Bodrum'a mevsimin ilk yağmuru daha doğrusu ilk çamuru yağdı az önce...
(Veee dehşet hızda yağıyor üstelik bir de pazar günü beklenen kasırgamsı fırtına için Bodrum'da kriz masası kuruldu bu arada, Allah yardımcımız olur inşallah)
Ne güzelll derken aklıma dün gece astığım kar beyazı çamaşırlarım geldi. Öğlen aklıma gelmedi değil ama yağmaz herhalde deyip es geçmiştim. Üzülmüyorum ama biraz içim buruldu sanki...
Büyük kızımcığımı geçen hafta sonu yerleştirdik. Tatlı ve yaşlı bir hüzün var halâ bizde. Her ne kadar 4 yıl zaten yatılı okumuş olsa da bu seferki başka geldi. Pazartesi sabah işe gelecek halim yoktu. Günaydın deseler bile ağlıyordum, derken önceki iki gece de uyumadığım için vücut yorgun düşmüştü zaten, 3 gün izin aldım. Neyse ki, bugün daha derlenip toparlanabildim ve mesaiye başladım.
Hep böyle oluyorum. Kızlardan biri gidecekse yada ben bir yere gideceksem birkaç gün öncesinden (bazen birkaç hafta) bana bir hal geliyor, elim hiç bir işe gitmiyor doğru dürüst. Yine öyle geçti son iki hafta. Kızımcığım valizini bile tek başına hazırladı diyebilirim, ben sadece bol bol "şunu unutma, bunu da al, şundan da alalım mı, şunu şöyle mi yapalım" gibi mutad sorular dışında yemek yaptım o kadar.
Dönünce de yine bi aptal aptal dolandım evde 2 gün. Sonra baktım içimdeki ağlaklığı durduramıyorum, bir süre (herhalde bir ay'a yaklaşmıştır bu süre) önce sevgili babamızın 90 derecede bir güzel 3 saat yıkadığı ve kuruduğunda bildiğin yumak haline gelmiş salonun güneşliklerini aldım elime. Belki dedim bir şeyle meşgul olmalıyım. Aman iyi ki de...tövbe tövbe... O bana baktı, ben ona. Bir ara onun da ağladığını düşündüm valla. Açtım ütü masasını, taktım ütüyü fişe. Her biri neredeyse 4 metre eninde olan güneşliklerin sadece bir tanesini 4 saatte mum gibi ütüledim. Bizim ütü masası oturduğun hizada durmuyor, bir yeri kırık galiba, en yüksekte açılıyor sadece ve ayakta yapmak zorunda kalıyorsun ütüyü. Aman da zaten ne severim ne severim ütü yapmayı, değiştirme gereği duymamışım bu vakte kadar. Neyse baktım zaten arızalı olan diz ve topuk bir isyan içinde birbirleriyle yarışmaktalar -ama biliyorum ki bırakırsam bi bir ay daha ellemem ben onları- ötekiyle göz göze geldik. Bu sefer 12 dakikalık yıkamaya tekrar atayım en azından nemlensin bu dedim, attım, çıkardım ve o aynı büyüklükteki perdeyi bu sefer 45 dakikada ütüledim. Bir yandan kendimi tebrik ederken, öteki taraftan kaç gündür bu fikrimi beğenmeyen babamıza da gerekli iltifatları yağdırdım içimden. Yok leke olurmuş, yok daha beter olunca ben daha çok sinirlenirmişim filan. Ne karışıyorsa, tövbe tövbe. Annem böyle durumlarda babama "karışma yahu, dul kadın oğlu musun?" derdi hep, ben de dedim bu sefer ama biraz alındı o da. Malum kaimpederi kaybedeli çok olmadı ve.... Neyse işte... Ondan sonra baktım e bu güneşlikleri kirli tüllerin arkasına asacak halim yok. Bu sefer komutayı ele aldım, hassas yıkamada bir saat yıkayıp sıktırmadan aldım, birer saat balkona astım, ohhh misss sanırsın benim makine ütücüymüş aslında ;)) Şimdi ise alt kat bitti de üst katlarınkileri de halletsem bi diye içim gıcıklanmıyor değil ama malum bugün yağmur var artık biraz zor yaparım onu.
