Güzel bir hafta sonuydu çünkü büyük kızımcığımın gelişiyle bütünleşmiştik...
Gerisi elbette sıradandı... Sıradan olmasını seçtiğim için...
Siyah örgünün kazak değil de hırka olmasını önerdi büyük kızımcığım. Ben henüz karar vermedim, kazak daha çabuk biterdi aslında, şimdi iki ön parçayı denklemek için say dur, hem de siyahken. Bilmiyorum, zaten henüz ilk arka parça da bitmiş değil...
Hindiba haşladım, deniz börülcesi haşladım, ot mevsimine kucak açmış olmak güzel....
Beyaz lahanayı incecik doğra, hafifçe tuzla ovala, at derin bir kâseye. İçine aynı mıktar olacak şekilde yeşil elma doğra incecik, mümkün mertebe, lahanalarla aynı düzende. İkisini de yoğurtla karıştır, istersen azcık sarmısak ekle. Enfes bir tür salata oluyor, yap bi gün, tavsiye ederim.
Nihayet büyük kızımcığıma taze İtalyan makarnası denememi tatırdım, çoook sevdim dedi. Bir ara yine yaparım.
Annemin tarifiyle, kabaran yufka böreği yaptım, peynirli. Kızımcığımlarım çok seviyor diye. Güzel oldu. Hatta büyük kızımcığıma bir tepsi daha yaptım, giderken yanında götürdü, yemek kaçırma seanslarından sonra yardımcı olsun diye.
Evin içindeki işler -çok şükür- bitmek bilmediğinden, bahçe son 4 yılın en bakımsız halinde. Hafta içi zaten mümkün olamıyor, hafta sonu da zaman kalmıyor bir şekilde.
Üçümüz de saçlarımızı kestirdik. Büyük kızımcığımla ben oldukça kısa, küçük kızımcığım sadece kat istedi. Bugün yarın boyamak için boya aldım bi de. Altın karamel istedi bu sefer canım. Üşendim boyamadım henüz.
Yazarlık hakkında felsefik bir sorgulama kitabı aldım. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo CALVINO. Henüz bir fikrim yok, azıcıcık okudum.
Akşama, yine hindiba salatası var. Giderken hamsi bulabilirsem, hamsi kuşu yapacağım küçük kızımcığıma. Haa bi de süt kaynattım öğlen, gidince yoğurt mayalayacağım.
Koca 4 gün, kuaför haricinde evden çıkmamışım, sabah işe gelirken fark ettim. Mutluydum ama böyle yada ne bileyim ben öyle koyuyorum adını. Kuaförden çıkınca bir an önce ve hemen eve gelmek istemiştim diye böyle düşünüyor olabilirim, bilmiyorum ama emin değilim. Kızımcığımlarım "Napoli'nin Sırrı"nı izlemeye gidelim dediler, gitmedim, okuyacağım diye. Onlar gittiler. Büyük kızımcığım film için pek bi yorum yapamayacağını, küçük kızımcığım esaslı bir yönü olduğunu söyledi gelince. Uyuklamış olmaktan, easslı bir karar verdiğimi düşündüm ben de...
İş günü de gayet sıradan. Bu da gayet iyi demektir zaten.
İnsan belki de bir yaştan sonra (ben 40 yaş günümde böyle hissetmeye başlamıştım) heyecan aramıyor. Yoruluyor belki de. Belki de eline geçmiyor da kendini böyle kandırıyor, bunu da bilmiyorum.
Ne çok şeyi bilmediğimi biliyorum. Öööyle sıradanım ki, hayattan başka bir şey beklemek haksızlık olurdu galiba. O yüzden... Memnunum...
Ama bir yerde sıradışı bir şey var ve ben ona ulaşmak üzereyim gibi delice bir hissim de var.
Karmakarışıklık...
Hayatın ta kendisi gibi...
Karmakarışıklığın bile aslında sıradan olduğunu kabullenmek gibi...
Bilmiyorum, işte öyle...
Gerisi elbette sıradandı... Sıradan olmasını seçtiğim için...
Siyah örgünün kazak değil de hırka olmasını önerdi büyük kızımcığım. Ben henüz karar vermedim, kazak daha çabuk biterdi aslında, şimdi iki ön parçayı denklemek için say dur, hem de siyahken. Bilmiyorum, zaten henüz ilk arka parça da bitmiş değil...
Hindiba haşladım, deniz börülcesi haşladım, ot mevsimine kucak açmış olmak güzel....
Beyaz lahanayı incecik doğra, hafifçe tuzla ovala, at derin bir kâseye. İçine aynı mıktar olacak şekilde yeşil elma doğra incecik, mümkün mertebe, lahanalarla aynı düzende. İkisini de yoğurtla karıştır, istersen azcık sarmısak ekle. Enfes bir tür salata oluyor, yap bi gün, tavsiye ederim.
Nihayet büyük kızımcığıma taze İtalyan makarnası denememi tatırdım, çoook sevdim dedi. Bir ara yine yaparım.
Annemin tarifiyle, kabaran yufka böreği yaptım, peynirli. Kızımcığımlarım çok seviyor diye. Güzel oldu. Hatta büyük kızımcığıma bir tepsi daha yaptım, giderken yanında götürdü, yemek kaçırma seanslarından sonra yardımcı olsun diye.
