bu arada adamın getirdiği koyun da kesilmiş, haşlama yapılarak yenilmiş, içilmiştir. Adam, gitmeden gelmişken şeyhin kıçını da öpmek ister. Şeyh epey uğraşır ama vazgeçiremez. Çaresiz domalır, şalvarını sıyırır. Adam öpmek için tam yanaşmışken Şeyh, yediği et suyunun etkisiyle yellenir! Adam, kokudan rahatsız olarak çekilir. Şeyh, kıçını tokatlar; "Seni kahrolası! Misafirin yanında beni utandırdın!" diye söylenir. Adam; "Önemli değil Şeyhim. O mübarek yerden çıkan yel de mübarektir." der yeniden öpmeğe eğilir. Aksilik bu ya! Tam öpecekken Şeyh bir daha yellenir! Adam gene geri çekilir. Şeyh yine kıçını tokatlar ve azarlar. Adam kararlıdır. Bu mübarek kıçı öpecektir. Üçüncü kere Şeyh domalır. Adam eğilir ama bu sefer Şeyh, et suyu ile iyice bozulmuş karnını adamın yüzüne-gözüne fışkırtır! Etraf ta berbat olmuştur! Şeyh bu sefer daha hiddetle kıçını tokatlar; "Seni kahrolası! Seni şişlenesi! Etrafı da berbat ettin! Beni de rezil ettin!" diye söylenirken Adam; "Vurma Şeyhim! O iki kere, gelme gelme sı..acam dedi! Ben ısrarla olmaz öpeceğim dedim. Demek ki senin kıçın, benim başımdan akıllıymış." der.

Bir kıçı, başımızdan daha hayırlı hale getirenler utansın diye yazmadım. İşte eyle...

Not: Kıssa, Mustafa Aslan'dan alıntıdır. Hisse de bu durumda hisseli harikalar kumpanyası'na (!) düşer...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Ritüel

Başsağlığı dileme ritüeline ne yazık ki bir yenisi daha eklendi. Yine hayretteyim, gazetelerde aynı manşetler, yüreklerde olduğu söylenen bildik yangınlar, bir takım bela okumalar, ölmediler nutukları falan filan. Değişen bir şey yok çünki kimse işe kendini değiştirmekten başlamıyor.
Çalışmak lazım, üretmek lazım. Sahtekarca değil bu memleket için hakikaten üretici olmak lazım. Standardını, dolandırdığın adamlardan elde ettiğin kazançlar üstüne kurmamak gerek. Kurduysan bile, çıkarıp sökmek gerek. Değişmek ve değiştirmek gerek.
Yok efendim, en güzel deniz daha gidemediğin denizmiş.
Yok efendim duyacağım en güzel söz henüz söylemediğiymiş...
Ömür dediğini ne sanarsın birader?
Ama eminim senin sandığın en güzel şey, henüz düşünü bile kuramadığındır...

4 Aralık 2009 Cuma

Lâkin

En uçlarda gezinmek için can atardım,
Lâkin;
Bedelini sadece kendim ödeyecek olsaydım...

3 Aralık 2009 Perşembe

Babaya bak...

Rus İşadamı Sergey Veremenko kızına banka hediye etmiş.
Çok fiyakalı görünüyor, "afferin harbi babaymış" diyesi geliyor valla insanın.
Bir de demiş ki; "kızım çok yetenekli ve kimseye kendini ispat etmek zorunda değil."
Ba ba ba ba baaaaaa...
Bak efe, zaten insan cart diye ve hediye niyetinden banka sahibi olunca daha ispat edecek bişey kalmaz. Bunun için de yetenek metenek sormaz kimse kızına rahat ol sen.
Maalesef ben hem kendimi, hem de yeteneklerimi hep ispat etmek zorundayım. Ve 37 senedir yaptığım bu işi, son nefese kadar da yapmam gerekir görünmekte.
Rabbim dön yüzünü bana da n'ooolurr... Hak mı şimdik bu?

Avukat

Avukat bir arkadaşım var.

Yüksek meblağlı bir arazi davası almış. Davayı aldığı kişi ile şöyle anlaşmışlar, ücretin yarısı peşin, yarısı da dava kazanılınca.

Bu durumda benim arkadaş,

1- Adaletle yoğrulmuş bir eğitim alan, onurlu bir kişi mi?
... yoksa;
2-Evet yoksa, müvekkili ile resmen bir adi ortaklık kurarak, gelecek milyonları düşlerken acımasızca karşı tarafı düşman ilan etmesi gereken ve eden kişi mi?

Ya da,

Diyelim ki arkadaş davayı kaybetti. E aylarca uğraşıp didindiği çalışmaların hakkının da üstüne bir bardak su içti. Bu durumda düştüğü hâlin tam adı nedir?

Yani işin öylesi de, böylesi de enayilik üzerine kurulu.

Dün gece bunları konuştuyduk, "sakın bunları yazıp da bana diploma yırttırma" diye biraz önce sms atınca dank etti, ondan yazdım.