Sonra bir gün tabak alayım dedim raftan. Bizim en çok kullandığımız tabakların 4 yıldır en üst dolap rafında durduğunu yeni idrak ettim o an. Ya sadece şunları değiştireyim derken... Bi 6 saat de öyle gitmiştir herhalde ama neyse sonuçta artık her şey pek bi düzenli oldu. Tek soru var aklımda bu düzen ne kadar sürer? Eve gelen küçük kızım bu derli topluluğu görünce çoook mutlu oldu ve dedi ki; anneem evimizi minimalist hale getirelim bari, emin ol yaparız... Öyle mi olur böyle mi olur derken bir kaç gündür gerçekten sadeleşmeye başladık ve bundan çok da keyif alıyoruz. Kızımcığımın bana yardım için sadece hafta sonları kısıtlı bir zamanı olsa da, her gün birlikte geçirdiğimiz zamanlarda sohbet ediyoruz, bu bile beni çok yüreklendiriyor. Öyle güzel fikirleri var ki... Bazen şaşırıyorum, ne zaman büyümüş de, nereden öğrenmiş de bunları biliyor ki, diye. Öyle işte, bakalım bu yeni yol bizi hangi sakinliklere ulaştıracak. Mesela bir de ablasından dolayı epeyce sakinleşen gardıroplarını ve kitaplıklarını da düzenleyeceğiz yeniden. Onların ki bitince de bizimkine dalacağım ben. Hah bi de böyle bir huyum var, evvela onlarınki düzenlenmeden bizimkileri elleyememek gibi. Bu bir sorun mu bilmiyorum, teorik olarak pek doğru gelmiyor ama böyle işte bu da.
Yeğenime ördüğüm bereyi tabi bunca iş güç ve ruh karmaşası arasında hiç ellemedim.
Okumakta olduğumu artık söylemekten utandığım 3 kitaba da ara sıra dokunsam da asla anlamadım, odaklanamadım, bitiremedim.
Domates haricinde kışla ilgili henüz hiçbir hazırlık da yapamadım. Oysa küçük kızımcığım bu sene bizimle olacağından ve sebze düşkünlüğünden şu ana kadar pek çok torba hazırlamış olmalıydım. Manavımla bu kışlık tedariği işini bir türlü çözememiş olsam da yarınki sebze pazarını kaçırmasam süper olur.
Bu akşam sipariş üzere Fransız usulü domates çorbası, kuru köfte yapmayı planlıyorum. Yanına dünden kalan sebzeli bulgur pilavı ilave edeceğim ve tabii olmazsa olmaz ev yapımı yoğurdumu.
E bugünkü ruh halimin nerede olmak istediğini de ekleyip gideyim ben artık ...
(Veee dehşet hızda yağıyor üstelik bir de pazar günü beklenen kasırgamsı fırtına için Bodrum'da kriz masası kuruldu bu arada, Allah yardımcımız olur inşallah)
Ne güzelll derken aklıma dün gece astığım kar beyazı çamaşırlarım geldi. Öğlen aklıma gelmedi değil ama yağmaz herhalde deyip es geçmiştim. Üzülmüyorum ama biraz içim buruldu sanki...
Büyük kızımcığımı geçen hafta sonu yerleştirdik. Tatlı ve yaşlı bir hüzün var halâ bizde. Her ne kadar 4 yıl zaten yatılı okumuş olsa da bu seferki başka geldi. Pazartesi sabah işe gelecek halim yoktu. Günaydın deseler bile ağlıyordum, derken önceki iki gece de uyumadığım için vücut yorgun düşmüştü zaten, 3 gün izin aldım. Neyse ki, bugün daha derlenip toparlanabildim ve mesaiye başladım.
Hep böyle oluyorum. Kızlardan biri gidecekse yada ben bir yere gideceksem birkaç gün öncesinden (bazen birkaç hafta) bana bir hal geliyor, elim hiç bir işe gitmiyor doğru dürüst. Yine öyle geçti son iki hafta. Kızımcığım valizini bile tek başına hazırladı diyebilirim, ben sadece bol bol "şunu unutma, bunu da al, şundan da alalım mı, şunu şöyle mi yapalım" gibi mutad sorular dışında yemek yaptım o kadar.
