Öğle mesai arası dün de bahsettiğim üzere bu hafta da turşuluk malzemeleri kaçırmayayım diye sebze pazarına gittim. Epeydir de gitmiyormuşum. Bir saat içinde hani neden öyle derler bilmem ama sucuk gibi terledim. Süre dolduğu için eve de bırakamadan direkt işe geldim, vıccık vıccıkım. Saçlarım kısacık artık ama sanki 5 dakika önce duştan çıkmış gibiyim. Bunu niye uzattım, çünkü hani o bahsettikleri, beklenen kasırgadan mütevellit olduğunu düşündüğümüz, bugüne kadar en sıcak yaz gününde bile görmediğimiz bir havaya uyandık bugün. Gidenler bilir, hani Antalya gibi, Adna, Mersin gibi... Ve yaprak kımıldamıyor, ve arasıra yağmur yağıyor ama geceden beri tuhaf şekilde sessiz bir hava. "Fırtına öncesi sessizlik" dedi biraz önce bir arkadaş, temelli şüphelendim.
Pazar günü buraları vuracağı beklenen o fırtına ve sel, eğer hakikaten olursa ve bizler de halâ tutunabilmişlerden olursak inşallah ben en azından turşumu yapmış gitmiş olmakla mutlu olacağım ;))
Şimdi gene konudan konuya bodoslama yapmak durumundayım, çünkü yazmadan önce bir planım olmuyor. Yazarken o an aklıma ne gelirse yazıvermiş oluyorum ve bir daha da silmiyorum. Onun için öyle ebedi bir bütünlük filan olmayacak sanırım bu sayfada hiç bir zaman... ;))
Bu sene 2 dizi seyrediyorum Türk kanallarında. (Eee bize ne diyorsan kapa sayfayı şekerim) Biri, bir zamanlar Çukurova. İzlerken, oy yılları göze aldığımızda pek çok hata göze çarpsa da, sanırım Vahide Perçin ve de Bülent Polat olduğu sürece seyretmeye devam edeceğim. Hata neydi mesela, Jandarma'ya Yımaz'ı ihbar edecekken 156'yı çevirdi Hünkâr Sultan ;)) 1970'li yıllar nireeee, 156 nireee ;)) Sonra cezaevi arabasının yazıları, CNC yapıştırmaydı ;)) Sonra mesela büttttün Yaman çiftliğinin tanıyageldiği Züleyha'yı gitti kulüpte yok bilmem ne paşanın torunu diye tanıttı falan filan.
Diğer dizi Gülperi. Konu açısından "aman caaağnımmm, yine mi" dedirtse de Nurgül Yeşilçay'ı, Tarık Pabuççuoğlu'nu es geçemem. Ama tabi Timuçin Esen de en az onlar kadar önemli bu diziyi de seyretmem için. Bu adama gerçek anlamda hayranım. Her bakımdan müthiş buluyorum... O Gülperi'nin büyük oğluna ve kaynanasına da aşırı gıcığım şimdilerde.
Dün bir arkadaşım kitap yollamış (sanıyor ki eskisi gibi okuyorum tabi) evrenin mesajı herhalde diyerek gülümseyerek aldım. Daha önce hiç bu konuda konuşmamıştık onunla ama Hallac-ı Mansur çoook uzun yıllardan beri zihnimi meşgul eden bir karakterdi. Hatta evde birkaç kitap da var, mesela En-el Hakk- Kevser Yeşiltaş'ın yazdığı, başlanıp devam ettirilememişlerin arasında. Onun dili biraz tuhaf geldi, sürüklememişti pek fazla ama dün gece arkadaşıma bari ayıp olmasın diye yeni kitaba başladım ve 3-5 sayfa okurum derken, 50 sayfalara filan gelmiştim. Hatta bugün mesai olmasa epeyce daha devam edebilirdim. Yalnız bir sıkıntı var benim için, o da ilk 50 sayfada epeyce yazım ve imla hatası var. Bu da bir kitap okurken beni ondan oldukça soğutan bir şey. Pekçok kitabı bırakma nedenimden biridir bu konu, ilerleyemiyorum, odaklanamıyorum o zaman. İlerleyen sayfaları için umutlu olmak istiyorum. Kitap şu ve bu umarım okuyamazlığımın belini kırar;
Haa bak bütünlük diyorduk di mi? ;)) Başta dedim ya turşuluk malzeme için çıkmıştım dışarı. Geçen yıllardan takipte olanlar bilir, probiyotik beslenme takıntım var. Hatta geçen yıl bu konuda çok emek verdim ve gerçekten çok fayda gördüğümüzü düşündük ailecek. Dolayısıyla bu yıl da turşularımızı yine limontuzu/limon/sirke olmadan sadece tuz ile kuracağım. Hiç denemediyseniz mutlaka tavsiye ederim. Aylarca keyifle ve zerre bozuntu olmadan tüketmiştik hatta konu komşu, arkadaş, akraba filan kim yediyse de bayılmıştı. Umarım bu sene de aynı başarıyı ve keyfi tutturabilirim.
