Mesela geçen sene böyle düşünmüyordum ama dün akşamdan beri daha da yoğunlaştığım için son günlerin -gündem değiştirme aracı olarak ortaya yeniden sürüldüğüne inandığım- andımız konusu.
Ben artık şekilcilikten yana değilim.
1933'ten beri her sabah andımızı okuyan nesil tarafından yönetiliyoruz, öyle değil mi? Memnun muyuz peki? İşe yaramış mı? Kimimiz Türküz Türk olmasına da, biz aynı mozayığın içinde birbiriyle bal gibi geçinen ama birilerinin sonra üzerine -bilinçli şekilde- limon tuzu katarak köpürttüğü ve ayrıştırdığı, kanırttığı kimlik bunalımına düşürüldüğü diğer etnik guruplarla bir bütün değil miyiz ki, doğru muyuz ki, çalışkan mıyız ki, küçüklerimizi seviyor, büyüklerimizi sayıyor muyuz ki, ülkümüz gerçekten yükselmek ve ileri gitmek oldu mu ki hiç? Varlığını Türk varlığına en son kim armağan etti? diye sormadan da edemiyorum.
1972'den beri de,(o tarihte eklenen kısmı) bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk'ün açtığı yolda, kurduğu ülküde, gösterdiği amaçta hiç durmadan yürüdük mü yani millet olarak?
Bazı şeyleri kültleştirip, ezberleyerek ve sürekli ayrışarak bi halt olamadığımız gayet açık oysa. Ve bunun gibi konuları sürekli Atatürk'e bağlayarak, siyasi malzeme yaratmak da bence edepsizliğin dik alâsı.
Tekrar söylüyorum, 85 yıldır okundu, işe yaramadı, ne bekliyoruz?
Ant içmek, günümüz anlamıyla yemin etmek hangi hallerde gereklidir? Ahlâklı bir insanın ağzından çıkan söz, doğruluğu ispat için(!) yemin etme ihtiyacı doğurur mu?
Diyelim ki yemin ettin. Yeminini tutmazsan ne olur, bu ne kadar ahlâkidir?
Yok tamamen sembolik bir seremoni ise, Dr.Reşit Galip'in kızlarıyla bayramlaşma amacıyla kaleme aldığı (kaynak; Prof.Dr.Afet İnan- Atatürtk Hakkında Hatıralar ve Belgeler), o yıllarda Milli Eğitim Bakanı olmanın avantajıyla, her sabah okunması amacıyla genelge yayınlattığı, tamamen kişisel bir metne kutsaliyet atfetmek ne kadar akılcıdır?
İşte...
Sen, ben, o...
Andımızı(!) kutsal metin yerine koyup, temcit pilavı yer gibi okunsun mu okunmasın mı diye birbirimize düşerken...
ABD'de MSK Kanser Merkezi ve MIT'nin ortak çalışması sonucunda geliştirilen üç etaplı radyoimmünoterapi tekniğiyle toksik bir etki olmaksızın kolorektal kanser tedavisinde yüzde 100 başarı elde edildi.
Ben artık şekilcilikten yana değilim.
1933'ten beri her sabah andımızı okuyan nesil tarafından yönetiliyoruz, öyle değil mi? Memnun muyuz peki? İşe yaramış mı? Kimimiz Türküz Türk olmasına da, biz aynı mozayığın içinde birbiriyle bal gibi geçinen ama birilerinin sonra üzerine -bilinçli şekilde- limon tuzu katarak köpürttüğü ve ayrıştırdığı, kanırttığı kimlik bunalımına düşürüldüğü diğer etnik guruplarla bir bütün değil miyiz ki, doğru muyuz ki, çalışkan mıyız ki, küçüklerimizi seviyor, büyüklerimizi sayıyor muyuz ki, ülkümüz gerçekten yükselmek ve ileri gitmek oldu mu ki hiç? Varlığını Türk varlığına en son kim armağan etti? diye sormadan da edemiyorum.
1972'den beri de,(o tarihte eklenen kısmı) bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk'ün açtığı yolda, kurduğu ülküde, gösterdiği amaçta hiç durmadan yürüdük mü yani millet olarak?
Bazı şeyleri kültleştirip, ezberleyerek ve sürekli ayrışarak bi halt olamadığımız gayet açık oysa. Ve bunun gibi konuları sürekli Atatürk'e bağlayarak, siyasi malzeme yaratmak da bence edepsizliğin dik alâsı.
Tekrar söylüyorum, 85 yıldır okundu, işe yaramadı, ne bekliyoruz?
Ant içmek, günümüz anlamıyla yemin etmek hangi hallerde gereklidir? Ahlâklı bir insanın ağzından çıkan söz, doğruluğu ispat için(!) yemin etme ihtiyacı doğurur mu?
Diyelim ki yemin ettin. Yeminini tutmazsan ne olur, bu ne kadar ahlâkidir?
Yok tamamen sembolik bir seremoni ise, Dr.Reşit Galip'in kızlarıyla bayramlaşma amacıyla kaleme aldığı (kaynak; Prof.Dr.Afet İnan- Atatürtk Hakkında Hatıralar ve Belgeler), o yıllarda Milli Eğitim Bakanı olmanın avantajıyla, her sabah okunması amacıyla genelge yayınlattığı, tamamen kişisel bir metne kutsaliyet atfetmek ne kadar akılcıdır?