Dönünce de yine bi aptal aptal dolandım evde 2 gün. Sonra baktım içimdeki ağlaklığı durduramıyorum, bir süre (herhalde bir ay'a yaklaşmıştır bu süre) önce sevgili babamızın 90 derecede bir güzel 3 saat yıkadığı ve kuruduğunda bildiğin yumak haline gelmiş salonun güneşliklerini aldım elime. Belki dedim bir şeyle meşgul olmalıyım. Aman iyi ki de...tövbe tövbe... O bana baktı, ben ona. Bir ara onun da ağladığını düşündüm valla. Açtım ütü masasını, taktım ütüyü fişe. Her biri neredeyse 4 metre eninde olan güneşliklerin sadece bir tanesini 4 saatte mum gibi ütüledim. Bizim ütü masası oturduğun hizada durmuyor, bir yeri kırık galiba, en yüksekte açılıyor sadece ve ayakta yapmak zorunda kalıyorsun ütüyü. Aman da zaten ne severim ne severim ütü yapmayı, değiştirme gereği duymamışım bu vakte kadar. Neyse baktım zaten arızalı olan diz ve topuk bir isyan içinde birbirleriyle yarışmaktalar -ama biliyorum ki bırakırsam bi bir ay daha ellemem ben onları- ötekiyle göz göze geldik. Bu sefer 12 dakikalık yıkamaya tekrar atayım en azından nemlensin bu dedim, attım, çıkardım ve o aynı büyüklükteki perdeyi bu sefer 45 dakikada ütüledim. Bir yandan kendimi tebrik ederken, öteki taraftan kaç gündür bu fikrimi beğenmeyen babamıza da gerekli iltifatları yağdırdım içimden. Yok leke olurmuş, yok daha beter olunca ben daha çok sinirlenirmişim filan. Ne karışıyorsa, tövbe tövbe. Annem böyle durumlarda babama "karışma yahu, dul kadın oğlu musun?" derdi hep, ben de dedim bu sefer ama biraz alındı o da. Malum kaimpederi kaybedeli çok olmadı ve.... Neyse işte... Ondan sonra baktım e bu güneşlikleri kirli tüllerin arkasına asacak halim yok. Bu sefer komutayı ele aldım, hassas yıkamada bir saat yıkayıp sıktırmadan aldım, birer saat balkona astım, ohhh misss sanırsın benim makine ütücüymüş aslında ;)) Şimdi ise alt kat bitti de üst katlarınkileri de halletsem bi diye içim gıcıklanmıyor değil ama malum bugün yağmur var artık biraz zor yaparım onu.
Sonra bir gün tabak alayım dedim raftan. Bizim en çok kullandığımız tabakların 4 yıldır en üst dolap rafında durduğunu yeni idrak ettim o an. Ya sadece şunları değiştireyim derken... Bi 6 saat de öyle gitmiştir herhalde ama neyse sonuçta artık her şey pek bi düzenli oldu. Tek soru var aklımda bu düzen ne kadar sürer? Eve gelen küçük kızım bu derli topluluğu görünce çoook mutlu oldu ve dedi ki; anneem evimizi minimalist hale getirelim bari, emin ol yaparız... Öyle mi olur böyle mi olur derken bir kaç gündür gerçekten sadeleşmeye başladık ve bundan çok da keyif alıyoruz. Kızımcığımın bana yardım için sadece hafta sonları kısıtlı bir zamanı olsa da, her gün birlikte geçirdiğimiz zamanlarda sohbet ediyoruz, bu bile beni çok yüreklendiriyor. Öyle güzel fikirleri var ki... Bazen şaşırıyorum, ne zaman büyümüş de, nereden öğrenmiş de bunları biliyor ki, diye. Öyle işte, bakalım bu yeni yol bizi hangi sakinliklere ulaştıracak. Mesela bir de ablasından dolayı epeyce sakinleşen gardıroplarını ve kitaplıklarını da düzenleyeceğiz yeniden. Onların ki bitince de bizimkine dalacağım ben. Hah bi de böyle bir huyum var, evvela onlarınki düzenlenmeden bizimkileri elleyememek gibi. Bu bir sorun mu bilmiyorum, teorik olarak pek doğru gelmiyor ama böyle işte bu da.
Yeğenime ördüğüm bereyi tabi bunca iş güç ve ruh karmaşası arasında hiç ellemedim.
Okumakta olduğumu artık söylemekten utandığım 3 kitaba da ara sıra dokunsam da asla anlamadım, odaklanamadım, bitiremedim.
Domates haricinde kışla ilgili henüz hiçbir hazırlık da yapamadım. Oysa küçük kızımcığım bu sene bizimle olacağından ve sebze düşkünlüğünden şu ana kadar pek çok torba hazırlamış olmalıydım. Manavımla bu kışlık tedariği işini bir türlü çözememiş olsam da yarınki sebze pazarını kaçırmasam süper olur.