Pazar pek sakindi. Fiyat da yazacağım bu sene, ömür yeterse gelecek yıl bakıp kıyaslayacağım kendimce ;)) Biberler 5 TL/kg, lahana 5 TL/kg, havuç 4 TL/kg, kornişon salatalık 4 TL/kg idi. Bursa domatesi 7 TL'ye yükselmiş, şükür o işi bitirmişim dedim.
Biberleri mümkün mertebe küçük seçmeye uğraşırken, pazarcı başka bir müşterisiyle sohbet ediyordu. Adam dedi ki; babam ve ben üretici idik, tek bildiğimiz iş buydu. Çektiğimiz sıkıntı ve geçim darlığıyla benim iki oğlan asla tarlaya girmedi "biz tarla marla istemiyoruz, satın savın, bizi okula gönderin" diyorlar şimdi, domates fidesini görse tanımaz bilmez bu ne diye, yani siz şimdilere yine de şükredin, bundan 5 yıl sonra kesinlikle ve kesinlikle bizim gibi üreticilerin tamamı bitmiş olacak, sizler de seradan ne çıkarsa ona mahkûm olacaksınız."
Hepimizin bildiği şeyleri tekrarlamanın elbette gereği yok ama bu gidişat, üreticinin üretimden bu kadar caydırılıyor olması, hakikaten çok üzücü. Benim kızlarım tarladan ürün bulabilip de alt tarafı bir turşu kurmaya, kışlık domates kavanozları hazırlamaya, kuru sebze yapmaya anneleri gibi böyle özenebilecekler mi, bu fırsat ellerine geçebilecek mi; karamsarım... Eskiden derdim ki; "aman hiç değilse biz yetiştiririz bir lokma toprakta da olsa, ben yine onlara öyle yediririm." Artık bunu diyemiyorum. Tohumlar kısır, tohumlar oynanmış, tohumlar değiştirilmiş. Sen toprak bulup, emek versen ne çıkar... Bahsetmiştim sanırım, bu sene sırf bu niyetlerle dünya emek verdiğimiz minik bahçemizdeki 15 fide kabak, 15 fide bamya deli gibi çiçeklenmelerine rağmen tek bir kabak vermedi, sadece 3 tek bamya aldık. Sözde yerli tohumdu. Pes dedik. Sözün özü, her şeye rağmen ileride bir gün "biz yine de çok şanslıymışız" diyeceğiz, ne acı...
Destan yazmışım yine ;))
Kasırgayı, seli ucuz atlatırsak pazartesi görüşmek üzere inşallah. Bence bişiycikler olmaz...
Pazar günü buraları vuracağı beklenen o fırtına ve sel, eğer hakikaten olursa ve bizler de halâ tutunabilmişlerden olursak inşallah ben en azından turşumu yapmış gitmiş olmakla mutlu olacağım ;))
Şimdi gene konudan konuya bodoslama yapmak durumundayım, çünkü yazmadan önce bir planım olmuyor. Yazarken o an aklıma ne gelirse yazıvermiş oluyorum ve bir daha da silmiyorum. Onun için öyle ebedi bir bütünlük filan olmayacak sanırım bu sayfada hiç bir zaman... ;))
Bu sene 2 dizi seyrediyorum Türk kanallarında. (Eee bize ne diyorsan kapa sayfayı şekerim) Biri, bir zamanlar Çukurova. İzlerken, oy yılları göze aldığımızda pek çok hata göze çarpsa da, sanırım Vahide Perçin ve de Bülent Polat olduğu sürece seyretmeye devam edeceğim. Hata neydi mesela, Jandarma'ya Yımaz'ı ihbar edecekken 156'yı çevirdi Hünkâr Sultan ;)) 1970'li yıllar nireeee, 156 nireee ;)) Sonra cezaevi arabasının yazıları, CNC yapıştırmaydı ;)) Sonra mesela büttttün Yaman çiftliğinin tanıyageldiği Züleyha'yı gitti kulüpte yok bilmem ne paşanın torunu diye tanıttı falan filan.