İşte...
Sen, ben, o...
Andımızı(!) kutsal metin yerine koyup, temcit pilavı yer gibi okunsun mu okunmasın mı diye birbirimize düşerken...
Manchester Üniversitesinde deniz suyundaki tuzlar, grafen oksit filtreyle filtrelenerek saf su elde edildi. Prof. Dr. R. R. Nair, bu sistemi bir evin ihtiyacını karşılayacak boyutta ve düşük bir maliyette üretecek tesisler kurulmasını hedeflediklerini açıkladı. Açıklamada, bu gerçekleşirse gelişmemiş ülkelerde susuzluk çeken ailelerin temiz içme suyuna kavuşabileceği vurgulandı. Çalışma, Nature Nanotechnology dergisinde yayımlandı.
Vanderbilt Üniversitesinde Doç. Dr. J. Caldwell, boron nitrür kristallerini kullanarak canlı hücreleri ve üzerlerindeki virüsleri gösteren bir hiper mercek geliştirdi.
Berkeley ve Harvard üniversiteleri araştırmacılardan Dr. P. Yang ve Dr. K. Sakimoto, bakterilerin dış yüzeyini yarı iletken madde ile kaplamayı başardı. Bu bakteriler, güneş enerjisini emerek yakıt olabilecek organik madde üretti.
Minnesota Üniversitesinden Prof. Dr. Sang-Hyun Oh ve ekibi, grafenden yaptıkları elektronik sistemle, bir çözelti içindeki biyomolekülleri tek tek yakalamayı başardı. Araştırmacılar, bu sistemin ilerde bazı hastalıkların teşhisi için kullanılabileceğini aktardı.
Imperial College'da, optik bilgisayarı yapabilmek için gereken bir teknik geliştirildi. Üniversiteden Dr. M. Nielsen ve ekibi, silisyum bir tabakanın üzerini MEH-PPV adlı bir polimer (plastik) ile kapladı. Ardından da polimerin üzerini altınla kaplayarak ışınların birbirleriyle çok kısa mesafelerde etkileşmesini sağlayan bir elektronik yonga yapmayı başardı. Optik bilgisayarların önünü açan bu çalışma, Science dergisinde yayımlandı...........................................
...........................
Vanderbilt Üniversitesinde Doç. Dr. J. Caldwell, boron nitrür kristallerini kullanarak canlı hücreleri ve üzerlerindeki virüsleri gösteren bir hiper mercek geliştirdi.
Berkeley ve Harvard üniversiteleri araştırmacılardan Dr. P. Yang ve Dr. K. Sakimoto, bakterilerin dış yüzeyini yarı iletken madde ile kaplamayı başardı. Bu bakteriler, güneş enerjisini emerek yakıt olabilecek organik madde üretti.
Minnesota Üniversitesinden Prof. Dr. Sang-Hyun Oh ve ekibi, grafenden yaptıkları elektronik sistemle, bir çözelti içindeki biyomolekülleri tek tek yakalamayı başardı. Araştırmacılar, bu sistemin ilerde bazı hastalıkların teşhisi için kullanılabileceğini aktardı.
Imperial College'da, optik bilgisayarı yapabilmek için gereken bir teknik geliştirildi. Üniversiteden Dr. M. Nielsen ve ekibi, silisyum bir tabakanın üzerini MEH-PPV adlı bir polimer (plastik) ile kapladı. Ardından da polimerin üzerini altınla kaplayarak ışınların birbirleriyle çok kısa mesafelerde etkileşmesini sağlayan bir elektronik yonga yapmayı başardı. Optik bilgisayarların önünü açan bu çalışma, Science dergisinde yayımlandı...........................................
...........................
.
İyi mi?
Türk, doğruyuz, çalışkanız, ülkümüz yükselmek ve ileri gitmek öyle mi?
İyi mi?
Türk, doğruyuz, çalışkanız, ülkümüz yükselmek ve ileri gitmek öyle mi?

Çok güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık...
YanıtlaSilMerhaba. Takibe geldim izleyenlerde :)
YanıtlaSilHislerimize tercüman olmuşsun. Teşekkürler..
YanıtlaSilValla kimse varlığını Türk varlığına armağan etmiyor, anca çenesini armağan ediyor, o da bir işe yaramıyor. Bana da daral geliyor , Cumhuriyet elden gitmiş, hak hukuk eğitim hiçbir şey kalmamış, bütün ülke parça parça satılmış, en çok yakınanlar en az iş yapanlar olmuş, konuştuğumuz konulara bak.
YanıtlaSilBiz sadece konuşuyoruz, gündemi değiştirmek ya da oyalamak isteyenlere çanak tutuyoruz...
YanıtlaSilEskiler derdi ya millet fezaya çıktı biz hala buralarda diye, aynı onun gibi...
Merhaba :)
YanıtlaSilKonuşulması gerekenlere hep bir paravan bulunuyor bakalım altından nasıl bir çorap daha örüyorlar göreceğiz.
O güzel günler yakında efem
YanıtlaSil