Bu akşam sipariş üzere Fransız usulü domates çorbası, kuru köfte yapmayı planlıyorum. Yanına dünden kalan sebzeli bulgur pilavı ilave edeceğim ve tabii olmazsa olmaz ev yapımı yoğurdumu.
E bugünkü ruh halimin nerede olmak istediğini de ekleyip gideyim ben artık ...

Çok zor duygular allah kolaylık versin Ececim, alışılacak elbet ama alışana kadar biraz zor olacak, azimli ve çalışkan Ecemizi bekliyoruz hadi toparlan, öperim çok ;)
YanıtlaSilDeryacığım evet haklısın ve evet halâ zor. Ben de bekliyorum o Ece'yi bu arada ;)) öptüm seni...
YanıtlaSilİnsana en güzel terapi iş oluyor. Sadeleşme kısmına bayıldım. Ben oğlanların odasında üç gün geçirdim. Daha uğraşsam bir o kadar daha geçer ama şimdilik bu kadar yeter dedim. Metehan'ın test kitapları gidince bayağı ferahladı odaları :)
YanıtlaSilAllah kavuştursun kızınla. Herşeyi güzel geçsin, okulunu, hocalarını ve arkadaşlarını çok sevsin .
Ay haklısın. Benim de çocuğum gitse ben de senin gibi olurum. Ev boşalır; ruhum daha da çok boşalır. Ama iyi tarafından bak. Elinde o nefis çocuklardan iki tane var. Yani birini yolladın ama aynı kokuya sahip bir tane daha var elinde. Nasılım ama? Yolladığın güzellik ilk tatilde yanına gelene kadar diğerinin ense kökünü öpüyorsun sıklıkla. (reçeteyi yazdım bak)
YanıtlaSilSelçuk'la ben de Kuzey'e bakıp bakıp, "Ya bu dört sene sonra üniversiteye gidecek. Biz ne yapacağız?" diye birbirimize soruyorum. Fazlası da yok elimizde :)
Azıcık serinledi mi için?
Yok di mi?
Geçecek, geçecek...
Sevgilerimi yolladım sana.Çok öpüyorum.
bu birbirine girmiş işleri, güçleri ve düşünceleri ara vermeden bir solukta yazmışsın ya, hangi haline üzüleyim neye güleyim, allak bullak oldum okurken ben de... :)) kızımın ilk üniversiteye gidişini düşünüp özdeşlik kurma telaşeleri içine girmesin mi bir de aklım... hay Allah!.... kolaylıklar diliyorum sana ececim... sanki bundan sonrası sükunete doğru gibi... hadi inşallah!... kızçenden hep güzel haberler alır, sık sık kavuşur, buluşursunuz dilerim...
YanıtlaSilHandancığım, sadeleşmek hakikaten bu dönemde bana en iyi gelen şey oluyor diyebilirim. Küçük kızımcığımın test kitapları sebebiyle kitap kısmından tam kurtulamadık ama şimdi her geçen gün daha iyiisini yapmaya çalışacağız.
YanıtlaSilGüzel dileklerin için çok teşekkür ederim.
Özlemciğim... MÜKEMMELLLLSİN... Tüm tavsiyelerini ve reçeteni hergün her an uygulayacağım, ufff içimi ısıttın, çok ama çok sağol... Elimde bir tane daha var ama o da hazırlık içinde biliyorsun, bakalım ne zaman nereye gidecek, aslında onun tasası da şimdiden düştü bir yandan ;)) Sen hep buralarda ol tamam mı? Ve Kuzey'le geçireceğin 4 seneni çok ama çok sevgi dolu geçir dilerim (zaten öyle yaptığını da biliyorum bu arada)
YanıtlaSilKoccaman öptüm seni...<3
Ruşyena'm, sen yazınca baktım da ;))gerçekten yazdıklarım karmakarışık aynı ben gibi ;)) Biliyorum diyorum ya, mutlu ayrılıklar filan ama zor geldi tahmin etmediğim kadar. Meğer ayrılık alışabilitesi olan bişey diilmiş, bi kez daha nakavt etti hayat beni ;)) Güzel dileklerin için çok ama çok teşekkür ederim...
YanıtlaSilMevsim değişikliği, okul telaşı hepsi birleşince seni yorması normal. Umarım her şey hem kızın için hem de senin için gönlünce olur. Fırtına beklentisi hepimizi endişelendirdi. Kumbahçe' de oturan yakınlarımı endişelendirmesi de çok doğal tabii, zira denize çok yakınlardı. Çok şükür onlar da nefes aldı.
YanıtlaSil