Diğer dizi Gülperi. Konu açısından "aman caaağnımmm, yine mi" dedirtse de Nurgül Yeşilçay'ı, Tarık Pabuççuoğlu'nu es geçemem. Ama tabi Timuçin Esen de en az onlar kadar önemli bu diziyi de seyretmem için. Bu adama gerçek anlamda hayranım. Her bakımdan müthiş buluyorum... O Gülperi'nin büyük oğluna ve kaynanasına da aşırı gıcığım şimdilerde.
Dün bir arkadaşım kitap yollamış (sanıyor ki eskisi gibi okuyorum tabi) evrenin mesajı herhalde diyerek gülümseyerek aldım. Daha önce hiç bu konuda konuşmamıştık onunla ama Hallac-ı Mansur çoook uzun yıllardan beri zihnimi meşgul eden bir karakterdi. Hatta evde birkaç kitap da var, mesela En-el Hakk- Kevser Yeşiltaş'ın yazdığı, başlanıp devam ettirilememişlerin arasında. Onun dili biraz tuhaf geldi, sürüklememişti pek fazla ama dün gece arkadaşıma bari ayıp olmasın diye yeni kitaba başladım ve 3-5 sayfa okurum derken, 50 sayfalara filan gelmiştim. Hatta bugün mesai olmasa epeyce daha devam edebilirdim. Yalnız bir sıkıntı var benim için, o da ilk 50 sayfada epeyce yazım ve imla hatası var. Bu da bir kitap okurken beni ondan oldukça soğutan bir şey. Pekçok kitabı bırakma nedenimden biridir bu konu, ilerleyemiyorum, odaklanamıyorum o zaman. İlerleyen sayfaları için umutlu olmak istiyorum. Kitap şu ve bu umarım okuyamazlığımın belini kırar;
Haa bak bütünlük diyorduk di mi? ;)) Başta dedim ya turşuluk malzeme için çıkmıştım dışarı. Geçen yıllardan takipte olanlar bilir, probiyotik beslenme takıntım var. Hatta geçen yıl bu konuda çok emek verdim ve gerçekten çok fayda gördüğümüzü düşündük ailecek. Dolayısıyla bu yıl da turşularımızı yine limontuzu/limon/sirke olmadan sadece tuz ile kuracağım. Hiç denemediyseniz mutlaka tavsiye ederim. Aylarca keyifle ve zerre bozuntu olmadan tüketmiştik hatta konu komşu, arkadaş, akraba filan kim yediyse de bayılmıştı. Umarım bu sene de aynı başarıyı ve keyfi tutturabilirim.
Pazar pek sakindi. Fiyat da yazacağım bu sene, ömür yeterse gelecek yıl bakıp kıyaslayacağım kendimce ;)) Biberler 5 TL/kg, lahana 5 TL/kg, havuç 4 TL/kg, kornişon salatalık 4 TL/kg idi. Bursa domatesi 7 TL'ye yükselmiş, şükür o işi bitirmişim dedim.
Biberleri mümkün mertebe küçük seçmeye uğraşırken, pazarcı başka bir müşterisiyle sohbet ediyordu. Adam dedi ki; babam ve ben üretici idik, tek bildiğimiz iş buydu. Çektiğimiz sıkıntı ve geçim darlığıyla benim iki oğlan asla tarlaya girmedi "biz tarla marla istemiyoruz, satın savın, bizi okula gönderin" diyorlar şimdi, domates fidesini görse tanımaz bilmez bu ne diye, yani siz şimdilere yine de şükredin, bundan 5 yıl sonra kesinlikle ve kesinlikle bizim gibi üreticilerin tamamı bitmiş olacak, sizler de seradan ne çıkarsa ona mahkûm olacaksınız."
Hepimizin bildiği şeyleri tekrarlamanın elbette gereği yok ama bu gidişat, üreticinin üretimden bu kadar caydırılıyor olması, hakikaten çok üzücü. Benim kızlarım tarladan ürün bulabilip de alt tarafı bir turşu kurmaya, kışlık domates kavanozları hazırlamaya, kuru sebze yapmaya anneleri gibi böyle özenebilecekler mi, bu fırsat ellerine geçebilecek mi; karamsarım... Eskiden derdim ki; "aman hiç değilse biz yetiştiririz bir lokma toprakta da olsa, ben yine onlara öyle yediririm." Artık bunu diyemiyorum. Tohumlar kısır, tohumlar oynanmış, tohumlar değiştirilmiş. Sen toprak bulup, emek versen ne çıkar... Bahsetmiştim sanırım, bu sene sırf bu niyetlerle dünya emek verdiğimiz minik bahçemizdeki 15 fide kabak, 15 fide bamya deli gibi çiçeklenmelerine rağmen tek bir kabak vermedi, sadece 3 tek bamya aldık. Sözde yerli tohumdu. Pes dedik. Sözün özü, her şeye rağmen ileride bir gün "biz yine de çok şanslıymışız" diyeceğiz, ne acı...