Evin içindeki işler -çok şükür- bitmek bilmediğinden, bahçe son 4 yılın en bakımsız halinde. Hafta içi zaten mümkün olamıyor, hafta sonu da zaman kalmıyor bir şekilde.
Üçümüz de saçlarımızı kestirdik. Büyük kızımcığımla ben oldukça kısa, küçük kızımcığım sadece kat istedi. Bugün yarın boyamak için boya aldım bi de. Altın karamel istedi bu sefer canım. Üşendim boyamadım henüz.
Yazarlık hakkında felsefik bir sorgulama kitabı aldım. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo CALVINO. Henüz bir fikrim yok, azıcıcık okudum.
Akşama, yine hindiba salatası var. Giderken hamsi bulabilirsem, hamsi kuşu yapacağım küçük kızımcığıma. Haa bi de süt kaynattım öğlen, gidince yoğurt mayalayacağım.
Koca 4 gün, kuaför haricinde evden çıkmamışım, sabah işe gelirken fark ettim. Mutluydum ama böyle yada ne bileyim ben öyle koyuyorum adını. Kuaförden çıkınca bir an önce ve hemen eve gelmek istemiştim diye böyle düşünüyor olabilirim, bilmiyorum ama emin değilim. Kızımcığımlarım "Napoli'nin Sırrı"nı izlemeye gidelim dediler, gitmedim, okuyacağım diye. Onlar gittiler. Büyük kızımcığım film için pek bi yorum yapamayacağını, küçük kızımcığım esaslı bir yönü olduğunu söyledi gelince. Uyuklamış olmaktan, easslı bir karar verdiğimi düşündüm ben de...
İş günü de gayet sıradan. Bu da gayet iyi demektir zaten.
İnsan belki de bir yaştan sonra (ben 40 yaş günümde böyle hissetmeye başlamıştım) heyecan aramıyor. Yoruluyor belki de. Belki de eline geçmiyor da kendini böyle kandırıyor, bunu da bilmiyorum.
Ne çok şeyi bilmediğimi biliyorum. Öööyle sıradanım ki, hayattan başka bir şey beklemek haksızlık olurdu galiba. O yüzden... Memnunum...
Ama bir yerde sıradışı bir şey var ve ben ona ulaşmak üzereyim gibi delice bir hissim de var.
Karmakarışıklık...
Hayatın ta kendisi gibi...
Karmakarışıklığın bile aslında sıradan olduğunu kabullenmek gibi...
Bilmiyorum, işte öyle...
Bu yaştan sonra sıradışı şeyler pek hayırlı şeyler olmuyor, sıradanlık güzel :)
YanıtlaSilBir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'yu okuduğum dışında hiçbir şeyini hatırlamıyorum. Of ya, benim de bu unutkanlığım bazen kötü oluyor. Bazen de iyi, aynuçı kitabı dört beş kere merakla okuyabiliyorum :) Netse Montaigne de bundan muzdaripmiş, çok da üzülmiim , bir gün denemeler yazarım belki :D
Ay Handannn, iyi ki yazdın, demek Montaigne de öyleymiş ha, bi sevindim inanamazsın ;))
SilKırk mırk diye beklentilerini sınırlama şekerim, her yaş farklı sürprizlere gebe olabilir. Ben hayattaki yönümü emekli olduktan sonra buldum, 50 yani :) Meğer ne güzelmiş zorunluluklar olmadan hayat.
YanıtlaSilBu Mayıs başı, kısmet olursa tabii, planlarda lise arkadaşlarıyla Bodrum var, Nuran'la henüz konuşmadık bu konuyu gerçi ama aklımızdan geçen bu, olursa senle de görüşürüz ne hoş olur.
Ha bir de yorum sayfasını tıklayınca pop-up reklam falan çıkıyor, yorumlarını sayfa altına gelecek şekilde ayarlasan keşke.
Çok sevgiler, hem sana, hem kızıncığınlara :)))
Örtmenim, valla sabırla bekler haldeyim o emekliliğimi, içime tonlarca su serptiniz, sağolun...
SilMayıs'ı sabırsızca bekliyorum o halde...
Yorum sayfasını becerebildim sanırım, valla ben de o nasıl olur diye bilemiyordum, hatırlatınca deneyeyim dedim, oldu di mi şimdi?
Sevgiler bizden de...<3
Ay olmuş, çok iyi olmuş hem de, eline sağlık :)
Siloh egeli kokuyo burdaaaa otlar felan :)
YanıtlaSilgeldi mi, geldi miii?<3
SilAksiyona bence de hiç gerek yok :) Seninle aynı fikirdeyim :))
YanıtlaSilLahana salatasını böyle bir deneyeceğim, tarifine sağlık şekerim ♥
Aklıma öğrenciliğim geldi. Üç ev arkadaşıydık. Salonda büyük bir yemek masamız vardı. Memleketlere gittiğimizde valizlerimizin yarısını yiyecek doldurur masanın üzerine dizerdik. Hatta arkadaşları çağırırdık. Bir kaç gün ziyafet olurdu.Yaş mı, kırk mı yani 30+, yapacak çok şey var daha.
YanıtlaSil