Destan yazmışım yine ;))
Kasırgayı, seli ucuz atlatırsak pazartesi görüşmek üzere inşallah. Bence bişiycikler olmaz...

istediğin gibi yazarsın kime ne ayol!!!! kafası allakbullak olan okur da bunu dile getiriyorsa sana ne ayol!!!! kafasının karışıklığı ile kalsın, otursun düşünsün, evirsin-çevirsin, istediği ne ise arasın bulsun... o onun meselesi!.... :))))
YanıtlaSilciddi bir meseleye parmak basmışsın, çiftçiliğin ölme meselesi... ben bunu trakyada sohbet ettiğim tüm köylülere dile getiriyorum da, bişey diyemeyip bakakalıyorlar... küçüklüklerinden beri çiftçiliğin, köylülüğün olumsuzluklarını çocuklarına boca edip, okumazsan bizim gibi olursun diyerek büyüten, çocuklarına tek kurtuluşun okula ve dolayısıyla şehre-ilçeye taşınmaktan geçtiğini empoze eden aileler, çiftçiliği de bitirdiler, köylülüğü de ayaklar altına serdiler...trakyanın toprakları çok bereketlidir çok verimlidir... ama aileler çocuklarını şehre okumaya yolladıkları için bu topraklar çoğunluk yaşlıların başına kalmıştır... o çocukların da hepsi okumaz... çünkü okuyacak çocuk zaten aldığı notlardan, çalışma sisteminden belli olur... eğitim sistemimizin sağladığı kolaylıkla hasbelkader birer ortaokul ya da lise mezunu oluverirler ama köyden-çiftçilikten kopmuşlardır artık ya bir hizmet sektörüne, ya bir fabrikaya (işçi olarak) ya da kaloriferciliğe-kapıcılığa geçiş yapar, o kötü(!) köy hayatından/topraktan kurtulurlar....İşverenlerine hizmet etmek toprağa hizmet etmekten daha mühim meseledir çünkü(!)... varsın çiftçilik ölsün, kimin umrundadır!
Ruşyena'mmm; iyi ki varsın, iyi ki <3 <3 <3
YanıtlaSilÇittçilikle ilgili yorumuna aynen katılıyorum. Uzak bir ihtimal gibi görünen zamanın aslında kısacık kaldığını düşündüm, üzüldüm...
Yazımı yazarken bende aynıyım. Direkt yazarım silme olayım olmaz. Kasırga dan Allah sizleri korusun, bu Türkiye'de bir ilk olur herhalde. Allah turşularını sağlıkla yemeyi nasip etsin inşallah
YanıtlaSilBende salatalık turşusu kurudum bizde kilo 6 tl idi............
Sevgiler,
Tarım bitmez mi memlekette köy kalmadı, köyleri mahalle yaptılar.Babamın Bursa'da köyü vardı şimdi mahalleyiz diye geçiniyorlar.Herkes Bursa'ya göçtü, kalanlarda pek tarımla uğraşmaz oldular.
YanıtlaSilGülperi'yi bende beğenerek izliyorum.Severim Nurgül Yeşilçay'ı.
Kasırgada teğet geçti, hadi geçmiş olsun.
Ececim turşu işi benimde sırada bekliyor, herşeyin fiyatı almış başını gidiyor, ne yapacağız çok can sıkıcı, çiftçiliğin ölmesi, bu konuda adeta yapmayın bırakın dedirten desteksizlik sonumuz aynen çiftçi amcanın dediği gibi olacak. Düşünemiyorum kopuyorum o noktada çok üzülüyorum çok :(
YanıtlaSilKasırgayı nasıl geçirdiniz? o bile uğramadı ülkemize deniyor :)dilerim hasar zarar ziyan yoktur orda.
Ah Timuçin Esen benim kuzunun adının sebebidir, Dizi neydi hatırlamıyorum doğuma yakın zamanlarda izlemiştik o dizide Çınar komiserdi ama ne adam, bize o ismi ve karakteri çok sevdirdiği için kuzunun adı Çınar oldu, öperim ;)
Evde yaptığın emek yoğun hazırlıkları okumak çok güzel. Benim çocukluk günlerimde neler neler yapılırdı evde. Bizim oraların pazarı şehir pazarlarına göre iyidir bir nebze de olsa. Köylüleri gelir, tereyağ getirirler. Dikenli inciri çok severim ben. Bir de bazlamamız vardır bizim değil mi. Yakında geleceğim Bodrum' a, umarım iyi bir nedenle gelmek nasip olur. Aksi hali çok üzecek.
YanıtlaSil